MISRAYI BERCESTELER

Mısra-ı Berceste
-Elif-
1. “Leyse lil insâne illâ mâse’a” (Kur’an, Necm, 39. ayet. )
2. Çâre yok böyle imiş hükmü kader.
3. Gam zamânında görünmez hiç yârân safâ
4. Hâcet-i meşşâti nîst rûy-i dilârâm râ.
(=Güzel yüzün, süsleyiciye ihtiyacı yoktur. )
5. Mevlevidür sevdiğim her dem külah eyler bana. Dertli
-Be-
6. Gizli düşmen gibidir bil ki müdâhin ahbâb
(=Gizli düşman gibidir, bil ki, yüze gülücü dostlar. ) Sünbülzâde Vehbî
7. Herkesin rif’ati bir yüzden olur sûret-yâb
(=Her insan ayrı bir nedenle yükselir. ) Nâbî
8. Esasen haddini bilmektir insanlar için adâb
9. İfşayı uyûb etme midir gayret-i ahbab?
-Te-
10. Uyduran masrafın îrâdına çekmez zahmet.
11. Çok müslümanı soğuklar etti ateş-perest.
12. Ârif olana besdir işaret.
13. Pirlikte ateş fakrın olur tesiri hayat
14. Gelmek irâdet gitmek icâzet
15. Sultân-ı suhân menem diger nîst.
16. Der hâne-i mûr şebnemi tûfânest.
(=Karıncanın hanesinde şebnem tufandır. )
17. Herkes bekadri hiş giriftârı mihnetest.
18. Eger hâhi selamet derkenarest.
19. Hergar ki hasru bikend şirinest.
20. Allah Allah çahı cay aynı sahnest.
-Se-
21. Bahr-i emel-i sefinesine nâhada abes. ???
22. Olur ikbali bazın, bazının idbarına bâis.
23. Eşşey-i lâyesnil vakdi salis. ???
-Ce-
24. Nâmerde değil merde Hüdâ etmeye muhtac.
25. Sağ gözü eylemeye sol göze Allah muhtac.
-Ha-
26. Zordur etse zahmed ere merhamet cerrah.
27. Seyyidül hükemadır sulh u salah.
-Ha-
28. Nail-i sud olamaz olmasa sail kisnah. ???
29. Madar eder madar gerdüş cerrah.
-De-
30. Akıbet gerek zade gerek şud.
31. Zihi rayı bâtıl, zihi fikri fasid!
32. Her ki zahmi hurd? elbette fağani dâred.
33. Takdir-i katı rişte-i tedbir mîküned.
34. Mur derhane-i hud-i hükm-i süleyman dâred.
35. Katre katre âb-ı cûyed âkıbet deryâ şod.
36. Hamiye lazımdır ne rütbe olsa da rüşvet-i leziz.
-Ra-
37. Ateş kenarı kış gününün lale zarıdır.
38. Herkesin bir revişi, her revişin bir kesi var.
39. Adam bu bizim devr-i dilaraya bir gelir.
40. Akran içinde her cehtinden faik olmakdır.
41. Kim mayedir eyler ne ki eylerse zuhur.
42. Korkum oldur sana düzahda da yer vermezler.
43. Bilemem eyleyecek geriye midir, handa mıdır?
44. Heves-i cah ile câhil mütalaşi görünür.
45. Gün doğmadan meşime-i şebden neler doğar.
46. Bağban bir gül içinde bin hare hizmetkar olur.
47. Sükutun merd-i dana hasmını ilzem için saklar.
48. Dem urur akl-ı Felatundan nice divaneler.
49. Tiz reftar olanın payine damen dolaşır.
50. Halavet olmaz o nimetde ki lisana düşer.
41. Sadakat arz ederken merd-i ebleh töhmetin söyler.
42. Zinet olmaz mara endamın ki nakş u nigar.
43. Varak-ı mühr-i vefayıkim okur kim dinler?
44. Yangında ibtidada şerden zuhur eder.
45. Seng-i tan-ı cühela hep ulemaya dokunur.
46. Viran olacak kasra bu zinet çoktur.
47. Kem söz ile kalp akça yine sahibinindir.
48. Hüsn-i hulk-ı âdeme sermaye-i asayiş olur.
49. Aldanma ki şair sözü elbette yalandır.
50. Kanaat günz-i layüfni ile tefsir olunmuştur.
51. Bunun keyfiyeti tabir olunmaz zevke dairdir.
52. Galat oldur olunca meşhur.
53. Bu kadar ateşe bir katre ne tesir eyler?
54. Elde istidad olunca kar kendin gösterir.
55. Mükafat iktizasınca ceza cinsi ameldendir.
56. Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer.
57. Rahzen kişiye hep reviş-i nasezasıdır.
58. Adet budur ahirde gelir bezme ekabir.
59. Beyan-ı isdikade şart-ı ülfet-i terk külfettir.
60. Şürk-i nimet evde bir nimettir.
61. İfrat-ı sebat âdemi gahi heder eyler.
62. Hazzı ma safa daima gider.
63. Ey din-i insanım evvel bil ki insanlık nedir?
64. Tabibin olsa da kizbi marızın sıhhatin söyler.
65. Mütekebbirlere kibr etme tasdik gibidir.
66. Ne kadar bilmese de halk hizmendi?? bilir.
-Ze-
67. Tahsil-i kemalat, kem alat ile olmaz.
68. Meşhur bir meseldir mızrak çuvala sığmaz.
69. Bir bina ta ki harap olmaya mamur olmaz.
70. Çeşm-i insaf kadar kamile mizan olmaz.
71. Derdini söylemeyen hastaya timar olmaz.
72. Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz.
73. Cedlekarane, hamuşu kadar rengin cevap olmaz.
74. Cami-i kühne-i bi vakfe cemaat gelmez.
75. Takdir-i Hüda kuvvet-i bazu ile dönmez.
76. Her zaman dest-i dile damen-i fırsat girmez.
77. Aşinaya aşina, biganeye biganeyiz.
78. Hoşyar ile hoşyar oluruz mes ile mestiz.
79. Kamil hata eder ki anı cahil eylemez.
80. Feyz-i sahne nihayet olmaz.
81. Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz.
82. HAyıda sahn-ı merd sahndane yakışmaz. ????
83. Gülü tarife ne hacet ne çiçekdir biliriz.
84. Bir sürçen atın başı kesilmez.
85. Bu bezmin badenuşu mest olur amma harap olmaz.
86. Nemayandur libas kâbiliyet mestâr olmaz.
-Se-,-Şe-
87. Mert-i devr-i felek birdir âdem bir nefes.
88. Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş.
-Sad-,-Dad-
89. Bigane meram kalır aşinayı hırs.
90. Sohbet-i ehl-i nafâka bakma gavgadır garaz.
-Zı-
91. Ne rütbe nam olsa adem eyler azmağandan haz. ????
-Ayn-,-Ğayn-
92. Olmaz iltafül hayaya isyan mani. ???
93. Elinle ettiğin hayrı dilinle eyleme zayi.
94. Kuş gibi âdemi pâbeste eder dâm-ı taam.
95. Geçti baharımız bu sene nâfile diriğ!
-Fe-
96. Cümlenin maksudu bir amma rivayet muhtelif.
97. İnsafı bırakmamaktır insaf.
98. Bilinir ziver-i efsar olacak cevher saf. ???
-Kaf-
99. Şifası olmayan bimara sıhhattir helak olmak.
100. Tutalım cennet imiş âdem yok.
101. Tüketti şeyh kerameti ucuz satarak.
102. Yorulmaktır cihan-ı kühneyi tamire uğraşmak.
103. Sen bu bazıçaya aldanma tamaşasına bak.
-Kef-
104. Gar-ı evvelde kişi akıbet endiş gerek.
105. Şeref-i nesl ile fahr etme eğer âdem isen.
106. Rehzen-i har olanın dameni pürcide gerek.
107. Söz güherdir ne bilir kadrini nadan güherin.
108. Acımaz kesdiği parmak şer’in.
109. Âdem değilim sen de eğer âdem olursan.
110. Şikayettir cevabı her kime dersen nedir halin.
111. Kizb-i ezharda çok medhali vardır kasemin.
112. Olmayınca hasta, kadrin bilmez âdem sıhhatin.
113. Hâtırından çıkmasın dünyaya üryan geldiğin.
114. Senedi batıl olur, batıl olan davetin.
115. Gel arif ol ki marifet olsun tecahilin.
-Lam-
116. Ehli dil birbirini bilmememek insaf değil.
117. İstemez doğru giden menzil-i maksuda delil.
118. Söz oldur âleme senden kala bir darb-ı mesel.
119. Marı surahindan ihraç eylemiştir tatlı dil.
-Mim-
120. Göbeğin kendi kser tıfl-i yetim.
121. Ne çekersem çekerim sahte vakarı çekemem.
122. Etme mala yelezmi hiç iltizam. ???
123. İnnemel insane illa bil-tamam.
-Nun-
124. Yarsız kalmış cihanda aybsız yar isteyen.
125. Mar-ı ser ma dideye Mevla güneş göstermez.
126. Hakk Teala gördüğünden kimseyi dur etmesin.
127. Akrep etmez akrabanın ettiğin
128. Değil kürsüye vaiz arşa çıksan âdem olmazsın.
129. Bir gün aranır, elde hemân bir hüner olsun.
130. Malını ihraf . . . . etmek keyf-i duhân.
131. Erişir menzil-i maksuduna aheste giden.
-v-,-he-
132. Ak akçe kara gün için derler meseldir bu.
133. La havle ve lâ kuvvete illâ billâh.
134. Her metaın bir revacı var bu bendergâhta.
135. Fermende avamdır efkar batıla.
136. Dahil eden dinimize bari müselman olsa.
137. Sana vacip mi olmak âlime cellat lazımsa.
138. Haset bir manevi tarizdir eltaf mevlaya.
139. Atarlar taşı elbette dıraht meyve dar üzre.
140. Olmaz bir asuman iki hurşide cilvegâh.
141. Garaz neş’e-i tahsil eylemektir bizim âlemde.
142. Sulh olmaz ise kabza-i şimşir olmaz da.
143. Gördün zamane uymadı, sen uy zamaneye.
144. Men cerebel cerbü halet be endâme. ????
-ye-
145. Kelamdan olur malum kişinin kendi mikdarı.
146. Çarh-ı gadarın elden dad bir, feryat iki????
147. Hâk ol ki Hüdâ mertebeni eyleye âlî.
149. Çoktur burun erecende nedamet akdesi. ???
150. Teslimdir muarızanın seyf-i sarımı.
151. Olmaya dvlet cihânda bir nefes sihhat gibi.
152. Şuh meşreb gezer elden ele peymâne gibi.
153. Bilmez âsude olan hal-i dil-i bîmarı.
154. Ya keramet gitti ya ehl-i keramet kalmadı.
-Güzide Beyitler-
155. Ey leyl-i mükevkeb seni etdi gece tamaşa
ruhum uçuyor şevk ile ihtarlara gûyâ.
156. Tarifine gitmemektir evli
Tarifine gelir mi hiç mevli.
157. Rik-i sahrayı inci kılsa Hüdâ
Yana doymak muhal çeşm-i gedâ.
158. Kayık çocuk gibidir: oynuyor mu kaydetme,
Dokunma keyfine; yalnız tetik bulun, zîrâ
Deniz kadın gibidir: Hiç inanmak olmaz ha!
159. İşretle hahv olup gidiyor bunca ezkiyâ
Elbette müntafidir o zulmette her ziyâ.
160. Ne kırarsın ikide birde benim hatırımı?
Könlüm ey tıfl-ı ziyankar oyuncak değil â!
161. Ne maniler, ne sözler mündercedir safha-ı dilde
Eğerçe suret-i zâmirde hâmuşum kitab-ı asâ
162. Saî kîyl-i tahsîl-i irfan etmeğe
Meleyse lil insani illâ mâsiî
163. Besdür erbab-ı küfr tâ bu hitâb
Fettegullahe yâ ulil el-bâb
164. Bir delikanlı harâmidür diye afv etdiler
Asmadan kurtuldu ammâ çok sıkılmıştır şarap
165. Sâki ver ol piyâle olmasa ter ü tâb
Elmas içinde mevc ura tâ ki la’l-i nâb
166. Kâbil değil câmi’ fünûnun ihâtası
Âdem ne rütbe almasa ikdâm rûz u şeb
Evli olan nefâisle iktifâ idüb
Nefs-i azîze vermemeli boş yere ta’b
167. Kıymet ü kadr-i hayât-ı pederi bilmeyene
Bildirir sonra zamâne ne imiş kıymet âb
168. Neş’e ve fetende kişinin ayârı belli olur
Aceb insane mehin taşı mıdır câm-ı şarâb
-Te-
169. Asâr-ı terki dibûruz biz buna; heyhât!
Manâsı aceb söz mü demektir edebiyât?
170. Bir mülhadî lakin kim eder tesliye abhât
Sığmaz onun afâkına ferdâ-yı mükâfât
171. Şecerdür haddi zatında fakat dehşet verir nâbut
Hacerdür haddi zatında fakat zinet verir yakut.
172. Bir yerde ki yok nağmeği takdir idecek gûş
Tazi’-i nefs ile tebdil-i makam it.
173. Şeb-i yeldeyı muvakkıtla müneccim ne bilür
Mübtela-yı gama sor ki geceler kaç saat?
174. Düşünürsen tehî değildür bu?
Beşeriyet rekâbete muhtâc?
Ki bu hassı müvecceb terkidür
Ancak ifrâtı yes ider intâc.
175. Nushan maraz-ı aşka ilâç eylemedi hiç
Ey şeyh-i keramet-fürûş ez de suyun iç
176. Nâdir bulunur tıynet-i kemâlde kudur
Kim mâyeden eyler ne ki eylerse zuhûr
177. Sezâyı tîğ olur hadbin tecâvüz eyleyen mevler
Anınçün tîğden azadedir müjgan ve ebrular
178. Hak yol aramak vacibdür akl-ı selime
Tevfikini iserse Hüdâ rahber eyler
179. Bir kitabdur kadın, meli hayatdur
Bir kız bakılsa mâder-i kâinatdur.
180. Etfâle kıblegâh analar kucağıdur
Zîrâ o yer vefâ ve mürrüvet ocağıdur.
181. Elfâz; meânî içün abine-yi şândur
Elfâza bakılmaz mı diyorlar hezeyândur.
182. Belâ-yı şâir bivayedür zaruret vezn
Dehâ belâsı anın ıztırab-ı kafiyedür.
§
Ehlen ve sehlen ey gam-ı kalb-i perişân merhabâ
= Hoş geldin ey perişan kalbimin hüznü, hoş geldin.
Nev’î
§
Eyle ilminle amel tâ olmaya sa’yin hebâ
= Bilgini dönüştür fiile, gitmesin emeklerin boşa.
Sünbülzâde Vehbî
§
Deryâya erer âb-ı revân gitse yolunca
= Denize ulaşır sonunda, akarsu giderse yolunca.
Belîğ
§
Pâk eyle gönül çeşmesini tâ durulunca
= Arındır gönül pınarını, duruluncaya dek.
Şeyh Hüseyin Lâmekânî
§
Şeb-tâba kıl nazar o da hâlince yanmada
= Ateşböceğine bak, o da yanmada kendince.
Tezkirecizâde Naîm
§
Kimyâ fazl ü hünerdir var ise dünyâda
= Simya, erdem ve bilgidir, varsa dünyada.

§
Her metâ’ın bir revâcı var bu bender-gâhda
= Her malın bir alıcısı vardır bu pazarda.
Koca Râgıb Paşa
§
Tembeli Hazreti Allah da sevmez kul da
= Tembeli yüce Allah da sevmez, kul da.
İsmail Safâ
§
Mîzâna ur görüştüğün ahbâbı ibtidâ
= İyice incele görüştüğün dostları önce.
Nevres-i Kadîm
§
Sâlik-i râh-ı hakîkat aşka eyler iktidâ
= Hakikat yolcusu aşka uyar.
Fuzûlî
§
Bakılmaz hâtır-ı ahbâba hiç dil-ber husûsunda
= Bakılmaz dost hatırına hiç, sevgili konusunda.
Koca Râgıb Paşa
§
Suyu bardakta demişler gemiyi duvarda
= Suyu bardakta demişler, gemiyi duvarda.
Yetîm
§
Eder her tîşe-kâr ârzû bir Bîsütûn peydâ
= Her Ferhat, bir dağ ister delecek.
Nâilî-i Kadîm
§
Hudâ kâdirdir eyler seng-i hârâdan güher peydâ
= Allah güçlüdür, taştan elmas çıkarır.
Hüdâyî-i Kadîm
§
Gam zamanında görünmez hiç yârân-ı safâ
= Kötü günde görünmez hiç, iyi gün dostları.
Bursalı Edibî
§
Metâ’-ı râzımı dellâle verdim ben lisânımla
= Sırlarımı çığırtkana verdim kendi dilimle.

§
İnsân odur ki âyine-veş kalbi sâf ola
= İnsan, ayna gibi, kalbi saf olandır.
Bâkî
§
Fırsatı fevt eylemez âkıl meğer nâ-dân ola
= Fırsatı elden kaçırmaz akıllı, eğer cahil değilse.

§
Fülk-i murâd hep pupa gitmez biraz mola
= İstekler gemisi hep pupa gitmez, biraz mola.
Belîğ
§
Gılâfın tîg-i bürrân kesmez aslâ
= Keskin kılıç kınını kesmez asla.

§
İntizâr üzre olur sâim olan akşama
= Oruçlu olan, bekler durur akşamı.
Belîğ
§
Kuş gibi âdemi pâ-beste eder dâm-ı tama’
= Kuş gibi, insanı tuzağa düşürür tamah.
Müverrih Râşid
§
Sakın keyfiyyetin ser-mest-i devlet dinlemez açma
= Zenginlik sarhoşu dinlemez, sakın açma derdini.

§
Kudretim yok hâlimi arz etmeye cânânıma
= Gücüm yok hâlimi anlatmaya sevgiliye.
Usûlî
§
Artık dayandı tîg-i elem üstühânıma
= Artık dayandı bıçak kemiğe.
Fezâyî
§
Sakın zındîk ile ehl-i taassubdan karîb olma
= Sakın zındık ile bağnazdan, yakın olma onlara.
Şeyhzâde Es‘ad
§
Hudâ settârdır ta’n etme ayb-bîn olma
= Allah örtücüdür; görme kusurları, ayıplama kimseyi.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Dem-i şubâttaki nev-bahâra aldanma
= Şubatta gelen bahara aldanma.
Sâmî
§
Her zaman bir türlü hicrân gösterir devrân bana
= Her gün bir türlü acı çektirir dünya bana.

§
Sırr-ı gaybı keşf eden yârin dehânıdır bana
= Gizli sırları açıklayan sevgilinin ağzıdır bana.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Fakr mülkü taht ü âlem terki efserdir bana
= Yoksulluk mülkü taht, dünya terki taçtır bana.
Fuzûlî
§
Reh-nümâ-yı meslek-i tahkîktir hayret bana
= Gerçeği aramada rehberdir hayret bana.
Sâmî
§
Mihmân-ı Hudâ’dır gurebâ hân-ı cihâna
= Allah misafiridir garipler, dünya hanında.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Zehr içmek gibidir acı söz âdem olana
= Zehir içmek gibidir acı söz, insan olana.
Vehbî
§
Buhârî’den gelir dinler hadisi tâlib-i ma’nâ
= Gelir Buhârî’den hadis dinler, gerçeği arayan.

§
Gedâlara lûtf eylemek kâ’idedir sultâna
= Yoksullara lütuf kaidedir sultana.
Yûnus Emre
§
Birbirisine muhtaçtır a’lâ ile ednâ
= Birbirine muhtaçtır yukardaki ile aşağıdaki.
Nâbî
§
Kâh olur âşık-ı şeydâya düşer istiğnâ
= Kimileyin çılgın âşığa düşer nazlanma.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Âkıbet erbâb-ı derdin merg erer imdâdına
= Sonunda dertlilerin ölüm yetişir imdadına.
Şeyhülislam Mekkî
§
Kendi derdi gönlümün billâh gelmez yâdına
= Kendi derdi gönlümün, ant olsun, gelmez aklına.
Nâmık Kemâl
§
Mânend-i âsiyâb döneriz kısmet ardına
= Değirmen gibi döneriz kısmet ardında.

§
Bakmaz esîr-i neş’e meyin dürd ü sâfına
= Keyif düşkünü, bakmaz şarabın bulanığına, safına.
Râşid
§
Bâğ-ı dehrin değmedik biz bir yeşil yaprağına
= Dünya bağının değmedik biz bir yeşil yaprağına.
Veysî
§
El açma kısmetin gelir ayağına
= El açma, kısmetin gelir ayağına.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Keşf-i esrâr eyleme ağyâra Allah aşkına
= Sırlarını söyleme başkalarına Allah aşkına
Şeyhülislam İshak
§
Hırsız âhir kâle-i cismin asar dükkânına
= Hırsız sonunda postunu astırır dükkânına.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
İhtirâm etmek mürüvvettir kişi mihmânına
= Ağırlaması kişinin insanlıktır konuğu.
Hayâlî Bey
§
Dehrin safâ vü neş’esi değmez humârına
= Dünyanın eğlence ve neşesi değmez baş ağrısına.
Ahmed Cevdet Paşa
§
Ezhârı taksim ettiler gül düştü hârın pâyına
= Çiçekleri üleştirdiler, gül düştü dikenin payına.
Sâbit
§
Eyleme âkıl isen mecnûnu mahrem râzına
= Eyleme akıllıysan deliyi ortak sırrına.
Ahmed Paşa
§
Olmaz gedâ-yı dehre şeh-i âlem âşinâ
= Dost olmaz dünya düşkününe evrenin sultanı.
Halim Giray
§
Düşmen-i irfân olur elbette nâ-dân-âşinâ
= Bilginin düşmanı olur elbette bilgisizin dostu.
Rûhî
§
İnsân odur ki bir söz ola âna bend-i pâ
= Bir söz yeter dizginlemeye insan olanı.
Nâbî
§
Tabîb-i hâzıkı bul da ilâcı sonra ara
= Uzman bir hekim bul da ilacı ara sonra.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Yasâğ olmaz meseldir nûr-i dîdem seyr-i dîdâra
= Yasak olmaz, meseldir gözümün nuru, güzele bakmaya.

§
Beheşt oldur mezâkın anda âdem eyleye icrâ
= Cennet, gerçekleştirildiği yerdir zevklerin.
Koca Râgıb Paşa
§
Düşer serv-i bülendin zıllı dûra
= Düşer yüksek servinin gölgesi uzağa.

§
Neyleyim yaptığını ba’de harâbi’l-Basra
= Neyleyim yaptığını iş işten geçtikten sonra.

§
Bilâ-dâvet oturma hânına gayrın zübâb-âsâ
= Davetsiz oturma her sofraya sinek gibi.
Yenişehirli Belîğ
§
Bir gonca vardı koklanacak hârı olmasa
= Bir gonca vardı koklanacak, dikeni olmasa.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Gül kime nâz ederdi eğer bülbül olmasa
= Gül kime nâz ederdi, eğer bülbül olmasa.

§
Ey gül nazîrin olmaz idi hârın olmasa
= Ey gül, eşin bulunmazdı dikenin olmasa.
Riyâzî
§
Da’vâ-yı Mansûr ederdi her kişi dâr olmasa
= Herkes Mansur olurdu, darağacı olmasa.
Koca Râgıb Paşa
§
Dahl eden de sözüme bâri bir üstâd olsa
= Beğenmeyen sözümü, bari bir üstat olsa.
Nef’î
§
Bilinir kadr-i abâ mevsim-i bârân olsa
= Bilinir abanın değeri yağmur mevsiminde.

§
Sana vicdânın elvermez mi istişhâd lâzımsa
= Sana vicdanın yetmez mi tanık gerekse.
Recâîzâde Mahmûd Ekrem
§
Mey içmek mûris-i gamdır safâ-yı hâtır olmazsa
= Şarap acı vericidir, olmazsa gönül şenliği.
Belîğ
§
Muhtemeldir pâdişâhım belki deryâ tutuşa
= Muhtemeldir padişahım, belki derya tutuşur.

§
Eğrilerle doğru söyleşmek hatâ’
= Eğrilerle doğru konuşmak yanlış.

§
Duâsı ehl-i kurbun reddolunmaz dergeh-i Hak’ta
= Duası Allah dostlarının, reddedilmez Allah dergâhında.
Belîğ
§
Şimden geri hemân bize lâzım olan duâ
= Şimdiden sonra yalnız duadır bize gereken.
Sâmî
§
Tîg-i düşnâm-ı zebânın yâresi bulmaz devâ
= Dil kılıcının yarası bulmaz şifa.

§
Derd-i derûna sabr ile etmekteyiz devâ
= Gönül derdini sağaltmaktayız sabırla.
Seyyid Vehbî
§
Felekten intikâm-ı ma’nevîdir etmemek şekvâ
= Felekten intikamdır, yakınmamak ondan.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Fakîre i’tibâr yoktur hemân izzet bâya
= Yoksula değer verilmez, bütün saygı zengine.

§
Haset bir ma’nevî ta’rîzdir eltâf-ı Mevlâ’ya
= Kıskançlık bir tür kınamadır, Allah bağışlarını.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Geç o meclisten ki ânda feyz-i imkân olmaya
= Geç o meclisten ki, onda gelişme imkânı yoktur.
Şâkir
§
Dehr içinde hangi gün gördük ki akşam olmaya
= Dünyada hangi günü gördük ki, akşam olmasın.
Bursalı Cenânî
§
Kanâ’at eylemektir çâre aza
= Kanaat etmektir çare aza.

§
Çâre yok böyle imiş hükm-i kâzâ
= Çare yok, böyleymiş kaderin hükmü.

§
İşte meydân-ı sühan gitmeyelim Şîrâz’a
= İşte söz meydanı, gitmeyelim Şiraz’a.

§
Sâhib-i kâlâ verir dellâli gör vermez rızâ
= Kumaş sahibi verir, çığırtkanı gör ki vermez rıza.

§
Tecellî şahsın isti’dâdına vâ-bestedir elbet
Ki zişte zişt olur âyine zibâya zibâ
= Tecelli kişinin yeteneğine bağlıdır elbet,
Ki çirkine çirkin olur ayna, güzele güzel.

§
Bir dilde iki sûz-i mahabbet olmaz
Bir fânûs içre iki şem’ etmez câ
= Bir gönülde iki aşk ateşi olmaz,
Bir fanus içinde iki mum yer almaz.
Semerkantlı Âgâh
§
Hemân kendin sanır mihnette herkes i’tikâdınca
Felek derler buna bir kimsenin dönmez murâdınca
= Yalnız kendini sıkıntıda sanır herkes,
Felek derler buna, hiç kimsenin dönmez isteğince.

§
Erbâb-ı kemâlin yeri hâkister-i gamdır
Hâk üzre düşer meyve kemâliyle olunca
= Olgunların yeri kederin ateşli külüdür,
Toprağa düşer meyve tam olgunlaşınca.
Yenişehirli Belîğ
§
Bir kere dokunsan teline sâz-ı derûnun
Bin türlü nevâzişle düzelmez bozulunca
= Bir kere dokunsan teline gönül sazının,
Bin türlü okşamayla düzelmez bozulunca.
Koca Râgıb Paşa
§
Şi’r-i erbâb-ı hakîkat başka bir reftârdır
Nutk-ı ehlullaha ta’n olmaz selîs olmazsa da
= Bir başka dil vardır hakikat ehlinin şiirinde,
Velilerin şiiri, kınanamaz akıcı olmasa da.
Giridî Şeyh Salâhîzâde
§
Bağlanıp zülfüne bozdum ahdi de peymânı da
Çeşmini gördüm unuttum derdi de dermânı da
= Bağlanıp zülfüne bozdum sözü de yemini de,
Gözlerini gördüm, unuttum derdi de dermanı da.
Şeyh Gâlib
§
Merd-i bî-kayda belâ-keşliktedir ârâm-i dil
Yoksa çoktan terk ederdim cânı da cânânı da
= Bağlardan kurtulana belâ çekmektedir iç huzuru,
Yoksa çoktan terk ederdim canı da cananı da.
Şeyh Gâlib
§
Bir görür mir’ât-i dilde dost ile a’dâyı rind
Eylemez işkeste-hâtır yârı da ağyârı da
= Bir görür gönül aynasında dost ile düşmanı rint,
Kırmaz gönlünü dostun da, yabancıların da.
Âgâh Paşa
§
İşret ki fenâda mümkünse ictinâb et
Olma esîr-i bâde verme hayâtı bâda
= Dünyada mümkünse işretten kaçın,
Olma esir badeye, verme hayatını yele.
Halil Edîb
§
Bu âlem bir kitâb-ı hikmet-endûz-ı hakâyıktır
Mealin her kim istihrâc iderse âferin bâdâ
= Evren hakikat hikmetlerini içeren bir kitaptır,
Anlamını her kim çözebilirse, aferin ona.
Nâbî
§
Hâne-berdûş-ı cihânız evi sattık da yedik
Şimdi bir külbe-i vîrân umarız ukbâda
= Dünya serserisiyiz, evi sattık da yedik,
Şimdi viran bir kulübe umarız öte dünyada.

§
Tutan bir dâmeni elbette maksûdun bulur derler
Görenler Yûsuf’un dâmenini dest-i Züleyhâ’da
= Tutan bir eteği, elbet amacına ulaşır derler,
Görenler Yusuf’un eteğini Züleyha’nın elinde.
Nâbî
§
Fenâ-yı âlemi eyler cemâ’ate tefhîm
Cenâze vaaza çıkıp kürsî-i musallâda
= Dünyanın ölümlülüğünü anlatır cemaate,
Cenaze vaaza çıkıp musalla kürsüsünde.
Nâbî
§
İmân ile dîn akçedir erbâb-ı gınâda
Nâmus ü hamiyyet sözü kaldı fukarâda
= İman ile din paradır şimdi zenginlerde,
Namus ve yurtseverlik sözü kaldı yoksullarda.
Ziyâ Paşa
§
Cebel-i Tûr’a varanlar göremez nûr orada
Kande kim yâr cemâlin göresin Tûr orada
= Tûr Dağı’na varanlar, göremez nur orada,
Sevgili yüzünü nerede görürsen, Tûr orada.
Hayâlî Bey
§
Bî-basîret olamaz müdrik-i feyz-i dîdâr
Herkese nûr görünmez cebel-i Musâ’da
= Sağgörüsüzler Allah bilgisini anlamaz,
Herkese ışık görünmez Musa Dağı’nda.
Rahmî
§
Vakfdır mülk olamaz kimseye bu dâr-ı gurûr
Olma dil-beste bu vîrâne-i bî-bünyâda
= Vakıftır, mülk olamaz kimseye bu aldanış yurdu,
Gönül bağlama bu temelsiz viraneye.
Nâbî
§
Devlet-i dünyâ ile âkıl olur mu şâd-kâm
Âdeme vermez ferâh gencîne bulsa hâbda
= Akıllı, dünya zenginliğine sevinir mi?
İnsanı rahatlatmaz, düşte bulduğu define.
Müverrih Râşid
§
Şirâze-bend-i nazm-ı umûr eylemez felek
Tâ sıkmayınca cendere-i ızdırâbda
= İşleri düzenleyip yoluna koymaz felek,
Istırap cenderesinde sıkmadıkça.

§
Yoktur sebât çünkü cihân-ı harâbda
Birdir hezâr sâl ile yek dem hesâbda
= Yoktur kararlılık bu harap dünyada,
Birdir yüz yıl ile bir an hesapta.
Bâkî
§
Sel gider kum kalır âhir buna âlem derler
Eyleme âşık-ı üftâdeni ağyâra fedâ
= Sel gider kum kalır sonunda, buna dünya derler,
Eyleme kara sevdalı âşığını ellere feda.
Enderunlu Vâsıf
§
Vâdi-i vahdet hakîkatde makam-ı aşktır
Kim müşahhas olmaz ol vâdide sultân ü gedâ
= Birlik vadisi, gerçekte aşk makamıdır,
Ki o vadide seçilmez sultan ile dilenci.
Fuzûlî
§
Kendi elimle yâre kesip verdiğim kalem
Fetvâ-yı hûn-ı nâ-hakkımı yazdı ibtidâ
= Kendi elimle sevgiliye kesip verdiğim kalem,
Kanımı helal kılan haksız fetvayı yazdı ilkin.
Nevres-i Kadîm
§
Bir gün olur ki olur nâil-i gül-berg-i murâd
Dolaşan gül-şen-i âmâlinin etrâfında
= Gün gelir ulaşır istediği gül yaprağına,
Dolaşan istekler gülşeninin çevresinde.
Nihâlî (İbrahim)
§
Dene altını mihek taşında
Dahî insânı bir iş başında
= Dene altını mihenk taşında,
İnsanı da bir iş başında.
Şinâsî
§
Felek bâlâ tutar bî-magzı erbâb-ı ma’âriften
Habâb üstündedir deryânın ammâ gevher altında
= Felek üstün tutar beyinsizleri bilgili kişilerden,
Kabarcık üstündedir denizin ama inci altında.
Belîğ
§
Gerek seng-i siyâh olsun gerekse atlas ü dibâ
Garaz bir bâliş-i râhat bulmaktır ser altında
= İster kara taş olsun, isterse ipekli kumaşlar,
Maksat rahat bir yastık bulmaktır baş altında.
Hasan Çelebi
§
Eğer maksûd eserse mısra’-ı ber-ceste kâfidir
Aceb hayretteyim ben sedd-i İskender husûsunda
= Eğer amaç eserse, güzel bir dize yeterlidir,
Çok şaşıyorum İskender’in set yapmasına.
Koca Râgıb Paşa
§
Doğruluk dilde yok dudaklarda
Hayr ayaklarda şer kucaklarda
= Doğruluk gönülde yok, dudaklarda,
İyilik ayaklarda, kötülük kucaklarda.
Tevfik Fikret
§
Bir bende kim merâmın Allah’a arz eder
Gayre iânet ettire mi gayret-i Hudâ
= Bir kul ki isteğini sunar Allah’a,
Başkasına yardım ettirir mi gayreti Hakk’a?

§
Kasd ol büte dinletmedir efsânemi yoksa
Değmez gül ü bülbül bu kadar güft ü şünûda
= Amaç sevgiliye dinletmektir hikâyemi yoksa,
Değmez gül ve bülbül, bu kadar dedikoduya.
Nedîm
§
Bir fezleke-i hayât-ı şâ’ir
Gözyaşları bir de aşk u sevdâ
= Şairin hayatının bir özeti:
Gözyaşları, bir de aşk ve hüzün.

§
Dem-â-dem aks alır mir’ât-ı âlem kahr u lûtfundan
Ânınçün geh küdûret zâhir eyler geh safâ peydâ
= An be an kahır ve lütfun yansır evren aynasında,
Ondandır, bazen keder görünür, bazen neşe çıkar ortaya.
Fuzûlî
§
Ne mün’imdir ki eyler ni’metin tervîc ni’metle
Tabî’atta gıdadan evvel ol eyler iştihâ peydâ
= Öyle bir nimet vericidir ki nimetini destekler nimetle,
Doğada besinden önce O, iştahı çıkarır ortaya.
Muallim Cûdî
§
Cân-sûz olıcak mahabbet-i zât-ı Hudâ
Tavr-ı dili nûr-ı aşk eder nâ-peydâ
= Allah sevgisi gönlü tutuşturunca,
Gönlün suretini belirsiz eder aşk ışığı.
Hâletî
§
Tehâlüf sûretâ mâni’ değildir vahdet-i asla
Olur bir şâhdan sürh ü sefid ü hâr ü gül peydâ
= Görünüşteki çelişkiler engel değildir özün birliğine,
Bir daldan kırmızı ve beyaz, diken ve gül çıkar ortaya.
Nâbî
§
Rü’yet-i vech-i hakîkat nice mümkün Âgâh
Dilde tâ olmayıcak dîde-i rûşen peydâ
= Hakikatin yüzünü görmek mümkün değil Âgâh,
Gönülde aydınlık bir göz çıkmadıkça ortaya.
Trabzonlu Âgâh Paşa
§
Ne gûne müstahil emr ise icâdın murâd etsen
Kemâl-i hikmetin fil-hâl âna esbâb eder peydâ
= Ne denli imkânsız olsa da bir iş, var etmek istediğinde,
Hakk’ın yetkin hikmeti, hemen nedenler çıkarır ortaya.
Bağdatlı Basîrî
§
Ne rütbe devlet-i zâlim metîn olsa devam etmez
Ki her Fir’avn’e bir Musâ-yı âteş-zâd olur peydâ
= Zalim devlet ne kadar güçlü olsa da devam etmez,
Her Firavun’un karşısına devrimci bir Musa çıkar.
Âsaf (Mahmûd Celâleddin Paşa)
§
Tecellî eyler ol gâhî cemâl ü geh celâlinden
Birinin hâsılı cennet birinden nâr olur peydâ
= Allah bazen güzelliği, bazen ululuğuyla görünür,
Birinin sonucu cennet, birinden cehennem çıkar ortaya.
Niyâzî-i Mısrî
§
Geh namâz ü geh tasadduk geh duâ
“Leyse li’l-insâni illâ mâ sa’â”
= Namaz kıl, sadaka ver, dua et kimileyin de,
“İnsan için emeğinin karşılığından başkası yoktur”
§

§
Hasma çok hile demişler ukalâ
Cümleden eslemi terk-i gavgâ
= Düşman için çok düzen önerir akıllılar,
Hepsinden esenlisi, terk etmektir kavgayı.
Atayî
§
Ârif isen bir gül yeter kokmağa
Câhil isen gir bahçeye yıkmağa
= Arif isen bir gül yeter kokmaya,
Cahil isen gir bahçeye yıkmaya.

§
Bildik gelenler geçtiler gördük konanlar göçtüler
Işk şarâbın içen cânlar uymaz göçmeğe konmağa
= Bildik, gelenler geçtiler; gördük, konanlar göçtüler,
Aşk şarabın içen canlar, uymaz göçmeye, konmaya.
Yûnus Emre
§
Her gece kadir olsa Kadir’in kadri olmazdı şehâ
Her hacer gevher olaydı gevher etmezdi bahâ
= Her gece kadir olsay, Kadir’in değeri olmazdı sultanım,
Her taş elmas olsaydı eğer, elmas eder miydi para?
Bâkî
§
Hakîki pâye ancak pâye-i dâniş iken insâna
Yazık ol mest-i cehle pâye bilmez câhtan başka
= Gerçek rütbe, ancak ilimdeki rütbesi iken insana,
Yazık o bilmezlik sarhoşuna, rütbe bilmez makamdan başka.
Adanalı Ziyâ
§
Âsiyâb-ı feleğin gerdişine girmeyegör
Gösterir döne döne âdeme bin tane belâ
= Felek değirmeninin çarkına girmeyegör,
Gösterir döne döne insana bin tane bela.
Atâ (Tayyarzâde)
§
Tecrübe ehli bunu böyle bilir
Kim ki çok söyleye ol çok yanıla
= Deneyimliler bunu böyle bilirler:
Kim ki çok konuşur, çok yanılır.
Atâyî
§
Dil sâftır kederden ammâ güler yüz ister
Hûb olmayana neyler âyîne-i mücellâ
= Gönül kederden arınmıştır ama güler yüz ister,
Güzel olmayana parlak ayna neyler?
Şeyhülislam Yahyâ
§
Kimseden ümmîd-i istimdâd gelmez yâdıma
Ey benim feryâd-res Rabbim yetiş imdâdıma
= Kimseden yardım ummak geçmez aklımdan,
Ey feryatları duyan Rabbim, yetiş imdadıma!

§
Cânımı cânân eğer isterse minnet cânıma
Cân nedir kim ânı kurbân itmeyem cânânıma
= Canımı canan eğer isterse, minnet canıma,
Can nedir ki onu kurban etmeyeyim cananıma!
Fuzûlî
§
Nutk-ı hâl ile rumûz-ı eşyâ
Zü’l-celâl olduğun eyler imâ
= Tüm varlıklar hâl diliyle,
Hakk’ın ululuğunu ima eder bize.
Hakanî Mehmed Bey
§
İ’tiyâd et afv ü iğmâz etmeğe diğerleri
Nefsini afv itmeden ammâ uzak dur dâimâ
= Diğerlerini hep hoş gör, bağışla,
Ama kendini hiçbir zaman bağışlama.
Recâîzâde Mahmûd Ekrem
§
Hoş nazara lâbüd olur hoş-nümâ
Eğri bakan eğri görür dâimâ
= Güzel bakışa güzellikler görünür,
Eğri bakan, eğri görür her zaman.
Âzerî Çelebi
§
Eğer nâmûs u haysiyet değilse kâfil-i servet
Yeter insâna sağ oldukça bir hırkayla bir lokma
= Eğer zenginlik namus ve onurla kazanılamıyorsa,
Yeter insana, sağ oldukça, bir hırkayla bir lokma.
Ferid Kam
§
Vücûdun zerre göster halka gün gibi ayân olma
N’olursan ol cihân içre müşârun bil-benân olma
= Varlığını değersiz göster halka, güneş gibi açık olma,
Ne olursan ol, halk içinde parmakla gösterilen olma.

§
Hâtır-şiken-i nefs ü hevâ olmağa sa’y et
Hâtır-şikeni olma sakın kimsenin ammâ
= Hayvanîisteklerini çalış kırmaya,
Ama sakın kimsenin gönlünü kırma.
Giridî Muhtar Efendi
§
Gedâ zaif ise de gâfil olma âhından
Sakın vücûd-ı hakîr-i şerâre aldanma
= Yoksul zayıfsa da ilencini alma,
Kıvılcımın küçüklüğüne sakın aldanma.
Sâmî
§
Güzel düşün iyi hisset yanılma aldanma
Ne varsa doğrudadır doğruluk şaşar sanma
= Güzel düşün, iyi hisset, yanılma, aldanma,
Ne varsa doğrudadır, doğruluk şaşar sanma.
Tevfik Fikret
§
Konarsan güle kon dikene konma
Eski düşmanların dost olur sanma
= Konarsan güle kon, dikene konma;
Eski düşmanların dost olur sanma.
Sânî (Kuloğlu)
§
Vermem sana çek benden elin ey melekü’l-mevt
Cânânıma nezreylediğim câna dokunma
= Vermem sana, çek benden elini, ey ölüm meleği,
Sevgilime adadığım canıma dokunma!. . .
Âşık Ömer
§
Seyre çık gül-şene var ârızın arz et bâğa
Var mı rûyun gibi gül güllere sor bana sorma
= Seyre çık, gülşene var, yanağını göster bahçeye,
Var mı yüzün gibi bir gül, güllere sor, bana sorma.
Enderunlu Vâsıf
§
Oğlum âyineye benzer dünyâ
Ne yaparsan o olur çehre-nümâ
= Oğlum, aynaya benzer dünya,
Ne yaparsan, o görünür sana.
Muallim Cûdî
§
Ey kıyâmet gönlüme sorma hesâbın cevrinin
Elli bin yıldan uzundur bir şeb-i hicrân âna
= Ey sevgili, acılarının hesabını gönlüme sorma,
Elli bin yıldan uzundur, bir ayrılık gecesi ona.
Ahmed Paşa
§
Etmez nigâh gayre olan âşinâ sana
Bî-gâne oldu şevkin ile mâ-sivâ bana
= Seni tanıyan, başkasına bakmaz,
Yabancı oldu aşkınla dünya bana.
Neccarzâde Şeyh Rızâ
§
Benem ol ışk bahrısı denizler hayrân bana
Deryâ benim katremdir zerreler ummân bana
= Aşk denizine döndüm, denizler hayran bana,
Derya benim damlamdır, zerreler umman bana.
Yûnus Emre
§
Öyle dolmuştur gözüm gönlüm hayâl-i yâr ile
Kanda kim baksam görünen nakş-ı cânândır bana
= Öyle dolmuştur gözüm, gönlüm sevgilinin hayaliyle,
Her nereye baksam, görünen sevgilinin suretidir bana.
Rahmî
§
On sekiz bin âlemi seyr eylemek lâzım değil
Her nefeste feyz-i Hak bir özge âlemdir bana
= On sekiz bin âlemi seyreylemek lazım değil,
Her nefeste Allah lütfu, bir özge âlemdir bana.
Nef’î
§
Reh-nümâ lâzım değildir olmasın reh-zen hemân
Hızr’a muhtaç olmamak mahz-ı hidâyettir bana
= Yol gösterici lazım değil, yeter ki yol uğrusu olmasın,
Hızır’a muhtaç olmamak, doğru yolun ta kendisidir bana.
Koca Râgıb Paşa
§
Sebât et merkezinde i’tilâ-yı rif’at istersen
Yakışmaz i’vicâc-ı hâl ü etvâr ehl-i irfâna
= Yükselmek istiyorsan, sabırla bekle yerinde,
Yakışmaz eğilip bükülmek ariflere.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Tehî zannetme şehr-i aşkı merdân-ı ilâhîden
Cihân pür-Şems-i Tebrizî’dir amma nerde Mevlânâ
= Aşk şehrinde Allah erlerinin kalmadığını düşünme,
Dünya Şems-i Tebrizî doludur ama Mevlânâ nerede?
Ferid Kam
§
Kâleb-i her-suhan-ı dil-keşe cândır ma’nâ
Lafızda ânın için böyle nihândır ma’nâ
= Gönül alan her sözün ruhudur anlam,
Sözde, onun için, böyle gizlidir anlam.
Belîğ
§
Aşkında mübtelâlığımı ayb eden sanır
Kim olmak ihtiyâr iledir mübtelâ sana
= Aşkına tutulmuşluğumu kınayan sanır
Ki, istemledir gönlünü kaptırmak sana.
Fuzûlî
§
Rahm ederdin dil-i nâ-şâdıma bilsen derdim
Hâlimi arz edemem neyleyeyim âh sana
= Acırdın kederli gönlüme, bilseydin derdimi,
Hâlimi bildiremem neyleyeyim âh sana!
Vâkıf
§
Safvetâ râz-ı dilin kimseye izhâr etme
Gün olur yardım eder bir dil-i âgâh sana
= Ey Safvet, gönül sırlarını kimseye bildirme,
Gün olur yardım eder kalp gözü açık biri sana.
Safvet Hanım
§
Ehl-i butlânın sözün tercîh iden âdem midir
Âdem ol isterse hasm olsun bütün âlem sana
= Sapkınların sözünü yeğleyen insan mıdır?
İnsan ol, isterse düşman olsun bütün âlem sana.
Muallim Nâcî
§
Çünkü bülbülsün gönül bir gül-sitân lâzım sana
Çünkü dil koymuşlar adın dil-sitân lâzım sana
= Madem bülbülsün gönül, bir gül bahçesi gerek sana,
Madem gönül koymuşlar adın, gönül alıcı bir güzel gerek sana.
Nedîm
§
Sen sen ol her gördüğün nâ-dâna dil verme sakın
Çünkü şâ’irsin güzel de nüktedân lâzım sana
= Sen sen ol, her gördüğün cahile gönül verme sakın,
Madem şairsin, güzelin de zarifi gerek sana.
İzzet Ali Paşa
§
Ne gülde reng ü bû var idi ne sabâda fer
Ben gül-şeninde bülbül-i nâlân idim sana
= Ne gülde renk ve koku vardı, ne sabah yelinde güzellik,
Ben, gül bahçende inleyen bir bülbül idim sana.
Hayâlî Bey
§
Bir gün olursun iki gözüm sen de aşka yâr
Bu mâcerâyı ben o zaman söylerim sana
= Bir gün düşersin sen de iki gözüm aşka,
Bu macerayı ben o zaman anlatırım sana.
Şeyh Gâlib
§
Min cân olaydı kâş men-i dil-şikestede
Tâ her biriyle bir kez olaydım kurbân sana
= Bin can olaydı keşke ben gönlü kırıkta,
Her biriyle bir kez kurban olaydım sana.
Fuzûlî
§
Dîdeler dîdârına etmez kifâyet şevkten
Dâğlardır sînede göz göz nigeh-bândır sana
= Gözlerim güzelliğine yetmez, kandırmaya,
Bağrımdaki yaralar göz göz, bakarlar sana.
Bursalı Senih
§
Vermeyen cânın sana bulmaz hayât-ı câvidân
Zinde-i câvid âna derler ki kurbândır sana
= Vermeyen canını sana, ulaşamaz sonsuz hayata;
O kişiye ölümsüz derler ki, kurban olmuştur sana.
Fuzûlî
§
Âlemi pervâne-i şem’-i cemâlin kıldı aşk
Cân-ı âlemsin fedâ her lâhza bin cândır sana
= Herkesi güzellik mumunun pervanesi yaptı aşk,
Dünyanın canısın, her lahza bin can fedadır sana.
Fuzûlî
§
Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana
Mey süzülmüş şişeden ruh-sâr-ı âl olmuş sana
= Haddeden geçmiş nezaket, boy-pos olmuş sana,
Şarap süzülmüş şişeden, al yanak olmuş sana.
Nedîm
§
Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dil-ber Nedîm
Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana
= Yok bu şehirde senin anlattığın güzel Nedîm,
Bir peri güzeli görünmüş, bir hayal olmuş sana.
Nedîm
§
Eğer ehl-i basîretsen hüner arz etme nâ-dâna
Anadan doğma a’mâlar değildir vâkıf elvâna
= Eğer sağgörün varsa, hüner gösterme bilmeze,
Anadan doğma körler, vâkıf değildir renklere.
Şinâsî
§
Ma’ârif arz edenler bî-şu’ûr insân-ı nâ-dâna
Gül-âb-efşâne benzer cîfe-i bed-bûy-i hayvâna
= Bilgi sunanlar, bilinçsizce, bilgisiz insana,
Gülsuyu serpenlere benzer, kokmuş hayvan leşine.
Lebib-i Âmidî
§
Olalı hecr ile ben bir yana cânân bir yana
Cism-i mürde bir yana azm eyledi cân bir yana
= Olalı ayrılıkla ben bir yana, sevgili bir yana,
Ölü bedenim bir yana gitti, canım bir yana.
Fevrî
§
Külbem içre dostum hecrinde efgân eylesem
Bir yana der nâle eyler oldu revzen bir yana
= Kulübemde, dosttan ayrılıktan sızlansam,
Bir yana kapı inlemeye başlar, pencere bir yana.
Hayâlî Bey
§
Her kişi bir kez ölür bî-çâre Şem’î her nefes
Böyle olur zâhidâ ehl-i mahabbette fenâ
= Her kişi bir kez ölür, zavallı Şem’î her nefes,
Böyle olur, ey kaba sofu, yokluğa erme âşıklarda.
Şem’î
§
Cemşid görse bezm-i erâzilde bâdeyi
Bî-şek teessüf eyler idi ihtirâına
= Cemşid, görse reziller meclisinde şarabı,
Hiç kuşku yok, üzülürdü, buluşuna.
Nâbî
§
Nev-i insân haşre dek ta’zîm ederler adına
Kim fedâ-yı nefs ederse cinsinin imdâdına
= İnsan türü, kıyamete dek saygı gösterir adına,
Kim kendini feda ederse, türünün yardımına.
Ziyâ Paşa
§
Nîk ü bed herkes bulur âlemde elbet ettiğin
Kendi bulmazsa cezâ mîrâs olur evlâdına
= İyi ya da kötü, herkes bulur dünyada elbette ettiğini,
Kendi bulmazsa, alacağı karşılık miras kalır evlâdına.
Ziyâ Paşa
§
Gezme ağyâr ile ey şeh şânına lâyık değil
Irzını pây-mâl eder şehrin uyan bed-nâmına
= Gezme yabancılarla, ey şah, layık değil şânına,
Şehrin kötülerine uyan, atar onurunu ayaklar altına.
Sânî
§
Bastığın hâk-i siyehten tutma alçak nefsini
Sâbit ol azminde dehr-i bî-sebâtın rağmına
= Bastığın kara topraktan tutma alçak kendini,
Sabit ol kararında, kararsız dünyanın rağmına.
Nâmık Kemâl
§
Hâke yüz sürmekle kâimse yeryüzünde hayât
İhtiyâr et altını hâkin hayâtın rağmına
= Yüz sürmekle toprağa, sürecekse yeryüzünde hayat,
Sen altını yeğle toprağın, hayatın rağmına.
Nâmık Kemâl
§
Âşık oldur kim kılar cânın fedâ cânânına
Meyl-i cânân itmesin her kim ki kıymaz cânına
= Âşık odur ki, kılar canını feda cananına,
Cananına yönelmesin, her kim ki kıymaz canına.
Fuzûlî
§
Aşk derdinin devâsı kâbil-i dermân değil
Terk-i cân derler bu derdin mu’teber dermânına
= Aşk derdinin devası, dermanı mümkün değil,
Canı terk derler, bu derdin geçerli tek dermanına.
Fuzûlî
§
Lafz-ı vefâyı yazsa da bilmez meâlini
Kimse güvenmesin bu zamâne kibârına
= Vefa sözünü yazsa da bilmez anlamını,
Kimse güvenmesin bu zamane büyüklerine.
Ahmed Cevdet Paşa
§
Güzel oldur kim ânın hüsnü bigi hulku ola
Yoksa çok sûret yazarlar kilisâ divârına
= Güzel odur ki güzelliği gibi huyu da vardır,
Yoksa çok güzel resimler vardır kilise duvarında.
Şeyhoğlu
§
Dâr-ı dünyâ bir misafirhânedir kim her gelen
“Ah şâhım” yazdı gitti safha-i divârına
= Dünya bir misafirhanedir ki, her gelen,
“Ah şahım!” yazarak gitmiştir duvarına.
Sehî Bey
§
Uymaz zamâne kimseye hakkıyla çâresiz
Lâ-kayd olup da gitmeli âdem uyarına
= Uymaz zaman kimseye hakkıyla, çaresiz
Aldırmamalı, gitmeli insan uyarına.
Ahmed Cevdet Paşa
§
Rûz-i mahşerde sorarlarsa nemiz var denecek
Biz bu dünyâda günâh etmedik insâncasına
= Mahşer günü sorarlarsa, neyimiz var diyecek?
Biz bu dünyada günah işlemedik insancasına.
Avnî
§
Vaktine mâlik olan derviştir sultân-ı vakt
İzz ü câh-ı saltanat değmez cihân gavgâsına
= Zamanına sahip olan derviştir zamanın sultanı,
Saltanat makam ve gücü, değer mi dünya kavgasına?
Bâkî
§
Cübbe vü destâr ile nâ-dâna etme iltifât
Rağbet eyler lafzın erbâb-ı sühan ma’nâsına
= Cübbe ve sarığı için bilgisize iltifat etme,
Önem verir sözün, söz ustaları, anlamına.
Belîğ
§
Kereminden ne kadar mücrim isem kesmem ümîd
Giremez kimse efendiyle kulun arasına
= Affından, ne denli suçluysam da kesmem umut,
Giremez kimse efendiyle kulun arasına.

§
Görmez nakise kadri avârızla kâmilin
Şemsin küsûf ile halel ermez ziyâsına
= Değeri düşmez ilintilerle olgun kişinin,
Güneşin, tutulmayla zarar gelmez ışığına.

§
Sen de aklın var ise bir neş’e tahsîl et yürü
Âlemin ta’n etme tiryâkisine ayyâşına
= Sen de aklın varsa, git bir eğlence bul,
Âlemin ayıplama tiryakisini, ayyaşını.
Seyyid Vehbî
§
İrtikâ-i kadr için lâzım tevâzu’ âleme
Şemsi gör kim sâyesin salmış ayaklar altına
= Değerin artması için alçakgönüllü olunmalıdır,
Güneşe bak ki, ışıklarını salmıştır ayaklar altına.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Düşmen eder mi düşmene hiç ihtimâl yok
Bir âşinâya ettiğini câhil âşinâ
= Düşman eder mi düşmana, hiç mümkün değil,
Bir dosta ettiğini, bilgisiz dostun?
Muallim Feyzî
§
Andelîb-âsâ seherler zâr ü giryân olmayan
Bâğ-ı aşk içre gül-i bî-hâre olmaz âşinâ
= Bülbül gibi seherleri ağlayıp sızlamayan,
Aşk bahçesi içinde, dikensiz güle dost olamaz.
Mir Dîdar
§
Görmeyen çeşm-i basîretle vücûd-ı vahdeti
Zâkir ü mezkûru bilmez zikre olmaz âşinâ
= Görmeyen iç gözüyle varlıktaki birliği,
Ne zikredeni ne zikredileni bilir ne de zikri anlar.
Mir Dîdar
§
Her havlayan köpeğe bir taş atarsan eğer
Taşın dirhemi çıkar gitgide bin altına
= Her havlayan köpeğe bir taş atarsan eğer,
Taşın gramı çıkar giderek bin altına.
Ferid Kam
§
Fukarâ kalbine her kim dokuna
Dokuna sînesi Allah okuna
= Fukara kalbine her kim dokuna,
Dokuna sinesi Allah okuna!

§
Lâzım değil inâyeti ehl-i tekebbürün
Bahş eyledim atâsını vech-i abûsuna
= Gerekmez iyiliği, büyüklük satanların,
Bağışladım bağışlarını, onun asık suratına.
Nâhifî
§
Bir mey ki ola neşvesinde bûy-i imtinân
Seng-i kazâ dokunması yeğdir sebûsuna
= Bir şarap ki minnet kokusu vardır neşesinde,
Kurban gitmesi yeğdir testisinin kaza taşına.
Nâmık Kemâl
§
Ol matlabın husûlüne la’net ki tâlibi
Lâzım gele mürâca’at etmek adûsuna
= Lanet olsun o isteğin yerine gelmesine ki,
İsteyenin, düşmanına başvurması gerekir.
Nâbî
§
Etme ahvâl-i halkı istifsâr
Nakledersem keder verir zîrâ
= Halkın hâllerini sorma,
Anlatırsam, üzülürsün çünkü.
Tâib
§
Değildir zâta mâil halk mâl ü câhadır rağbet
Diraht etrâfını kimse dolaşmaz bârdan sonra
= Yönelmez öze halk, mal ve makamadır ilgisi,
Ağacın çevresinde kimse dolaşmaz meyveden sonra.
Nâbî
§
Zuhûr-ı ni’met-i bî-intizârın kadri zâyi’dir
Bilir kadrin bulanlar gûşiş-i bisyârdan sonra
= Kendiliğinden gelen nimetin değeri bilinmez,
Alın teriyle kazananlar bilir nimetin değerini.
Nâbî
§
Sunar bir câm-ı memlû bin tehî peymâneden sonra
Döner vefk-i merâm üzre felek ammâ neden sonra
= Sunar bir dolu kadeh, bin boş bardaktan sonra,
Döner isteğe uygun olarak felek ama neden sonra.
Mezâkî-i Mevlevî
§
Girândır âşıka erbâb-ı aşkın ta’nı münkirden
Ehaftır seng-i a’dâ zahm-ı gülden cism-i Mansûr’a
= Ağır gelir âşığa, âşıkların kınaması, inkârcıdan,
Hafiftir düşmanın taşı, gülün yarasından Mansur’a.
Belîğ
§
Sakın muvahhiş-i havâdis gibi yârâna kesel verme
Safâ vü neşve ver her vardığın bezme şarâb-âsâ
= Sakın dostlara sıkıntı verme kara haberciler gibi,
Neşe ve sevinç ver her vardığın meclise şarap gibi.
Yenişehirli Belîğ
§
Derûnun pür-ma’ârif hem-nişînin merd-i ârif kıl
Açılma ey yüzü gül şahs-ı nâ-dâna kitâb-âsâ
= Bilgi edinmeye çalış, dostunu bilginlerden seç,
Açılma, ey gül yüzlü, bilgisiz kişiye kitap gibi.
Bâkî
§
Ne ma’nâlar ne sözler mündemiçtir safha-i dilde
Eğerçi sûret-i zâhirde hâmûşum kitâb-âsâ
= Ne anlamlar, ne sözler saklıdır gönülde,
Suskun görünüyor olsam da kitap gibi.
Nergisî (Bosnalı Mehmed)
§
Sakın nâ-dâna izhâr eyleme esrârı ey dânâ
Sükût et nezd-i câhilde hâmûş ol sen kitab-âsâ
= Sakın, bilgisizlere açma sırları, ey bilgin,
Sus bilgisizlerin yanında, sessiz ol kitap gibi.

§
Önün ardın gözet fikr-i dakîk et onda bir söyle
Öğütme kalbine her ne gelirse âsiyâb-âsâ
= Önün ardın gözet, ince düşün, onda bir söyle,
Öğütme, aklına her ne gelirse, değirmen gibi.
Veysî (Alaşehirli Üveys)
§
Gelmez idi vücûda şu umrân şu intizâm
Sa’y ü amel dedikleri dünyâda olmasa
= Olmazdı bu bayındırlık, bu düzen,
Emek ve çalışma olmasaydı dünyada.
Reşâd Bey
§
Zâhid o denli sıklet-i tâc ü kabâ ile
Uçmak ümîdin etmez idi ebleh olmasa
= Kaba sofu, kaftan ve tacının o denli ağırlığıyla,
Uçmak umamazdı bu denli ahmak olmasa.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Halk esîr-i şöhret oldu eylemez im’ân-ı zât
Nâme-i hoş-harfe bakmaz zeylde nâm olmasa
= Halk şöhretin esiri oldu, önem vermez cevhere,
Güzel de olsa, ünlü değilse yazarı, bakmaz kitaba.
Râşid
§
Lûtf-i sühan nezâket-i tab’a numûnedir
Olmaz nümâyişi arazın cevher olmasa
= Söz güzelliği, huy güzelliğini gösterir,
Olmaz görüntüsü ilintinin, cevher olmasa.
Sâmî
§
Yok bî-garaz muamele ehl-i zamânede
Kimse ibâdet etmez idi cennet olmasa
= Çıkarsız iş yapmaz şimdiki insanlar,
Kimse ibadet etmezdi, cennet olmasa.
Nâbî
§
Vermezdi kimse kimseye nân ni’met olmasa
Bir maslahat görülmez idi rüşvet olmasa
= Bir ekmek verilmezdi, nimet olmasa,
Hiçbir iş görülmezdi, rüşvet olmasa.
Nâbî
§
Olmaz idi meyân-ı leîmânda imtizâc
Mâ-beyninde alâka-i cinsiyet olmasa
= Kaynaşmazdı aşağılık insanlar,
Aralarında türdeşlik olmasaydı.
Nâbî
§
Sen sana ne sanırsan ayrığa da ânı san
Dört kitâbın ma’nîsi budur eğer varısa
= Başkalarını ayrı tutma kendinden,
Budur, dört kitabın anlamı, eğer varsa.
Yûnus Emre
§
Duyan yok söyleme başında bin türlü belâ olsa
Emîn olma sakın bir şahsa hattâ evliyâ olsa
= Duyan yok, söyleme, başında bin türlü bela olsa,
Güvenme sakın hiç kimseye, evliya bile olsa.
Eşref
§
Bize mülhid diyenin kendüde îmân olsa
Dahleden dînimize bâri müselmân olsa
= Bize dinsiz diyenin, kendinde iman olsa,
Dinimize sataşan, bari Müslüman olsa!. . .
Bahaî (Hasan Çelebi)
§
Kâşki sevdiğimi sevse kamu halk-ı cihân
Sözümüz cümle hemân kıssa-i cânân olsa
= Keşke sevdiğimi sevseydi, tüm dünya halkı,
Sözümüz, tümüyle sevgilinin hikâyesi olsaydı.
Taşlıcalı Yahyâ
§
Dâr-ı dünyâ deli gönlüm gibi vîrân olsa
Ne cihân olsa ne cân olsa ne hicrân olsa
= Dünya yurdu, deli gönlüm gibi harap olsa,
Ne dünya olsa, ne can olsa, ne de ayrılık olsa.
Taşlıcalı Yahyâ
§
Bir demir dağı delip boynuna almak gibidir
Her kişi âşık olurdu eğer âsân olsa
= Bir demir dağı delip boynuna almak gibidir;
Herkes âşık olurdu, eğer kolay olsaydı.
Taşlıcalı Yahyâ
§
Menâfi muhteliftir iktizâ-yı rûzgâr üzre
Değil uryâna lâzım nâhudâya bâd lâzımsa
= Çıkarlar değişir kişiden kişiye, zamandan zamana,
Çıplağa lazım değildir, kaptana rüzgâr lazımsa da.

§
Eden tahrîb-i âlem inkisâr-ı kalbidir halkın
Gönül yıkma cihânı eylemek âbâd lâzımsa
= Dünyayı yıkan, gönül kırıklığıdır halkın,
Gönül yıkma, dünyayı şenlendirmek lazımsa.
Nâmık Kemâl
§
Sakın bir kalbi tahrîb eyleme bünyâd lâzımsa
Harâb-âbâdî-i dünyâyı gez âbâd lâzımsa
= Sakın bir kalbi yıkma, yapı lazımsa,
Dünya harabelerini gez, eğlence lazımsa.
Abdulhalim Memdûh
§
Hatâ-yı ehl-i kesret ol kadardır bahs-i vahdette
Rakam kâfi değildir cümlesin ta’dâd lâzımsa
= Dünya ehlinin hatası, öyle çoktur ki tevhitte,
Sayılar yetersiz kalır, tümünü saymak gerekse.
Nâmık Kemâl
§
Sana senden gelir bir işte ancak dâd lâzımsa
Ümîdin kes zaferden gayrıdan imdâd lâzımsa
= Sana senden gelir bir işte ancak yardım lazımsa,
Umudun kes zaferden, başkasından imdat lazımsa.
Nâmık Kemâl
§
Sakın ikbâl içün eşhâsa olma âlet-i ağrâz
Sana lâzım mı olmak âleme cellâd lâzımsa
= Sakın yükselmek için kötü niyetlilerin âleti olma,
Sana lazım mı olmak, âleme cellât lazımsa?
Ziyâ Paşa
§
Sakın bir ferdi incitme uyup da nefsine bir dem
Temeddün âleminde gayret-i efrâd lâzımsa
= Sakın kimseyi incitme, uyup da bir an nefsine,
Uygarlaşma dünyasında insan hakları gerekse.
Abdulhalim Memdûh
§
Kapılma dehrin iğfâlâtına ahlâk bahsinde
Sana ol fende vicdânın yeter üstâd lâzımsa
= Kapılma zamanın ayartmalarına, ahlak konusunda,
Sana o sanatta vicdanın yeter, üstat lazımsa.
Ziyâ Paşa
§
Fuhûl-i ümmet-i merhûmenin enkâzı kâfidir
Binâ-yı ilm ü hikmetçün eğer bünyâd lâzımsa
= Ümmetin büyük bilginlerinin mirası yeter,
Bilim ve felsefe kurmak için eğer temel gerekse.
Muallim Feyzî
§
Gönlün ki sûver-hâne-i vesvâs ü hevâdır
Kâbil mi tecellî-geh-i Mevlâ ola hâşâ
= Gönlün ki şeytan ve arzu putlarının evidir,
Hakk’ın ona tecelli etmesi mümkün değilir.
Giridî Muhtar Efendi
§
Bir dîdede kim nûr-i hakîkat ola eyler
Âyine-i emr üzre ferdâyı temaşâ
= Bir gözde hakikat nuru varsa,
Geleceği seyreder olaylar aynasında.
Bursalı Tâlib
§
Bakma noksânıma şevketlü kerâmet-kârım
Bu mesel bende hatâ eyler ise şâh atâ
= Bakma kusuruma yüce sultanım,
Meseldir: Kul hata eyler, sultan bağışlar.
Enderunlu Vâsıf
§
Mevte yakışır var ise râhat döşeğinde
İkdâm ve tahammül gerek erbâb-ı hayâta
= Ölüye yakışır, varsa rahat, döşeğinde,
Çalışma ve direnme gerektir dirilere.
Nâmık Kemâl
§
Âdem-i ma’nâyı mir’ât eyleyenler zâhiren
Seyr eder Allah’ı halkta halkı da Allah’ta
= İnsanın anlamını ayna edinenler, görünüşte,
Seyrederler Allah’ı halkta, halkı da Allah’ta.
Şeyh Sezâî
§
Reddetme intisâb eden erbâb-ı zilleti
Bir noktadır medâr-ı terakki hesapta
= Reddetme sana bağlanan hor görülmüşü,
Bir sıfırdır, ilerlemenin nedeni, matematikte.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Hâl müşkildir anda kim bir ola
Sâhib-i hükm ü sâhib-i da’vâ
= Durum çetindir, olursa bir işte,
Yargıç ile davacı aynı kişi.
Fuzûlî
§
Aşk olmayınca başda nasıl cûş eder gönül
Deryâ temevvüç eylemez olmayıcak hevâ
= Aşk olmayınca başta, nasıl coşar gönül,
Deniz dalgalanır mı rüzgâr olmayınca?
İbn Kemâl
§
Âb-ı rûyun dökme her nahl-i pelidin pâyına
Meyve-i matlab ya olmaz ya olur âlem bu yâ
= Yüzsuyu dökme soysuz kişilere boş yere,
İşin ya olacaktır ya da olmayacak, dünya budur.
Safvet
§
Musâ’ya şecerden dediği gibi “Ene Allah”
Bir dilden “Ene’l-Hak” dese olmaz mı ki âyâ
= Musa’ya ağaçtan “Ben Hakk’ım” dediği gibi,
Bir dilden, niçin olmasın, “Ben Hakk’ım” demesi?
Abdülehad Nûrî
§
Verdik dil ü cân ile rızâ hükm-i kazâya
Gam çekmeziz uğrarsak eğer derd ü belâya
= Can u gönülden razı olduk kaderin hükmüne,
Üzülmeyiz, düşersek eğer belaya, derde.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Minnet-i huşk ey tabîb-i bî-mürüvvet tâ-be-key
Merhemin ya derdime dermân ola ya olmaya
= Niceye dek sana minnet edeceğim, ey acımasız hekim,
Merhemin yarama ya derman olacak ya olmayacak.
Âgâh
§
Mahvolmayınca çirk-i sivâ kalb olur mu sâf
Safvet gelir mi bir suya tâ kim durulmaya
= Yok olmadıkça dünya kiri, arınabilir mi gönül,
Arınabilir mi bir su, durulmadıkça?
Mehmed Münib Efendi
§
Devreylemedik yer komadık bir nice yıldır
Uyduk dil-i dîvâneye dil uydu hevâya
= Dolaşmadık yer bırakmadık bir nice yıldır,
Biz deli gönle uyduk; gönül, nefsin isteklerine.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Bir sâyedir ihtişâm-ı dünyâ
Tevkîf olunur mu sâye âyâ
= Bir gölgedir dünyanın görkemi,
Gölge, elde tutulabilir mi hiç?
Abdülhak Hâmid
§
Bu mîkat-ı mahabbette giyen ihrâm-ı tecrîdi
Sezâdır Zâtîyâ âna visâl-i Ka’be-i ulyâ
= Sevgi mikatında arınma ihramını giyen,
Umabilir ey Zâtî, yücelikler Kâbe’sine kavuşmayı.
Şeyh Zâtî-i Kaşanî
§
Kurup bir bâr-gâh-ı sun’ lutf u kahrdan memzûc
Verip ezdâda âmiziş komuş nâmın ânın dünya
= Bir güzel çadır kurmuş, lütuf ve kahırdan bileşen,
Tüm zıtları toplamış içine, dünya koymuş adını.
Nâbî
§
Hezârân fülk-i Nûh’ı gark-ı tûfan-ı belâ etmiş
Kenâr-ı âfiyet şeklinde bir girdâbdır dünyâ
= Binlerce Nuh gemisini bela tufanına batırmış,
Esenlik sahili şeklinde bir burgaçtır bu dünya.
Yenişehirli Avnî
§
Nice gün yüzlüler bağrına basmış sîneye çekmiş
Nice gencîne pinhân eylemiş vîrânedir dünyâ
= Nice gün yüzlüleri bağrına basmış, göğsüne çekmiş,
Nice defineler gizlemiş bir viranedir bu dünya.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Yakar ehl-i dilin şem’-i şeb-ârâ-veş ciğer-gâhın
Çerâğ-ı bezm-i nâ-dâna yanar pervânedir dünyâ
= Yakar gönül erlerinin ciğerini geceyi süsleyen mum gibi,
Bilgisizler meclisinin kandiline yanar pervanedir dünya.
Haşmet
§
Ağladım öyle ki şem’-i ruhunu görmeyeli
Düştü pervâne-i dil âteş ararken suya
= Ağladım öyle ki, al yanağını görmeyeli,
Düştü gönül pervanesi, ateş ararken suya.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Gönül dırâz-ı dest-i ricâdan eyle hazer
Nasîb olan gelir elbet bizim ayağımıza
= Gönül, yalvararak küçültme kendini,
Nasip olan gelir elbet bizim ayağımıza.
Sâlim
§
Küfr-i zülfün salalı rahneler îmânımıza
Kâfir ağlar bizim ahvâl-i perîşânımıza
= Kara zülüflerin gedikler açalı imanımıza,
Kâfir ağlar bizim perişan durumumuza.
Fuzûlî
§
Işk sözlerin söyler cân cânları eyler hayrân
Câhiller giremezler bu bizim sırrımıza
= Aşk sözlerin söyler can, canları eyler hayran,
Cahiller giremezler bu bizim sırrımıza.
Yûnus Emre
§
Herkesin bir derdi vardır âsiyâ-bânınki âb
= Herkesin bir derdi vardır, değirmencininki su.

§
Tîre olmadıkça sâfî olmaz âb
= Bulanmadıkça durulmaz su.

§
Gizli düşmen gibidir bil ki müdâhin ahbâb
= Gizli düşman gibidir, bil ki, yüze gülücü dostlar.
Sünbülzâde Vehbî
§
Söyleme ol sözü kim eyleyesin sonra hicâb
= Sonradan utanacağın sözü söyleme hiç.

§
Âh kim hâtır-ı nâ-kâma belâdır matlab
= Muradına eremeyen gönle beladır istekler.
Şeyh Gâlib
§
Hâne-i rindi yıkar âb-ı tarab
= Rindin evini şarap yıkar.
Muallim Nâcî
§
Ben esîr-i lûtfunum bir bâba etmem intisâb
= Ben iyiliğinin esiriyim, bağlanamam başka kapıya.

§
Her katre-i bârân olamaz lü’lü’-i nâ-yâb
= Her yağmur damlası, eşsiz inci olamaz.
Şeyhülislam Ârif Hikmet
§
Herkesin rif’ati bir yüzden olur sûret-yâb
= Her insan ayrı bir nedenle yükselir.
Nâbî
§
Bî-edebden eyle tahsîl-i edeb
= Edepsizden öğren edebi.

§
Sebeb-i rif’at olur ilm ü edeb
= Bilgi ve ahlak yükseltir insanı.
Sünbülzâde Vehbî
§
Ehl-i edeble görüş sen de olursun edîb
= Ahlaklı kişilerle görüş, sen de ahlaklı olursun.
Sünbülzâde Vehbî
§
Sad-hezâr terbiye etsen bed-asl olmaz edîb
= Binlerce kez öğretsen de soysuz ahlaklı olmaz.

§
Âteşe yansa da beyt-i kezzâb
İnanıp kimse getirmez ana âb
= Ateşe yansa da yalancının evi,
İnanıp kimse getirmez ona su.
Sünbülzâde Vehbî
§
Cevri gönüldür çeken gözdür gören ruhsârını
Allah Allah kâm alan kimdir çeken kimdir taab
= Eziyeti gönüldür çeken, gözdür gören yüzünü,
Allah Allah, zevk alan kimdir, eziyet çeken kim?
Fuzûlî
§
Değmez elem-i külfetine ülfeti halkın
Râhat bulur âlemde eden uzlet-i ahbâb
= Değmez verdiği sıkıntıya sohbeti halkın,
Rahat bulur dünyada, tanıdıklardan uzak duran.
Enderunlu Vâsıf
§
Gayret komuyor der de eder gıybete âgâz
İfşâ-yı uyûb etme midir gayret-i ahbâb
= Gayret koymuyor der de gıybete başlar,
Ayıpları ifşa etmek midir dostlar gayreti?
Enderunlu Vâsıf
§
Bir kere kişi düşmesin âlemde yerinden
Ol an dağılır meclîs-i cem’iyyet-i ahbâb
= Bir kere kişi düşmeyegörsün yerinden,
O an dağılıverir dostları çevresinden.
Enderunlu Vâsıf
§
Murâd ederse müsebbib bir adamın kârın
Yed-i teşebbüsünü cüst ü cû eder esbâb
= Nedenler yaratıcı Hakk, isterse bir adamın kârın,
Arayıp bulur nedenler, işe koyulan ellerini adamın.
Nâbî
§
Helâl-zâde şikest ettiğin dürüst eyler
Humârını yine kendisi def’ eder mey-i nâb
= Helal süt emmiş kişi onarır kırdığını,
Sersemliğini yine kendisi giderir saf şarap.

§
Meşhûrdur ki fısk ile olmaz cihân harâb
Eyler ânı müdâhane-i âlîmân harâb
= Meşhurdur ki, fısk ile olmaz dünya harap,
Eyler onu bilginlerin dalkavukluğu harap.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Bir mevsim-i bahârına geldik ki âlemin
Bülbül hâmûş havz tehî gül-istân harâb
= Öyle bir baharına geldik ki dünyanın,
Bülbül susmuş, havuz boş, gülistan harap.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Bu harâbı niceler çalıştı ma’mûr etmeğe
Bir yanın ta’mîr ederken bir yanı oldu harâb
= Bu yıkıntıyı niceleri çalıştı onarmaya,
Bir yanın onarırken, bir yanı yıkıldı hep.
Niyâzî-i Mısrî
§
Açma cihânda dâmen-i aybı sabâ gibi
Setr eyler kamu gördüğünü nitekim türâb
= Açma ayıpların eteğini sabah yeli gibi,
Toprak gibi ol ki örter bütün gördüklerini.
Taşlıcalı Yahyâ
§
Devr-i ebvâb eyleyip olma cihânda der-be-der
Der-geh-i Bârî dururken etme gayra intisâb
= Kapı kapı dolaşıp olma derbeder dünyada,
Allah kapısı dururken, bağlanma başka kapıya.
Sünbülzâde Vehbî
§
Siyeh-tab’ân olur rûşen-dilânın düşmen-i cânı
Ki düzd-i tîre-rûzı dâimâ dil-gîr eder meh-tâb
= Kötüler, aydın gönüllülerin can düşmanıdırlar,
Gece iş gören hırsızları, daima rahatsız eder ay ışığı.
Yenişehirli Belîğ
§
Kemâlin naksı noksânın kemâli olduğun der-pey
Lisân-ı hâl ile kâmillere takrîr eder meh-tâb
= Olgunluktaki kusurları, kusurların olgunluğu izler,
Kendi dilince olgunlara bunu anlatır ayın on dördü.
Hâmî-i Âmidî
§
Sevâd-ı cürm ile kesmem ümîdi nûr-ı rahmetten
Hicâb-ı zulmeti bir lâhzâda tenvîr eder meh-tâb
= Suçlarım yüzünden umut kesmem rahmet ışığından,
Gecenin karanlığını, bir anda aydınlatıverir ay ışığı.
Hâmî-i Âmidî
§
Hak u bâtıl nûr-i adl ile nümâyandır Said
Fark olunmaz nîk ü bed gitse nazardan âf-tâb
= Doğru-yanlış adalet ışığıyla anlaşılır Said,
Ayırt edilemez iyi ile kötü, batınca güneş.
Diyarbakırlı Said Paşa
§
Cevheri ehl-i kemâlin neş’etinden bellidir
Neşre başlar nûrunu vakt-i seherden âf-tâb
= Olgunları cevheri, yetişme çağından bellidir;
Yaymaya başlar ışığını, seher vaktinde güneş.
Diyarbakırlı Said Paşa
§
Dest-gîr olmak kerîmin şânıdır üftâdeye
Ref’ eder bir şebnem-i nâçizi birden âf-tâb
= Darda kalanın elinden tutmak, şanıdır soylu kişinin,
Bir anda yükseltiverir, değersiz çiğ damlasını güneş.
Diyarbakırlı Said Paşa
§
Oldu erbâb-ı ma’ârif nâ-yâb
Düştü peygûle-i nisyâna kitâb
= Kültür insanları az bulunur oldu,
Düştü, unutulma köşesine kitap.
Nâbî
§
Gonce-veş dil-teng olanın gönlün açar gül gibi
San gül-i sad-berg-i fasl-ı nev-bahârdır kitâb
= Gonca gibi yüreği daralanın gönlün açar gül gibi,
Say ki, baharın yüz yapraklı gülüdür kitap.
Latîfî
§
Nitekim eğlencesidir mâl ü servet câhilin
Ehl-i irfânın da mâl-i bî-şümârıdır kitâb
= Nasıl, eğlencesi ise mal ve servet bilgisizin,
Bilgi dostlarının tükenmez zenginliğidir kitap.
Latîfî (Kastamonulu)
§
Su’-i fi’l ü su’-i niyyetten edenler ictinâb
Hüsn-i hâl ü hüsn-i şöhretle olurlar kâm-yâb
= Kötü iş ve niyetten kaçınanlar,
İyi hâl ve şöhretle isteklerine kavuşurlar.

§
Kıymet ü kadr-i hayât-ı pederi bilmeyene
Bildirir sonra zamâne ne imiş kıymet-i eb
= Yaşarken babasının değerini bilmeyene,
Bildirir sonra zaman, neymiş değeri babanın.
Es’ad Muhlis Paşa
§
Zâde-i Nuh’a şeref vermeyicek hazret-i eb
Gayrin evladına bilmem ne verir izzet-i eb
= Oğluna şeref vermiyorsa, Nuh’un peygamberliği,
Diğer çocuklara bilmem ne verir babanın değeri?
Es’ad Muhlis Paşa
§
Avcılık bir şikâr-ı şîr-i aceb
Gönül avla budur nişân-ı edeb
= Avcılık, bir tuhaf aslan avlaması;
Gönül avla, budur ahlâkın nişanı.
Memdûh Paşa
§
Defter-keş-i maâyib-i nâs olma merd isen
Kıl zâtını nazarlara mecmuâ-yı edeb
= İnsanların ayıplarını derleyen bir defter olma; mertsen,
Kendini, bakanlar için bir ahlâk kitabı hâline getir.
Nedîm
§
Ol ilâc etmekden âciz derdimin meftûnu ben
İkimiz de kurtulurduk geçse dermândan tabîb
= O iyileştirmekten aciz, ben dert düşkünü.
İkimiz de kurtulurduk, geçse tedaviden hekim.
Nef’î
§
Güller güler figânla geçer ömr-i andelîb
Bîmâr ihtizarda ücret diler tabîb
= Güller güler, feryatla geçer ömrü bülbülün,
Hasta can çekişmekte, ücret ister hekim.
Ziyâ Paşa
§
Perdesi sıyrık olandır menkûb
Setr eder ırzını merd-i mahcûb
= Ar perdesi sıyrılmıştır düşmüş,
Örter namusunu utanan insan.
Sünbülzade Vehbî
§
Cümleye birdir şümûl-i feyz-i allâmü’l-guyûb
İhtilâf-ı kâbiliyyettir medâr-ı zişt ü hûb
= Gizlileri bilen Hakk’ın bağışları herkes için birdir,
Yetenek farklılığı, güzellik ve çirkinliğin nedenidir.
Feyzî-i Kadîm
§
Dest-i hâcâtın hemîşe der-geh-i Allah’a aç
= İhtiyaçların için elini yalnız Allah katına aç.
Trabzonlu Âgâh Paşa
§
Nîk-nâm ister isen âlemde der-i ihsânı aç
= İyi ad bırakmak istersen dünyada, iyilik kapısını aç.
Selanikli Meşhûrî
§
Âdet oldur yâr ilinde cân alırlar hüsne bâç
= Âdet budur: Sevgili ilinde can alırlar, güzelliğe baç
§
Niyâzî-i Mısrî
§
Dil ki bir minâ saraydır kesr ola bulmaz ilâç
= Gönül bir sırça saraydır, kırılırsa düzelmez.

§
Sağ gözü eylemeye sol göze Allah muhtâç
= Sağ gözü eylemeye sol göze Allah muhtaç.
Seyyid Vehbî
§
Osmanlılar döneminde gümrük vergisi.
§
Nâ-merde değil merde Hudâ etmeye muhtâç
= Namerde değil, merde bile Allah etmeye muhtaç.

§
Kufl-ı gam olmaz küşâde diye etme fikir geç
= Gam kilidi açılmaz diye düşünme, geç.
Hüsâmî
§
Evdeki güftârın uymaz sevdiğim bâzâra hiç
= Evdeki sözün uymaz sevdiğim, pazara hiç.

§
Rif’at verir mi nâkısa eyvân-ı debbağ hiç
= Değerli kılar mı, değersiz olanı, sepicinin çardağı hiç?
Muallim Nâcî
§
Lisân-ı aşkı bilir tercemân bulunmadı hiç
= Aşk dilini bilen bir tercüman bulunmadı hiç.
Neccarzâde Şeyh Rızâ
§
Âkıl olan halka ta’zîm mi eder hiç
= Akıllı, yaratılanı ulular mı hiç?
Müverrih Râşid
§
Kendi iklîmin yıkar bir pâdişâ gördün mü hiç
= Kendi ülkesini yıkan bir sultan gördün mü hiç?
Nev’î
§
Bu lu’bet-gehte taşlarla döğünme oynayıp satranç
= Bu oyun dünyasında, taşlarla dövünme oynayıp satranç.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Sipihre çıkma kolay Mesîh olma güç
= Göğe çıkmak kolay, İsa olmak güç.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Âşık-ı dîdâra cânâ firkat-i dîdâr güç
= Yüzünün âşığına ey sevgili, yüzünden ayrılmak güç.
İlahî-i Yekçevî
§
Bir aceb sırdır bu kim ikrâr güç inkâr güç
= Tuhaf bir sırdır bu ki, ikrar güç, inkâr güç.
Semâî (Dîvâne Mehmed Çelebi)
§
Etmez gürisne-gân heves-i gamzeden hazer
Meşhûr meseldir kılıca sarılır aç
= Kaçınmaz açlar yan bakış hevesinden,
Meşhur meseldir: Kılıca sarılır aç.
Hâtem
§
Sûretinden rû-nümâdır sâf tab’ın sîreti
Sormağa hâcet komaz mâfi’z-zamîrinden zücâç
= Görünüşünden bellidir saf yaratılışın niteliği,
Sormayı gerektirmez cam kap içindekinden.
Nâzım Paşa
§
Söylen tabîbe yok yere arz-ı devâ eder
Bîmâr-ı derd-i aşk kabul eylemez ilâç
= Söyleyin hekime, boş yere ilaç verir,
Aşk derdi hastası, kabul eylemez ilaç.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Kalbini sâf et kederden kim derûna feyz ere
Beyti rûşen eylemez pâk olmasa cevf-i sirâç
= Kalbini arındır kirlerden ki, içine bilgi ulaşsın,
Evi aydınlatamaz, temiz olmazsa yuvası kandilin.
Şinâsî-i Kadîm
§
Zen merde civân pîre kemân tîrine muhtâç
Eczâ-yı cihân cümle biribirine muhtâç
= Kadın erkeğe, genç yaşlıya, yay okuna muhtaç,
Varlığın parçaları hep birbirine muhtaç.
Basîrî-i Bağdadî
§
İnsân edince kendi kemâliyle imtizâç
Tenzil-i kadr-i âhara hissetmez ihtiyâç
= İnsan kendi olgunluğuyla uyumlu olursa,
Ötekinin değerini düşürmeye hissetmez ihtiyaç.

§
Çâre-sâz olma değil derdine dermân arıyor
Yoklayıp nabzını ettimse kimi istimzâç
= Çare bulan değil, derdine derman arıyor,
Yoklayıp nabzını, her kime sordumsa.
Sünbülzâde Vehbî
§
Değildir kâr u bâr-ı câh mâni’-i kurb-i Yezdan’a
Hasîri âlet-i kurb etme zâhid bu riyâdan geç
= Makamın iş yükü Allah yakınlığına engel değildir,
Hasırı yakınlık aracı yapma ey kaba sofu, bu riyadan geç.
Nâbî
§
Ârif-i vahdet olup kesret-i yârândan geç
Râzı-i kısmet olup gayret-i akrândan geç
= İlahî tekliği kavra, dost çokluğundan geç,
Kısmetine razı ol, akranlarını kıskanmaktan geç.

§
Mazâhirdir Sezâyî zâhir olmuş kenz-i ahfâdan
Eğer sarrâf-ı gevhersen bunun bîş ü keminden geç
= Varlık, Sezâyî, Hakk’ın gizli hazinesinden çıkmıştır,
Eğer cevher sarrafıysan, bunun fazlasından, eksiğinden geç.
Şeyh Sezâyî
§
Girip bin âleme her âlemi bir âlem-i zevk et
Kalender ol hakîm ol âlemin her âleminden geç
= Girip bin âleme, her âlemi bir zevk âlemine çevir,
Gönül eri ol, bilge ol, bu âlemin her âleminden geç.
Âsaf (Mahmûd Celâleddin Paşa)
§
Aranmaz neş’e vü temkîn rind-i lâubâlide
Gehî mest ü gehî hûş-yâr gâhî rast gâhî keç
= Aranmaz neşe ve temkin teklifsiz gönül erinde,
Kâh sarhoş, kâh kendinde, kâh doğru, kâh eğri.
Vâsıf
§
Nüshân maraz-ı aşka ilâç eylemedi hiç
Ey şeyh-i keramât-fürûş ez de suyun iç
= Muskan aşk derdine deva olmadı hiç,
Ey kerametler satan şeyh, ez de suyunu iç.
Sâbit
§
Ey eden Perverd-gâr’ın birr ü ihsânın ümîd
Bir şikeste sîneden ref’-i melâl ettin mi hiç
= Ey Hakk’ın iyilik ve bağışını uman,
Kalbi kırık birini dertten kurtardın mı hiç?
Bursalı İffet
§
Sermâye-i âdâb-ı cibillîsi olanlar
Bu dâd ü sited-gâhta zahmet mi çeker hiç
= Yaratılıştan yol-yordam sahibi olanlar,
Bu alış-veriş dünyasında zorluk çeker mi hiç?
Trabzonlu Âgâh Paşa
§
Bir dil ki ola nâil-i dîdâr-ı hakîkat
Ferdâ elemi hasret-i cennet mi çeker hiç
= Hakikate ulaşmış bir gönül,
Gelecek kaygısı, cennet özlemi çeker mi hiç?
Trabzonlu Âgâh Paşa
§
Kimi ebrûya kemân der kimi zülfe pür-pîç
Baştan ayağa kadar doğru sühan yoktur hiç
= Kimi kaşa keman der, kimi zülfe lüle,
Baştan ayağa kadar doğru söz yoktur hiç.
Abdî (Himmedzâde Abdullah)
§
Teslîmdir kazâ’ya eğer var ise ilâç
Tedbîr yoksa mâni’-i takdîr olur mu hiç
= Kadere boyun eğmektir, eğer varsa ilaç,
Önlemler, kadere engel olabilir mi hiç?
Müverrih Râşid
§
Mihrin görür kemâlde her gün zevâlini
Âkıl felekte câh ile mağrûr olur mu hiç
= Tepedeki güneşin, her gün, batışını görür,
Akıllı, dünyada makamla mağrur olur mu hiç?
Fıtnat Hanım
§
Pâk-i tab’ân eser-i hâdise-i gam tutmaz
Aks-i zişt-i âyinede dâğ-i derûn olmaz hiç
= Üzücü olaylar temiz insanlarda iz bırkamaz,
Aynada yansıyan çirkinliklerde gönül yarası görünmez hiç?
Recâîzâde Mahmûd Ekrem
§
Gerçi kim evzâ’ına sabreylemek düşvârdır
Kâm içün gerdûne amma ser-fürû etmek de güç
= Gerçi hâllerine katlanmak zordur,
Zevki için ama dünyaya baş eğmek de güç.
Sâbit
§
Yâre aşk inkârı müşkül gayriye ikrâr güç
Bir belâ-keş neylesin ikrâr güç inkâr güç
= Sevgiliye aşkı inkâr zor, başkalarına ikrar güç,
Aşk belasına uğrayan neylesin, ikrar güç, inkâr güç.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Aşk mühlîk yâr gâfil mübtelâdır neylesin
Birbirine derdini inkâr güç ikrâr güç
= Aşk ölümcül, sevgili aymaz, âşık neylesin,
Birbirine derdini inkâr güç, ikrar güç.
Nef’î
§
Arz-ı hâle yok medet hem kûyine varmak muhâl
Mest-i aşkım şöyle kim reftâr güç güftâr güç
= Hâlimi anlatacak gücüm yok, semtine gitmem imkânsız,
Öyle bir aşk sarhoşuyum ki, gitmem güç, konuşmam güç.

§
Teskîn-i cûşiş-i dil eden eşk-i dîdedir
Bârân olunca olmaz imiş pây-dâr mevç
= Gönül coşkusunu yatıştıran gözyaşıdır,
Yağmur yağınca, yatışırmış dalgalar.
İzzet Ali Paşa
§
Vermez binâ-yı fakra halel cûşiş-i hâdisât
Gark edemez kemine-i hası sad-hezâr mevç
= Yoksulluk yapısına zarar veremez olaylar,
Batıramaz bir çöp parçasını, yüz binlerce dalga.
Sâmî
§
Gelmez tagayyür aslına birdir hakîkati
Deryâda gerçi zâhir olur sad-hezâr mevç
= Aslında değişme olmaz, birdir gerçekliği,
Denizde yüz binlerce dalga çıksa da ortaya.
Râtib
§
Ümîdim zevrâkın çektim herçi-bâd-âbâd
= Ne olursa olsun, hep çektim, umut sandalının küreğini.

§
Gerdûn-i dûne âkıl isen kılma i’timâd
= Aklın varsa, aşağılık dünyaya asla güvenme.
Bâkî
§
Kâzibin süknâsı yansa kimse etmez i’timâd
= Yalancının evi yansa, kimse inanmaz.

§
Çünkü şâ’irsin hayâl-i tâzedir senden murâd
= Şairsen, yeni bir hayaldir senden beklenen.
Nedîm
§
Hubb-i câh artar cihân oldukça makrûn-ı fesâd
= Koltuk sevdası artar, toplum bozuldukça.
Nâmık Kemâl
§
Teselli-i şemâtet-gûne-i ahbâbdan feryâd
= Bıkıp usandım dostların boş avutmalarından!
Koca Râgıb Paşa
§
Eder mi sâz-ı sînem değme bir mızrâbdan feryâd
= Ses verir mi gönül sazım, değme bir mızraptan?

§
Şehidân-ı mahabbet eylemez şemşîrden feryâd
= Aşk şehitleri korkmaz kılıçtan.
Nazmî-i Mevlevî
§
Merd-i mütevekkil olur endîşeden âzâd
= Hakk’a güvenen, kurtulur kaygılardan.
Mehmed Re’fet
§
İnsândır memerr-i vukuât-ı nîk ü bed
İnsandır iyi ve kötü olayların geçidi.

§
Gırrelenmez rûz-i ikbâlin görüp ehl-i hıred
= Akıllı adam aldanmaz parlak günlere.
Diyarbakırlı Said Paşa
§
Sayısız malı olanlar da kalır sıfrü’l-yed
= Sayısız malı olanlar da kalır eli boş.
Sünbülzâde Vehbî
§
İ’tibâr-ı dil olur vakt-i keşâkeşte bedîd
= Dilin değeri tartışma sırasında anlaşılır.
Antakyalı Münif
§
Baht olmayınca hüsn-i tabî’at neyi müfîd
= Şans olmayınca, güzellik neye yarar!. . .
Koca Râgıb Paşa
§
Zannetme inkisâre olur tesliyet müfîd
= Gönül kırıklığına teselli faydasızdır.

§
Ne devrân muvâfık ne tâli’ müsâ’id
= Ne zaman uygun ne şans elverişli.
Bâkî
§
Ders-i ibrettir bütün bu germ ü serd
= Birer ibret dersidir bütün bu iyilik ve kötülükler.

§
Bahşiş-i nâ-be-mahal cûddan olmaz ma’dûd
= Yersiz bahşiş, cömertlik değildir.
Seyyid Vehbî
§
Hak’tır ancak var olan zâhiktir âsâr-ı şuhûd
= Hakk’tır yalnız var olan, temelsizdir tüm görülenler.
Ahmed Naim
§
Yine ümmîd-i âbâdî ile düştüm harâbâta
Eğer ber-bâd olursam da ne çâre herçi-bâd-âbâd
= Yine eğlence umuduyla düştüm meyhaneye,
Perişan olsam da çare yok, olacak olan olur.
Sünbülzâde Vehbî
§
Sûret-i kesrette vahdet âlemin seyr eyleriz
Bilmişiz dünyâda Nev’î neydüğün ma’nâ murâd
= Çoklukta birlik evrenini seyrederiz,
Dünyada Nev’î, nedir gerçek istek biliriz.
Nev’î
§
Cisimden rûh sadefden dürr şecerden meyvedir
Sanman ey zâhir-perestân lafzı ma’nâdan murâd
= Cisimden ruh, istiridyeden inci, ağaçtan meyvedir,
Sanmayın ey görünüşe bakanlar, sözdür anlamdan amaç.
Nâbî
§
???
İnşirâh-ı sînedir gül-geşt-i hamrâdan murâd
İnkişâf-ı ukde-i dildir temaşâdan murâd
= Gönün açılmasıdır gül bahçesi gezintisinden amaç,
Gönül düğümlerinin çözülmesidir seyirden amaç.
Avnî (Fâtih Sultan Mehmed)
§
Gerdûn-ı dûna âkıl isen etme i’timâd
Dönsün piyâle devr-i kamerden budur murâd
= Aşağılık dünyaya, aklın varsa, güvenme,
Dönsün kadeh, bunu anlatır ayın dönüşü.
Bâkî
§
Ayıptır âkıle şeytan beni aldattı demek
Kendi nefsimdir eden nefsime ilkâ-yı fesâd
= Ayıptır akıllıya, “Şeytan beni aldattı. ” demek,
Kendi nefsimdir, kötülüğü telkin eden bana.
Nâbî
§
Etmiş biri biriyle bir başka ittihâd
Mey mebde-i fiten ise hum menba’-i fesâd
= Bir başka birlik var aralarında,
Fitne nedeniyse şarap, küpü de kötülük kaynağı.
Servet
§
Eyle bâzâr-ı cihâna bir alır gözle nazar
Kimi hem-dest-i revâc ü kimi hem-gerd-i kesâd
= Dünya pazarına alıcı gözle bir bak,
Kimi sürümlü mal gibi, kimi müşterisiz.
Nâbî
§
Ya ben bî-hûş-i aşkım ya o sermest-i mahabbettir
İşitmem nice demlerdir dil-i nâ-şâddan feryâd
= Ya ben aşk sersemiyim ya o sevgi sarhoşudur,
İşitmem üzgün gönülden nice zamandır feryat.
Ziyâ Paşa
§
Şuûnât-ı cihân vâbeste-i hükm-i meşiyyettir
Abestir dest-i gerdûn-ı sitem-bünyâddan feryâd
= Dünya olayları, Allah istemine bağlıdır,
Saçmadır zalim dünyanın elinden feryat.
Ziyâ Paşa
§
Ne cem’-i servet-i dünyâ ne kisb-i râhat-ı ukbâ
Bu bâzâr-ı fenâda Âkifâ hüsrândan feryâd
= Ne dünya malı toplamak, ne öte dünya rahatı içindir,
Ey Âkif, bu yokluk pazarında edilen zarardandır feryat.
Âkif Paşa (Mısır Valisi Mehmed)
§
Kûy-i dil-dârı koyup dağlara çıktı Ferhâd
Olmadı yine seri kayd-ı belâdan âzâd
= Sevgilinin yurdunu bırakıp dağlara çıktı
Ferhat, yine de kurtulamadı başı beladan.

§
Hûy-i bed âdet-i bed meşreb-i bed
Eder erbâbını merdûd-i ebed
= Kötü huy, kötü gelenek, kötü gidiş,
Eder sahibini sonsuza dek kovulmuş.
Nâbî
§
Etmez kerîm olanlar bâb-ı recâyı sed
Kılmaz rahîm olanlar ehl-i niyâzı red
= Kapatmaz soylular istek kapısını,
Geri çevirmez insan olanlar istek sahiplerini.

§
Değildir cilve-gâh-ı mâ-sivâ bahr-i dil-i ârif
Derûnundan eder her cîfeyi deryâ-yı ummân red
= Yoktur dünya dalgası, arifin gönül denizinde,
Her türlü leşi dışarı atar büyük denizler.
Belîğ (Mehmed Emin)
§
Ni’metine kimsenin etme hased
Kâdir isen kıl hased bâbını sed
= Kıskanma nimetini kimsenin,
Kapat kıskançlık kapısını, yetiyorsa gücün.
Azmî (Pir Mehmed)
§
Sonradan hayf ü nedâmet ne müfîd
Âdemi nâdim eder tab’-ı hadîd
= Sonradan üzülmek, pişmanlık neye yarar,
Öfkeyle hareket, insanı pişman eder.

§
Leb zikirde ammâ ki gönül fikr-i cihânda
Kaldı arada subha-i mercân mütereddid
= Dudak zikirde, gönül dünyayı düşünmede,
Kaldı mercan tespih iki arada bir derede.
Nâbî
§
Keştî-i akla olur her mevci bir girdâb-ı ye’s
Aşk bir derya-yı ummandır ki sâhili nâ-bedîd
= Akıl gemisine her dalga bir umutsuzluk burgacıdır,
Aşk, öyle bir büyük denizdir ki, sahili belli değildir.
Ziyâ Paşa
§
Künc-i vahdetde budur şîve-i ehl-i tecrîd
Ki bedende ola her mûyu zebân-ı tevhîd
= Birlik köşesinde budur arınmışların söyleyişi,
Ki bedenlerindeki her tüy seslendirir tevhidi.
Belîğ (Mehmed Emin)
§
Ger ye’s humârın verecek ise sonunda
Evvelce şikest olsun o peymâne-i ümîd
= Eğer umutsuzluğa düşürecekse sonunda,
Varsın önceden kırılsın o umut kadehi.
Ahmed Cevdet Paşa
§
Hâliki başka değil mezhep-i küfr ü dînin
Harem-i Ka’be ve puthânede birdir ma’bûd
= Yaratanı başka değil inananlarla inanmayanların,
Kâbe’de de, puthanede de birdir Hakk.

§
Zâhidâ aklına ehl-i hikemin olma hasûd
Vermeyince sana Ma’bûd ne yapsın Mahmûd
= Ey kaba sofu, bilgelerin aklını kıskanma,
Vermeyince sana Mâbud, ne yapsın Mahmud!
Şinâsî
§
Pençe-i hükm-i ezelden kimse olamaz halâs
Herkesi zâr u zebûn etmededir dehr-i anûd
= Kaderin pençesinden kimse kurtulamaz,
Herkesi ezmekte, ağlatmaktadır inatçı zaman.
Yenişehirli Avnî
§
Olur fakr ü fenâ ehlinde kayd-ı bîş ü kem nâ-bûd
Ümîd-i lutf nâ-peydâ hirâs-ı kahr ü gam nâ-bûd
= Fakr ve fena ehlinde azlık-çokluk kaygısı yoktur,
Lütuf umudu da yoktur, kahr ve keder korkusu da.
Üsküdarî Osman Şemsî Efendi
§
Muhibb-i sâdık odur muktezâ-yı hâl üzre
Ya sarf-ı mâl ede ahbâbına ya bezl-i vücûd
= Gerçek dost odur ki, gerektiğinde,
Malını da harcar dostlarına, canını da.
Belîğ
§
İltifât-ı âyine sûret-i isti’dâde
= Aynanın iltifatı, yeteneğin görüntüsüne.
Nâbî
§
Nâ-dân komaz ki merdüm-i dânâ huzûr ede
= Bilgisiz bırakmaz ki bilgili kişi rahat etsin.
Bâkî
§
Hudâ’dan matlab-ı a’mâ dü dîde
= Hakk’tan körün istediği iki göz.

§
Garaz bir neş’e tahsîl eylemektir bezm-i âlemde
= Amaç bir neşe elde etmektir dünya sofrasında.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Kalmadı görmediğim âlemde
= Kalmadı görmediğim âlemde.
Vehbî
§
Kişi hissettiği nisbette yaşar âlemde
= Kişi hissettiği nispette yaşar âlemde.
Eşref Paşa
§
Bilmez kişi dünyâsını vakt-i kederinde
= Bilmez kişi dünyasını üzgün zamanında.
Mehmed Re’fet
§
Sulh olmaz ise kabza-i şemşîr elimizde
= Barış olmazsa, kılıcın kabzası elimizde.

§
Felekler nerdübânın olsa çıkma evc-i ikbâle
= Felekler merdivenin olsa, çıkma yüksek mevkilere.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Bulunmaz bu çemende hârsız gül dâğsız lâle
= Bulunmaz bu bahçede dikensiz gül, yarasız lâle.
Sâbir
§
Çıkma pîş-i kârbâna gel himâr-i leng ile
= Gel düşme kervanın önüne, bir topal eşekle.

§
Sayd ederler mürgı yine mürg ile
= Avlarlar kuşu yine bir kuşla.

§
Leyleğin ömrü geçer lâklâk ile
= Leyleğin ömrü geçer lâklâk ile.
Muallim Nâcî
§
Tûl-i emelde kaldı gönül zülf-i yâr ile
= Ulaşılmaz arzularda kaldı gönül sevgilinin zülfüyle.

§
Yollarda kaldı gözlerimiz intizâr ile
= Yollarda kaldı gözlerimiz bekleye bekleye.
Fezâyî
§
Râh vardır sevdiğim dilden dile
= Yol vardır sevdiğim, kalpten kalbe.

§
Câh ile gelmez fazîlet câhile
= Makamla erdem kazanamaz bilgisiz.
İbn Kemâl
§
Hakîkattir hemân lâzım olan âlemde âdeme
= Yalnız hakikattir gereken, dünyada insana.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Âlemi tenkîr eden ahvâli mu’tâd eyleme
= Dünyayı bozan davranışları alışkanlık edinme.
Said Paşa
§
Bekle kendin hâneni Dârâ’yı der-bân eyleme
= Bekle kendin evini, Dârâ’yI kapıcı eyleme.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Zâr ü giryân olmayan ma’sûma vermezler meme
= Ağlamayan bebeğe vermezler meme.

§
Kimsenin yok medhali ben kendim ettim kendime
= Kimsenin yok suçu; ben, kendim ettim kendime.

§
Bezl eyleme sen lûtfunu her şahs-ı leîme
= Saçıp savurma iyiliklerini kötü kişilere.

§
Hak yol aramak vâcibedir fikr-i selîme
= Doğru yolu aramak farzdır sağlam kafaya.
Şinâsî
§
Her renge boyan da renk verme
= Her renge boyan ama renk verme.
Şeyh Gâlib
§
O rütbe ketm-i esrâr eyle kim ser ver de sır verme
= Sırlarını öyle sakla ki, ser ver de sır verme.
İsmail Safâ
§
Erbâb-ı hevânın hazer et dâmına düşme
= Nefsine düşkünlerin sakın düşme tuzağına.
Kâzım Paşa
§
Karînin Hâtem-i Tayyî olsa arz-ı ihtiyâç etme
Yakının Hâtem-i Tayyî bile olsa ihtiyacını bildirme.

§
Süleymân dahi olsan rûzgâra i’timâd etme
= Süleyman bile olsan, güvenme zamana.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Evinin hâline bak devlete ta’rîz etme
= Evinin hâline bak önce, devleti taşlama.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Ecel geldi baş ağrısı bahâne
= Ecel geldi, baş ağrısı bahane.

§
Her mekân bir Tûr gerçek münâcât ehline
= Her yer bir Tur’dur, gerçek dua ehline.
Şeyh İsmail Hakkı
§
Âşıka Hak’tır garaz cennet ibâdet ehline
= Âşığa Hakk’tır amaç, cennet de ibadet ehline.
Şeyh İsmail Hakkı
§
Hûn-i dil nûş ederiz bâde-i hamrâ yerine
= Yürek kanı içeriz kırmızı şarap yerine.
Hayâlî Bey
§
Tâli’i yâr olanın yâri bakar yâresine
= Talihi yâr olanın yâri bakar yarasına.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Pîşkeş esbin bakmazlar dişine
= Hediye atın bakmazlar dişine.

§
Pâdişâh olsan da derler er kişi niyetine
= Padişah olsan da derler: “Er kişi niyetine!”

§
Ömrüm içre kimseye bâr olmadım olmam yine
= Ömrümde kimseye yük olmadım, olmam yine.
Pertev
§
Hemân kazâya rızâdır bu bâbda çâre
= Hemen kadere rızadır, bu konuda tek çare.
Nef’î
§
Mevcûda ne hâcet istihâre
= Mevcuda ne gerek istihare.
Şeyh Gâlib
§
Âdemin kadrin memâtı bildirir bilmezlere
= İnsanın değerini ölümü bildirir bilmezlere.
Selanikli Meşhûrî
§
Gelmez hayâl-i vuslat ile hâb bir yere
= Gelmez kavuşma düşüyle uyku bir yere.
Fasîh Dede
§
Binenler tez nüzûl eyler semend-i müste’âr üzre
= Binenler tez iner eğreti ata.
Nâbî
§
Cefâ-yı âleme sabret safâ murâdın ise
= Halkın cefasına sabret, huzur istersen.
Nâbî
§
Kem-tamahlık eyleme aklın sana yâr ise
= Açgözlülük eyleme, aklın sana yâr ise.
Yûnus Emre
§
Bu mesel meşhurdur dağlar dayanmaz himmete
= Bu mesel meşhurdur: “Dağlar dayanmaz himmete. ”

§
Durur ahkâm-ı nusret ittihâd-ı kalb-i millette
= Zaferin kökleri, ümmetin gönül birliğindedir.
Nâmık Kemâl
§
Fedâ-kârın kalır ezkârı dâim kalb-i millette
= Kendini feda edenler her zaman yaşar ümmetin kalbinde.
Nâmık Kemâl
§
Nâhudâ Nûh olursa binilir keştîye
= Kaptan Nuh olursa binilir gemiye.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Gelir feyz-i Hudâ geldikte bî-mîzân ü endâze
= Gelir Allah bereketi gelince tartısız ve ölçüsüz.
Koca Râgıb Paşa
§
Mûrız ammâ iltifat eden Süleymân’dır bize
= Karıncayız ama iltifat eden Süleyman’dır bize.
Şeyh Gâlib
§
Ayın on dördü gibi dün gece mecliste idi
Kande akşamlayacak ol meh-i tâbân bu gece
= Ayın on dördü gibi dün gece mecliste idi,
Nerde akşamlayacak o dolunay bu gece?

§
Kerîm odur ki mücâzâtı afv ede hasma
Felek müsâde-i intikâm verdikçe
= Soylu odur ki, bağışlar düşmanı,
Felek ona intikam fırsatı verdikçe.

§
Kanâ’at eyledi Ankâ’yı Kâf-ı şöhrete vâsıl
Kişi mümtâz olur âlemde elbet uzlet ettikçe
= Kanaat, Anka’yı şöhret Kaf’ına ulaştırdı,
Kişi seçilir dünyada elbet yalnız yaşadıkça.
Süleymân Fehîm
§
Etmez tarîk-i Hak’ta olan halka ser-fürû
Eğmez minâre kâmetini bâd eserse de
= Allah yolunda giden halka baş eğmez,
Rüzgâr esse de minare eğilmez.
Râtib Ahmed Paşa
§
Bâr-gâh-ı adli vîrân eyleyenler âdemin
Başına zindân eder dünyâyı âbâd etse de
= Adalet divanın viran eyleyenler, insanın
Başına zindan ederler dünyayı, onu imar etseler de.
Nâmık Kemâl
§
Seng-bâr-ı cevr olan tahrîb-i kalb-i âleme
Haşrolur Haccâc ile bin Ka’be bünyâd etse de
= Zulümle insanların gönlünü tahrip edenler,
Bin Kâbe yapsalar da Haccac ile eşleşirler.
Nâmık Kemâl
§
Câhile şerh edeyim hakkı diyen ârifler
Sâde çıkmaz çileden hem unutur dînini de
= Bilmeze açıklayayım hakkı diyen bilenler,
Yalnız çıkmaz çileden, unuturlar dini de.

§
Serverlik ister isen üftâdelik şi’âr et
Kim düşmeden ayağa çıkmadı başa bâde
= Önderlik istersen erliği benimse,
Ki düşmeden ayağa çıkmadı başa bade.
§
Fuzûlî
§
Kâh sâkîsi gehi sâgarı geh bâdesi yok
Görmedim meclis-i maksûdu tamam âmâde
= Ya içki sunucusu, ya kadehi, ya da içkisi olmaz,
Görmedim istekler meclisini hizmete tam amade.
Nâbî
§
Kendisi muhtâc-ı himmet dede
Nerde kaldı gayriye himmet ede
= Kendisi yardıma muhtaç dede,
Nerde kaldı gayriye yardım ede!. . .

§
Bâtıl hemişe bâtıl ü bî-hûdedir velî
Müşkil budur ki sûret-i haktan zuhûr ede
= Yanlış her zaman yanlış ve yararsızdır ama,
Sorun, doğru kılığında çıkmasındadır ortaya.
Nef’î
§
Geçmede vakt-i şebâb ü gelmede eyyâm-ı şeyb
Gitmede dilden safâ gözden cilâ eksilmede
= Geçmede gençlik günleri, gelmede yaşlılık zamanı,
Gitmede gönülden neşe, eksilmede gözün parlaklığı.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Ankâ ol ister isen eğer zâg-ı lâşe ol
Yeksândır irtikâb ile iffet zamânede
= İster Anka ol, istersen leş kargası,
Birdir hırsızlıkla dürüstlük günümüzde.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Mebhâs-ı ilm ü hüner nâ-kâmili ta’zîb eder
Tıfl-ı mektep şüphe yok memnun olur âzinede
= Bilim ve sanat konuları hamları sıkar,
Okul çocuğu, kuşkusuz, sevinir tatil günlerine.

§
Fer verdi gerçi çehrene nûr-i Muhammedî
Hecrin cehennemindedir ümmet ne fâ’ide
= Muhammedî nur aydınlık vermiş yüzüne ama,
Ayrılığın cehennemindedir ümmet ne fayda.
Ahmed Paşa
§
Halkı rencîde eden âlemde
Kendi rencîde olur son demde
= Halkı inciten âlemde,
Kendi incinir son nefeste.
Taşlıcalı Yahyâ
§
Tenezzül etmedikçe cevher olmaz katre-i nisân
Bulur rûşen-zamirân rif’ati oldukça efgende
= Düşmedikçe inci olmaz nisan damlası,
Yükselir aydın gönüllüler, düştükçe.
Koca Râgıb Paşa
§
Komaz halk intikâmın zâlime idbârı vaktinde
Zahm-dâr olsa ef’î ânı mûrân eyler efgende
= Alır halk öcünü zalimden, makamından düşünce,
Yaralanırsa engerek, parçalar onu karıncalar.
Belîğ
§
Halka kin eyleme ger varsa mürüvvet sende
Seni zemmeyleyeni medh ile kıl şermende
= Halka kin besleme, varsa insanlık sende,
Seni kötüleyeni, utandır sen övgülerinle.

§
On sekiz bin âlem halkı cümlesi bir içinde
Kimse yok birden artık söylenir dil içinde
= On sekiz bin âlem halkı, cümlesi bir içinde,
Kimse yok birden artık, söylenir dil içinde.
Yûnus Emre
§
Cümle bir ânı birler cümle âna giderler
Cümle dil ânı söyler her bir tebdîl içinde
= Cümle bir O’nu birler, cümle O’na giderler,
Cümle dil O’nu söyler, her bir farklı biçimde.
Yûnus Emre
§
Mecnûn gibi dîvâne olup dağlara düş kim
Bu dehr-i denînin duramaz âkıl içinde
= Mecnûn gibi divane olup dağlara düş ki,
Akıllı, duramaz bu aşağılık dünya içinde.
Fevrî
§
İstediğimi buldum eşkere cân içinde
Taşra isteyen kendi kendi nihân içinde
= İstediğimi buldum açıkça can içinde,
Görünmek isteyen kendi, kendi nihan içinde.
Yûnus Emre
§
Mey-hâne mukassî görünür taşradan ammâ
Bir başka ferah başka letâfet var içinde
= Meyhane sıkıcı görünür dışarıdan ama,
Bir başka şenlik, bir başka güzellik var içinde.
Nedîm
§
Hep can atıyor halk fenâ mülküne ammâ
Bir hârice çıkmaz ki ne hâlet var içinde
= Hep can atıyor halk bu fena yurduna, oysa,
Bir çıkabilse dışarı, görecek neler olduğunu içinde.
Şeyh Gâlib
§
Olmakta derûnunda hevâ âteş-i sûzan
Nâyın diyebilmem ki ne hâlet var içinde
= Yakıcı bir ateşe dönüşüyor hava içinde,
Ney’in bilmem ki ne hâlet var içinde.
Nedîm
§
Câmı keff-i sâkîde şikest olması yeğdir
Ol bâde ki keyfiyyet-i minnet var içinde
= Kadehi sunucunun elinde kırılması yeğdir,
O içki ki, yük altında kalmak var içinde.
Nâbî
§
Her zilletin elbette bir izzet var içinde
Seyret çeh-i Ken’ân’ı ne devlet var içinde
= Her zilletin elbette bir izzet var içinde,
Bak Kenan’ın kuyusuna ki ne devlet var içinde.
Şeyh Gâlib
§
Her mes’elesin kim okudum nüsha-i hüsnün
Resm-i edebe şart-ı riâyet var içinde
Güzellik kitabını okudum baştan sona,
Ahlak kurallarına uyma şartı da var içinde.
Nâbî
§
Vakt-i idbârda renciş görür ahvâlinde
Halkı âzürde eden mevsim-i ikbâlinde
= İncitilir makamdan düşünce,
Halkı inciten ikbal döneminde.
Yenişehirli Avnî
§
Tamâm-ı ikbâl eder insânı ilkâ çâh-ı idbâra
Olur üftâde-i hâk-i siyeh meyve kemâlinde
= Tamamlanan ikbal atar insanı idbar çukuruna
Meyve düşer kara toprağa olgunlaşınca.
Haşmet
§
Hor bakma gözün aç dikkat ile bir nazar et
Gör ne sultânlar olurmuş fukarâ şeklinde
= Hor bakma, gözün aç, dikkatle bir bak,
Gör ne sultanlar olurmuş fukara şeklinde.
Dimetokalı Vahdetî
§
Mukayyeddir beşer zencîr-i ahkâmiyle takdîrin
Birer bed-baht esîriz cümlemiz âzâd şeklinde
= İnsan kaderin zinciriyle sımsıkı bağlanmıştır,
Birer zavallı esiriz hepimiz özgür görünsek de.
Tokadîzâde Şekib
§
Ne ser-âzâde edersin ne helâk eylersin
Kaldı bî-çâre gönül havf u recâ beyninde
= Ne özgür bırakırsın, ne yok edersin,
Kaldı zavallı gönül korku ile umut arasında.
Yenişehirli Avnî
§
Dehrin ne safâ var acabâ sîm ü zerinde
İnsân bırakır hepsini hîn-i seferinde
= Dünyanın ne zevk var acaba gümüş ve altınında,
İnsan bırakır gider hepsini son yolculuğunda.
Ziyâ Paşa
§
Onlar ki verir lâf ile dünyâya nizâmât
Bin türlü teseyyüb bulunur hânelerinde
= Lafla dünyaya düzen verirler,
Bin türlü sorun vardır evlerinde.
Ziyâ Paşa
§
Âyinesi iştir kişinin lâfe bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde
= Aynası iştir insanın, söze bakılmaz,
Kişinin, görünür akıl düzeyi eserinde.
Ziyâ Paşa
§
Bir göz ki olmaya ibret nazarında
Ol düşmenidir sahibinin baş üzerinde
= Bir göz ki yoktur ibret bakışlarında,
O düşmanıdır sahibinin baş üzerinde.
Niyazî-i Mısrî
§
Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim
Gaflet ile görmez kuyuyu reh-güzerinde
= Yıldız arayıp gökte nice acemi yıldızbilimci,
Aymazlığından görmez kuyuyu yolu üzerinde.
Ziyâ Paşa
§
Sülûk erbâbı sür’atle geçer aşk-ı mecâzîden
Cihânda kimse menzil ittihâz etmez yel üstünde
= Hakikat yolcuları hızla geçer mecazi aşktan,
Dünyada kimse konak yapamaz yel üstünde.
Belîğ
§
Külâhın sat yine lâkin yokuncul olma nâ-merde
Cihânda kelle sağ olsun külâh eksik değil merde
= Külahını sat, yine de ihtiyacını bildirme namerde,
Dünyada baş sağ olsun, külah eksik değil merde.
Necîb (Sultan III. Ahmed)
§
Olanlar ni’met-i irfân ile dil-sîr ü perverde
Leîme arz-ı hâcetten olur vâreste her yerde
= Bilgi nimetiyle gönlünü besleyip doyuranlar,
Kurtulurlar alçaklara yokuncul olmaktan her yerde.

§
Ehibbâ şîve-i yağmâda mebhût eyler a’dâyı
Hudâ göstermesin âsâr-ı izmihlâli bir yerde
= Dostlar, yağmada düşmanları bırakır hayrette,
Allah göstermesin bozgun belirtilerini bir yerde.
Yenişehirli Avnî
§
Perîşân eyler elbet pençe-i idbâr ile fil-hâl
Felek hissetmesin cemiyyet-i ikbâl bir yerde
= Perişan eyler elbet, idbar pençesi ile hemen,
Felek hissetmesin, ikbalin toplandığını bir yerde.
Yenişehirli Avnî
§
Bizim noksânımız hep kâbil-i ikmâldir ammâ
Bulunmaz neyleyim esbâb-ı istikmâl bir yerde
= Bizim eksiklerimiz hep tamamlanabilir ama,
Bulunmaz neyleyim, tamamlama nedenleri bir yerde.
Yenişehirli Avnî
§
Nîk ü bed her vasf olur bir zâta nisbetle kemâl
Doğruluk nâvekte hoştur eğrilik şemşîrde
= İyi-kötü, her nitelik, olgunluktur nesnesine göre,
Doğruluk okta güzeldir, eğrilik kılıçta.
Âsım (Çelebizâde)
§
Eder tenzîl ilmin kadrini ahlâk noksânı
Felâtun olsa almaz kimse bir bed-sîreti kâle
= Düşürür ilmin değerini ahlak kusuru,
Eflatun olsa, almaz kimse ciddiye kötü huyluyu.
İsmail Safâ
§
Ma’kûs-ı elemdir emel-i dehr ser-â-ser
Olma heves-i malla alûde melâle
= Elem yankısıdır dünya emelleri baştanbaşa,
Bulaşma mal hevesiyle can sıkıntısına.
Sünbülzâde Vehbî
§
Şerâfetle asâlet fazl-ı zâtîden ibarettir
Fazîlettir şeref-bahşâ olan ecdâd ü ensâle
= Onur ve soyluluk özlü erdemlerdir,
Erdemdir onur veren tüm kuşaklara.
İsmail Safâ
§
Şevkimiz yok gerçi dilde mübtelâ-yı firkatiz
Zevkimiz var lezzet-i gamdan haberdârız hele
= Neşe yok gerçi gönlümüzde, ayrılığa düşmüşüz,
Zevkimiz var ama, gamın lezzetinden haberdarız.
Nef’î
§
Ehl-i irfân meclisinde hiç bulunmaz hazele
Nâ-dân ile sohbet etme gir kapıyı rezele
= Ariflerin meclisinde yer yoktur rezillere,
Cahil ile sohbet etme, gir kapıyı sürgüle.

§
Yıkılıptır bu cihân sanma ki bir dem düzele
Devleti çerh-i denî verdi kamu mübtezele
= Yıkılmıştır bu dünya, sanma ki bir gün düzele,
Devleti alçak felek, verdi tümüyle müptezele.
Üçüncü Mustafa
§
Zâtî gerek yüz aklığı yoksa ne eylesen
Olmaz siyâhî-i ezelî şüste-i âb ile
= Özde gerek yüz aklığı, neylesen olmaz,
Ezelden kara olan, yıkamakla ağarmaz.
Giridî Sırrı Paşa
§
Lâf eyleme zebân-ı tefâhür-feşân ile
Bâlâ-yı bâma çıkma çürük nerdübân ile
= Konuşma hep övünen bir dil ile,
Yüksek dama çıkma, çürük merdiven ile.
Nâbî
§
Bî-nasîbiz ol kadar fikr-i maâlîden ki biz
Eyleriz takdîs istibdâdı şehrâyin ile
= Nasipsiziz o denli yüksek düşünceden ki,
Kutsarız dikta rejimini, şenlikler yaparak.

§
Belâ tufânına sabr eyleyen mânend-i Nuh âhir
Çıkar deryâ-yı gamdan bir kenâra rûzgâr ile
= Belâ tufanına sabreyleyen, Nuh gibi sonunda,
Çıkar gam deryasından esenliğe bir rüzgâr ile.

§
Saht diller kahr ile her hizmete mu’tâd olur
Âheni eşkâl-i gûnâ-gûna korlar nâr ile
= Katı kalpler zorla her hizmete alışır,
Demiri türlü şekillere sokarlar ateşle.
Nüzhet
§
Kec-nihâdân rast-ı tab’ân ile etmez imtizâç
İttihâdı olmaz anınçün kemânın tîr ile
= Mayası bozuklar uzlaşamaz doğrularla,
Birlikte olamaz yay, onun için okla.

§
Hep ettiği cefâyı unutturdu ol perî
Bir nîm hande bir nigeh-i iltifât ile
= Hep ettiği cefayı unutturdu o peri,
Bir yarım gülüş, gönül alıcı bir bakışla.
Nâbî
§
Zulm ile akçeler alıp zâlim
Eyler in’âm halka minnet ile
= Zulümle paralar toplar zalim,
İhsan eder halka, minnet ile.
Fuzûlî
§
Dâll değil mi hele sor âkıle
Cümle şüûnât ki bir fâ’ile
= Kanıt değil mi, hele sor bir akıllıya,
Evrendeki bütün oluşlar, bir yaratıcıya?
Nâbîzâde Nâzım
§
Kendi bî-şüphe bilir râz-ı derûnun yoksa
Ehl-i dil söyleyemez derdini Allah’a bile
= Kendi kuşkusuz bilir gönüldeki sırları, yoksa,
Gönül adamı, söyleyemez derdini Allah’a bile.
Hızırağazâde Said Bey
§
Terk-i nush eylese hem sûreti hoş olsa bile
Zâhidin sıkleti var bezme hâmûş olsa bile
= Öğüt vermeyi bıraksa, hem görünüşü hoş olsa bile,
Kaba sofu meclise sıkıntı verir, hiç konuşmasa bile.
Fıtnat Hanım
§
Öyle vahşî o perî-çehre ki imkân olsa
Âşık-ı zâra görünmezdi hayâlinde bile
= Öyle vahşî o peri yüzlü ki, imkân olsa,
İnleyen âşığa görünmezdi, hayalinde bile.
Yenişehirli Avnî
§
Bâğa sensiz bakamam çeşmime âteş görünür
Gül-i handânı değil serv-i hırâmânı bile
= Bahçeye sensiz bakamam, gözüme ateş görünür,
Yalnız gülen gülü değil, salınan servisi bile.
Neşâtî
§
Gittin ammâ ki kodun hasret ile cânı bile
İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile
= Gittin ve hasretle bıraktın canı bile,
İstemem sensiz olan dost sohbetini bile.
Neşâtî
§
Geçti dil râh-i talebden kâm-ı dünyâdan bile
Fâriğ oldu arzûlardan temennâdan bile
= Geçti gönül isteklerden, dünya zevkinden bile,
Arındı tüm arzularından, tüm dileklerinden bile.
Cevrî (İbrahim Çelebi)
§
Öyle mest et bizi ey sâkî-yi rûh-efzâ kim
Hûş-yâr olmayalım subh-ı kıyâmette bile
= Öyle sarhoş et bizi, ey can bağışlayan saki ki,
Kendimizde olmayalım, kıyamet sabahında bile.
Yenişehirli Avnî
§
Almada vermede mir’ât ü mukâbil gibidir
Keşfolur sırr-ı azîzân gönülden gönüle
= Almada, vermede ayna ve karşısındaki gibidir,
Açılır erenlerin sırları, gönülden gönle.
Şeyh Gâlib
§
Ten zevrakın düşürme girdâb-ı ızdırâba
Sabret gönül ki kalmaz bu rûzgâr böyle
= Ten sandalını düşürme acılar burgacına,
Sabret gönül ki kalmaz bu zaman böyle.
Nev’î
§
Vuslatta bîm-i hicrân hecrinde mihnet-i cân
Derd-i firâk böyle vasl u kenâr böyle
= Kavuşmada ayrılma korkusu, ayrılıkta can işkencesi,
Ayrılık derdi böyle, kavuşup kucaklaşma böyle.
Nev’î
§
Simurg-i merhametten ben görmedim nişâne
Ey hâce sen görürsen benden de selâm söyle
= Merhamet Anka’sından ben görmedim bir iz,
Ey hoca, sen görürsen, benden de selâm söyle.
Yenişehirli Avnî
§
Secdede kâmet-i a’lâsını zikr et yârin
Ey gönül eğri otur dünyede doğru söyle
= Secdede servi boyunu an sevgilinin,
Ey gönül eğri otur dünyada, doğru söyle.
Fevrî
§
Âb-rû dökmekle kâimse cihânda varlığım
Öldür Allah’ım beni nâ-merde muhtâç eyleme
= Yüzsuyu dökmeye bağlıysa dünyada varlığım,
Öldür Allah’ım beni, namerde muhtaç eyleme.
Numan
§
Varsa aklın re’y ü tedbirinde noksân eyleme
Çünki noksân eyledin takdîre bühtân eyleme
= Varsa aklın seçim ve önleminde hata yapma,
Eğer hata yaparsan, dönüp kadere iftira atma.

§
Mâ-sivâ jengin gönülden sil gider
Bir gönülde hubbi tekrâr eyleme
= Dünya kirini gönülden sil gider,
Bir gönülde sevgiyi iki eyleme.
Şeyh Eşrefzâde
§
Bakma yâ Rab sevâd-ı defterime
Anı yak âteşe benim yerime
= Bakma Rabbim defterimin karalığına,
Onu yak ateşe, benim yerime.

§
Gınâ-yı nefse mâlik olmadıkça er ganî olmaz
Hakîkatte gedâdır mâlik olsa ma’den-i sîme
= Gönül tokluğuna sahip olmadıkça, insan zengin olmaz,
Gerçekte yoksuldur, gümüş madenine sahip olsa da.
Lutfî-i Âmidî
§
Her renge boyan da reng verme
Mir’ât-ı musaffâya jeng verme
= Her renge boyan da renk verme,
Tertemiz aynayı sakın kirletme.
Şeyh Gâlib
§
Yüzüne her güleni mahrem-i esrâr etme
Var ise düşmenine kînini izhâr etme
= Yüzüne her güleni sırlarına ortak etme,
Varsa, düşmanına düşmanlığını belli etme.

§
Getirme hâtırına mâcerâ-yı Ferhâd’ı
Derûnu yârelidir kûh-sârı söyletme
= Hatırlatma Ferhat’ın macerasını,
Bağrı yaralıdır ondan, dağı söyletme.

§
Hüseynî meşreb ol bir cân içün havf ü recâdan geç
Fezâ-yı Kerbelâ-yı aşka gir merdâne merdâne
= Hüseyin meşrepli ol, bir can için korku ve umuttan geç,
Aşk Kerbela’sı meydanına gir, erkekçesine, mertçesine.
Nâmık Kemâl
§
Bir kâ’idedir bu câvidâne
Elbette gider gelen cihâne
= Değiştirilemez bir yasadır bu,
Elbette gider, gelen dünyaya.
Fuzûlî
§
Bin bülbülü nâlende-i hâr-i sitem eyler
Bir gonceyi güldürme murâd etse zamâne
= Bin bülbülü zulüm oklarıyla inletir,
Bir goncayı güldürmek isterse zamane.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Budur lâyık olan şâhım cihânde ehl-i irfâna
Ki yaktığı çerâğ üstüne dâim ola pervâne
= Budur lâyık olan şahım dünyada ariflere,
Ki yaktığı ışık üstüne daim olmalılar pervane.
Beyânî (Sipahi Mehmed Bey)
§
Bâis-i hande olur setre çalışmak aşkı
Vaz’-ı kufl etme gibi türbe-i Nasreddin’e
= Güldürür gizlemeye çalışmak aşkı,
Kilit asmak gibi Hoca’nın türbesine.
Şeyhülislam Atâ
§
Herkes cihânda kudreti miktârı gam çeker
Ey dert-mend-i gam-zede şükreyle hâline
= Herkes dünyada gücünce acı çeker,
Ey acı çeken dertli, şükreyle hâline.
Yenişehirli Belîğ
§
Kande kim cem’ ola câm ü dil-ber ü aşk u şebâb
Anda iblisin ne hâcet mekrine ihlâline
= Bir araya gelirse içki, güzel, aşk ve gençlik,
Gerek kalır mı iblisin hilesine, ayartmasına?
Nâbî
§
Nâ-dân ile sohbet etmek güçtür bilene
Çünkü nâ-dân ne gelirse söyler diline
= Bilgisizle sohbet etmek güçtür bilene,
Çünkü bilgisiz, ne gelirse söyler diline.

§
Bir perî gördüm alayda yine gitti aklım
O gidiştir ki gider gelmedi hâlâ yerine
= Bir peri gördüm şenlikte yine gitti aklım,
Gidiş o gidiştir ki hâlâ gelmedi yerine.
Beylikçi İzzet
§
Müft mesken sanur cihânı kişi
Nakd-i ömrün verir kirâ yerine
= Beleş bir konut sanır dünyayı kişi,
Bütün ömrünü verir oysa kira yerine.
Abdî (Bursalı)
§
Kuru şöhretle fürû-mâye Süleymân olamaz
Mühr-i hurşîdi felek verse de hâtem yerine
= Kuru şöhretle mayası bozuk Süleyman olamaz,
Güneşin mührünü verse de felek, yüzük yerine.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Hacc-ı ekberse garaz sûret-perestîden geçip
Zâhidâ gel tâif ol bir kere de dil Ka’be’sine
= Büyük hacsa amacın, surete tapmaktan geç,
Ey kaba sofu, gel tavaf et bir kere de gönül Kâbe’sini.
Süleymân Fehîm
§
Hussâd-ı asrın etme nazar güft ü gûsuna
Şîr iltifât eder mi külâbın gulgulesine
= Kıskançların dedikodularına aldırma,
Aslan hiç aldırır mı köpeklerin havlamasına.
Nahîfî
§
Bakıp o şûh ile nâz ü niyâza meşk ederiz
Gülün tebessümüne bülbülün terânesine
= O işveli güzelle naz ve yakarış dersi yaparız,
Bakıp gülün gülümsemesine, bülbülün şakımasına.
Nedîm
§
Geldiklerine âleme nâdim gibi bu halk
Şöyle gider ki binmiş ölüsü dirisine
= Geldiklerine dünyaya pişman gibi bu halk,
Şöyle giderler ki binmiş ölüsü dirisine.
Fevrî
§
Vuslat-ı yâr içün ağyâra müdârâ eyler
Zehr içer âşık-ı dil-heste şifâ niyyetine
= Sevgiliye kavuşmak için ellere yaltaklanır,
Zehir içer gönlü yaralı âşık, şifa niyetine.
Bursalı Ahmed Râgıb
§
Ben ki ser-bâzân-ı râh-ı aşkta serdârım bugün
Âsumândan tîg yağsa ser-fürû etmem yine
= Ben aşk yolu yiğitlerinin serdarıyım bugün,
Gökten kılıç yağsa yine de baş eğmem.
Yenişehirli Avnî
§
Ârif-i ma’nâ isen kılma tehâlük âleme
Mülk-i dünyâ kimseye mâl omamış olmaz yine
= Gerçek peşindeysen, sarılma dünyaya,
Dünya mülkü kimseye mal olmamış, olmaz da.
Leskofçalı Gâlib
§
Ayağı yer mi basar zülfüne ber-dâr olanın
Zevk ü şevk ile verir cân u seri döne döne
= Ayağı yer mi basar zülfüne asılmış olanın,
Zevk ve şevk ile verir can ve başı döne döne.
Necâtî Bey
§
Bu dünyânın misâli benzer bir değirmene
Gaflet ânın sepeti bu halk anda öğüne
= Bu dünya benzer bir değirmene,
Gaflet onun sepeti bu halk onda öğüne.
Yûnus Emre
§
Tende kudret nerden olsun ni’met-i cân şükrüne
Bin dilim olsa yetişmez bir dilim nân şükrüne
= Tende güç nerden olsun, can nimeti şükrüne,
Bin dilim olsa, yetişmez bir dilim ekmek şükrüne.
Sürûrî
§
Hırlaşır bir lâşeye üşmüş nice yüz bin kilâb
Biz de pay almak için geldik bu gavgâ üstüne
= Hırlaşır bir leşe üşüşmüş nice yüz bin köpek,
Biz de pay almak için geldik bu kavga üstüne.
Hüdâyî (Müezzin)
§
Süzme çeşmin gelmesin müjgân müjgân üstüne
Urma zahm-ı sîneme peykân peykân üstüne
= Süzme gözün, gelmesin kirpik kirpik üstüne,
Vurma gönlüm yarasına, peykân peykân üstüne.
Râsih
§
Dilde gam var şimdilik lûtfeyle gelme ey sürûr
Olamaz bir hânede mihmân mihmân üstüne
= Gönülde acı var, şimdilik lütfeyle gelme ey sevinç,
Olamaz bir evde misafir misafir üstüne.
Râsih
§
Yârdan mehcûr iken düştük diyâr-ı gurbete
Dehr gösterdi yine hicrân hicrân üstüne
= Yârden ayrı iken düştük gurbet diyarına,
Dünya gösterdi yine ayrılık ayrılık üstüne.
Râsih
§
Deme yolumda komaz bir taş bir taş üstüne
Her ne hükmün var ise cân üstüne baş üstüne
= Deme yolumda koymaz bir taş bir taş üstüne,
Her ne emrin var ise can üstüne, baş üstüne.
Hayâlî Bey
§
Tâ vakti gelmeyince umûr eylemez zuhûr
Devr eyler âsiyâb-ı felek nevbet üstüne
= Zamanı gelmedikçe, işler gerçekleşmez,
Döner feleğin değirmeni nöbet üstüne.
Nâbî
§
Dünyâya bu telâşın nedir ey esîr-i nefs
Râhat bulur mu avret alan avret üstüne
= Dünyaya bu telaşın nedir ey nefsin esiri,
Rahat bulur mu kadın alan kadın üstüne?
Nâbî
§
Vâsıf sebât râh-ı mahabbette şarttır
Yoktur tarîk-i aşkta rağbet döneklere
= Vâsıf sevgi yolunda kararlılık şarttır,
Yoktur aşk yolunda rağbet döneklere.
Vâsıf
§
Birbirinden infikâk etmez hubûb-i sübha-veş
Bağlıdır ehl-i derûnun cümle başı bir yere
= Birbirinden ayrılmaz tespih taneleri gibi,
Bağlıdır tüm gönül erlerinin başı bir yere.

§
Her kim eylerse tahammül sademât-ı dehre
Bulur elbette umûrunda Hüdâ’dan behre
= Her kim dayanırsa zamanın darbelerine,
Bulur elbette işlerinde Hakk’tan bir hisse.

§
Güft ü gû çok saded-i aşkta cumhura göre
Hakk’ı kendinde ara mezheb-i Mansûr’a göre
= Dedikodu çok aşk konusunda bilginlere göre,
Hakk’ı kendinde ara Mansûr’un yoluna göre.
Münif
§
Lâyık değil ki gün gibi rûşen-zamîr olan
Lûtfuyla bir çerâğı hem yaka hem söndüre
= Layık değil ki gün gibi gönlü aydınlık olan,
Lütfuyla bir kandili hem yaka, hem söndüre.

§
Vücûdu her birinin başka âlemdir hakîkatte
Olur ânınçün ehl-i dil cihânda infirâd üzre
= Varlığı her birinin başka bir âlemdir gerçekte,
Olur o nedenle gönül eri dünyada yalnızlık üzre.
Nef’î
§
Makâlî ta’n-ı a’dâdan ne gam erbâb-ı irfâna
Atarlar taşı elbette diraht-ı meyve-dâr üzre
= Makâlî düşmanın kınamasından ne gam âriflere,
Atarlar taşı elbette meyveli ağaç üzre.
Makâlî
§
Kazârâ bir sapan taşı bir altın kâseye değse
Ne taşın kıymeti artar ne kıymetten düşer kâse
= Kazara bir sapan taşı bir altın kâseye değse,
Ne taşın kıymeti artar, ne kıymetten düşer kâse.

§
Çehre-i maksûdu zâtında tecellî eylemez
Gayr nakşından şu kim âyinesin pâk etmese
= İlahî güzellik özünde kendini göstermez,
Dünya nakışlarından kim gönlünü arındırmazsa.
Taşlıcalı Yahyâ
§
Aklına mecnûnların tahsîn ki ketm-i râz edip
Geh sipihre geh der ü divâra söyler söylese
= Aklına mecnunların aferin ki sırlarını saklayıp
Ya göğe ya da kapı ve duvara söylerler, söylerlerse.
Nâbî
§
Hükm-i kitâb-ı aşk ile öldür sevâba gir
Ey bî-vefâ eğer seni sevmek günâh ise
= Aşk kitabının hükmüyle öldür de sevaba gir,
Ey vefasız, eğer seni sevmek günah ise.
Nahifî
§
Merd isen malını tâmir-i kulûba sarf et
Şöhret ü şân ü şükûha telef olmaktan ise
= Mertsen malını gönül yapmaya harca,
Şöhret, şan ve kibre telef olmasındansa.
Nâbî
§
Buhl ile âleme darbü’l-mesel olmak yeğdir
Mahz-ı da’vâ ile sahip-kerem olmaktan ise
= Cimrilikle insanların diline düşmek yeğdir,
Salt benlik davası için cömert olmaktan ise.
Âgâh Paşa
§
Gönül Çalab’ın tahtı Çalab gönüle bahtı
İki cihân bed-bahtı kim gönül yıkar ise
= Gönül Allah’ın tahtı, Allah gönüle baktı,
İki dünya bedbahtı, kim gönül yıkar ise.
Yûnus Emre
§
Arz eyle yâre ey gönül aşk-ı nihânın var ise
Aşkın bahâsı cân imiş al imdi cânın var ise
= Arz eyle yâre ey gönül, gizli aşkın var ise,
Aşkın bedeli can imiş, al şimdi canın var ise.
Nev’î
§
Çerhe dayanma her ne kadar üstüvâr ise
Yerin efendi altı da var üstü var ise
= Feleğe güvenme, her ne kadar üstüvâr ise,
Yerin efendi, altı da var, üstü var ise.
Riyâzî
§
Bilmez edeb-i bezm-i gülü nâleye başlar
Âşık geçinir bülbül-i şeydâ söze gelse
= Bilmez gül meclisinin edebini feryada başlar,
Âşık geçinir divane bülbül, söze gelse.
Nedîm-i Kadîm
§
Gönül âh etme sûzundan münâfık olmasın âgâh
Gözüm yaş dökme derdimden haberdâr olmasın kimse
= Gönül ah etme yangınından, iki yüzlü öğrenmesin,
Gözüm yaş dökme, derdimden haberdar olmasın kimse.
Hayretî
§
Bâb-ı Hak meftûh iken her lahza ehl-i hâcete
İlticâ lâyık mıdır mağrûr-ı câh-ı devlete
= Allah kapısı açıkken her an yokuncullara,
Sığınmak lâyık mıdır makam mağrurlarına?

§
Ermek ister ise âdem İrem-i mağfirete
Kimseyi kırmayarak gitmelidir âhirete
= Ermek isterse insan bağışlanma İrem’ine,
Kimseyi kırmayarak gitmelidir ahirete.

§
Bir devirde geldik bu fenâ âleme biz kim
Âsâr-ı kerem var ne beşerde ne felekte
= Bir devirde geldik bu yalan dünyaya biz ki,
Cömertlik belirtisi var ne insanda, ne felekte.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Dünyâ talebiyle kimisi halkın emekte
Kimisi oturup zevk ile dünyâyı yemekte
= Dünya isteğiyle kimisi halkın emekte,
Kimisi oturup zevk ile dünyayı yemekte.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Bu hüsnü kendine bâkî kalır sanma ey dil-ber
Güzellik pây-dâr olmaz geçer âheste âheste
= Bu güzelliği kendine temelli sanma ey güzel,
Güzellik kalımlı değildir, geçer aheste aheste.
Zâtî
§
Ne dervîş ü ne zâhidden ne mîr ü şâhtan iste
Yürü yoktan seni var eyleyen Allah’tan iste
= Ne dervişten, ne sofudan, ne bey ve şahtan iste,
Yürü, yoktan seni var eyleyen Allah’tan iste.
Azmî (Pir Mehmed)
§
İncitme sen ahbâbını incinmeye senden
Bu âlem-i fânîde zarâfet budur işte
= İncitme sen dostlarını, incinmeye senden,
Bu yalan dünyada zarafet budur işte.
Laylâ Hanım
§
İlâhî hikmet-i icâdı kim kimden suâl etsin
Müessir perde-pûş-i kibriyâ âsâr hayrette
= Allahm, yaratış hikmetini kim, kimden sorsun,
Yaratıcı kavranamaz ululukla perdeli, eserler hayrette.
Muallim Nâci
§
Niçin bir câna kıysın tîg-i zulmü bir cihân-gîrin
Cihân hayrette cân hayrette cân-âzâr hayrette
= Niçin bir cana kıysın zulüm kılıcı bir cihangirin,
Cihan hayrette, can hayrette, can yakan hayrette.
Muallim Nâci
§
Seherde neşreder envârını hûrşîd-i âlem-tâb
Nümâyândır kerîmü’l-halkın isti’dâdı neş’ette
= Seherde yayar ışıklarını dünyayı aydınlatan güneş,
Görünür halkın soylularının yeteneği yetişmesinde.
Said Paşa
§
Sen bana gelmek muhâl ü ben sana varmak baîd
Kim hümâ inmez yere konmaz kebûter Ka’be’ye
= Senin bana gelmen imkânsız, benim sana varmam uzak,
Ki devlet kuşu inmez yere, konmaz güvercin Kâbe’ye.
Necâtî Bey
§
Meşveretsiz kim ki bir iş işleye
Şol nedâmet parmağın çok dişleye
= Danışmasız kim ki bir iş işler,
Pişmanlık parmağını çok dişler.
Zarîfî (Ömer Efendi Baba)
§
Ger Mesîh olsa tabîbin açma dâğ-ı sîneni
Gösterilmez yâdigâr-ı âşinâ bî-gâneye
= İsa bile olsa hekimin, açma göğsündeki yarayı,
Gösterilmez dostun yadigârı yabancılara.
Deli Hikmet
§
Ben uyup zâhidlere mescid-nişin olsam da
Rinddir gönlüm gezer mey-hâneden mey-hâneye
= Ben uyup sofulara mescitte oturuyor olsam da,
Rinttir gönlüm gezer meyhaneden meyhaneye.
Muallim Nâcî
§
Gitti Mecnûn hâne-i dehri bana ısmarladı
Bir harâb evdir kalır dîvâneden dîvâneye
= Gitti Mecnûn, dünya evini bana ısmarladı,
Bir harap evdir, kalır divaneden divaneye.

§
Hem inanma gönlüne hem gamze-i cânâneye
İ’timâd etme sakın bir meste bir dîvâneye
= İnanma gönlüne de, sevgilinin süzgün bakışına da,
Güvenme sakın bir sarhoşa, bir divaneye.
Sabrî (Mehmed Şerif)
§
Çıksın şu sırr u hikmeti bir öğreten bize
Bâkî idiyse rûh ne lâzımdı ten bize
= Çıksın şu sır ve hikmeti bir öğreten bize,
Ölümsüz idiyse ruh, ne gerekti ten bize?
Abdülhak Hâmid
§
Etme bir kimseyi ömründe sakın istihfâf
= Küçümseme bir kimseyi ömründe sakın.
Mehmed Tevfik
§
Kasvet-i kalbden gelir ekser mizâca inhirâf
= İç sıkıntısından gelir çoğun sayrılık.
Selanikli Meşhûrî
§
Ne bahîl ol ne de emvâlini eyle isrâf
= Ne cimri ol, ne de malını saçıp savur.
Mehmed Tevfik
§
Bilinir züyûr-ı efser olacak cevher-i sâf
= Bilinir tacı süsleyecek saf cevher.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
İnsâfı bırakmamaktır insâf
= İnsafı hiç bırakmamaktır insaf.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Sunuf-ı esnâfta yoktur insâf
= Hiçbir esnafta yoktur insaf.
Sünbülzâde Vehbî
§
Dür-dâne-i derûnu için çâk olur sadef
= İçindeki inci için yarılır inci kabuğu.
Ziyâ Paşa
§
Sa’y et kemâl ü ma’rifete olma nâ-halef
= Olgunluk ve bilgi için çalış, hayırsız evlat olma.

§
İftihâr-ı dâniş-i ecdâd ile gelmez şeref
= Ataların bilgisiyle övünerek şeref kazanılmaz.
Râsim
§
Anılır kâh Süleymân ile bir mûr-i zaîf
= Anılır kimileyin Süleyman ile bir zayıf karınca.

§
Âkılsen eyle fikrini zikr-i Hudâ’ya sarf
= Akıllıysan, zihnini Allah’ı düşünmekte kullan.
Fıtnat Hanım
§
Kim bakar rûy-i Züleyhâ’ya dururken Yûsuf
= Kim bakar Züleyhâ’nın yüzüne, dururken Yusuf?
Vehbî
§
Kesret kemâl-i vahdetin âsâr-ı feyzidir
Zâhir olur ziyâ ile elvânda ihtilâf
= Çokluk İlahî birliğin görünümleridir,
Ortaya çıkar ışıkla renklerdeki çeşitlilik.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Bezm-i nûş-â-nûşta gam bir taraf mey bir taraf
Sâkîyâ gam kande âlem bir taraf mey bir taraf
= Döne döne içilen mecliste gam bir taraf, şarap bir taraf,
Ey saki, gam şöyle dursun; dünya bir taraf, şarap bir taraf.
Ziyâ Paşa
§
Zevk-i feyz-i aşk ayrılmaz dil-i âgâhtan
Olamaz peymâne-i hum bir taraf mey bir taraf
= Aşk bilgisinin zevki ayrılmaz bilen gönülden,
Olamaz şarap kadehi bir taraf, şarap bir taraf.
Ziyâ Paşa
§
Kadrini seng-i musallâda bilip ey Bâkî
Durup el bağlayalar karşına yârân saf saf
= Değerini musalla taşında bilip ey Bâkî,
Durup el bağlayalar karşına dostlar saf saf!. . .
Bâkî
§
Âleminde herkes eyler hod-be-hod da’vâ-yı zîver
Merd-i meydân-ı hüner ma’lûm olur rûz-i musâf
= Herkes kendi kendine bulunur güç davasında,
Hüner meydanının yiğidi, belli olur savaş gününde.
Koca Râgıb Paşa
§
Ey Fuzûlî taleb-i rütbe-i irfân eyle
Cehl ile hâsıl-ı evkât-ı şerîf etme telef
= Ey Fuzûlî bilginin yükselmesini iste,
Bilgisizlikle en değerli zamanlarını telef etme.
Fuzûlî
§
Kadd-i yâre kimisi ar’ar dedi kimi elif
Cümlenin maksûdu bir ammâ rivâyet muhtelif
= Sevgilinin boyuna kimisi servi dedi, kimi elif,
Herkesin amacı bir ama söyleyişi muhtelif.
Muhibbî (Kanûnî Sultan Süleymân)
§
İstikâmet olur elbet sebeb-i serdârî
Oldu ol yüzden elif kâfile-sâlâr-ı hurûf
= Doğruluk olur elbet önderlik nedeni,
Oldu o yüzden elif, harfler kervanın önderi.

§
Gıybet ü kizb ü nifâk üzre olan ahbâbın
Sohbet meclisine ülfet-i me’lûfuna yuf
= Çekiştiren, yalan söyleyen, ara bozan dostların,
Sohbet meclisine de, alışılmış dostluğuna da yuh.
Aynî
§
Kâbil midir envâr-ı safâ eyleye işrâk
Ol sînede kim jeng-i sivâ olmaya mahzûf
= Mümkün müdür saflık nurları doğsun,
O kalpte ki, dünya kiri giderilmiş olmasın.
Kâzım Paşa
§
Sahn-ı âlem bir saâdet-zâr olurken adl ile
Ekser ebnâ-yı nev’in rağbeti bî-dâda havf
= Dünya bir mutluluk bahçesi olurken adaletle,
Çoğu insanoğlunun yazık ki rağbeti zulme.
Adanalı Ziyâ Bey
§
Vahdet ikliminde gayrullaha bu kadar hiç mesâg
= Birlik ikliminde Hakk’ın gayrına bu kadar izin yok.
İstanbulî Ali Rızâ Efendi
§
Nâ-becâ hâhişe yok şer’-i mahabbette mesâg
= Uygunsuz isteklere yok sevgi yasalarında izin.
Pertev Paşa
§
Olmaz istîmân eden mağlûb-i tîg
= Olmaz aman dileyen kılıç yeniği.

§
Var ise âlemde ancak âşıka dâğ üstü bâğ
= Varsa dünyada âşığa ancak dağ üstü bağ
Koca Râgıb Paşa
§
Nev-zemîn olsun da ehl-i sohbete dâğ üstü bâğ
= Yeni bir yer olsun da sohbet ehline, dağ üstü bağ olsun.
Pertev Paşa
§
Hâtır-ı ağyâr içün ben yârdan kılmam ferâğ
= Ellerin hatırı için ben yârden vazgeçmem.
Şeyh Gâlib
§
Nûr-i hikmet kalb-i nâ-kâbilde işrâk eylemez
Çeşmin etmez merdüm-i hâbidenin rûşen çerâg
= Hikmet nuru yeteneksiz kalpte parlamaz,
§
Kandil, uyuyanın göz bebeğini parlatmaz.
Ali Rûhî Bey
§
Dâğlardır dildeki aşkı nümâyân eyleyen
Hâneden ma’lûm olur mu olmasa revzen çerâg
= Göğüsteki yaralardır, gönüldeki aşkı gösteren,
Pencere olmasa, evde ışık olduğu bilinebilir mi?
Nüzhet
§
Bülbül ü kumrîye bu bâğda yer kalmadı âh
Serv-i ra’naya zegan kondu nihâl-i güle zag
= Bülbül ve kumruya bu bağda yer kalmadı, yazık,
Güzel serviye çaylak kondu, gül fidanına karga.
Nâbî
§
Rûşen-dilân birbirine feyz bahş eder
Ki âyine buldu ülfet-i sim-âbdan fürûg
= Aydınlık gönüllüler birbirine bilgi bağışlar,
Ki ayna cıvayla kaynaşmasından parlamıştır.
Sâmî
§
Envâr-ı feyze mazhar olur kalbi sâf olan
Almakta mâh mihr-i cihân-tâbdan fürûg
= Tecelli nurlarına mazhar olur kalbi saf olan,
Almakta ay, dünyayı aydınlatan güneşten ışık.
Aynî
§
Cüst ü cû eyler felek tâ iğneden ipliğe dek
İster isen Hazreti İsa misâli göğe ağ
= Sorup araştırır felek iğneden ipliğe,
İstersen Hazreti İsa gibi göğe yüksel.
Kânî
§
Kırmızı güllerdurur sînemde dâğ
Kim demişler âşıka dâğ üstü bâğ
= Kırmızı güllerdir göğsümdeki yaralar,
Ki demişler âşığa düşen dağ üstü bağ.
Şemsi Paşa (Ahmed)
§
Dâğ-ı nevdir kurs-ı mâh üzre gılâf zanneyleme
Eyledi hüsnün sipihri dâğ ber-bâlâ-yı dâğ
= Taze yaradır, ayın yüz örtüsü sanma,
Açtı güzelliğin göğe, yara üstüne yara.
Koca Râgıb Paşa
§
Mevc uran renk eser-i berk-i tecellîdir hep
Gülde mânend-i şerer lâlede mânende-i dâğ
= Dalgalanan renkler tecelli şimşeğinin eseridir hep,
Gülde kıvılcım gibi, lâlede yanık lekesi gibi.
Nesîb-i Mevlevî
§
Câh ile câhile rif’at mi gelir âlemde
Alem-efrâz-ı ma’âriftir olan sâhib-i tuğ
= Makamla bilgisiz yükselebilir mi dünyada?
Bilgi sancağını yükseltendir sahip olan tuğa.
Sünbülzâde Vehbî
§
Âh gafletle geçen ömr-i şitâbânıma âh
= Ah, aymazlık içinde yel gibi geçen ömrüme ah!. . .
Enderunlu Vâsıf
§
Bâis-i nekbet olur harîse izz ü câh
= Felâkettir aç gözlüye güç ve makam.
Nevres
§
Olmaz bir âsümân iki hurşîde cilve-gâh
= Bir gök iki güneşe dar gelir.
Enîs
§
Sîreti fark edemez sûret-perest-i kec-nigâh
= Özü ayırt edemez çarpık bakışlı biçimci.
Şinâsî
§
Matlûba nâil olmak ister isen eyle ilhâh
= İsteğine ulaşmak istiyorsan, ısrarcı ol.
Aynî
§
Seyyidü’l-ahkâmdır sulh ü salâh
= Yasaların efendisidir barış ve huzur.
Dilâverzâde Ömer
§
Hakk’a kul ol bulmak istersen felâh
= Hakk’a kul ol, esenlik istiyorsan.

§
Anladım nûş etmeden kim şerbet-i eyyâm telh
= Anladım içmeden ki acıdır iktidar şerbeti.
Sünbülzâde Vehbî
§
Çekme gam dest-gîrdir Allah
= Üzülme, elinden tutacaktır Allah.
Şeyh Gâlib
§
Gam çekme sakın rızk için er-rızku ale’llah
= Kaygılanma sakın rızık için, rızık Allah’tandır.
Nazmî
§
Mucîb-i sıhhat olur hastaya şâdî ve ferah
= İyileşmesini sağlar hastanın neşe ve sevinç
Selanikli Meşhûrî
§
Çeker sonunda gam elbette neş’e-yâb-ı ferâh
= Çeker sonunda sıkıntı elbette, bolluktan neşelenen.
Râşid
§
Zarardır etse zahm-dâra merhamet cerrâh
= Zarardır yaralıya acıması cerrahın.
Belîğ
§
Nâil-i sûd olamaz olmasa sâil küstâh
= Hiçbir şey kazanamaz arsız olmazsa dilenci.
Râşid
§
Âsümâni bir belâdır âdeme baht-ı siyeh
= Gökten gelen bir belâdır insana kara baht.
Ganî
§
Bir nev haber aldım yine ammâ ne müferrih
= Yeni bir haber aldım yine, ama ne sevindirici!
Sünbülzâde Vehbî
§
Encâma erişdi kavl-i nâsih
= Bitti sonunda öğütçünün sözü.

§
Müdârâdır medâr-ı gerdiş-i çerh
= Yüze gülmedir çarkı yolunca döndüren.

Bütün âlem götürü bir yarım âha değmez
Ben edersem ederim yârıma cânânıma ah
= Bütün âlem götürü bir yarım aha değmez,
Ben edersem ederim dostuma, sevgilime ah.
Enderunlu Vâsıf
§
Eritti cism-i zârım âteş-i hasret misâl-i şem’
Çerâğ-ı bezm idim cânâne ben de bir zaman ey sabâh
= Eritti zayıf bedenimi hasret ateşi mum gibi,
Meclisinin ışığıydım sevgilinin ben de bir zaman ey sabah.
Ziyâ Paşa
§
Nâzır-ı dîdâr olan görmez bu zulmet-hâneyi
Çeşme dünyâ dar olur hûrşîde ettikçe nigâh
= Sevgiliye bakan, görmez bu karanlıklar evini,
Dünya göze görünmez olur, baktıkça güneşe.
Fâik Memdûh Paşa
§
Hayra teşvîk eyleyip şerden tevakkî ettirir
Var mıdır insâna vicdânından a’lâ nîk-hâh
= İyiye yöneltir, sakındırır kötüden,
Var mıdır insana vicdanından iyi hayır-hah.
Ali Ulvî
§
Bu mesel ile bulur cümle düvel fevz ü felâh
Hâzır ol cenge eğer ister isen sulh ü salâh
= Bu ilkeyle ulaşır devletler esenlik ve kurtuluşa,
Eğer istiyorsan barış ve güvenlik, hazır ol savaşa.
Abdülhak Mollâ
§
Dîni tahkîr etmeyi her kim ki eyler mubâh
Âkibet dûçar olur bir nekbete bulmaz felâh
= Dini aşağılamayı her kim ki hoş görürse,
Sonunda uğrar bir felâkete, eremez kurtuluşa.
Reşâd Bey
§
İktisâb-ı sevb-i vuslattır tecerrüdden murâd
Sanma kim bî-hûde kıldı Kays-ı nâlân insilâh
= Hakk’ya kavuşmaktır amaç soyunmaktan
Sanma ki boşuna soyundu Mecnûn dünyadan.
Fâik Memdûh Paşa
§
Şevk-i dîdârınla cismimde eder cân insilâh
Eyledi pirâheninden mâh-ı Ken’ân insilâh
= Senin için canım beden giysisini çıkarır,
Say ki ay yüzlü Yusuf gömleğini çıkarır.
Fâik Memdûh Paşa
§
İnsâna sadâkat yakışır görse de eğer ikrâh
Yardımcısıdır doğruların Hazreti Allah
= İnsana doğruluk yakışır, görse de ikrah,
Yardımcısıdır doğruların Hazreti Allah.
Ziyâ Paşa
§
Nâ-ümîd olma sakın düştün ise bahr-ı gama
Seyr-i emvâc-ı felâket geçer inşâallah
= Umutsuzluğa kapılma sakın acı denizine düştünse,
Birbirini izleyen felâket dalgaları biter Allah’ın izniyle.

§
Cihât-ı âleme bir kere eyle atf-ı nigâh
Nukûş-ı safhası hep lâ ilâhe illallah
= Görürsün, göz at bir kere âlemin köşe-bucağına,
Her sayfasında aynı yazı: Allah yoktur Allah’tan başka.
Andelîb
§
Feleğin meşrebini mezhebini anlayarak
Meyl-i ikbâl edenin hâhişine eyvallah
= Feleğin huyunu suyunu anlayarak,
Makam isteyenin isteğine eyvallah.
Hoca Neş’et
§
Mukallidi bırakır şekke ihtilâf-ı zevât
Eder sefineyi igrâk kesret-i mellâh
= İzleyicileri kuşkuya düşürür bilginlerin anlaşmazlığı,
Batırır gemiyi birden çok kaptanın varlığı.
Basîrî-i Bağdadî
§
Ümîd-i afv ile olma harîs-i isyân kim
Ziyân-resîde eder âdemi hesâb-ı ferâh
= Af umuduyla isyana yönelme ki,
Zarara uğratır insanı bolluk hesabı.
Kâzım Paşa
§
Zekâtı yok zarar etmez tükenmez eksilmez
Olur mu âdeme hülya gibi nisâb-ı ferah
= Zekâtı yok, zarar etmez, tükenmez, eksilmez,
Olur mu insana hayal gibi mutlu zenginlik.
Şeyh Gâlib
§
Bağ-ı âlemde yüzün mânendi bir gül isteyip
Cüst ü cû edip gezer gül-zârı bülbül şâh şâh
= Dünya bahçesinde yüzün gibi bir gül isteyip
Araştırarak dolaşır gül bahçesini bülbül dal dal.
Avnî
§
Zülf-i misk-efşân ile kadd-i nigâre benzemez
Farkına sünbül takınsa nahl-i bostân şâh şâh
= Misk kokan zülfü ile sevgilinin boyuna benzemez,
Tepelerine sümbül takınsa bahçedeki ağaçlar dal dal.
Sâdık Çelebi
§
Eyyâm-ı inbisât iledir lezzet-i hayât
Tufân-ı gamda âdeme lâzım ömr-i Nuh
= Sevinç günleriyledir hayatın tadı,
Gam tufanında insana Nuh ömrü gerek.
Es’ad Muslî
§
Feylesofun kavlin etme zîb-i gûş-i i’tibâr
Kim bilinmez akl ile mâhiyet-i fehvâ-yı rûh
= Filozofların sözlerine kulak asma,
Ki bilinmez ruhun aslı akılla.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Kuvvet-i tâli’e bak istemez isti’dâdı
= Talih gücüne bak, istemez yeteneği.
İzzet Ali Paşa
§
Yâr bildi hâlimi takrîre hâcet kalmadı
= Sevgili anladı hâlimi, anlatmaya gerek kalmadı.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Ya kerâmet gitti ya ehl-i kerâmet kalmadı
= Ya keramet gitti, ya keramet ehli kalmadı.
Nev’î
§
Ey gam yine meydân-ı mahabbet sana kaldı
= Ey acı, yine sevgi meydanı sana kaldı.
Şeyh Gâlib
§
Çerâğ etti beni yârim velâkin yaktı yandırdı
= Emekliy ayırdı sevgilim ama yaktı, yandırdı beni.
Fethî
§
Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı
= Bunca varlık var iken, gitmez gönül darlığı.
Yûnus Emre
§
Kalmaz ebeden kimsede bir kimsenin âhı
= Kalmaz sonsuza dek kimsede bir kimsenin ahı.
Şinâsî
§
Pazarda kâlâ-yı ma’ârif satılır mı
= Pazarda bilgi kumaşı satılır mı?
Vâsıf
§
Hüner levh-i dile nakş etmedir tasvîr-i cânânı
= Hüner gönle kazımaktır sevgilinin suretini.
Nazîm
§
Hakîkat ehlinin olmaz nişânı
= Hakikat ehlinin yoktur nişanı.
Niyâzî-i Mısrî
§
Âdemin âdem olur şeytânı
= İnsandır insanın şeytanı.

§
Günde bin kez ölmenin firkat komuşlar adını
= Günde bin kez ölmenin ayrılık koymuşlar adını.

§
Hayli müşkildir kişi terk eylemek mu’tâdını
= Hayli zordur kişinin terk etmesi alışkanlığını.
Hayâlî Bey
§
Hayr ile yâd eylemek lâzım kişi üstâdını
= Hayırla anmalı kişi ustasını.
Hayâlî Bey
§
Kâbiliyyet sahibi şâkird geçer üstâdını
= Yetenekli öğrenci geçer ustasını.

§
Açtırma ehl-i keyfe kutunun kapağını
= Açtırma keyif ehline kutunun kapağını!
Kerîmî
§
Yapamaz kimse Hudâ yıktığını
= Yapamaz kimse Hakk’ın yıktığını.
Atâyî
§
Yıkamaz kimse Hudâ yaptığını
= Yıkamaz kimse Hakk’ın yaptığını.
Atâyî
§
Seng üzre gösterir zer-i kâmil ayârını
= Denek taşında gösterir saf altın ayarını.
Nedîm
§
Nakşı seyreyle tasavvur eyleyip nakkâşını
= Sanat eserini seyreyle düşünerek sanatçısını.
Nazîm
§
Kelâmından olur ma’lûm kişinin kendi mikdârı
= Sözlerinden belli olur, kişinin değeri.

§
Gülün dîdârına âşık gerek hoş göre her hârı
= Gülü seven hoş görür dikenini.

§
İlzâm mümkün olmaz hussâd-ı nâ-bekârı
= Susturmak imkânsızdır, kötücül kıskançları.
Nâmık Kemâl
§
Bilmez âsûde olan hâl-i dil-i bî-mârı
= Bilmez dertsiz olan hasta gönlün hâlini.

§
Bulunmaz dünyede mahrem sakın fâş etme esrârı
= Bulunmaz dünyada sırdaş, sakın söyleme sırlarını.

§
Bilinmez ârifin fevtinden evvel kadr-i âsârı
= Bilinmez arifin ölmeden eserlerinin değeri.
Vassâf
§
Menzil almaz dil-i sâlik yok ise ihlâsı
= Yol alamaz olgunluk yolcusu, içten değilse.
Trabzonlu Âgâh
§
Rü’yet-i hargûşa değmiş tazının leng olması
= Tavşanın gözüne çarpmış tazının topallığı.

§
Herkesin uygun olur zâtına elbet sıfâtı
= Herkesin uygun olur özüne elbet nitelikleri.
Belîğ
§
Tekyeyi bekleyen elbette içer çorbayı
= Tekkeyi bekleyen, elbette içer çorbayı.
Şinâsî
§
Erenler hâzıra kılmış duayı
= Erenler hazıra kılmış duayı.

§
Hudâ-bîn ol gözetme mâ-sivâyı
= Hakk’yı bil, gözetme dünyayı.
Nev’î
§
Erbâb-ı sühan ekser olurlar mütevâzı
= Söz ustaları çoğun olurlar alçakgönüllü.
Nâbî
§
Hotan âhûsu ise tutmaz efâzıl makbûl
Bir gazâlin ki erâzilden ola sayyâdı
= Hotan ahusu da olsa büyükler makbul saymaz,
Bir ceylanın ki rezil kimselerden olur avcısı.
Hâkânî
§
Henüz âsârı ile yâd ederler sûretâ baksan
Ne İskender ne de âyine-i gîtî-nümâ kaldı
= Hâlâ eserleri ile anılırlar, bakarsan görünüşte,
Ne İskender ne de dünyayı gösteren ayna kaldı.
Râsim-i Mevlevî
§
Mekteb-i aşk içre Mecnûn ile birlikte okurduk
Ben Mushaf’ı hatmeyledim o Ve’l-Leyli’de kaldı
= Aşk okulunda Mecnûn ile birlikte okuduk,
Ben Kur’an’ı bitirdim, o Ve’l-Leyli’de
§
kaldı.

§
Süzüldü lûtf ü cûd erbâbı gitti ayş ü nûş ehli
Yemez içmez cihân bezminde birkaç bî-kerem kaldı
= Süzüldü iyiler ve cömertler, gitti zevk ve sefa ehli,
Yemez içmez, dünya sofrasında, birkaç soysuz kaldı.

§
Garîbindir ânı hoş tut efendim işte biz gittik
Gönül derler ser-i kûyunde bir dîvânemiz kaldı
= Garibindir, onu hoş tut efendim, işte biz gittik,
Gönül derler, senin semtinde bir divanemiz kaldı.
Hayâlî Bey
§
Âsûde-ser olurdum âsib-i derd ü gamdan
Ya dehre gelmeseydim ya aklım olmasaydı
= Başım rahat olurdu, dert ve gam belasından,
Ya dünyaya gelmeseydim, ya aklım olmasaydı.
Ziyâ Paşa
§
Zâlimlere mehl olmasa matlûb-ı ilâhî
Bir demde yıkar âlemi mazlûmların âhı
= Zalimlere süre vermeseydi Hakk,
Bir solukta yıkardı dünyayı mazlumların ahı.
Giridî Sırrı Paşa
§
Susuz değirmenlerin ne ile döner çarkı
Kerem etmeyen beyin fakîrden nedir farkı
= Susuz değirmenlerin neyle döner çarkı,
Yardım etmeyen beyin yoksuldan nedir farkı?

§
Ol kim hilâl-i kadrini bedr etmek isteye
Seyrân-geh-i sipihr-i murâdı dolanmalı
= Değer hilâlini kim dolunaya çevirmek isterse,
Dilek göğünün tüm menzillerini dolanmalıdır.

§
Züleyhâ-yı murâda vâsıl olmak hayli müşkildir
Azizim Yûsuf-âsâ bend-i zindân olduğun var mı
= İstekler Züleyhâ’sına ulaşmak oldukça zordur,
Azizim Yusuf gibi zindana atılmışlığın var mı?
Süleymân Fehîm
§
Hevâ hoş her taraf gül-zâr bülbüller zâr gül handân
Bu esbâb-ı cünûnu seyr eden dîvâne olmaz mı
= Hava güzel, her yer güllük, bülbüller ağlıyor, gül gülüyor,
Bu cinnet nedenlerini seyreden, çıldırmaz da ne yapar?
Vecdî
§
Mey anda dil-ber anda cümle yârân-ı safâ anda
Geçip cennetten âdem sâkîn-i mey-hâne olmaz mı
= İçki onda, dilber onda, tüm eğlence dostları onda,
Geçip cennetten insan, meyhanede oturmaz mı?
Vecdî
§
Kamu bî-mârına cânân devâ-yı dert eder ihsân
Niçin kılmaz mana dermân meni bî-mâr sanmaz mı
= Tüm hastalarına, sevgili, deva bağışlar,
Niçin kılmaz bana derman, beni hasta saymaz mı?
Fuzûlî
§
Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı
= Beni candan usandırdı, cefadan yâr usanmaz mı?
Gökler yandı ahımdan, muradım mumu yanmaz mı?
Fuzûlî
§
Ben vâr iken gerek bana bu zevk ü bu safâ
Bir gün gele ki görmeye kimse türâbımı
= Yaşarken gerek bana bu zevk, bu eğlence,
Bir gün gelir ki göremez kimse toprağımı bile.
Murâdî (II. Murad)
§
Gözlerim ebnâ-yı âdemden o rütbe yıldı ki
İstemem ben fâtiha tek çalmasınlar taşımı
= Gözüm insan soyundan öylesine yıldı ki,
İstemem Fatiha, tek çalmasınlar mezar taşımı.
Eşref
§
Bu feyz ehl-i dile dâd-ı Hudâ’dır cehd ile olmaz
Yine bir ehl-i dil nazmından anlar anlayan ânı
= Bu bilgi gönül ehline Allah bağışıdır, çalışmakla olmaz,
Yine bir gönül adamı anlar şiirinden, anlarsa onu.
Nef’î
§
Gubâr-ı kîneden mir’ât-ı kalbin sâf kıl Rif’at
Bu çirk-âb-ı fenâda kurtaram dersen girîbânı
= Düşmanlık kirinden kalp aynanı arındır Rif’at,
Bu yokluk çirkefinde kurtarayım dersen yakanı.
İstanbullu Halil Rif’at
§
Zâde-i tab’ı ile zâhir olur
Herkesin mertebe-i irfânı
= Eseriyle anlaşılır,
Herkesin bilgi düzeyi.

§
Bu gül devrinde ömrünü geçirme zâyi’ ey gâfil
Ki gül devri bigi tezcek geçer bu ömr devrânı
= Bu gül devrinde ömrünü geçirme boşa ey alık,
Ki gül devri gibi tezcek geçer bu ömür devranı.
Hoca Dahhanî
§
Muhassal âdeme ma’nâ gerektir yoksa neylerler
Esîr-i kayd-ı sûret bir alay bî-hûde hayvânı
= Sözün özü, insana anlam gerektir, yoksa neylerler,
Görüntü tutsağı bir alay işe yaramaz hayvanı.
Nef’î
§
Kim bize taş atar ise güller nisâr olsun âna
Çerâğıma kast edenin Hak yandırsın çerâğını
= Kim bize taş atarsa, güller saçılsın ona,
Işığımı söndürmek isteyenin Hak yandırsın ışığını.
Yûnus Emre
§
Can sıkar dersin bir âdem doğru bir söz söylese
Bir müdâhin bin yalan söyler de sıkmaz cânını
= Can sıkar dersin, bir adam doğru bir söz söylese,
Bir yaltakçı bin yalan söyler de sıkmaz canını.
Muallim Nâcî
§
Âhenden olsa da feleğin çek kemânını
Çekme felekte siflelerin imtinânını
= Demirden olsa da feleğin çek yayını,
Çekme felekte alçakların başa kakmalarını.
Koca Râgıb Paşa
§
Bulmaz yemezdir ekseri erbâb-ı iffetin
Gördük bu âlemin nice perhiz-kârını
= Bulmaz yemezdir çoğu namuslu geçinenlerin,
Gördük bu dünyanın nice haramdan kaçanlarını!
Âtıf (Defterdar Mustafa)
§
Bir nîm neş’e say bu cihânın bahârını
Bir sâgar-i keşîdeye tut lâle-zârını
= Bir yarım neşe say bu dünyanın baharını,
Tut ki dizilmiş kadehlerdir lâle bahçesi.
Nedîm
§
Bî-derk olan kusûrunu nâkıs kılar gider
Ayn-ı kemâl imiş kişi bilmek hatâsını
= Anlayışsız adam hatalarını düzeltmeden gider,
Olgunluğun ta kendisiymiş, kişinin bilmesi hatasını.
Haşmet
§
Kanı şirin sözlüler kanı ol güneş yüzlüler
Şöyle gayb olmuş bunlar hiç belirmez nişanları
= Nerde o şirin sözlüler, nerde o güneş yüzlüler,
Öyle yitip gitmişler ki bunlar, hiç görülmez nişanları.
Yûnus Emre
§
Dergâh-ı bî-niyâze takarrüb baîddir
Şol zümreden ki nakz-ı hadestir vudûları
= Doygunluk dergâhına yaklaşamazlar,
Şunlar ki, salt abdest bozmaktır abdestleri.
Sâbit
§
Yoktur cihânda bir şey azâde-i alâik
Yek-rûze-i neşâtı ta’kîb eder humârı
= Yoktur dünyada bir şey sonuçsuz,
Geçici bir neşeyi izler baş ağrısı.
Selanikli Nûrî
§
Gönül âyinedir sevmez gubârı
Götürmez câm-ı Cemşîd inkisârı
= Gönül aynadır, sevmez tozu gubarı.
Götürmez Cemşîd’in kadehi kırılmayı.
Niğbolulu Âhî
§
Hezârân ye’s ü hüzne gark eder efkâr ü enzârı
Sükût-âmiz bir kabrin nihânî nâle vü zârı
= Binlerce keder ve hüzne boğar düşünce ve bakışları,
Suskun görünen bir mezarın gizli inleyiş ve ağlayışı.
Menemenlizâde Tâhir Bey
§
Şeh-i iklîm-i aşkam itibârım seyre mânidir
Gedâ şeklinde ânınçün dolandım ben bu bâzârı
= Aşk ikliminin şahıyım, saygınlığım seyre mânidir,
O nedenle bir dilenci şeklinde dolaştım ben bu pazarı.
Aşkî
§
Dikkâtler ile seyr ideriz yâri ser-â-pâ
Görmez mi idik biz de eğer olsa vefâsı
= Özenle seyrederiz sevgiliyi baştan ayağa,
Görmez miydik biz de eğer olsaydı vefası?
Bâkî
§
Hudâ’nın vahdet-i zâtın ayân eyler zuhûrâtı
Belî şâhid yeter envâr-i şemse kendi zerrâtı
= Hakk’ın kendi birliğini gösterir belirişleri,
Evet, yeterli tanıktır, aydınlığına güneşin ışınları.
Arpaeminizâde Sâmî
§
İkbâl için ahbâbı siâyet yeni çıktı
Bilmez idik evvel bu rivayet yeni çıktı
= Makam için dostları karalamak yeni çıktı,
Bilmezdik önceleri, bu tür olaylar yeni çıktı.
Ziyâ Paşa
§
Mümkün değil Hudâ’yı bilmek de bilmemek de
Bilmek de bilmemek de mümkün değil Hudâ’yı
= Mümkün değil Hakk’yı bilmek de, bilmemek de,
Bilmek de, bilmemek de mümkün değil Hakk’yı.
Ali Rûhî Bey
§
Müstağni-i irşâd olur erbâb-ı basîret
Sükkân-ı Harem neyler imiş kıble-nümâyı
= Kalp gözü açıkların ihtiyacı yoktur yol göstermeye,
Kâbe çevresinde oturanlar, neylesinler kıble göstericiyi?
Seyyid Vehbî
§
Sârîdir efendisine gavgâ-yı tevâbi
= Bulaşır efendilere uşakların kavgası.
Nâbî
§
Devlet olmaz âdeme âlemde istiğnâ gibi
= Zenginlik olmaz insana dünyada tokgözlülük gibi.
Selanikli Meşhûrî
§
Ben perîşânlıkta buldum rağbeti kâkül gibi
Ben perişanlıkta buldum ilgiyi kâkül gibi.

§
Pür-keder olma buluttan nem kapıp âhen gibi
= Dert sahibi olma buluttan nem kapıp demir gibi.
Abdulkâdir Hamidî
§
Aldırıp mâ-meleki inleme zenbûr gibi
= Kaptırıp elindekini, inleme zemberek gibi.
Mustafa Âtıf
§
Mahveder hâsidi kendi hasedi
= Mahveder kıskancı kendi kıskançlığı.
Muallim Nâcî
§
Demler o demler idi zamân o zamân idi
= Demler o demlerdi, zaman o zamandı.
Fevrî
§
Hayfâ ki geçti bilmedik ol hoş zamân idi
= Yazık ki geçti, bilmedik; o hoş bir zamandı.
Cem Sultan
§
Bu meseldir ki ibâdetle kabahat mahfî
= Bu meseldir: İbadet de gizli, kabahat de.

§
Aldın metâ’-ı aşkı belâlar mübâreği
= Aldın aşk malını, belâlar mübareğini!

§
Âşık avâre olur dâr ü diyârında dahi
= Âşık aylak olur; kendi evinde, yurdunda bile.

§
Küşâd-ı gonce-i dil kaldı bir bahâra dahi
= Gönül goncasının açılması, kaldı bir başka bahara.
Zacrî
§
Âkıl düşer mi düştüğü zindâna bir dahi
= Akıllı düşer mi düştüğü zindana bir daha?
Hersekli Ârif Hikmet
§
Çerh-i gaddârın elinden dâd bir feryâd iki
= Gaddar feleğinden elinden adalet bir, feryat iki.
Hayrî
§
Ey bana mecnûn diyen âkıl olaydın kâşki
= Bana mecnun diyen, akıllı olsaydı keşke.

§
Bed-fiâle yetişir kendi cezâ-yı ameli
= Kötü işler yapana yeter, yaptıklarının karşılığı.

§
Bî-zebân söyleşelim var ise bir hâl ehli
= Dilsiz söyleşelim, varsa bir hâl ehli.
Beliğî
§
Rûşen görünür her kişiye kendi mahalli
= Aydınlık görünür her kişiye kendi evi.

§
Bir şem’-i fürûzan uyarır bir nice şem’i
= Yanan bir mum, uyarır bir nice mumu.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Teslîmdir mu’ârazanın seyf-i sârimi
= Adalettir kavgayı bitirecek keskin kılıç.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Değmez bu kadar rağbete bu âlem-i fânî
= Değmez bu kadar rağbete bu yalan dünya.

§
Olmaz elfâz-ı ilâhiyeye isyân mâni
= Olamaz yazgıya isyan engel.
Râşid
§
Acibdir vakt olur kim matlaba esbâb olur mâni
= Tuhaftır, kimi zaman, istenileni nedenleri engeller.
Şeyh Gâlib
§
Tecellî-i füyûzat-ı sabâha hâb olur mâni
= Uyku engel olur sabahın bereketine.
Aynî
§
Kulluğundan etmesin âzâd Allah’ım beni
= Kulluğundan etmesin azat Allah’ım beni.
Avnî (Fâtih Sultan Mehmed)
§
Gamdan ölmem korkarım gayret helâk eyler beni
= Üzüntüden ölmem, korkarım kıskançlık öldürür beni.
Şeyh Gâlib
§
Müstakim ol Hazreti Allah utandırmaz seni
= Doğru ol, Hazreti Allah utandırmaz seni.
Said Paşa
§
Bahr isen de katre-i nâçiz göster kendini
= Denizsen de değersiz bir damla göster kendini.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Hak taâla senden a’lemdir senin ahvâlini
= Yüce Allah senden daha iyi bilir senin hâlini.
Said Paşa
§
Kimse aç kalmaz cihânda bilse ni’met kadrini
= Kimse aç kalmaz dünyada, bilse nimet değerini.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Tâli’i yâr olanın yâr sarar yâresini
= Talihi yâr olanın yâr sarar yarasını.

§
Nâhudâdır kurtaran girdâbdan keştîsini
= Kaptandır kurtaran burgaçtan gemisini.
Râşid
§
Vefâ-kâr olmadan geçtik cefâ-kâr olmasa bâri
= Vefalı olmasından geçtik, cefa etmese bari.
Râşid (Feyzizâde)
§
Peyâm-ı yâr elbet tâzeler derd ü gam-ı hicri
= Sevgilinin haberi, elbet yeniler ayrılık acı ve derdini.
Ahmed Cevdet Paşa
§
Merd olanlar ola sözünün eri
= Mert olanlar sözünün eridir.
Atâyî
§
Bir gazâ ettin ki hoşnûd eyledin peygamberi
= Bir savaştın ki hoşnut ettin Peygamber’i.
Nef’î
§
Elimizden ne gelir hayır duâdan gayri
= Elimizden ne gelir, hayır duadan başka.
Fuzûlî
§
Kâr-ı takdîre nedir çâre rızâdan gayri
= Kaderin işine nedir çare, rızadan başka.
Râşid
§
Dîde-i mûr kadar dest-i leîmân vâsi
= Karınca gözü kadar açıktır cimrilerin eli.
Nâbî
§
Mürg-i sevdâ-perverin elbette olmaz lânesi
= Aşk düşkünü kuşun olmaz yuvası.
Lâmih
§
Aşk bir şem’-i ilâhîdir benim pervânesi
= Aşk, ilahî bir mumdur; ben, pervanesi.
Hayâlî Bey
§
Nâil-i sûd olamaz fikr-i ziyân etse kişi
= Hiçbir şey kazanamaz zararı düşünen kişi.

§
Bir tarîk ile kabûl etmez mahabbet şirketi
= Hiçbir şekilde kabul etmez ortaklığı sevgi.
Fasîh Dede
§
Elinle ettiğin hayrı dilinle eyleme zâyi
= Elinle ettiğin iyiliği dilinle çıkarma boşa.
Hüseyin Kefevî
§
Bir gün elbet yâd edersin âşık-ı dîrîneyi
= Bir gün elbet anarsın eski âşığını.

§
Hakîkat ehli olmaz mâil-i efsâne-perdâzî
= Gerçeği bilenler efsane anlatmaz.
Muallim Nâcî
§
Hüsn-i ta’bîr eylesin hakkında herkes gayret et
Geçmesin ömrün azizim korkulu rü’yâ gibi
= İyi düşünsün hakkında herkes, gayret et,
Geçmesin ömrün azizim korkulu bir rüya gibi.
Adanalı Ziyâ Bey
§
Der-i muârazayı açma fasl-ı sohbette
Gıcırtı etme ayıbdır sarîr-i bâb gibi
= Ağız dalaşına kapı açma sohbette,
Gıcırtı etme, ayıptır, kapı gıcırtısı gibi.
Sâbit
§
Kıble-gâh-ı saff-ı maksûd olamazsın ey dil
Sîne-çâk olmayıcak sûret-i mihrâb gibi
= Toplumun yöneldiği kıble olamazsın ey gönül,
Bağrını parçalamadıkça, camideki mihrap gibi.
Nâbî
§
Saf kıldınsa gönül âyinesin âb gibi
Görünür nûr-i ezel âbda meh-tâb gibi
= Arındırdınsa gönül aynasını su gibi,
Görünür ezel nuru suda mehtap gibi.
Usûlî
§
Rehîn-i mahfaza-i i’tibâr olur her dem
Dilinde râzını ketm eyleyen kitâb gibi
= Onurunu korumuş olur her zaman,
Sırrını içinde saklayan, kitap gibi.

§
Üstâd elinde ser-te-ser âheng olur lisân
Mızrâba ses verir kelimâtiyle tel gibi
= Usta elinde baştan başa ahenk olur dil,
Mızraba ses verir kelimeleriyle tel gibi.
Yahyâ Kemâl
§
Kudretin var ise ihvânını ıslâha çalış
Âlet-i zeyg ü dalâl olma azâzil gibi
= Gücün varsa, dostlarını ıslaha çalış,
Kuşku ve sapkınlık aracı olma şeytan gibi.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Mihnetin anlamayan masraf ile irâdın
Sofradan lezzet alır zümre-i huddâm gibi
= Sıkıntısını çekmeyen gelir ile giderin,
Sofradan lezzet alır ancak hizmetçiler gibi.
Nâbî
§
Nev’iyâ lâzım değil olmak filân ibn-i filân
Ma’rifet kesbeyle tâ bir âdem ol âdem gibi
= Ey Nev’î, gerekmez olmak filan oğlu filan
Bilgi kazan ki bir adam olasın adam gibi.
Nev’î (Malkaralı Yahyâ)
§
Kande bir ehl-i kerem varsa yaşatmaz rûzgâr
Yeryüzünde şimdi bir âdem mi var âdem gibi
= Nerde soylu bir adam varsa yaşatmaz felek,
Yeryüzünde şimdi bir adam mı var adam gibi!
Şeyhülislam Yahyâ
§
Başını nâra yakar sohbet-i gayr ile müdâm
Nûr-i zâtîsini derk eylemeyen mum gibi
= Kendini ateşe atar ellerle söyleşerek hep,
Kendi ışığını anlayamayan mum gibi.
Hızırağazâde Said Bey
§
Terfi-i gayre himmet eder ser-bülend olan
Pâ-mâl olursa her ne kadar nerdübân gibi
= Başkalarının yükselmesi için çalışır erdemli olan,
Her ne kadar ayak altında kalsa da merdiven gibi.
Erzurumlu Hâzık
§
Dâne dâne sa’y kılsan eylesen dünyâyı cem
Dağıdır bâd-ı fenâ âhir ânı harman gibi
= Çalışsan, tane tane toplasan dünyayı,
Dağıtır yokluk yeli sonunda onu harman gibi.
Muhibbî (Kanunî Sultan Süleymân)
§
Bahrler seyreylesen aslâ ter olmaz dâmenin
Ger hevâ-yı aşkla memlû isen yelken gibi
= Denizler dolaşsan, asla ıslanmaz eteğin,
Eğer aşk rüzgârıyla doluysan yelken gibi.
Fuzûlî
§
Kut edinmiştir bizi mûr-i ecel erzen gibi
Kim taşır zîr-i zemîne dâne-i hirmen gibi
= Azık edinmiştir bizi ecel karıncası darı gibi,
Ki taşır yerin altına, harman taneleri gibi.
Derûnî (İznikli)
§
Yâr içün ez-dil ü cân terk-i vücûd eyleyenin
Söylenir elsinede şöhreti Mansûr gibi
= Yâr için can u gönülden varlığın terk edenin,
Söylenir dillerde şöhreti Mansûr gibi.
Kıbrıslı Tahsin Bey
§
Bu dünyâda bir nesneye yanar içim göynür özüm
Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi
= Bu dünyada bir nesneye yanar içim, göynür özüm,
Yiğit iken ölenlere, gök ekini biçmiş gibi.
Yûnus Emre
§
Misâfirin iyisi gelir geçer kuş gibi
Kötüsüyse oturur dâima baykuş gibi
= Misafirin iyisi, gelir geçer kuş gibi,
Kötüsüyse oturur daima baykuş gibi.

§
Nâzenîn bu ömrümüz bir göz yumup açmış gibi
Geldi geçti duymadık bir kuş konup uçmuş gibi
= Bu nazlı ömrümüz bir göz yumup açmış gibi,
Geldi geçti duymadık, bir kuş konup uçmuş gibi.
Âşık Paşa
§
Geldi geçti ömrüm benim şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle geldi şol göz açıp yummuş gibi
= Geldi geçti ömrüm benim, şol yel esip geçmiş gibi,
Hele bana şöyle geldi, şol göz açıp yummuş gibi.
Yûnus Emre
§
Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi
= Halk içinde önemli bir nesne yok devlet gibi,
Değildir devlet dünyada bir nefes sağlık gibi.
Muhibbî (Kanunî Sultan Süleymân)
§
Gitti hengâm-ı şebâb elden dem-i vuslât gibi
Geldi eyyâm-ı meşîb erdi şeb-i firkat gibi
= Gitti gençlik günleri elden, vuslat demi gibi,
Geldi yaşlılık günleri, erdi ayrılık gecesi gibi.
Ebu’s-Suud Efendi
§
Âferin ol rinde kim pâ-mâl-i sad-endûh iken
Gösterir kendin yine âzâde-i mihnet gibi
= Aferin o rinde ki, yüz dert içindeyken,
Gösterir kendini yine de dertsizmiş gibi.
Recâîzâde Mahmûd Ekrem
§
Vâkıf olmaz bâr-gâh-ı âlemin tertibine
Bilmeyen saff-ı niâli mesned-i izzet gibi
= Anlayamaz dünya çadırının düzenini,
Bilmeyen en önemsiz yeri bir onur makamı gibi.
Ebu’s-Suud Efendi
§
Bir kadehle bizi sâkî gamdan âzâd eyledi
Şâd olsun gönlü ânın gönlümü şâd eyledi
= Bir kadehle bizi saki, gamdan azat eyledi,
Şad olsun gönlü onun, gönlümü şad eyledi.
Hoca Dehhânî
§
Muktezâ-yı fıtrata etmekte cümle ittibâ’
İsm-i Zâhir herkese bir neş’e izhâr eyledi
= Herkes yaratılışın gereklerine uyuyor,
Zâhir
§
Adı herkese ayrı bir neşe verdi.
İbnülemîn Mahmûd Kemâl
§
Sattı hüsnün aldı aşkın ara yerde kimse yok
Kendi aldı kendi sattı kendi bâzâr eyledi
= Sattı güzelliği, aldı aşkı, ara yerde kimse yok,
Kendi aldı, kendi sattı, kendi pazar eyledi.
Za’fî
§
Ben yürürem yane yane ışk boyadı beni kane
Ne âkılem ne dîvâne gel gör beni ışk neyledi
= Ben yürürüm yana yana, aşk boyadı beni kana,
Ne akıllıyım, ne deli; gel gör beni aşk neyledi?
Yûnus Emre
§
Dermiş hakîm bilmediğim nesne kalmadı
Dünyâyı bildi kendini bî-çâre bilmedi
= Dermiş filozof, bilmediğim şey kalmadı,
Dünyayı bildi, kendini zavallı bilemedi.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Ol kadar har koştular ki âsiyâb-ı devlete
Çiğnemekten birbirin dolâb-ı devlet dönmedi
= O kadar eşek koştular ki devlet değirmenine,
Çiğnemekten birbirini, devlet çarkı dönmedi.
Neyzen Tevfik
§
Geçti günüm firâk ile cânân görünmedi
Akşamlar oldu ol meh-i tâbân görünmedi
= Geçti günüm ayrılıkla, sevgili görünmedi,
Akşamlar oldu, o parlayan ay görünmedi.

§
Mihnete sabreyleyen râhat bulur kim Yûsuf’a
Saltanat tahtının evvel pâyesi zindân idi
= Zorluklara göğüs geren rahat bulur, Yusuf’un,
Saltanat tahtından önceki makamı zindan idi.
Pertev Paşa
§
Bu pend âkıle besdir ki halk söylerler
Zamân ile şu sarây-ı köhen filânın idi
= Bu öğüt akıllı adama yeter, ki halk söyler,
Bir zamanlar şu köhne saray, falan adamındı.
Nâbî
§
Sen yine nev-niyâz âşık mı peydâ eyledin
Kûyuna yer yer dökülmüş âb-rûlar var idi
= Sen yine kendine toy bir âşık mı edindin,
Semtine yer yer dökülmüş yüzsuları vardı.
Nedîm
§
Olur mâlik-i rikâb âlem-i tahkîke elbette
Atanlar gerdeninden rıbka-i tezvîr ü taklîdi
= Araştırma özgürlüğüne sahip olurlar elbette,
Atanlar boynundan yalan ve taklit bağlarını.
Koca Râgıb Paşa
§
Tegayyür eylemiştir âlemin ol rütbe ahlâkı
Bize nakli tevârihin gelir gûyâ yalan şimdi
= Öylesine bozulmuştur insanların ahlâkı ki,
Anlatılan tarih olayları yalan gelir şimdi.
Ziyâ Paşa
§
Hüner iş bilmemek humk u cehâlet kâr-dânlıktır
Dirâyet âciz aldatmak zarâfettir yalan şimdi
= Beceri, iş bilmemek; ahmaklık ve bilgisizlik işbilirlik,
Zekâ, zavallıları aldatmak; zarafettir yalan şimdi.
Ziyâ Paşa
§
Mürüvvet merhamet derler biraz şey vardı âlemde
İşi erbâb-ı câhın cem’-i servettir hemân şimdi
= İyilik, merhamet derler bir şeyler vardı dünyada,
İşi makam sahiplerinin servet toplamaktır yalnız şimdi.
Ziyâ Paşa
§
Yüzüme güldü felek handesine aldandım
Âh ol hande bükâ üzre bükâdır şimdi
= Yüzüme güldü felek, gülüşüne aldandım,
Ah o gülüş, ağlayış üstüne ağlayıştır şimdi.
Fâzıl
§
Olur hüsn-i netice rû-nümâ perhîz-kârîden
Takaddüm eyleyen görmez misin kim rûzedir ıydi
= Güzellikler doğar kötülükten kaçınmaktan,
Önce gelir görmez misin ki oruç bayramdan.
Diyarbakırlı Said Paşa
§
Âdeme müşkîl değil mâl ü menâl eksikliği
Müşkil odur ki ola fazl u kemâl eksikliği
= İnsan için sorun değil mal-mülk eksikliği,
Sorun odur ki olur bilgi ve erdem eksikliği.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Kapılma lûtfuna ey dil kibâr-ı asrın bil
Ümîd-i redd iledir verdiği selâm dahi
= Aldanma lütuflarına ey gönül, zamane büyüklerinin,
Bil ki, umdukları karşılık içindir verdikleri selâm bile.
Şânî (Şeyh Mehmed)
§
Yoktur bilen cihâna gelenlerden mebde’i
Bilmez meâdı bezm-i fenâdan giden dahi
= Yoktur bilen dünyaya gelenlerden öncesini,
Bilmez sonrasını bu yalan dünyadan gidenler de.
Ali Rûhî Bey
§
Şâd eder gam-gîn dili Allah bir yüzden dahi
Feth eder her müşkili Allah bir yüzden dahi
= Sevindirir üzgün gönlü Allah bir nedenle,
Kolaylaştırır her zorluğu Allah bir nedenle.

§
Ekser bulur devâsını çok kimse derdinin
Her inleyen ölseydi kalırdı cihân tehî
= Çoğun bulur devasını çok kimse derdinin,
Her inleyen ölseydi, dünya bomboş kalırdı.
Nihad Bey
§
Âşık-ı sâdıkta dil birdir olur mu yâr iki
Hiç bir taht üstünde mümkün müdür hünkâr iki
= Sâdık âşıkta gönül birdir, olur mu sevgili iki,
Hiç bir taht üstünde mümkün müdür sultan iki?
Sultan II. Selîm
§
Mucib-i ifsâd-ı âlemdir ilâh olmaz iki
Bir serîr-i saltanatta pâdişâh olmaz iki
= Evrenin bozulma nedenidir, Allah olamaz iki,
Bir saltanat tahtında sultan olamaz iki.

§
Cenâb-ı Hakk’a taabbüdle rûh olur müteâlî
Olur ânınla müyesser olursa kesb-i meâlî
= Hakk’ya kullukla aşkınlaşır ruh,
Olur onunla, mümkünse aşkınlaşma.
Muallim Nâcî
§
Âkıl isen deme Ferhâd ile Mecnûn’a deli
Eylesen halka nazar her biri bir gûne deli
= Akıllıysan deme Ferhâd ile Mecnûn’a deli,
Halkı görmez misin, her biri bir tür deli.
Câfer Çelebi
§
Ey gözüm nûru inâyet nazarın kıl bana kim
Karanudur gözüme iki cihân sen gideli
= Ey gözüm nuru, iyi davran bana ki,
Karanlıktır gözüme iki dünya sen gideli.
Ahmed Paşa
§
Hallâk-ı cihân âleme kıldıkta tecellî
Her şahsı birer hâl ile kılmış mütesellî
= Evrenin yaratıcısı dünyaya edince tecelli,
Her insanı ayrı bir durumla etmiştir teselli.
Manastırlı Celâl Çelebi
§
Vicdânıdır isâet-i fi’linde âdemin
Da’vâcısı şühûdu kavânini hâkimi
= Vicdanıdır kötülüklerinde insanın,
Davacısı, tanıkları, yasaları ve yargıcı.
Recâîzâde Mahmûd Ekrem
§
Bahârı neyleriz ol gül-izâr-ı gonce-femin
Gülüb açılması bin nev-bahâra değmez mi
= Baharı neyleriz, o gonca dudaklı, gül yanaklının,
Gülüp açılması, bin ilkbahara değmez mi?
Nâilî-i Kadîm
§
Kadem kadem gece teşrîfi Nâilî o mehin
Cihân cihân elem-i intizâra değmez mi
= Adım adım gece onurlandırması Nâilî o ayın,
Cihan cihan bekleyiş acısına değmez mi?
Nâilî-i Kadîm
§
Ümîdini pâ-beste-i ye’s eyleme Nâbî
İhsân-ı Hudâ bir gün eder def’-i mevâni
= Umudunu umutsuzluğa çevirme Nâbî,
Allah ihsanı, bir gün kaldırır engelleri.
Nâbî
§
Kendi derdim bırakıp ellere ağlar gezerim
Lâlenin dâğı gülün âteşi zâr etti beni
= Kendi derdim bırakıp ellere ağlar gezerim,
Lâlenin yanık yarası, gülün ateşi inletir beni.
Nevres-i Kadîm
§
Cevr-i dil-ber ta’n-ı düşmen sûz-i firkat za’f-ı dil
Türlü türlü derd için halk etmiş Allah’ım beni
= Sevgili işkencesi, düşman kınaması, ayrılık ateşi, gönül zayıflığı…
Türlü türlü dert için yaratmış Allah’ım beni.
Avnî
§
Dîdeden hâbım götürdün bî-karâr ettin beni
Giceler tâ fecre dek ahter-şümâr ettin beni
= Gözümden uykuyu giderdin, kararsız ettin beni,
Geceler gün ağarana dek yıldız saydırdın bana.
Rızâî
§
Göz siyeh müjgân siyeh kâkül siyeh ebrû siyeh
Korkarım mecnûn eder bir gün bu sevdâlar beni
= Göz kara, kirpik kara, kâkül kara, kaş kara,
Korkarım mecnun eder bir gün bu karalar beni.
Râşid-i Âmidî
§
Seher çağı bir korkulu düş gibi
Çağırta çağırta aldı dert beni
= Seher çağı, bir korkulu düş gibi,
Bağırta bağırta aldı dert beni.
Pîr Sultan Abdâl
§
Goncenin gitti başı areye bir hande ile
Var kıyas eyle bu gül-şende dem-â-dem güleni
= Goncanın gitti başı araya bir gülüşle,
Var kıyas eyle bu gülşende hep güleni.
Nevres-i Kadîm
§
Dünyâyı bir yana kosalar bir yana seni
Bana seni gerek seni ey bî-vefâ seni
= Dünyayı bir yana koysalar, bir yana seni,
Bana seni gerek seni, ey vefasız sevgili seni.
Necâtî Bey
§
Ne varlığa sevinirem ne yokluğa yerinirem
Işkın ile avunuram bana seni gerek seni
= Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim,
Aşkın ile avunurum, bana seni gerek seni.
Yûnus Emre
§
İçim sensiz cehennemdir yaşımıla cihân nemdir
Benim sensiz cihân nemdir bana seni gerek seni
= İçim sensiz cehennemdir, gözyaşımla dünya ıslanmıştır,
Benim sensiz dünya neme gerek, bana seni gerek seni.
Ahmedî
§
Işkın aldı benden beni bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü bana seni gerek seni
= Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni,
Ben yanarım gece-gündüz, bana seni gerek seni.
Yûnus Emre
§
Ârif isen âkıl ol dîvâne bilsin el seni
Rind-i hûş-yâr ol velî mest-âne bilsin el seni
= Arif isen akıllı ol, deli bilsin el seni,
Kendinde bir rint ol ama sarhoş bilsin el seni.
Riyâzî
§
Sevdiğim kim kurtarır zincîr-i zülfünden beni
Görmemek yeğdir görüp dîvâne olmaktan seni
= Sevdiğim kim kurtarır zülfünün zincirinden beni,
Görmemek yeğdir, görüp divane olmaktan seni.
İzzet Bey (Beylikçi)
§
Kısmetindir gezdiren yer yer seni
Gâfil olma âkibet yer yer seni
= Kısmetindir gezdiren yer yer seni,
Aymazlık etme sonunda yer, yer seni.
İbn Kemâl
§
Kokma gül nâ-dân elinden al eline sûseni
Geçme nâ-merd köprüsünden ko aparsın su seni
= Koklama gül kendin bilmez elinden, al eline süseni,
Geçme namert köprüsünden bırak götürsün su seni.
Kırımlı Hicâbî
§
Sen usandırma eli el de usandırmaz seni
Hilekârlık eyleme kimse dolandırmaz seni
= Sen usandırma eli, el de usandırmaz seni,
Hilekârlık eyleme, kimse dolandırmaz seni.
Diyarbakırlı Said Paşa
§
Zehri tiryâk eyleyib tiryâki zehr eylerdi halk
Olmasa tağyir-i mâhiyyât-ı eşyâ mümtenî
= Zehri panzehir, panzehiri zehir eylerdi halk,
Olmasaydı nesnelerin özünü değiştirmek imkânsız.
Yenişehirli Avnî
§
Her kimin evinde olsa dü zeni
Bozulurmuş o kişinin düzeni
= Her kimin evinde olsa dü zeni
Bozulurmuş o kişinin düzeni.
Şâkir (Hüseyin)
§
İnsân oğlu hîle-bâzdır kimse bilmez fendini
Her kime iylik edersen sakla ondan kendini
= İnsanoğlu düzenbazdır, kimse bilemez düzenini,
Her kime iyilik edersen, sakla ondan kendini.

§
Setr için zâhid-i âlûde-meniş bâdesini
Perde eyler der-i mey-hâneye seccâdesini
= Gizlemek için kişiliksiz kaba sofu içkisini,
Perde eyler meyhane kapısına seccadesini.
Sâbit
§
Dosttan yana giden kişi kendözünden geçmek gerek
Dost yağmalar cân şârını alıp gönül kalesini
= Dosttan yana giden kişi, özünden geçmesi gerek,
Dost yağmalar can şehrini, alıp gönül kalesini.
Yûnus Emre
§
Susmakta da bir başka belâgat vardır
Söz bilmez isen susmayı öğren bâri
= Susmakta da bir başka sanat vardır,
Söz bilmez isen, susmayı öğren bari.
Ferid Kam
§
Süleymân kuş dilin bilir dediler
Süleymân var Süleymân’dan içeri
= Süleyman kuşdilin bilir dediler,
Süleymân var Süleymân’dan içeri.
Yûnus Emre
§
Beni bende demen bende değilem
Bir ben vardır bende benden içeri
= Beni bende demeyin, bende değilim,
Bir ben vardır bende, benden içeri.
Yûnus Emre
§
Ehl-i dâniş sitem-i dehr ile pâ-mâl olmaz
Görse Mecnûn bile hâk üzre bırakmaz güheri
= Bilginler feleğin zulmüyle değerini yitirmez,
Görse mecnun bile toprakta bırakmaz elması.
Erzurumlu Rüşdî
§
Ârifleri mezellet eder ehl-i ibtizâl
Şimdi zarâfet oldu sefâhat dedikleri
= Arifleri zillete düşürür müptezeller,
Şimdi zarafet oldu uçarılık dedikleri.
Âli
§
Âlemde yok hulûs ü mahabbet dedikleri
Sermâye-i nifâktır ülfet dedikleri
= Dünyada yok içtenlik ve sevgi dedikleri,
İkiyüzlülük sermayesidir dostluk dedikleri.
Arpaeminizâde Sâmî
§
Ölen insân mıdır ondan kalacak şey eseri
Bir eşek göçtü mü ondan da nihâyet semeri
= Ölen insan mıdır, ondan kalacak şey eseri,
Bir eşek göçtü mü, ondan da nihayet semeri.
Mehmed Âkif
§
Sa’y eder hâsid kemâlâtında noksân bulmaya
Âlemin olsan eğer allâme-i dâniş-veri
= Çalışır kıskanç, bir eksiklik bulmaya,
Dünyanın olsan bile en ünlü bilgini.
Nazîm
§
Künc-i gurbet gül-şen-i cennet kadar cân-bahş olur
Dâr-ı gurbette bulunsa âşinâlardan biri
= Gurbet, cennet gibi can bağışlar,
Gurbette bulunsa dostlardan biri.
Nâbî
§
Hakîm-i mutlakın olmaz ise bir işte takdîri
Müfîd olmaz hezâr erbâb-ı aklın re’y ü tedbîri
= Bilge Allah yazmamışsa bir işi,
Yaramaz bin akıllının çaresi.
Derviş Çelebi-i Mevlevî
§
Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayri
= Ne yanar kimse bana, gönül ateşinden başka,
Ne açar kimse kapımı, sabah yelinden başka.
Fuzûlî
§
Beni ağlan beni kim üstüme gelmez ölicek
Bir avuç toprak atar bâd-ı sabâdan gayri
= Beni ağlan, beni kim, üstüme gelmez ölünce,
Bir avuç toprak atar sabah yelinden başka.
Necâtî
§
Deme kim yârda yok cevr ü cefâdan gayri
Ne dilersen bulunur mihr ü vefâdan gayri
= Deme ki yârde yok, eziyet ve işkenceden başka,
Ne dilersen bulunur, sevgi ve bağlılıktan başka.
Necâtî Bey
§
Ey diyen gayre gönül verme hanı mende gönül
Ser-i zülfünde olan bahtı karadan gayri
= Ey başkasına gönül verme diyen, hani bende gönül,
Zülfünün ucunda asılı bahtı karadan başka.
Fuzûlî
§
Fakr imiş fakr Fuzûlî şeref-i ehl-i vücûd
Özüne eyleme hem-dem fukarâdan gayri
= Yokluk imiş yokluk, Fuzûlî var olanların onuru,
Kendine eyleme arkadaş yoksullardan başkasını.
Fuzûlî
§
Turfe dükkân-ı hikemdir bu kühen tâk-ı felek
Ne ararsan bulunur derde devâdan gayri
= Tuhaf bir hikmetler dükkânıdır bu köhne dünya,
Ne ararsan bulunur, derde devadan başka.
Koca Râgıb Paşa
§
Ney-i bezm-i gamem ey âh ne bulsan yele ver
Oda yanmış kuru cismimde hevâdan gayri
= Gam meclisinin neyiyim, ey ah, ne bulursan yele ver
Ateşte yanmış kuru bedenimde aşktan başka.
Fuzûlî
§
Muhlîs olmaz dile teslîm-i rızâdan gayri
Kâr-ı takdîre nedir çâre rızâdan gayri
= İçtenlik olmaz gönle isteyerek teslimden başka,
Kaderin işine nedir çare, boyun eğmekten başka.
Müverrih Râşid
§
Marîz-i aşka bulunmaz bu dâr-ı mihnette
Gelir gider gam ile âh ü zârdan gayri
= Aşk hastasına yoktur bu sıkıntı yurdunda,
Gelip giden acı ile inleyip ağlamaktan başka.
Nev’î (Malkaralı Yahyâ)
§
Hayf o bî-çâre-i ser-geşte-dilin hâline kim
Olmaya çâre-geri baht-ı zebûndan gayri
= Yazık o zavallı şaşkın gönle ki,
Yoktur çare arayan kara bahtından başka.
Nâbî
§
Garîbim bî-kesim yoktur enîsim âhtan gayri
Penâhım dest-gîrim kalmadı Allah’tan gayri
= Garibim, kimsesizim, yoktur dostum ahtan başka,
Sığınağım, yardımcım kalmadı Allah’tan başka.
Râmi Paşa
§
Tasvîr-i gayre kılma mahal kalb-i akdesi
Asnâma mesken eyleme beytü’l-mukaddesi
= Dünya suretlerini yerleştirme kutlu kalbe,
Putlara mesken eyleme Allah’ın evini.
Yeniceli Usûlî
§
Öyle bir Tûr-i tecellîdir ki kalb-i âşıkân
Akseder her kûşesinden bin “terânî” nağmesi
= Öyle bir tecelli Tur’udur ki âşıkların kalpleri,
Yansır her köşesinden bin “beni görürsün” ezgisi.
Andelîb
§
Zînet-i zâhir kemâl erbâbına noksân verir
Pençe-i hayrettir erbâb-ı derûnun şânesi
= Harici süsler olgun insanlara eksiklik verir,
Hayret pençesidir, gönül adamlarının tarağı.
Çelebizâde Âsım
§
Nola gitse kendüden hayretle cân-ı nâ-sabûr
Yâ seferdir yâ tahammül çünkü aşkın çâresi
= Ne olur gitse kendinden hayretle sabırsız can,
Ya seferdir ya tahammül çünkü aşkın çaresi.
Nedîm
§
Gerçi bülbüldür olan âşüfte-hâtır gonceden
Goncenin de sorsalar vardır hezâr endîşesi
= Gerçi bülbüldür olan gönlü perişan goncadan,
Goncanın da sorsalar vardır sayısız kaygısı.
Ziyâ Paşa
§
Aşk hâlâtını Ferhâd ile Mecnûn ne bilir
Birisi dağ adamıdır birisi sahra delisi
= Aşkın hâllerini Ferhâd ile Mecnûn ne bilir,
Birisi dağ adamıdır, diğeri çöl delisi.
Tâcizâde Said Çelebi
§
Ne hoşdur elde gül-gûn câm başda ışk sevdâsı
Gönülde vasl zevki cânda cânânlar temennîsi
= Ne hoştur elde gül renkli kadeh, başta aşk sevdası,
Gönülde kavuşma zevki, canda sevgililer temennisi.
Fuzûlî
§
Her ne denlü çok yaşarsa bir kişi
Âkıbet ölmekdürür ânın işi
= Ne kadar çok yaşarsa bir kişi,
Sonunda ölmektir onun işi.
Süleymân Çelebi
§
Sâhib-i iz’ân içün bir başka mîzân istemez
Gösterir mâhiyyet-i vicdânı insânın işi
= Anlayış sahipleri için başka ölçü gerekmez,
Gösterir vicdanının niteliğini insanın işi.
Münîre Hanım
§
Tarîk-i bâde-perestî harâbe-zâra çıkar
Bırak şu silk-i irfâna uymayan revîşi
= Şarap düşkününün yolu viraneliğe çıkar,
Bırak şu bilgelik yoluna uymayan gidişi.
Muallim Nâcî
§
Nakdîne-i tasarrufu seng-i mezâr iken
Câh ehlinin bu rütbe nedendir denâeti
= Sonunda sahip olacağı tek şey mezar taşıyken,
Makam sahiplerinin nedendir böyle alçaklığı.
Âsım (Ârifzâde)
§
Nüsha-i kübrâsın ey zâhid velî cildin sakîl
Yok mudur mîzân-ı aklın kim çeker bu sıkleti
= Büyük kitapsın ey kaba sofu, ama cildin çok ağır,
Yok mudur aklının ölçüsü, kim çeker bu ağırlığı?
Fasîh Dede
§
Hep doğrulukla vâsıl olur tîr menzile
Pek de yabana atmayalım istikâmeti
= Hep doğrulukla ulaşır ok hedefine,
Pek de yabana atmayalım doğruluğu.
Dâniş
§
Verdim o şûha cânımı Allah emâneti
Teslîm edince zâhire çıktı hıyâneti
= Verdim o işveli güzele canımı Allah emaneti,
Teslim edince, ortaya çıktı ihaneti.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Ey olan kâşâne-i nahvette sermest-i gurûr
Bir de fikret hâk-i zillette humâr-ı mihneti
= Ey olan kibir sarayında gurur sarhoşu,
Bir de düşün zillet toprağında sınanma sancısını.
Ebubekr Sâmî Paşa
§
Hak taâlâ kimseyi bir ferde muhtâc etmesin
Yoksa halkın ettiği ihsâna değmez minneti
= Yüce Allah kimseyi bir ferde muhtaç etmesin,
Yoksa halkın ihsanına değmez başa kakması.
Şinâsî
§
Ettiği da’vâya kâdir olmadır şart-ı hüner
Âdemi rüsvâ eder isbâta acz-i kudreti
= İddiayı ispat edebilmektir hünerin şartı,
Adamı rezil eder, ispata güç yetirememesi.
Şuûrî
§
Âlem ol âyine-i ibret-nümâdır kim düşer
Günde yüz bin şekille bir vakt ü zamânın sûreti
= Dünya o ibretler gösteren aynadır ki düşer,
Günde yüz bin biçimde bir zamanın görüntüsü.
Diyarbakırlı Tabîb Mustafa
§
Maksadın tenvîr-i istikbâl ise ey hod-fürûş
Terk kıl nâ-dân ile hem-bezmî-i ünsiyeti
= Amacın geleceği aydınlatmak ise ey övüngen,
Terk et cahillerle kurduğun dostluk ilişkisini.
Halil Edîb
§
Hiçbir iş görmedi eyyâm-ı hayâtında habîs
Millete memlekete öldü de hizmet etti
= Hiçbir iş görmedi ömrü boyunca alçak,
Millete, memlekete öldü de hizmet etti.
Eşref
§
Esâs-ı hestî-i âlem bilinmedi gitti
Nedir vezâif-i âdem bilinmedi gitti
= Halkın varlığının aslı, bilinmedi gitti,
Nedir insanın görevleri, bilinmedi gitti.
Hayrî
§
Halk-ı âlem bi’t-tab’ hubb-i vatan mecbûridir
Bin gül-istâna değişmez bûm bir vîrâneyi
= Halkın yaratılışı doğal, yurt sevgisi zorunlu,
Baykuş, bin gül bahçesine değişmez bir viraneyi.
Es’ad Muhlis Paşa
§
Aşk odu evvel düşer ma’şûka andan âşıka
Şem’i gör kim yanmadan yandırmadı pervâneyi
= Aşk ateşi önce düşer sevilene, sonra sevene,
Mumu gör ki, yanmadan yandırmaz pervaneyi.

§
Gösterirsen ölmeden göster bana ol sîneyi
Yoksa hasta son nefeste neylesin âyîneyi
= Gösterirsen ölmeden göster bana göğsünü,
Yoksa hasta, son nefeste neylesin aynayı.
Kelîm-i Eyyûbî
§
Sakın sakın ki mugaylân-ı râh-ı kûy-i emel
Hezâr pâre eder dâmen-i temennîyi
= Sakın, sakın ki istekler yolunun çalıları,
Bin parça eder umutlar eteğini.
İsmetî
§
Cefâ için mi getirdi felek cihâna bizi
Dahi ne günlere saklar aceb zamâne bizi
= İşkence için mi getirdi kader dünyaya bizi,
Daha ne günlere saklar acaba zamane bizi?
Tîgî
§
Âkıl isen can gözün aç tut kulak bu sözüme
Bir değirmendir bu dünya öğütür bir gün bizi
= Akıllıysan can gözün aç, tut kulak bu sözüme,
Bir değirmendir bu dünya, öğütür bir gün bizi.
Zâhidî Ahmed Efendi
§
Ârifin her bir sözünü duymaya insân gerek
Bu cihânda sanmanız hayvân olan anlar bizi
= Arifin sözlerini anlamaya insan gerek,
Bu dünyada sanmayın hayvan olan anlar bizi.
Niyâzî-i Mısrî
§
Sen bu bâziçeye aldanma temâşâsına bak
= Bu eğlenceye aldanma, seyrine bak.
Şeyh Gâlib
§
Kimse hâil olamaz iki gönül bir olucak
= Kimse engel olamaz, iki gönül bir olunca.
Kabûlî
§
Yoktur tapacak Hudâ’dır ancak
= Yoktur tapacak, Hakk’tır ancak.

§
Olmasın hem-râzı yâ Rab kimsenin ehl-i nifâk
= Olmasın sırdaşı ya Rab kimsenin bir fitneci.
Süleymân Fehîm
§
Mi’râc-ı aşk u şevk idi Mansûr’a dâr-ı hak
= Bir aşk ve zevk merdiveniydi Mansûr’a adaletin darağacı.
Ârif Hikmet Bey
§
Esbin ur pây-bendin evvel sonra kıl tevdî-i Hak
= Atın vur kösteğini önce, sonra ısmarla Hakk’ya.

§
Görsem seni helâk olurum görmesem helâk
= Görsem seni helak olurum, görmesem helak.
Enderunlu Vâsıf
§
Dünyâya gönül bağlayan âdem olur ahmak
= Dünyaya gönül bağlayan ahmaktır.
Âmidî
§
Ne mümkün andelîbe dâmen-i gül-şenden ayrılmak
= Ne mümkün bülbüle gülşenin eteğinden ayrılmak.
Adanalı Ziyâ
§
Şifâsı olmayan bî-mâra sıhhattir helâk olmak
= Şifası olmayan hastaya sağlıktır ölüm.
Fâmî
§
Dururken dost düşmandan hatâdır çâre-cû olmak
= Dururken dost, düşmandan hatadır çare beklemek.
Basîrî-i Bağdâdî
§
Acımaz şer’in kestiği parmak
= Acımaz şeriatın kestiği parmak.
Sâbit
§
Yorulmaktır cihân-ı köhneyi ta’mire uğraşmak
= Yorulmaktır köhne dünyayı onarmaya çalışmak.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Sen bizi cevrine şâyeste bil ihsân olarak
= Sen bizi cevrine layık bil ihsan olarak.
Şeyh Gâlib
§
Tüketti şeyh kerâmâtini ucuz satarak
= Tüketti şeyh kerametlerini ucuz satarak.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Rind-i ter-dâmene hem-râz olamaz zâhid-i hâşâk
= Temiz etekli rinde sırdaş olamaz süprüntü kaba sofu.
Antakyalı Münif
§
Felek hemân beni mi buldun imtihân edecek
= Felek, yalnız beni mi buldun sınava çekecek?

§
Verâ-yı perdede esrâr var zuhûr edecek
= Perdenin arkasında nice sırlar var ortaya çıkacak.
Nâilî-i Kadîm
§
Husûl-i kâma tevakkuf gerek zamânına dek
= İsteğe ulaşmak için beklemek gerek zamanına dek.

§
Hilâf-ı tıynetimdir tab’-ı ahbâba keder vermek
= Yaratılışıma aykırıdır, dostlara keder vermek?
Nâbî
§
Gerektir kendini bilmezlere kendini bildirmek
= Gerektir kendini bilmezlere, kendini bildirmek.

§
Reh-zeni hâr olanın dâmeni pür-çîde gerek
= Dikenlikten geçenin eteği toplanmış gerek.
Nedîm
§
Evvel kişiye cân gerek andan cihân gerek
= Önce kişiye can gerek sonra dünya gerek.

§
Her işin âkibeti âkıle der-pîş gerek
= Akıllı, her işin sonunu hesap edendir.

§
Kalınsa aç ramazanda oruç yenir bî-şek
= Kalınsa aç, ramazanda oruç yenir şüphesiz.
Şefik
§
Melhûzu kimin oldu zuhûrâta muvâfık
= Örtüşmez öngörüler beklenmedik olaylarla?
Haşmet
§
Piyâle-i gamı câm kadar bilir âşık
= Acı kadehini şarap kadehi kadar iyi bilir âşık.
Hızırağazâde Said Bey
§
Sille urulur herkese simâsına lâyık
= Sille vurulur herkese, yüzüne uygun.
Vâlî-i Âmidî
§
Bir vakit biz dahi hem-meclis-i cânân idik
= Bir zamanlar biz de sevgilinin meclisindeydik.
Nâbî
§
Hicrânı visâl visâli hicrân bildik
= Ayrılığı kavuşma, kavuşmayı ayrılık bildik.
Azmizâde Hâletî
§
Hayâl-i yâr gibi var mı bir refîk-i şefîk
= Yârin hayali gibi var mı sevecen bir arkadaş.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Rızâ-yı Hak’tan özge yok derûnumda emel-i tahkîk
= Allah rızasından başka yok kalbimde amaç.
Sultan I. Ahmed
§
Evvelâ yâr-i muvafık saniyen azm-i tarîk
= Önce uygun yoldaş, sonra yolculuk.

§
Bahâr eyyâmı geldi biz dahi şâd olmadık gittik
= Bahar geldi biz daha neşelenmedik gittik.
Nâbî
§
Her derde çâre var güzelim aşka çâre yok
= Her derde çare var güzelim, aşka çare yok.
Abdülhak Hâmid
§
Geldi ammâ neyleyim sensiz bahârın şevkı yok
= Geldi ama neyleyim, sensiz baharın neşesi yok.
Recaîzâde Mahmûd Ekrem
§
Hudâ’sı var olanın istinâd-gâhı mı yok
= Hakk’sı var olanın dayanağı mı yok.
Muallim Nâcî
§
Tutalım cennet imiş Âdem yok
= Cennet de olsa neye yarar, içinde insan yok.
Şehrî
§
Şarâb-ı köhne var ammâ ki eski âlem yok
= Eski şarap var ama eski eğlence yok.
Seyyid Vehbî
§
Sâlike vehle-i ûlâda belâdır râh-ı aşk
= Girene başlangıçta belâdır aşk yolu.
Belîğ
§
Tâ kıyâmet fasl olunmaz sûziş-i da’vâ-yı aşk
= Kıyamete kadar çözülemez yakıcı aşk davası.
Süleymân Fehîm
§
Erbâb-ı dile ayn-ı keremdir sitem-i aşk
= Gönül adamlarına lütuftur aşk işkencesi.
Kâzım Paşa
§
Dâne ümîdi ile dâma giriftâr olduk
= Rızık umuduyla yakalandık tuzağa.
Râşid
§
Hikmet-i halkını bilmez mahlûk
= Yaratılış nedenini bilemez yaratılanlar.
Vehbî
§
Cefâyı âşinâdan lûtfu hep bî-gâneden gördük
= Eziyeti dostlardan, lütfu hep ellerden gördük.

§
Kerem-kâr olmadıksa çok kerîm-i kâm-rân gördük
= Cömert olamadıksa da çok mutlu cömert gördük.
Seyyid Vehbî
§
Ta’mîr-i Ka’be hödm-i sanem-hâne iş değil
Aç dîde-i basîreti kalb-i harâba bak
= Kâbe’yi onarma, puthaneyi yıkma iş değil,
Aç kalp gözünü, harap olmuş kalplere bak.
Naim (Tezkireci)
§
İster isen almağa hikmet kitâbından sebak
Hâme-i kudret ne yazmış safhâ-i âsâra bak
= İstersen almayı hikmet kitabından ders,
Kudret kalemi ne yazmış, varlık sayfasına bak.
Hayâlî Bey
§
Cism-i terkib gubârîdir sen ândan fâriğ ol
Rûh-i pâk ol âlem-i tecrîde gel, esrâra bak
= Beden topraktandır, kurtul ondan,
Ruhunu arındır, Hakk’ya yönel, sırlara bak.
Hayâlî Bey
§
Câm-veş kimdir bu bezm içre ciğer-hûn olmayan
Gonce-i gül-zârı seyret lâle-i hamrâya bak
= Kadeh gibi, var mıdır dünyada ciğeri kan dolmayan,
Gül bahçesinin goncasını seyret, kızıl lâleye bak.
Bâkî
§
Dehr-i bî-bünyâd için renc-i talebden fâriğ ol
Bâri birkaç gün huzûr-i kalb ile dünyaya bak
= Bu yalan dünya için isteme sıkıntısından kurtul,
Hiç değilse birkaç gün, kalp huzuruyla dünyaya bak.
Bâkî
§
Hor bakma her nemed-pûşa sakın ey muhteşem
Her gedâyı Hızır gör her şahsa dervişâne bak
= Hor bakma her çulsuza sakın ey gösterişli,
Her dilenciyi Hızır gör, her kişiye dervişçe bak.
Usûlî
§
Sal keştî-i umûrunu bahr-i tevekküle ak
Aç bâd-bân-ı himmeti yan gel de seyre bak
= İşlerin teknesini sal, tevekkül denizine ak,
Emek yelkenini aç, yan gel de seyrine bak.

§
Çünkü âyinesidir birbirinin derler halk
Ettiği vasfı görür her kişi âherden bak
= Çünkü aynasıdır birbirinin derler halk,
Ettiği vasfı görür her kişi diğerinden bak.
Şerîf
§
Halk-ı âlem ezelî böyle perîşân ancak
Kimi handân kimi giryân kimi nâlân ancak
= Dünya halkı ezelden böyle perişan ancak,
Kimi güler, kimi ağlar, kimi inler ancak.
Bâkî
§
İlm kesbiyle pâye-i rif’at
Arzû-yı muhâl imiş ancak
= Bilimle yükselmeye çalışmak,
Olmayacak bir istekmiş ancak.
Fuzûlî
§
Cihân bâzârına her ne getirdikse ziyân ettik
Metâ-ı sûd-mend ey dil hemân sûz u güdâz ancak
= Dünya pazarına ne getirdikse zarar ettik,
Kazançlı mal ey gönül, yanıp yakılma ancak.
Hayâlî Bey
§
Nazar-ı ârifânda yeksândır
Düşman-ı ma’rifetle düşman-ı Hak
= Ariflerin gözünde ikisi de birdir:
Bilgi düşmanı ile Allah düşmanı.
Muallim Nâcî
§
Cihânda kâmil insândır sırât-ı mustakîm ancak
O yüzden oldular sâlik olanlar vâsıl bi’l-Hak
= Dünyada yetkin insandır doğru yol ancak,
Ona bağlananlar Hakk’a ulaşırlar ancak.
Şeyh Fahrî-i Halvetî
§
Hicvedersem zâlimi zâhid günah ettin deme
Dîn-i İslâm’da sevâbtır çünkü şeytan taşlamak
= Hicvedersem zalimi, sofu, günah ettin deme,
İslâm’da sevaptır çünkü şeytan taşlamak.
Eşref
§
Hüner halvet-nişîn-i encümen olmaktır yoksa
Kemin-gâh-ı riyâdır kûşe-gîr-i inzivâ olmak
= Hüner halk içinde yalnız olmaktır, yoksa,
Riya tuzağıdır, yalnızlık köşesine çekilmek.
İzzet Ali Paşa
§
Yûsuf gibi envâ-ı mihen çekmeye mevkûf
Âsân değil ihvâna veliyyü’l-niam olmak
= Yusuf gibi türlü sıkıntılar çekmeye bağlıdır,
Kolay değil kardeşlere lütufta bulunmak.
Bâkî
§
Zâtında fürû-mâyeliğin Hak da bilirken
Bî-fâidedir rif’at ile muhteşem olmak
= Özündeki soysuzluğu Hak da bilirken,
Faydasızdır yüksek makamla gösteriş yapmak.
Nâbî
§
Olur feyz-i tevâzu’la diraht-ı pest bâr-ı âver
Komuştur meyveden mahrûm servi ser-firâz olmak
= Olur, tevazu bereketiyle bodur ağaç meyveli,
Meyveden yoksun etmiştir serviyi yüksekte olmak.
Nâbî
§
Hâlık’ın nâ-mütenâhi adı var en başı Hak
Ne büyük şey kul için hakkın elinden tutmak
= Yaratıcı’nın sayısız adı var, en başı Hak,
Ne büyük şey, kul için hakkın elinden tutmak.
Mehmed Âkif
§
Dem olur yârelenir sîne-i sengîn-i kalem
Gün olur kârelenir safha-i sîmin-i varak
= Gün olur yaralanır kalemin taştan göğsü,
Gün olur karalanır, kâğıdın gümüş yüzü.

§
Bir nükte bulmadım ki ruhun vasfı olmaya
Gözden kitâb-ı aşkı geçirdim varak varak
= Bir nükte bulmadım ki yüzün vasfı olmaya,
Gözden geçirdim aşk kitabını sayfa sayfa.
Rûhî
§
Çeşm-i im’ân ile âlemde hakîkat-bîn ol
Dinleme vâiz-i şehîri gam-ı ferdâyı bırak
= Araştırıcı gözle evrensel gerçekleri gör,
Dinleme vaizi, gelecek kaygısını bırak.
Şeyh Vasfî
§
Ömrün oldukça çalış kesb-i kemâl et Vasfî
Şöhret-i kâzibeyi halka müdârâyı bırak
= Ömrün oldukça çalış, olgunluk kazan Vasfî,
Yalancı şöhreti, halka yaltakanmayı bırak.
Şeyh Vasfî
§
Misâl-i Ka’be eyâ nûr-i dîde-i uşşâk
Gören cemâlini müştâk görmeyen müştâk
= Kâbe misali ey âşıkların göz nuru,
Güzelliğini gören de âşık, görmeyen de.
Müezzin Hüdâyî
§
Neşât-ı hâtır-ı âlem elindedir sâkî
Bu gamları yine bir câmdır sürûr edecek
= Halkın gönlünü şenlendirmek elindedir saki,
Bu gamları yine bir kadehtir sevince çevirecek.
Nâilî-i Kadîm
§
Felek bir ehl-i kemâlin kebâb eder ciğerin
Bir iki câhili bulsa ziyâfet edecek
= Felek bir olgun insanın kebap eder ciğerini,
Bir-iki cahili bulsa ziyafet verecek.
Riyâzî (Mehmed)
§
Bâr-ı destâr-girânınla çekilmez sıkletin
Sen de insâf eyle zâhid kendini mîzâna çek
= Ağır sarığının yüküyle çekilmez sıkıntın,
Sen de insaf eyle ey kaba sofu, kendini tartıya çek.
Sünbülzâde Vehbî
§
Bahr-i efkâra düşüp çekme emek
Nükte-i çûn ü çirâdan el çek
= Düşünce denizine düşüp çekme emek,
Niçin ve nasıl sorularından el çek.
Hakanî Mehmed Bey
§
Kâh vuslat kâh firkat böyledir de’b-i felek
Kâh râhat kâh mihnet böyledir de’b-i felek
= Bazen kavuşma, bazen ayrılık, böyledir feleğin işi,
Bazen rahatlık, bazen sıkıntı, böyledir feleğin işi.
Naîm
§
Şîrler pençe-i kahrımdan olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek
= Aslanlar kahrımın pençesinden titrerken,
Beni bir gözleri ceylana esir etti felek.
Yavuz Sultan Selim
§
Yâri ağyârdan men’etmeye çekme emek
Ey gönül dîvâneliktir vakfı mülk olsun demek
= Sevgiliyi ellerden esirgemeye çekme emek,
Ey gönül deliliktir, vakfı mülk edinmek istemek.

§
Ekmeyen biçmedi bu mezraada elhâsıl
Kime lâzım ise ekmek âna lâzım ekmek
= Ekmeyen biçmedi bu tarlada sözün kısası,
Kime gerek ise ekmek, ona gerek ekmek.

§
Yüz bin eger cevr ü cefâ uğrar ise sûretime
Hiç eksilmez şâdılığım cümlesin yur seni sevmek
= Yüz bin eziyet ve işkence yapılsa da bedenime,
Hiç eksilmez sevincim, tümünü yur seni sevmek.
Yûnus Emre
§
Murâdına erişir herkes İzzetî âhir
Niyâz-ı dergeh-i Bârî-i bî-niyâz ederek
= İsteğine erişir herkes İzzetî sonunda,
Zengin Hakk’ın dergâhına yakararak.
İzzetî
§
Önünde şem’-i hidâyet delîl olursa sana
Serâir-i reh-i vahdet ayân olur giderek
= Önünde doğruluk ışığı öncülük ederse,
Hakk’ya yakınlık yolunun sırları açılır giderek.
Hâfız Müştak
§
Şöyle pinhân gidesin kûyine cânânın kim
Râh ola hem-demin ammâ o da hâbîde gerek
= Öyle gizli gitmelisin semtine sevgilinin ki,
Yol olmalı arkadaşın, ama o da uykuda gerek.
Nedîm
§
Sözü az söyle ağır söyle ki sühan
Zer gibi sayılı gevher gibi sencîde gerek
= Sözü az söyle, ağır söyle ki söz,
Altın gibi sayılı, elmas gibi ölçülü olmalıdır.
Nedîm
§
Bezm-i ikbâlini târ eylemesin derse felek
Kişi yaktığı çerâğ üstüne pervâne gerek
= Mutluluk sofrasın dağıtmasın derse felek,
Kişi yaktığı ışık üstüne pervane gerek.
Veysî (Alaşehirli Üveys)
§
Her kişi câm-ı cezâ içse gerek
Hayr ü şer ektiğini biçse gerek
= Her kişi ceza kadehini içse gerek,
İyi ya da kötü, ektiğini biçse gerek.
Nâbî
§
Cehl ü udvân ile dünyâda bekâ oldu muhâl
Şimdi bu nükteyi Mecnûn bile fehmetse gerek
= Bilmezlik ve zulümle dünyada yaşamak olası değil,
Şimdi bu gerçeği, mecnun bile anlamış olmalı.
İbnülemîn Mahmûd Kemâl
§
Söylemekten söz uzar artar emek
Söyleyenden dinleyen ârif gerek
= Söylemekten söz uzar, artar emek,
Söyleyenden dinleyen anlayışlı gerek.

§
Evzâ’-ı nâ-becâsını nev-câh olanların
Nâ-çâr halk çekse felek çekmemek gerek
= Uygunsuz davranışlarını, toy yöneticilerin,
Umarsız halk çekse de feleğin çekmemesi gerek.
Es’ad Muhlis Paşa
§
Devlet-i dünyâ hayâl ü hâba benzer nesnedir
Baht-ı bî-dâr isteyenler terk-i hâb etmek gerek
= Dünya mutluluğu, bir hayal ve rüyaya benzer,
Uyanık bir talih isteyen, uykuyu terk etmek gerek.
Bâkî
§
Yahşı günde bilmek olmaz kim diyânet kimdedir
Yahşı yoldaşı yaman gün imtihân etmek gerek
= İyi günde bilinemez, dindarlık kimdedir,
İyi yoldaşı kötü günde sınamak gerek.
Neşâtî
§
Uşşâka zahm-ı sîne değil zahm-ı cân gerek
Zîrâ ki bergüzâr-ı mahabbet nihân gerek
= Âşıklara göğüs yarası değil can yarası gerek,
Çünkü sevgi armağanı, gizli olmak gerek.
İzzet Ali Paşa
§
İbtidâ-yı amelin âhiri der-pîş gerek
Kâr-ı evvelde kişi âkîbet-endîş gerek
= İşin başında sonunu öngörmek gerek,
İşin başında kişi, sonucu düşünmek gerek.

§
Rızâyî sora sora Ka’be’yi bulur âdem
Hemân yola düşelim kûy-i dil-rübâ diyerek
= Rızâyî sora sora Kâbe’yi bulur insan,
Hemen yola düşelim sevgilinin yurdu diyerek.
Rızâyî
§
Hudâ kerîmdir elbette eylemez mahrûm
Merâmına erişir her kişi Hudâ diyerek
= Allah cömerttir, elbette eylemez yoksun,
İsteğine erişir her kişi, Allah diyerek.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Ey azizim kıl şükür malın harîsi olma pek
Rızkına Allah kefildir etme aslâ anda şek
= Ey azizim şükret, mal düşkünü olma pek,
Rızkına Allah kefildir, etme asla onda şek.

§
Ey birâder dinle pendim varsa malın sakla pek
Düşmana kalsın kalırsa dosta muhtâc olma tek
= Kardeşim, dinle öğüdüm, varsa malın sakla pek,
Düşmana kalsın kalırsa, dosta muhtaç olma tek.

§
Yetmiş iki millete kurbân ol âşıkısan
Tâ âşıklar safında imâm olasın sâdık
= Yetmiş iki millete kurban ol âşık isen,
Ki âşıklar safında imam olasın sadık.
Yûnus Emre
§
Bir devlet için çerhe temennâdan usandık
Bir vasl için ağyâra müdârâdan usandık
= Bir makam için el-etek öpmekten usandık,
Bir vuslat için ellere yaltakçılıktan usandık.
Nâbî
§
Eyvâh bu bâziçede bizler yine yandık
Zîrâ ki ziyân ortada bilmem ne kazandık
= Eyvah bu oyunda bizler yine yandık,
Çünkü zarar ortada, bilmem ne kazandık?
Ziyâ Paşa
§
Cihânda bulmadım yâr-i muvâfık
Muvâfık sandığım çıktı münâfık
= Dünyada uygun bir dost bulamadım,
İkiyüzlü çıktı hep uygun sandığım.

§
Hâtırım cem’iyyetin etti perîşân ayrılık
Ayrılık kıldı bana dünyâyı zindân ayrılık
= Gönül birliğimi dağıttı ayrılık.
Ayrılık etti bana dünyayı zindan ayrılık.
Usûlî
§
Edince vasf-ı ruhun harfini rakam âşık
Yakasın eyledi çâk oluban kalem âşık
= Yazınca yanağının güzelliğini âşık,
Yakasın yırttı, oldu hemen kalem âşık.
Hayâlî Bey
§
Sükûtu bilmediğinden değil edebindendir
Eğerçi söylemez ammâ neler bilir âşık
= Susması bilmediğinden değil, edebindendir,
Gerçi söylemez ama neler neler bilir âşık.
Hızırağazâde Said Bey
§
O kadar etti ki müste’cîri gamzen tahrîb
Veremem bu dil-i vîrânı kirâya artık
= O denli yaraladı ki süzgün bakışların kiracıyı,
Veremem bu harap olmuş kalbi kiraya artık.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Sarf eyleme nakd-i dili her sâde kumaşa
Kıymet verilir herkese kâlâsına lâyık
= Harcama gönül akçeni sıradan kumaşlara,
Değer verilir herkese kumaşına layık.
Lebib-i Âmidî
§
Allah ise maksûdun eğer nefsini öğren
Sensin dürr-i şeh-dâne-i deryâ-yı dakâik
= Allah ise amacın eğer, kendini öğren,
Sensin incelikler denizinin en değerli incisi.
Kâzım Paşa
§
Tâlib-i sırr-ı ilâhî yok cihânda yoksa kim
Râzlar vardır dil-i dânâda gözler görmedik
= İlahî sırların isteklisi yok dünyada, yoksa
Sırlar vardır bilir gönüllerde gözler görmedik.
Rûhî
§
Küfr ile îmân dahi hicâbımış bu yolda
Safâlaştık küfr ile îmânı yağmaya verdik
= Küfür ile iman bile perdeymiş bu yolda,
Arındık, küfür ile imanı yağmaya verdik.
Yûnus Emre
§
Deme aşk içre bana kim ede irşâd-ı tarîk
Sen hemân gir yola Allah veliyyü’t-tevfîk
= Deme, aşk içre bana kim yol gösterir,
Sen hemen gir yola, Allah yardımcındır.
İbn Kemâl
§
Aşk mısrına olmayan sâlik
Yûsuf-i kalbe olmadı mâlik
= Aşk şehrinin yoluna düşmeyen,
Gönül Yûsuf’una olamaz malik.
Hamdullah Hamdî
§
Bu devr içre ne bezm-i gül ne câm-ı hoş-güvâr eksik
Hemân bir hüsr ile noksânı yok gül yüzlü yâr eksik
= Bu devirde ne gül meclisi, ne lezzetli şarap eksik,
Bir kaybı, noksanı yok; yalnız gül yüzlü sevgili eksik.
Nev’î
§
Gül-zârdan ol şûh-i dil-ârâ ile geçtik
Gûyâ ki nesîmiz gül-i rânâ ile geçtik
= Gülşenden o gönül kapan nazlı güzelle geçtik,
Sanki bir esintiyiz de eşsiz bir gülle geçtik.
Nâilî-i Kadîm
§
Biz kim bu cihân gül-şenini hâra değiştik
Vârını yoğa yârını ağyâra değiştik
= Biz bu dünya gülşenini dikene değiştik,
Varını yoğa, dostunu yabancılara değiştik.
Huzûrî (Gelibolulu)
§
Bir nahli ki gözyaşı ile besledim âhir
Ne bergini gördük ü ne bârına eriştik
= Bir fidanı gözyaşıyla besledim, sonunda,
Ne yaprağını gördüm ne meyvesine eriştim.
Garîbî
§
Bu kâr-hâne-i hikmette âna hayrânız
Ne gönlümüzce günâh vü ne hod-sevâb ettik
= Bu hikmetler dünyasında ona şaşıyoruz ki,
Ne gönlümüzce bir günah ne de sevap işledik.
Şehrî
§
Bir dil-rübâya düştü gönül müptelâsı çok
Aşkın safâsı yok değil ammâ cefâsı çok
= Bir güzele düştü gönül, düşkünlüğü çok,
Aşkın neşesi yok değil ama sıkıntısı çok.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Geçirdi çaşni-gîr-i felek ol denli vaktin kim
Nevâl-i arzû meydâna geldi iştihâ yok
= Geçirdi feleğin aşçıbaşı o kadar zaman ki,
Arzulanan yiyecekler ortaya geldi, iştah kalmadı.
Nâbî
§
Nâr-ı gam nûr-i safâ hep bir çerâğın pertevi
Çeşm-i irfân ile baksan arada bî-gâne yok
= Gam ateşi, neşe aydınlığı aynı kandilin ışığı,
Kalp gözüyle bakarsan, arada yabancı yok.
Âlî
§
Hâlime kâfirler etti rahm sen rahm etmedin
Böyle miydi ahdimiz ey dîni yok îmânı yok
= Hâlime kâfirler acıdı, sen acımadın,
Böyle miydi sözümüz, ey dini yok, imanı yok?
Usûlî
§
Câhilin âlim katında sözünün mikdârı yok
Kendi eşşek giydiği çul başının yuları yok
= Bilmezin bilgin katında sözünün değeri yok,
Kendi eşek, giydiği çul, başının yuları yok.

§
Bir bahr-i gamda urmadayız dest ü pây kim
Keştîsi yok kenâresi yok nâhudâsı yok
= Bir acı denizinde çırpınıyoruz ki,
Gemisi yok, sahili yok, kaptanı yok.
Nâbî
§
Gel gel berû ki savm ü salâtın kazâsı var
Sensiz geçen zamân-ı hayâtın kazâsı yok
= Gel, gel beri ki oruç ve namazın kazası var,
Sensiz geçen zamanın kazası yok.
Seyyid Nesimî
§
Hiç sorma kim tabîbin elinden neler çeker
Ammâ beyâna haste-i aşkın mecâli yok
= Hiç sorma, doktorun elinden neler çeker,
Ama söylemeye aşk hastasının gücü yok.
Nâbî
§
Kendim yanarım aşk ile gayre zararım yok
Ser-tâ-be-kadem âteşim ammâ şererim yok
= Kendim yanarım aşk ile başkasına zararım yok,
Baştan ayağa ateş kesilmişim ama kıvılcımım yok.
Diyarbakırlı Said Paşa
§
Değildir intihâda zevk ü lezzet ibtidâdadır
Civânlık âlemin yâd etmeyen bir pîr yoktur yok
= Değildir sonda zevk ve tat, başlangıçtadır,
Gençlik dönemini anmayan yaşlı yoktur yok.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Hakîkî sanma her seyr ettiğin perhîz-kârânı
Fesâda derd-mendin neylesin destinde âlet yok
= Gerçek sanma her gördüğün sofuyu,
Kötülüğe garibin neylesin elinde alet yok.
Nâbî
§
Edenler ne cesâretle ederler ilticâ bilmem
Esâsında binâ-yı izz ü ikbâlin metânet yok
= Sığınanlar ne cesaretle sığınırlar bilmem,
Temelinde güç ve makam yapısının sağlamlık yok.
Nâbî
§
Ser-â-ser çeşm-i ibretten geçirdim nüshâ-i dehri
İçinde ma’nî-i ârâma dâir bir ibâret yok
= Baştan başa taradım ibret için dünya kitabını,
İçinde huzur anlamına gelen bir cümlecik yok.
Bâkî
§
Tutuşsun ol çemen kim lâlesinde dâğ-ı hasret yok
Gülünde bûy-i ülfet nergisinde çeşm-i ibret yok
= Yansın o bahçe ki, lâlesinde özlem yarası yok,
Gülünde dostluk kokusu, nergisinde ibret gözü yok.
Nevres-i Kadîm
§
Hiç dûdmân-ı mey-kededen gayri Nâbiyâ
Bezm-i cihânda var mı bir âteş ki dûdu yok
= Hiç meyhane ocağından başka ey Nâbî,
Dünya meclisinde var mı bir ateş ki dumanı yok.
Nâbî
§
Sa’y etmekle müyesser olmaz hergiz
Bahşâyiş-i hazret-i Hudâ’dır gam-ı aşk
= Çalışmakla ulaşılmaz hiçbir zaman,
Yüce Hakk’ın bir bağışıdır aşk derdi.
Hâletî
§
Zulmet-i rızk u riyâdan kurtarırdı kendisin
Zâhidin kalbinde tâbân olsa ger envâr-ı aşk
= Rızık ve riya karanlığından kurtarırdı kendini,
Kaba sofunun kalbinde parlasaydı eğer aşk nurları.
Âkif Paşa
§
Eylemez erbâb-ı dil zıll-i Hümâ’ya ilticâ
Lâne-gîr-i kâf-ı istiğnâ olur Ankâ-yı ışk
= Sığınmaz gönül erleri Hümâ’nın gölgesine,
Gönül tokluğu Kaf’ında yuva tutar, aşk Ankâ’sı.
Fehîm
§
Ey Hüdâyî hâlet-i aşkı ne bilsin her meks
Kulle-i Kâf-ı hakîkat mürgüdür Ankâ-yı ışk
= Ey Hüdâyî aşkın hâllerini ne bilsin eksikliler,
Hakikat Kaf’ı doruğunun kuşudur aşk Ankâ’sı.
Aziz Mahmûd Hüdâyî
§
Tıynet-i âdemde evvel konmasa sevdâ-yı ışk
Cenneti bir dâneye satmazdı ol dânâ-yı ışk
= İnsan mayasına önceden konmasa aşk yeteneği,
Cenneti bir buğday tanesine satmazdı aşk bilgini.
Aziz Mahmûd Hüdâyî
§
Mest olunca etti tâcı dünbelek misvâkı çöp
Bir kadehle etti sâkî zâhidi rüsvâ-yı ışk
= Kendinden geçince etti tacı dümbelek, misvakı çöp,
Bir kadehle etti içki sunucu kaba sofuyu aşkın maskarası.
Fehîm
§
Büyüksün ilâhî büyüksün büyük
Büyüklük yanında kalır pek küçük
= Büyüksün ilâhî, büyüksün, büyük,
Büyüklük yanında kalır pek küçük.
Ali Haydar Bey
§
Şehâ serîr-i cihânın gedâların gördük
Gedâya gıbta eden pâdişâhların gördük
= Ey şah, dünya tahtının dilencilerini de,
Dilencilere imrenen padişahlarını da gördük.
Reşîd
§
Hâne alma kendine hem-sâye al
= Ev alma kendine, komşu al.

§
Gül-şen görünür bilmeyene külhen-i ikbâl
= Güllük görünür bilmeyene makam cehennemliği.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Ehl-i dikkat katreden ummâna eyler intikâl
= İnce düşünenler damladan denize ulaşırlar.

§
Katreden bahre eder ehl-i kulûb istidlâl
= Damladan denize yol bulur gönül erleri.
Yûsuf Kâmil Paşa
§
Sen sakîm olma verir maksûdun elbet Zü’l-Celâl
= Sen sağlıklı ol, verir istediğini elbet ulu Hakk.
Diyarbakırlı Said Paşa
§
Elçiye yoktur zevâl
= Elçiye yoktur zeval

§
Dûrdan hoş gelir âvâz-ı tabl
= Uzaktan hoş gelir davulun sesi.

§
Meşrebimdir gelene git diyemem gidene gel
= Huyumdur gelene git diyemem, gidene gel.

§
Celbeder elbette insâna mükâfât amel
= Getirir elbette yaptıkları insana ödül.
Diyarbakırlı Said Paşa
§
Bastırır derler acı acıyı meşhûr mesel
= Bastırır derler acı acıyı, meşhur mesel.
Hâtem
§
Bir kimseye keşf eylemez esrârını âkıl
= Hiç kimseye açmaz sırlarını akıllı.

§
Çoktan zamirimizden ümîd oldu münfasıl
= Çoktan ayrıldı bizden umut.

§
Olur mu âf-tâba hiç vücûdu zerrenin hâil
= Engeller mi hiç güneşi varlığı zerrenin.
Aziz Mahmûd Hüdâyî
§
İttisâ’-ı menzil olmaz dâfî-i tengî-i dil
= Evin genişliği, gidermez gönül darlığını.
Muallim Nâcî
§
Cânı cânân dilemiş vermemek olmaz ey dil
= Canı sevgili istemiş, vermemek olmaz ey gönül.
Fuzûlî
§
Bir şey mi var cihânda ki mahlûk-ı Hak değil
= Bir şey mi var evrende Hakk’ın yaratmadığı?
Yenişehirli Hayâlî
§
Kelle sağ olsun cihânda bir külâh eksik değil
= Baş sağ olsun, dünyada bir külah eksik değil.

§
Elimizden ne gelir tâlihimiz yâr değil
= Elimizden ne gelir, talihimiz yâr değil.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Ölüm âsandır ammâ ki terk-i âşina müşkil
= Ölmek kolaydır, dostlardan ayrılmak zor.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
İstemez doğru giden menzil-i maksûda delîl
= İstemez doğru giden menziline rehber.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Uymayan kalbine kâli olur encâmı zelîl
= Uymayan özüne sözü, rezil olur sonunda.
Râşid
§
Kendi zarfına eder hep zararı keskin hall
= Kendi küpüne eder hep zararı keskin sirke.

§
Zen gibi ziynet-i dünyâya kapılma merd ol
= Kadın gibi dünyanın süsüne kapılma mert ol.
Belîğ
§
Hüner oldur sana zehr olana sen tiryâk ol
= Hüner odur, sana zehir olana, sen panzehir ol.
Sâbit
§
İnsân-ı kâmil olmaya sa’y eyle âdem ol
= Kamil insan olmaya çalış, adam ol.
Bâkî
§
Behey sûfi nedir bu bed-edâ bir gün de handân ol
= Behey sofu, nedir bu asık yüz, bir gün de güleç ol.
Sünbülzâde Vehbî
§
Tek yüzün görmeyelim var Mısır’a sultân ol
= Tek yüzünü görmeyelim, git Mısır’a sultan ol.
Necâtî
§
Bâr olma sakın kimseye mümkün ise yâr ol
= Yük olma sakın kimseye, mümkünse dost ol.

§
Bezl eyleyip vücûdun etmek gibi azîz ol
= Saçıp savur varlığını, ekmek gibi aziz ol.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Ârif-i nefs olmayınca kimse bulmaz Hakk’a yol
= Kendini tanımadıkça, kimse bulamaz Hakk’a yol.
Halilî-i Âmidî
§
Gökten ne yağdı kim ânı yer etmedi kabul
= Gökten ne yağdı da onu kabul etmedi yer.

§
Görmeyince dîde sabr eyler gönül
= Görmeyince göz, katlanır gönül.

§
Arş-ı Rahmân’dır tecellî-gâh-ı Sübhân’dır gönül
= Rahmân’ın arşı, Hakk’ın tecelli yeridir gönül.
Mes’ud Lûtfî-i Âmidî
§
Lâlenin nakşın görüb ümmîd-i bû etmez gönül
= Lâlenin resmin görüp koku ummaz gönül.
Şinâsî (Muhammed Çelebi)
§
Can verir halk-ı cihân şevkına pervâne gibi
Ne aceb şem’a imiş şûle-i nûr-i ikbâl
= Can verir dünya halkı istekle pervane gibi,
Ne acayip mum imiş, makam ateşinin alevi.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Lâ-bekâ olduğun idrâk eden erbâb-ı şuûr
Olmaz âlemde heves-kâr-ı sürûr-i ikbâl
= Geçici olduğunu anlayan bilinçli insanlar,
Olmaz dünyada makam sevincinin heveslisi.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Yürüse fitne ola dursa kıyâmet kopara
Söylese sihr ede baksa komaya tende mecâl
= Yürüse fitne çıkarır, dursa kıyamet koparır,
Konuşsa büyüler, baksa bırakmaz tende mecal.
Lâmiî
§
Zevâlin istemez mi bî-hüner ehl-i kemâlâtın
Vefât-ı hâceyi eyler temennî dâimâ etfâl
= Tükenmesini istemez mi bilgisizler olgunların,
Hocanın ölmesini temenni eder daima çocuklar.
Fehîm
§
Sun’-ı Hakk’a dil uzatma sakınıp nâ-be-mahal
Kat’ eder hançer-i lâ-yüs’el-ammâ yef’al
= Yaratışına dil uzatma yersiz sakın,
Keser hançeri yaptığından sorulamayan Hakk’ın.
Abdullah Râmiz Paşa
§
Kayd-ı mâzi ve derd-i istikbâl
Olmayınca gelir saâdet-i hâl
= Geçmiş takıntıları ve gelecek derdi,
Olmayınca gelir şimdinin mutluluğu.
Abdülhak Hâmid
§
Nisbet edecek olsak eğer ehl-i kemâle
Bir kâlıb-ı bî-cân gibidir zümre-i cühhâl
= Karşılaştıracak olsak eğer olgun insanlarla,
Cansız bir kalıp gibidir bilgisizler topluluğu.
Hüseyin Hüsnü
§
Dehr bir bâzârdır herkes metâın arz eder
Ehl-i dünyâ sim ü zer ehl-i hüner fazl ü kemâl
= Dünya bir pazardır, herkes malını arz eder,
Dünya adamları gümüş ve altın, bilginler erdem ve olgunluk.
Fuzûlî
§
Bî-çâre müneccim evinin sakfın bilmez
Eflâki karıştırmada etmez yine ihmâl
= Zavallı yıldız falcısı evinin çatısını bilmez,
Yine de gökleri karıştırmayı elden bırakmaz.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Ölmemek ister misin ölmezden evvel öl ki tâ
Zât-ı akdes güherin bulsun hayât-ı lâ-yezâl
= Ölmemek istersen, ölmeden önce öl ki,
Kutlu öz cevherin bulsun ölümsüz hayat.
Muallim Feyzî
§
Meseldir bu pederler söylemiş evvel
Buyur iş tâ sana pend eylesin tenbel
= Meseldir bu, atalar söylemiş evvel,
Buyur iş, sana öğüt versin tembel.

§
Ey mâh-ı hüsne mihr-i ruhundan bahâ veren
Olmaz iki cihân seni bir görmeye bedel
= Ey güzellik ayına güneş yanağından ışık veren,
Olamaz iki dünya, seni bir kez görmeye bedel.
Ahmed Paşa
§
Bâr-gâh-ı cenâb-ı Mevlâ’yı
Arama âsmânda kendine gel
= Yüce Hakk’ın huzurunu,
Arama gökte, kendine gel!

§
Sözde darbü’l-mesel irâdına söz yok ammâ
Söz odur âleme senden kala bir darb-ı mesel
= Sözde atasözü kullanmaya söz yok ama,
Söz odur, halka senden kalır bir atasözü.
Nâbî
§
Düşmüşüm aşkın ôdına tâ ezel
Kendi düşen ağlamaz vardır mesel
= Düşmüşüm aşkın ateşine ta ezel,
Kendi düşen ağlamaz, vardır mesel.
Yûnus Emre
§
Nâ-ehl olur muârız-ı ehl
Her Ahmed’e bulunur Ebû Cehl
= Yetersizler karşı çıkarlar yetkinlere,
Her Ahmed’e bulunur bir Ebû Cehl.
İbn Kemâl
§
Çü şem’ serkeş olma çü sâye fütâde-dil
Ne yavuz ol asıl ne yavaş ol dilâ basıl
= Ne mum gibi dik başlı ol, ne gölge gibi zelil,
Ne yavuz ol asıl, ne yavaş ol basıl ey gönül.
Yedikuleli Azîzî
§
Olsa isti’dâd-ı ârif kâbil-i idrâk-i vahy
Emr-i Hak irsâline her zerredir bir Cebrâil
= Olsa arif yetenekli vahyi kavramaya,
Her zerre bir Cebrail’dir Allah buyruğuna.
Fuzûlî
§
Elbette bu hâlimden o yârin haberi var
Fi’l-kalb mine’l-kalb ile’l-kalb-i sebîl
= Elbet hâlimden sevgilinin haberi vardır,
Çünkü kalpten kalbe giden bir yol vardır.
Sultan III. Murâd
§
Bulur sermâye-i dânişle âdem revnakı yokken
Ziyâ vermez ne denli zîver-i câm olsa boş kandil
= Aydınlık kazanır bilgiyle insan,
Işık vermez süslü de olsa boş kandil.
Koca Râgıb Paşa
§
Verme vücud-ı nefsine ey mukbil-i zaîm
İkbâledir perestişi halkın sana değil
= Sanma sanadır, ey makam sahibi,
Makamadır tapınışı halkın, sana değil.
Süleymân Bekir
§
Feyz-i Hakk’ta buhl yok herkes velî tâlib değil
Bî-sebep ıslâh-ı âlem Hakk’ya vâcib değil
= Allah cimri değildir vermekte ama herkes istemiyor,
Nedensiz iyileştirmesi dünyayı Hakk’ya zorunlu değil.

§
Harâm olur bana zevkimce olmayan işret
Şarâbı neyleyim ahbâb meşrebimce değil
= Haram olur bana, zevkimce olmayan içki,
Şarabı neyleyim, dostlar meşrebimce değil.
Yenişehirli Avnî
§
Bedre değil nigâhı cihânın hilâledir
Noksânadır nazarları kemâle değil
= Dolunaya değil halk yeni aya bakar,
Eksik olanadır bakışları, olguna değil.
Nergisî (Bosnalı Mehmed)
§
Kadeh kırarsa da erbâb-ı dil gönül kırmaz
Dokunma hâtıra âdâb-ı işret öyle değil
= Kadeh kırsa da gönül erleri, gönül kırmaz,
Dokunma gönle, içmenin töresi öyle değil.

§
Tûtî-i mu’cize-gûyem ne desem lâf değil
Çerh ile söyleşemem âyinesi sâf değil
= Mucizedir sözlerim, ne desem laf değil,
İnsanlarla konuşamam, kalpleri saf değil.
Nef’î
§
Ehl-i dildir diyemem sînesi sâf olmayana
Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil
= Gönül eridir diyemem kalbi saf olmayana,
Gönül erleri, birbirin bilmemek insaf değil.
Nef’î
§
Çeşmelerden bardağın doldurmadan korısan
Bin yıl anda durursa kendi dolası değil
= Çeşmeden bardağın doldurmadan koyarsan,
Bin yıl orada dursa da kendi dolası değil.
Yûnus Emre
§
Kevn ü mekânı şevk-i ruhun şöyle tuttu kim
Hûrşîdi kimse zerreye saymaz mehi değil
= Güzelliğinin neşesi dünyayı öyle tuttu ki,
Güneşi bile kimse zerreye saymaz, ayı değil.
Bâkî
§
Ten fânîdir cân ölmez gidenler gine gelmez
Ölür ise ten ölür cânlar ölesi değil
= Ten ölümlü, ruh ölmez, gidenler geri gelmez,
Ölür ise ten ölür, ruhlar ölesi değil.
Yûnus Emre
§
Evveli aşkın melâmettir nedâmet âhiri
Sen gerek ağla gerek gül ikiden hâlî değil
= Başı kınanmadır aşkın, pişmanlık sonu,
Ağlasan da gülsen de yoktur başkası.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Gitmez erbâb-ı safâ meclisine ey vâiz
Ağlamış suratına kimse heves-nâk değil
= Gitmez gönül erleri meclisine ey vaiz,
Ağlamış suratına kimse hevesli değil.
Bâkî
§
Eşcâr eğerçi her varakı bir kitâbdır
İdrâki olmayana cihân bir varak değil
= Her ağaç yaprağı bir kitaptır ama,
Anlamayana dünya bir yaprak değil.
Necâtî Bey
§
Başımızdan hiç hevâ-yı zülf-i yâr eksik değil
Mürtefi’ yerdir ânınçün rûzgâr eksik değil
= Başımızdan yârin saçının havası eksik değil,
Yüksek yerdir onun için esintisi eksik değil.
İkbâlî (Sultan II. Mustafa)
§
Kalmamış bülbüllerin te’sîr feryâdında hiç
Gül o gül ammâ ne hikmettir gül-istân ol değil
= Kalmamış etki bülbüllerin feryadında hiç,
Gül o gül, ama nedendir, gülşen o gülşen değil.
Beylikçi İzzet
§
Zâtı mahmûd olmayan bulmaz şeref unvân ile
Bakma nâma her Muhammed mefhar-i âlem değil
= Özü övgüye değer olmayan bulmaz şeref unvanla,
Bakma ada, her Muhammed evrenin övüncü değil.

§
Hâtem oldur kim günâhından geçe bir mücrimin
Âlemin mâl ü menâlinden geçen Hâtem değil
= Cömert, suçluların cezasından geçendir,
Halkın mallarından geçen cömert değil.
Kavsî
§
Cevherinden eylemek cismi cüdâ âsân değil
Cisimden âgâh olan cân vâsıl-ı cânân değil
= Cevherinden ayırmak cismi kolay değil,
Cisimden geçmeyen can, sevgiliye kavuşmuş değil.
Fuzûlî
§
Aşksızlara verme öğüt öğüdünden alır değil
Aşksız adam hayvân olur hayvân öğüt bilir değil
= Aşksızlara verme öğüt, öğüdünden alır değil,
Aşksız adam hayvan olur, hayvan öğüt bilir değil.
Yûnus Emre
§
Bezm o bezm ahbâb o ahbâb işret ol işret değil
Mey o mey sâkî o sâkî hâlet ol hâlet değil
= Meclis o meclis, dostlar o dostlar, içki o içki değil,
Şarap o şarap, sunucu o sunucu, zevk o zevk değil.
Pertev
§
İhtiyâc âdeme pâ-bend-i belâdır yoksa
Hod-fürûşâna müdârâ çekilir dert değil
= İhtiyaç insanın ayağını bağlayan bir belâdır yoksa,
Kendini beğenmişlerin yüzüne gülmek çekilir dert değil.
Muallim Nâcî
§
Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil
= Bir kez gönül yıktın ise, bu kıldığın namaz değil,
Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil.
Yûnus Emre
§
Herkesin gayreti memdûh olur idrâki kadar
Bir midir himmet-i âkil ile sa’y-i bâhil
= Herkesin çabası övgüye değer, anlayışı kadar,
Bir midir akıllının emeği ile başıboşun çalışması?
Bursalı Eşref Paşa
§
Bârını gerden-i ahbâba edenler tahmîl
Ne kadar olsa sebük-rûh olur elbette sakîl
= Yükünü dostlarına yükleyenler,
Ne kadar neşeli olsalar da sıkıcıdırlar.
Koca Râgıb Paşa
§
Sirişkim hasm-ı sûziş sûzişim düşmen nem-i eşke
Muhâlif iki derde birden olmak mübtelâ müşkil
= Gözyaşım yanmaya, yanışım gözyaşına düşman,
Aykırı iki derde birden yakalanmak ne çetin.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Var ise bir hünerin arz ile isbât eyle
Olamaz mahz-ı mübâhât bu da’vâya delîl
= Varsa bir hünerin göstererek kanıtla,
Olamaz bu davaya salt övünmek kanıt.
Koca Râgıb Paşa
§
Buyur delâlet-i aşk ile kûy-i cânâna
Eğerçi kim görünen kûya istemezse delîl
= Buyur aşkın öncülüğünde sevgilinin semtine,
Her ne kadar görünen köy kılavuz istemese de.
Sâbit
§
Tohm olmayınca hâk-nişîn bulmaz irtifâ
Olmaz cihânda kimse azîz olmadan zelîl
= Tohum atılmadıkça toprağa filizlenmez,
Olmaz dünyada kimse aziz, olmadan zelil.
Nâbî
§
Nukûd-i eşkini çeşmin aceb mi etse sebil
Azîz olur o kişi akçasın ederse rezîl
= Yaşlarını saçması gözün şaşırtıcı değil,
Aziz olur kişi, parasını ederse rezil.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Ârif ol ehl-i dil ol rind-i kalender-meşreb ol
Ne Müselmân-ı kavî ne mülhîd-i bî-mezheb ol
= Anlayışlı ol, gönül eri ol, kalender meşrep bir rint ol,
Ne kaba sofu, ne de yol-yordam bilmez bir sapkın ol.
Nef’î
§
Bülbül gibi her gonceye dîvâne-ser olma
Bir şûleye can vermede pervâne-mizâc ol
= Bülbül gibi her goncaya divane olma,
Bir aleve can vermede pervane gibi ol.
Yenişehirli Avnî
§
Dîde-i bâtın gerek dîdâr-ı Hakk’ı görmeye
Sen gerekse sûfiyâ baştan ayağa dîde ol
= Kalp gözü gerek Hakk’ın yüzünü görmeye,
Sen göremezsin ey sofu, istersen baştan ayağa göz ol.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Ber-karâr Fehîmâ rûzgârın gerdişi
Çekme hâşâk-i havâdisten keder deryâ-dil ol
= Sürmektedir ey Fehîm zamanın dönüşü,
Üzülme olumsuz olaylardan, engin gönüllü ol.
Fehîm
§
Ebr-i nisân gibi feyzin olmasın mahsûsa hâs
Pertev-i ihsânla mihr ol cihâna şâmil ol
= Nisan yağmuru gibi bereketin sınırlı olmasın,
Bağışlarının ışığıyla güneş ol, tüm dünyayı aydınlat.
Koca Râgıb Paşa
§
Hurşîd-sıfat feyz ile meşhûr-ı enâm ol
Zerrât-ı dil-i halka ziyâ-pâş-ı merâm ol
= Güneş gibi cömertlikle tanın,
Saç gönlüne ışıklarını halkın.
Mehmed Re’fet
§
Şeref vermez dürr ü güher kemâl olmaz zer ü zîver
Hüner kesbet hüner bahr-i fazîlet kân-ı irfân ol
= Şeref vermez inci-elmas, olgunlaştırmaz altın ve süs,
Bilgi kazan bilgi, erdemler denizi, bilgelik kaynağı ol.
Bâkî
§
Eylersen eğer halktan ümmîd-i teveccüh
Mir’ât-ı musaffâ gibi çîn-i cebîn ol
= Halkın sana yönelmesini istiyorsan,
Parlak bir ayna gibi alnın ak olsun.
Nâbî
§
Mânend-i kemân hükmünü ver redd ü kabûlün
Ahbâbını âguşa çek a’dâya metîn ol
= Yay gibi hükmünü ver ret ve kabulün,
Dostlarını kucakla, düşmana metin ol.
Nâbî
§
Akla mağrûr olma Eflâtun-ı vakt olsan dahi
Bir edîb-i kâmili gördükte tıfl-ı mektep ol
= Akla mağrur olma, zamanın Eflatun’u olsan da,
Yetkin bir bilgin görürsen, hemen öğrencisi ol.
Nef’î
§
Her lahzâ arz eder sana bin fikr-i intibâh
Ahvâl-i âleme nazar-endâz-ı ibret ol
= Her an sana bin yeni düşünce sunar,
Evrendeki olgulara ibret gözüyle bak.
Mahmûd Kemâleddin Fenârî
§
Allah’a dayan sa’ye sarıl hikmete râm ol
Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol
= Allah’a dayan, çalışmaya sarıl, bilgiye boyun eğ,
Yol varsa budur, bilmiyorum başka bir çıkar yol.
Mehmed Âkif
§
Zâhid ol sıklet ile uçmağa hazırlanma
Çıkar ol cübbe vü destârı biraz hiffet bul
= Kaba sofu, o ağırlıkla uçmaya kalkışma,
Çıkar o cübbe ve sarığı biraz hafifle.
Bâkî
§
Reh-i irfân-ı hakîkatte budur de’b ü usûl
Matlabı terk iledir menzil-i maksûda vusûl
= Hakikati tanıma yolunun budur kuralı,
İsteği terk iledir istenen menzile ermek.
Enderunlu Vâsıf
§
Senden bilirim yok bana bir fâide ey gül
Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül
= Senden bilirim yok bana bir fayda ey gül,
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül.
Nevres-i Kadîm
§
Ne teshîr etti gül-zârı ne urdu âteşe hârı
Yine durmaz okursun rûz ü şeb evrâdın ey bülbül
= Ne etkiledi gül bahçesini, ne yaktı dikeni,
Yine de şakırsın gece gündüz ey bülbül.
Şeyhülislam Bahayî
§
Bu gül-zâr-ı cihânın aks-i hâhiş olmasa kârı
Seni etmezdi mahbûs-i kafes feryâdın ey bülbül
= Bu dünya gülşeni isteğin tersini yapmasaydı,
Seni kapattırmazdı kafese şakıman ey bülbül.
Şeyhülislam Bahayî
§
Gül gülse dâim ağlasa bülbül aceb değil
Zîrâ kimine ağla demişler kimine gül
= Gül gülse hep ağlasa bülbül, tuhaf değil,
Çünkü kimine ağla demişler, kimine gül.
Bâkî
§
Kendi gül destinde gül nâmı gül ü ruh-sâr gül
Hüsnü vefk olmuş o şûhun çâr-ender-çâr gül
= Kendi gül, elinde gül, adı gül ve yanağı gül,
Güzelliği tılsım olmuş dört kare içinde gülle.
Nâbî
§
Bir nazarda kalmayalım gel dosta gidelim gönül
Hasret ile ölmeyelim gel dosta gidelim gönül
= Düşünmekle kalmayalım, gel dosta gidelim gönül,
Hasret ile ölmeyelim, gel dosta gidelim gönül.
Yûnus Emre
§
Sehveyledin sevâbı hata anladın gönül
Dünyâyı müstaidd-i bekâ anladın gönül
= Yanıldın, doğruyu yanlış anladın gönül,
Dünyayı ölümsüz olabilir anladın gönül.
Nâilî-i Kadîm
§
Hem kadeh hem bâde hem bir şûh sâkîdir gönül
Ehl-i aşkın hâsılı sâhib-mezâkıdır gönül
= Hem kadeh, hem bade, hem bir şuh sakidir gönül,
Aşk erlerinin kısaca tek zevk kaynağıdır gönül.
Nef’î
§
Dildedir mihrin ko hâk olsun yolunda cân u ten
Ben ölürsem âlem-i ma’nâda bâkîdir gönül
= Gönüldedir güneşin, bırak toprak olsun yolunda can ve ten,
Ben ölürsem, ruhlar dünyasında yaşayacaktır gönül.
Nef’î
§
Devlet-i dünyâ içün her-giz ne gam-gîn ol ne şâd
Ber-karâr olmaz bilirsin hâl-i âlem ey gönül
= Dünya zenginliği için ne üzül ne de sevin,
Kararsızdır bilirsin, dünyanın hâli, ey gönül.
Bâkî
§
Bî-gânedir muâmeleniz akl ü hûş ile
Gûyâ derûn-i sînede mihmânsın ey gönül
= Yabancı gibi ilişkiniz akıl ve fikir ile,
Sanki kalp içinde konuksun ey gönül.
Nedîm
§
Hac yollarında meş’âle-yi kârbân gibi
Erbâb-ı ışk içinde nümâyânsın ey gönül
= Hac yollarında kervan meşalesi gibi,
Aşk erleri içinde parlıyorsun ey gönül.
Nedîm
§
Tûr-ı aşka kılmadın nûr-ı hidâyetle urûç
Şâm-ı gamda cilve-i dîdâr umarsın ey gönül
= Aşk dağına çıkmadan hidayet nuruyla,
Gam akşamında sevgili görünür sanırsın ey gönül.
Nev’î
§
Küstüm sana nâfile yalvarma barışmam
= Küstüm sana, boşuna yalvarma, barışmam.
Vâsıf
§
Münâfî-i edebdir her talebde şîve-i ibrâm
= Edebe aykırıdır isteklerde ısrar.
Koca Râgıb Paşa
§
Ehl-i hüner ne söylese düşnâm eder a’vâm
= Bilginler ne söylese, sövüp sayar ayak takımı.
Yenişehirli Avnî
§
Yeridir cenneti vasfetse ne rütbe âdem
= Yeridir cenneti ne kadar övse insan.
Râşid
§
Dünyâ âna değmez ki cefâsın çeke âdem
= Değmez dünya, çekilen işkenceye.
Rûhî-i Bağdâdî
§
İtin ayağını taştan mı esirger âdem
= İtin ayağını taştan mı esirger adam.
Sürûrî
§
Nâm-ı Ankâ gibi dillerde vefâ-yı âlem
= İnsanların vefası, Anka gibi, yalnız dillerdedir.
Câvid Efendi
§
Allah ganî fakîr âlem
= Allah zengin, yoksul evren.

§
Ne çekersem çekerîm sahte vakârı çekemem
= Her şeyi çekerim, sahte vakarı çekemem.

§
Gölge etme başka ihsân istemem
= Gölge etme, başka ihsan istemem.
Âlî (Mehmed Bey)
§
Bana yâr olsa yârim âlem ağyâr olsa havf etmem
= Bana yâr olsa yârim, dünya yabancı olsa korkmam.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Görsem tahammül eyleyemem bâri görmesem
= Görsem dayanamam, bari görmesem.
Vâsıf
§
Hasmı iskât ederim ben de er oğlu er isem
= Hasmı sustururum, ben de er oğlu er isem.

§
Herkes çektiğin kendi bilir ey şâhım
= Herkes çektiğini kendi bilir, ey şahım.

§
Ravza-i bâğ-ı İrem’den bana yeğdir vatanım
= İrem bahçelerinden bana yeğdir yurdum.
Şem’î
§
Vaktidir ahde vefâ eylemenin sultânım
= Vaktidir, ahde vefa eylemenin, sultanım!
Haşmet
§
İltifât-ı nazar-ı şâha bahâne lâzım
= Sultanın bağışları için bahane lazım.

§
El îd-i ekber eyledi ben mâtem eyledim
= El bayram eyledi, ben yas tuttum.
Halim Giray
§
Akça yok borçlulara söz verdim
= Para yok, alacaklılara söz verdim.
Şefik (Masrafzâde)
§
Çekemez biribirin hoca hekim
= Çekemez biri birini hoca ile hekim.
Şefik
§
Nâfi’ olmaz maraz-ı aşka müdâvâ-yı hekim
= Faydasızdır aşk derdine ilacı hekimin.
Nev’î
§
İzzet-i mihmân için tezyîn eder beytin kerîm
= Konuğu ağırlamak için süsler evini soylu adam.

§
Hâtır-ı dost için zahmet-i düşman çekerim
= Dost hatırı için düşman zahmeti çekerim.
Koca Râgıb Paşa
§
Dîvâne gönlüm eğlenecek bir yer isterim
= Deli gönlüme, eğlenecek bir yer isterim.
Bâkî
§
Hâne ta’miri ile kendimi vîrân ettim
= Ev tamiri ile kendimi viran ettim.
Seyyid Vehbî
§
Sabrı güç çâresi güç derde giriftâr oldum
= Sabrı güç, çaresi güç bir derde düştüm.
Hoca Neş’et
§
Kâzi ki dedik kâziyye ma’lûm
= Yargıç dedik, yargısı belli.

§
Süpürür vakf-ı şerîfi kayyûm
= Süpürür temiz vakfı yöneticisi.
Sâbit
§
Devlet istersen kanâ’at râhat istersen ölüm
= Zenginlik istersen kanaat, rahat istersen ölüm.

§
Derde neyse sebeb oldur yine dermânı ânın
Rind-i mahmûrun olur çâresi encâmda câm
= Derde neyse neden, odur yine dermanı onun,
Şarap sersemi sarhoşun olur son çaresi şarap.
Âsım (Çelebizâde)
§
Bir âlet-i mülâhazadır cümle kâ’inât
Maksûd olanı bilmek için âdem müdâm
= Bir düşünme aracıdır tüm evren,
Amaç olanı bilsin için insan sürekli.
Taşlıcalı Yahyâ
§
Bu âlem-i fânîde safâyı ol eder kim
Yeksân ola yanında eğer zevk eğer gam
= Bu yalan dünyada o rahat eder ki,
Beraber olur yanında zevk ile acı.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Bezm-i ikbâlde ser-mest olanın hâli budur
Kâh peymâne çeker kâh humâr-ı âlâm
= Makam sarhoşu olanın hâli budur,
Kimileyin şarap çeker, kimileyin acı.
Nâbî
§
İzz ise maksûd eğer ey yüzü mısbâh alnı nûr
Mantûkun hikmetten et etme a’vâm ile kelâm
= Değer kazanmak ise amaç, ey ay yüzlü,
Hikmetten konuş, ayak takımı ile konuşma.
Cevherî (Şeyh Sarhoş Bâlî)
§
Ne benden rükû ne senden kıyâm
Selâmün aleyküm aleyküm selâm
= Ne benden eğilme, ne senden kalkma,
Selâmün aleyküm, aleyküm selâm.

§
Arz-ı hâl etmege hergiz seni tenhâ bulamam
Seni tenhâ bulıcak kendimi aslâ bulamam
= Hâlimi anlatmaya seni hiç yalnız bulamam
Seni yalnız bulunca kendimi asla bulamam.
Ulvî
§
Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam
Hele Hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam
= Üç buçuk soysuzun ardından köpeklik yapamam,
Hele Hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Mehmed Âkif
§
Etse de her ne kadar hâtır-ı zârım muğber
Ben o mir’ât-ı ruhun üstüne toz konduramam
= Her ne kadar zavallı gönlümü incitse de,
Ben o ayna yanaklıya toz konduramam.
Pertev Efendi
§
Kâbil-i feyze kerem-kâr eyler ihsânın tamâm
Mihr eder mâh-i nevin elbette noksânın tamâm
= Ders alabilene cömert bağışını tamamlar,
Güneş, yeni ayın elbette eksiğini tamamlar.
Çelebizâde Âsım
§
Hüsn olur nâkıs bulunca âdemin aklı tamâm
Çerh eder mi kimsenin âlemde her yanın tamâm
= İnsanın aklı tamamlanınca güzelliği eksilir,
Felek eder mi kimsenin dünyada her yanını tam.
Çelebizâde Âsım
§
Beyân-ı maksad için yâre tercemânım var
Belâya bak ki ânı tercemâna anlatamam
= Derdimi anlatmak için yâre bir tercümanım var,
Belaya bak ki, onu tercümana anlatamam.
Muallim Nâcî
§
Atılmışım iki lâ-yüfhemin miyânesine
Zemine anlatamam âsmâne anlatamam
= Atılmışım iki söz anlamazın arasına,
Yere anlatamam, göğe anlatamam.
Muallim Nâcî
§
Halk-ı âlem yılda bir kurban keserler îd için
Dem-be-dem sâat-be-sâat men senin kurbanınam
= İnsanlar yılda bir kurban keserler bayram için,
An-be-an, saat-be-saat ben senin kurbanınım.
Fuzûlî
§
Bana kul olsun deyü hâcet ne fermân etmeye
Ben senin çoktan efendim bende-i fermânınam
= Bana kul olsun diye fermana ne gerek,
Ben senin çoktan efendim, fermanının kuluyum.
Nedîm
§
Bir nâ-halefi cübbe vü destâr ile görsen
Eylersin ânın cübbe vü destârına ikrâm
= Bir hayırsızı cübbe ve sarıkla görsen,
Eylersin onun cübbe ve sarığına ikram.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Kârun gibi emvâli ile yerlere geçsin
Ol kim çalışır cem-i hazâin deyu her dem
= Karun gibi tüm zenginliğiyle yere batsın,
O ki çalışır hazineler toplamak için her an.
Sünbülzâde Vehbî
§
Yüzünü toprağa indir dem-be-dem
Dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem
= Yüzünü toprağa indir dem-be-dem,
Dem bu demdir, dem bu demdir, dem bu dem.

§
Bir giden bir dahî gelmez aceb hikmettir
Âlem-i râhata benzer gibi iklîm-i adem
= Bir giden bir daha gelmez, tuhaf hikmettir,
Rahat bir yere benzer gibi, yokluk ülkesi.
Koca Râgıb Paşa
§
Hoş kûşe-i zevk idi safâ ehline âlem
Bir hâl ile sürseydi eğer ömrünü âdem
= Güzel bir zevk köşesiydi sefa ehline dünya,
Sürdürseydi ömrünü insan hep aynı durumda.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Dil ki mecrûh ola memnûn-i nevâziş olmaz
Zahmı âyinenin eyler mi kabul merhem
= İncinmiş gönül, iltifatlarla düzelmez,
Kırılmış ayna kabul eyler mi merhem?
Koca Râgıb Paşa
§
Yine hem-cinsi çeker birbirinin gayretini
Zahm-ı mıkrâza urur suzen ânınçün merhem
= Yine türdeş olanlar gözetirler birbirini,
Makasın açtığı yaraya iğne olur merhem.
Nâbî
§
İkbâlini hazmetmişi görmüş yoktur
Derk eyleyemez doyduğun erbâb-ı şikem
= Makamını sindireni görmüş yoktur,
Anlayamaz doyduğunu pisboğazlar.
İzzet
§
Lezzeti et’imede râhatı cisminde arar
Ne bilir neş’e-i idrâki nedir ehl-i şikem
= Zevki yemekte, rahatı teninde arar,
Ne bilir öğrenme kıvancını pisboğazlar.
Koca Râgıb Paşa
§
Bin ders-i ma’ârif okunur her varakında
Yâ Rab ne güzel mekteb olur mekteb-i âlem
= Bin bilgi dersi okunur her yaprağında,
Ya Rab ne güzel okuldur dünya okulu.
Ziyâ Paşa
§
Mücâzâtında hûb ü züştün etmez zerrece taksîr
Aceb sûret-nümâ-yı adldir âyine-i âlem
= Karşılığında iyi ve kötünün zerrece etmez kusur,
Eşsiz adalet örnekleri gösterir dünya aynası.
Nâbî
§
Cihân nakş-ı ber-âb olduğun anla âkıbet-bîn ol
Su üzre vaz’ olunmuştur esâs-i muhkem-i âlem
= Dünya suya çizilen bir resimdir, düşün sonunu,
Su üstüne atılmıştır evrenin sağlam temeli.
Arpaeminizâde Sâmî
§
Cem câmını nûş etti sürdü demini Hâtem
Meclis yine o meclis âlem yine o âlem
= Cem şarabını içti, sürdü demini Hâtem,
Meclis yine o meclis, âlem yine o âlem.
Rahmî-i Atîk
§
Verir dünyâya herkes kendi efkârınca bir ma’nâ
Dürûg-âlûde vehm ü hayâl efsânedir âlem
= Verir dünyaya herkes kendince bir anlam,
Bir kuruntu, bir gölge ve söylencedir dünya.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Hemân bir vâr imiş bir yoğ imiş der hâsıl-ı devrân
Ser-â-ser ibret-efzâ bir garîb efsânedir âlem
= Düyanın sonucu, bir varmış, bir yokmuş, der hep,
Baştanbaşa ibret saçan garip bir seylencedir dünya.
Ziyâ Paşa
§
Âlemin neyleyeyim bâğ u bahârın sensiz
Bana sen ruhları gül-zâr ile hoştur âlem
= Neyleyeyim bahçe ve baharını sensiz,
Bana, sen gül yanaklı ile güzeldir dünya.
Bâkî
§
Kendi kendine ettiğin âdem
Bir yere gelse edemez âlem
= Kendi kendine ettiğini insanın,
Bir yere gelse, edemez dünya.
Adlî (Sultan II. Bayezid)
§
Minnet eylerse felek bir iki günlük ömre
Ölürüm derd-i mahabbetle o bârı çekemem
= Minnet eylerse felek, bir iki günlük ömre,
Ölürüm aşk derdiyle, o yükü çekemem.
Nef’î
§
Menem ki kâfile-sâlâr-ı kârbân-ı gamem
Fakîr-i pâd-şeh-âsâ gedâ-yı muhteşemem
= Acı kervanının kafile lideri benim,
Padişah gibi yoksul, muhteşem dilenciyim.
Fuzûlî
§
Zulmü alkışlayamam zâlimi aslâ sevemem
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem
= Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem,
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Mehmed Âkif
§
Halktan gönlümün ol mertebedir vahşeti kim
Aksim âdem deyu mir’âta nigâh eyleyemem
= Halktan gönlüm öyle korktu ki,
Görüntüm insan diye, aynaya bile bakamam.
Nâbî
§
Ehl-i taklîde müfîd olmaz eğer olsa da feyz
Gül-i tasvîre tarâvet nice versin şebnem
= Taklitçilere yararı olmaz, olsa da bir bilgi,
Resimdeki gülü şebnem nasıl canlandırsın?
Koca Râgıb Paşa
§
Mülk-i bekâdan geçmişem fanî cihânı neylerem
Ben dost cemâlin görmüşem hûr u cinânı neylerem
= Sonsuzluk yurdundan geçmişim, yalan dünyayı neylerim,
Ben dost güzelliğin görmüşüm, huri ve cenneti neylerim?
Yûnus Emre
§
Kalem kec-dil mürekkeb rû-siyeh kâğıt dü-rû bilmem
Kimi etsem o şûha arz-ı hâlim yazmada mahrem
= Kalem eğri dilli, mürekkep kara yüzlü, kâğıt ikiyüzlü,
Bilmem kimi sırdaş etsem derdimi yazmada sevgiliye.
Nâbî
§
Hem eder ta’na tahammül hem olur ser-cünbân
Zâhide har mı desem ya büz-i Ahfeş mi desem
= Hem katlanır her kınamaya, hem baş sallar,
Kaba sofuya eşek mi desem, yoksa Ahfeş’in keçisi mi?
Antakyalı Münif
§
Kızarsa gül gül olsa tâb-ı meyden rûyu hubânın
Ruh-ı cânânı hem gül hem gül-istân olduğun görsem
= Kızarsa, gül gül olsa şaraptan yüzü güzellerin,
Sevgilinin yüzünün hem gül, hem gülşen olduğun görsem.
Nef’î
§
Bu harâbâtta sâbit olamam sultânım
Dil-i vîrânımı yapsan da yıkılsam gitsem
= Bu viranelikte sürekli kalamam sultanım,
Virane gönlümü yapsan da yıkılsam gitsem.
Sâbit
§
Bir öyle ömür geçir ki olsun
Mevtin sana hande halka mâtem
= Öyle bir ömür geçir ki olsun,
Ölümün sana gülüş, halka yas.
Muallim Cûdî
§
Sıhhat sonu dert olmasa vuslât sonu hicrân
Nûş âhiri nîş olmasa sûr âhiri mâtem
= Sağlığın sonu dert olmasa, vuslat sonu ayrılık,
İçmenin sonu zehir olmasa, şenliğin sonu matem.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Vuslat bileli hecrin hecrin bileli vuslat
Mâtem görünür şâdî şâdî görünür mâtem
= Vuslat bileli ayrılığı, ayrılığı bileli vuslat,
Matem görünür sevinç, sevinç görünür matem.
Nazîm
§
Bâtıl isteyü haktan ayrıldım
Boynuz umdum kulaktan ayrıldım
= Yanlışı isteyerek doğruluktan ayrıldım,
Boynuz umuyordum, kulaktan da oldum.
Şeyhî
§
Hep hüsn ü aşka dâir imiş güft ü gû-yi halk
Dillerde dâstân imiş esrâr sandığım
= Hep güzellik ve aşka dair halkın dedikodusu,
Dillere destan olmuş meğer sır sandığım.
Çelebizâde Âsım
§
Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım
Kurbânın olam var mı benim bunda günâhım
= Göz gördü, gönül sevdi seni, ey ay yüzlüm,
Kurbanın olam, var mı benim bunda suçum.
Nahifî
§
Kâbiliyyet eserin mahv edelim kâbil ise
Biz dahi câhil-i mukbil gibi makbûl olalım
= Yeteneklerimizi yok edelim mümkünse,
Biz de mutlu bilgisizler gibi kabul görelim.
Sünbülzâde Vehbî
§
Nice bir hidmet-i mahlûk ile mahzûl olalım
Sâil-i Hak olalım nâil-i mes’ûl olalım
= Nice bir varlık için çalışarak rezil olalım,
Hakk’ı isteyelim, Hakk’ın istediği olalım.
Kâmus Mütercimi Ahmed Âsım
§
Sevip ol gonceyi ağyâra hezâr olmayalım
Âlemin bir gül için çeşmine hâr olmayalım
= Sevip o goncayı, ellere bülbül olmayalım,
Bir gül için halkın gözüne diken olmayalım.
Enderunlu Vâsıf
§
Revâ mıdır gidem zulm ile boynunda kala kanım
Umarken lûtfunu ihsânını devletlü sultânım
= Yakışır mı zulümle öleyim, boynunda kalsın kanım,
Umarken lütuf ve ihsanını, devletli sultanım?
Hasan Ziyâ’î
§
Benimle varsa yine yanacak dil ü cânım
Efendi kendine ağlar bu çeşm-i giryânım
= Benimle varsa yine yanacak kalp ve canım,
Efendi kendine ağlar bu ağlayan gözlerim.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Çerk-i zünûb eşk-i nedâmetle mahvolur
Kârım budur hemişe günâh eder ağlarım
= Günahların kiri pişmanlık gözyaşlarıyla arınır,
İşim budur benim, sürekli, günah işler ağlarım.
Said
§
Serdâr-ı dehr olursa da baş eğme câhile
Ey milk-i gamda bî-ser ü sâmân başım
= Dünyaya sultan da olsa baş eğme bilgisize,
Ey gam mülkünde perişan ve yoksul başım.
Hayretî
§
Sarrâf-ı dehr bilmez ise nola kıymetim
Bir gevherim ki hâk-i siyeh içre kalmışım
= Dünya sarrafı bilmese ne olur değerim,
Bir elmasım ki, kara toprakta kalmışım.
Emrî-i Kadîm
§
Bilmem ki bu gam-gâha neden böyle sataştım
Kimden kime şekvâ edeyim ben dahi şaştım
= Bilmem ki bu dünyaya neden böyle sataştım,
Kimden kime şikâyet edeyim, ben de şaştım.
Ziyâ Paşa
§
Sermâye bir avuç toprak ânı dahi aldı bu aşk
Ne sermâye var ne dükkân pazara neye varayım
= Sermaye bir avuç topraktı, onu da aldı bu aşk,
Ne sermaye var, ne dükkân, pazara niçin varayım?
Yûnus Emre
§
Kâfi bana bilmek beni hiç bilmesin âlem
Zîrâ büyük âfettir o şöhret neme lâzım
= Yeter bana bilmem beni, hiç bilmesin halk,
Çünkü büyük felakettir, o şöhret neme gerek.
Giridî Sırrı Paşa
§
Avniyâ terbiyet-i nefsin içindir tâat
Yoksa Allah’a ne tâat ne ibâdet lâzım
= Ey Avnî, kendini eğitmen içindir itaat,
Yoksa Allah’a ne itaat gerek ne ibadet.
Yenişehirli Avnî
§
Fülk-i ümîdim olmadı sâhil-res-i murâd
Her rûzgâra sînemi ben yelken eyledim
= İstekler sahiline ulaşmadı hiç umut gemim,
Oysa her rüzgâra ben göğsümü yelken eyledim.

§
Âyinedir bu âlem her şey Hak ile kâim
Mir’ât-ı Muhammed’den Allah görünür dâim
= Bir aynadır bu âlem, her şey Allah ile vardır,
Muhammed’in aynasından daima Allah görünür.

§
Âlemin zevkini gedâ eylermiş el-hak dünyede
Ol safâyı hâne-ber-dûş olmayınca bilmedim
= Âlemin zevkini yoksul eylermiş, gerçekten dünyada,
Bu zevki evsiz barksız olana kadar bilemedim.
Fehîm
§
Cânıma bir merhabâ sundu ezelde çeşm-i yâr
Şöyle mest oldum ki gayrın merhabâsın bilmedim
= Ruhuma bir merhaba sundu ezelde sevgilinin bakışı,
Öyle kendimden geçtim ki, başkalarının merhabasın bilmedim.
Ahmed Paşa
§
Mücribân-ı umûrun kelâmı gerçek imiş
Yalan dedikleri dünyâyı böyle bilmez idim
= Deneyimli kişilerin sözü gerçekmiş,
Yalan dedikleri dünyayı böyle bilmezdim.
Yenişehirli Avnî
§
Derd-i dil-i dîvâneme dünyâda devâ yok
Ahvâlimi hiç sorma perîşânım efendim
= Deli gönlümün derdine dünyada deva yok,
Hâlimi hiç sorma, perişanım efendim.
Harputlu Hayrî
§
İtlâf-ı güher eylemedim ben nazm ile Vecdî
Bir kânden alıp gevheri bir kâne getirdim
= Cevheri telef etmedim ben şiirle Vecdî,
Bir kaynaktan alıp onu, bir kaynağa getirdim.
Vecdî
§
Gam yemek râhında gönlümce gıdâ-yı rûhtur
Ka’be-i kûyunda cân vermek safâdır sevdiğim
= Gam yemek yolunda, gönlümce ruhun besinidir,
Semtinin Kâbe’sinde can vermek zevktir sevdiğim.
Usûlî
§
Nûr-i rahmet neye güldürmeye rûy-i siyehim
Hakk’ın mağfiretinden de büyük mü günehim
= Rahmet nuru neden güldürmesin kara yüzümü,
Hakk’ın mağfiretinden de büyük mü günahım?
Şinâsî
§
Zer gibi erbâb-ı câh olsaydı muhtâc-ı mihek
Bilinirdi lâyık-ı ser-kâr kim ayyâr kim
= Altın gibi makam sahipleri de denek taşına vurulsaydı,
Bilinirdi işin başına lâyık olan kim, düzenbaz kim.
Es’ad Muhlis Paşa
§
Cevheri handemizin girye-i bed-bahtândır
Bu sebepten dolayı çok gülemez merd-i hakîm
= Gülmemiz kara bahtlıların gözyaşlarındandır,
Bu sebepten dolayı çok gülemez bilge kişiler.
Ferid Kam
§
Sensin kerîm sensin rahîm Allah sana sundum elim
Senden artık yoktur emîn Allah sana sundum elim
= Sensin kerim, sensin rahim, Allah sana sundum elim,
Senden başka yoktur emin, Allah sana sundum elim.
Yûnus Emre
§
Aşkı bülbül gibi beyân edelim
Hâlimiz gül gibi ayân edelim
= Aşkı bülbül gibi anlatalım,
Hâlimizi gül gibi açalım.
Bâkî
§
Mescîde koymadılar mey-kededen sürdüler âh
Ne helâle yarar olduk ne harâma nidelim
= Mescide koymadılar, meyhaneden sürdüler,
Ne helâle yarar olduk, ne harama, ne yapalım!
Necâtî Bey
§
Gelin ey ehl-i hakîkat çıkalım dünyâdan
Gayrı yerler gezelim özge safâlar görelim
= Gelin ey hakikat erleri, çıkalım dünyadan,
Başka yerler gezelim, özge sefalar görelim.
Fuzûlî
§
Kays’ı lâ-yu’kal edip kûh-keni kıldı helâk
Bâde-i câm-ı mahabbet bizi neyler görelim
= Kays’ı mecnun, Ferhâd’ı helâk eyledi,
Aşk şarabı bizi neyler görelim!
Cevrî
§
Gözün üstünde kaşın var demesin kimse bize
Gel kalender olalım terk-i diyâr eyleyelim
= Gözün üstünde kaşın var demesin kimse bize,
Gel kalender olalım, bu diyarı terk edelim.
Zâtî
§
Ben senin âb-ı hayât-ı lebinin teşnesiyim
Tâlib-i çeşme-i hayvân isem insân değilim
= Ben senin dudaklarının can suyuna susamışım,
Ölümsüzlük pınarını istiyorsam, insan değilim.
Yenişehirli Avnî
§
Secdedir her kande bir büt görsem âyinim benim
Hâh kâfir hâh mü’min tut budur dînim benim
= Secdedir nerede bir güzel görsem ayinim benim,
Bazen kâfir, bazen mü’min, tut budur dinim benim.
Fuzûlî
§
Çâre umdum la’l-i şirîninden eşk-i telhime
Telh-i güftârınla aldın cân-ı şirînim benim
= Çare umdum tatlı dudağından acı gözyaşlarıma,
Sense acı sözlerinle aldın tatlı canımı benim.
Fuzûlî
§
Gören sanır ki safâdan semâ’-ı râh ederim
Döner döner bakarım kûy-i yâre âh ederim
= Gören sanır ki yolda neşeden semâ ederim, oysa,
Döner döner bakarım sevgilinin semtine, ah ederim.
Esrâr Dede
§
İştikâ etme felek cevrinden ey dil dâimâ
Şâd eder mahzûn dili bir gün gelir Allah kerîm
= Yakınma feleğin zulmünden ey gönül sürekli,
Sevindirir üzgün gönlü bir gün gelir, Allah kerim.

§
Âteşîn sözlerle cevlânımda hikmet yok mudur
Nerde bir muzlim tasavvur varsa ihrâk eylerim
= Ateşli sözlerle dolaşmamda bir neden yok mudur?
Nerede karanlık bir düşünce varsa yakarım.
Muallim Nâcî
§
Nağme-i tevhîdi aks-endâz-ı âfâk eylerim
Hak beni intâk eder ben Hakk’ı intâk eylerim
= Tevhid ezgisini ufuklarda yankılandırırım,
Hak beni söyletir, ben Hakk’ı konuştururum.
Muallim Nâcî
§
Seni cândan ziyâde cânânım
Sevdiğimdir günâhımı bilirim
= Seni canımdan fazla sevgilim,
Sevdiğimdir, günahımı bilirim.
Fasîh
§
Nasîb-i ehl-i kemâli bahâr-ı âlemden
Nasîb-i bülbül-i mihnet-nisâba benzetirim
= Olgunların payını dünya baharından,
Çilekeş bülbülün payına benzetirim.
İbnülemîn Mahmûd Kemâl
§
Sûfi mecâz anladı yâre mahabbetim
Âlemde kimse bilmedi gitti hakîkatim
= Sofu mecaz anladı sevgiliye sevgimi,
Dünyada kimse anlamadı gitti gerçeğimi.
Emrî
§
Gelince vakt-i hâcet geçmedim hâtırlarından hiç
Anınçün ben de şimdi hâtır-ı ahbâbdan geçtim
= İhtiyaç zamanında, geçmedim hatırlarından hiç,
O nedenle ben de şimdi dostların hatırından geçtim.
Yenişehirli Avnî
§
Ehibbâ câm arar kendilerinden geçmeye Avnî
Ben ammâ arzû-yi gerdiş-i câm etmeden geçtim
= Dostlar kendilerinden geçmeye kadeh ararlar Avnî,
Ama ben, kadeh çevirme isteğinden geçtim.
Yenişehirli Avnî
§
Hayât-ı câvidânı şeyh-i kâmilden sual ettim
Ölümden evvel ölmektir deyince intikâl ettim
= Kâmil şeyhten ölümsüz hayatı sordum,
Ölümden önce ölmektir deyince, intikal ettim.
Sâdık-ı Erzurumî
§
Oldu olacak olmayacak olmadı aslâ
Âlemde nice yok yere sa’y ü hazer ettim
= Oldu olacak, olmayacak olmadı asla,
Dünyada yok yere nice çalıştım ve kaçtım.
Tayyâr Paşa
§
Kıymet-i dünyâ nedir indimde var kıyas eyle
Cenneti bir habbeye satmış bir âdem-zâdeyim
= Dünyanın değeri nedir yanımda var kıyas eyle,
Cenneti bir buğdaya satmış bir âdemoğluyum.
Eşref
§
Şâhâ senin cemâlin göreyim andan öleyim
Susamışam visâline ereyim andan öleyim
= Sultanım yüzünü göreyim, sonra öleyim,
Susamışım, sana kavuşayım, sonra öleyim.
Kadı Burhaneddin
§
Feth etmeyicek hazâin-i ihsânın
Âlemlere pâdişâh imiş neyleyim
= Açmayacaksa ihsan hazinelerini,
Dünyalara padişah imiş, neyleyim.
Nâbî
§
Lûtf ummayız hemân bizi rencîde etmesin
Ancak kibâr-ı asra ricâmız budur bizim
= Lütuf beklemiyoruz, bizi incitmesinler yeter,
Zamanın büyüklerine tek ricamız budur bizim.
Râşid (Molla Feyzizâde)
§
Ehl-i diliz felekte belâmız budur bizim
Tuttuk reh-i sevâbı hatâmız budur bizim
= Gönül eriyiz, dünyada belamız budur bizim,
Tuttuk doğru yolu, yanlışımız budur bizim.
Nedîm
§
Hemîşe şem’ gibi vakf-ı pîçtâb oldum
Zamâne her kimi ki yaktı ben harâb oldum
= Her zaman mum gibi sıkıntı içinde oldum,
Zamane her kimi yaktıysa, ben harap oldum.
Kavsî
§
Gözümden sakınır oldum o mâh-ı âlem-ârâyı
Belâ-yı aşkı gör kim kendime kendim rakîb oldum
= Gözümden sakınır oldum o dünyayı süsleyen ayı,
Aşk belâsını gör ki, kendime kendim rakip oldum.

§
Bu işret-gehde her türlü neş’e eyledim tahsîl
Gehi sâkî gehi bâde gehi pîr-i mugân oldum
= Bu meyhanede her türlü neşeyi tattım,
Bazen saki, bazen şarap, bazen meyhaneci oldum.
Üsküdarlı Talat
§
Kimi vicdâna dokundu kimi cism ü câna
Zevk nâmiyle ne yaptımsa peşîmân oldum
= Kimi vicdana dokundu, kimi ten ve cana,
Zevk adına ne yaptımsa, hep pişman oldum.
Nâmık Kemâl
§
Tabîbin aczini gördüm ilâc-ı derd-i sevdâdan
Belâ-yı aşka düştüm renciş-i gamdan devâ buldum
= Hekimin aczini gördüm sevda derdinin ilacında,
Aşk belâsına düştüm, gam eziyetinden kurtuldum.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Berîdir çirk-i teşvişât ve çirk-i hod-nümâyîden
Melâmet ehlini azâde-i rızk ü riyâ buldum
= Bulanıklık ve gösterişçilik pisliğinden uzaktırlar,
Melamileri rızık ve riyadan arınmış buldum.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Sözü cândan gelen yârin leb-i handânını buldum
Sözümü cân ile dinlen ki sözün cânını buldum
= Sözü candan gelen yârin gülen dudağını buldum,
Sözümü candan dinleyin ki, sözün canını buldum.
Necâtî Bey
§
Eşyâda bir incizâb var birbirine
Pervâne yanar mı boş yere yanmasa mum
= Nesnelerde bir çekiliş var birbirine,
Pervane yanar mı boş yere, yanmasa mum.
Âsaf (Mahmûd Celâleddin Paşa)
§
Ne belâdır bu riyâ başına halkın ki eder
Mübtelâsın iki âlemde safâdan mahrûm
= Ne beladır bu riya başına halkın ki eder,
Alışmışları iki dünyada dirlikten yoksun.
Nâbî
§
İktidâ eylesin âsârına erbâb-ı dilin
Tîh-i hayrette kalan reh-nümâdan mahrûm
= Gönül erlerinin eserlerine uysun,
Hayret çölünde kalan rehberden yoksun.
Nâbî
§
Mülk-i dünyâ kimseye kalmaz sonu ber-bâd olur
Ey Muhibbî şöyle farzet kim Süleymân olmuşum
= Dünya mülkü kimseye kalmaz, sonu kötü olur,
Ey Muhibbî şöyle varsay ki, Süleymân olmuşum.
Muhibbî (Kanûnî Sultan Süleymân)
§
Vefâ her kimseden kim istedim andan cefâ gördüm
Kimi kim bî-vefâ dünyâda gördüm bî-vefâ gördüm
= Her kimden vefa istedimse, ondan cefa gördüm,
Bu vefasız dünyada kimi gördümse, vefasız gördüm.
Fuzûlî
§
Ne güzel vâkıadır kim bu açıp can gözümü
Hâb-ı gaflette geçen ömrümü rüyâ gördüm
= Ne güzel rüyadır ki bu açıp can gözümü,
Gaflet uykusunda geçen ömrümü rüya gördüm.
Zâtî
§
Soğulmuş şol kara gözler belirsiz olmuş ay yüzler
Kara toprağın altında gül deren eller gördüm
= Soğulmuş o kara gözler, belirsiz olmuş ay yüzler,
Kara toprağın altında, gül deren eller gördüm.
Yûnus Emre
§
Yaylalar yaylamaz olmuş kışlalar kışlamaz olmuş
Bar tutmuş söylemez olmuş ağızda dilleri gördüm
= Yaylalar yaylamaz olmuş, kışlalar kışlamaz olmuş,
Bar tutmuş söylemez olmuş, ağızda dilleri gördüm.
Yûnus Emre
§
Teferrüc eyleyi vardım sabahın sinleri gördüm
Karışmış kara toprağa şu nâzik tenleri gördüm
= Sabah gezinirken vardım, mezarları gördüm,
Karışmış kara toprağa, şu narin tenleri gördüm.
Yûnus Emre
§
Ne ta’lim ü taallümden ne hod üstâddan gördüm
Ne gördümse felekte feyz-i isti’dâddan gördüm
= Ne eğitim-öğretimden, ne öğretmenden gördüm,
Ne gördümse dünyada yeteneğin gücünden gördüm.
Nâşid
§
Nümâyân pertev-i sâfında sırr-ı âlem-i ma’nâ
Mey-i hikmetle memlû sâgar-i billûrdur gönlüm
= Görünür saf ışığında hakikat dünyasının sırları,
Hikmet şarabıyla dolu billur bir kadehtir gönlüm.
Arpaeminizâde Sâmî
§
Ehl-i mansıb geçemez dâiye-i mansıbdan
= Devlet görevlileri geçemez koltuk hırsından.

§
Bu meseldir kim vefâ gelmez şeh-i bî-dâddan
= Bu meseldir ki, vefa gelmez zalim yöneticiden.
Şehzâde Şâhî
§
Kâbil-i irşâd olan üstâd olur üstâddan
= Yetenekli öğrenci, usta olur ustadan.

§
Hazer et sûret-i haktan görünen bâtıldan
= Kendini koru doğru kılığındaki yanlıştan.

§
Tîg ol velîk çıkma mahalsiz niyâmdan
= Kılıç ol, ama çıkma yersiz kınından.
Zihnî
§
Demişler ibret alsın görmeyen şâhı otağından
= Demişler ders alsın görmeyen sultanı otağından.
Seyyid Vehbî
§
Süleymân dahi şikâyet eyler rûzgârından
= Süleymân bile şikâyet eyler zamanından.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Muhibb-i sâdıkı yeğdir kişinin akrabasından
= Gerçek dostu iyidir kişinin akrabasından.

§
Halâs olmaz cihânda kimse halkın iftirâsından
= Kurtulamaz dünyada kimse halkın iftirasından.

§
Olmaz ikbâlinde dâim havf eden idbârdan
= Yükselişi uzun sürmez düşmekten korkanın.
Nâmık Kemâl
§
Elinden geldiği hayrı dirîg etme gedâlardan
= Elinden gelen iyiliği esirgeme yoksullardan.
Fuzûlî
§
Kerem gördükçe ey Bâkî ricâ artar gedâlardan
= Cömertlik gördükçe ey Bâkî, isteği artar dilencilerin.
Bâkî
§
Sırr-ı vahdet mültemi’dir yâr ü ağyârdan
= Birlik sırrı parlar dost ve düşmandan.
Adanalı Ziyâ
§
Yetişir ârife bir gül demiş ehl-i irfân
= Yetişir anlayana bir gül demiş arifler.
Sürûrî
§
Malını ihrâk bi’n-nâr etmedir keyf-i duhân
= Paranı ateşe atıp yakmaktır tütün keyfi.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Bulmak istersen saâdet söyleme aslâ yalan
= Mutluluk bulmak istersen, söyleme asla yalan.
Âmudî
§
Çekmez humâr-ı gussayı mest-i müdâm olan
= Çekmez kaygı sersemliği hep sarhoş olan.
Haşmet
§
Müşteriyi dîdesinden hisseder tâcir olan
= Müşteriyi gözünden tanır tüccar olan.

§
Her vakte bir bahâne bulur bî-namâz olan
= Her vakte bir bahane bulur namazsız.
Râşid
§
Biz de geldik âleme yandık yakıldık bir zamân
= Biz de geldik dünyaya, yandık yakıldık bir zaman.
Ubeydî
§
Bir gün bulur elbet arayan derdine dermân
= Bir gün bulur elbet, arayan derdine derman.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Bir iki piyâleyle yapılmaz dil-i vîrân
= Bir iki kadeh içkiyle yapılmaz yıkılmış gönül.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Hakkı bulamaz bâtılı terk etmeyen insân
= Doğruyu bulamaz, yanlışı bırakmayan insan.
Sultan Divânî
§
Her nesnenin elbette humârın çeker insân
= Her nesnenin elbette acısını çeker insan.
Ârif
§
Adam değilim sen de eğer adam olursan
= Adam değilim, sen de eğer adam olursan.
Yenişehirli Avnî
§
Safvet-i asla takarrübdür garaz ahlâktan
= Yaratılıştaki saflığa yaklaşmaktır ahlâkın amacı.
Muallim Nâcî
§
Sîr-âb olur mu neşve-i kevser serâptan
= Kevser neşesi alınabilir mi seraptan.
Bâkî
§
Hâlini bilmez perîşânın perîşân olmayan
= Hâlini bilmez perişanın, perişan olmayan.
Bursalı Ahmed Paşa
§
Göz göre îmâna kasdeyler mi şeytân olmayan
= Göz göre imana saldırır mı şeytan olmayan?
Bursalı Ahmed Paşa
§
Doğar feyz-i ledünnî maşrık-i nefs-i müeddebden
= Ahlâklı kişinin ruhundan İlahî bilgi doğar.
Hasan Kudsî
§
Memdûh olur mu kibr ü mizâh itiyâd eden
= Övülebilir mi böbürlenme ve alaycılığı alışkanlık edinen?
Müverrif Râşid
§
İstikâmettir menâr-ı câmi’i hak-gû eden
= Doğruluktur cami minaresine hakkı söyleten.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Defter-i dîvâna çıkmaz söz çıkar dîvâneden
= Deli de söyler ama divan çıkmaz ondan.

§
Halâs olmaz kişi ebnâ-yı cinsin vaz’-ı serdinden
= Kimse kurtulamaz hem-cinsinin kabalıklarından.
Râşid
§
Tok olan bilmez acın hâlinden
= Tok olan anlamaz açın hâlinden.
Şinâsî
§
Hazzeylemez erbâb-ı kesel seyr ü seferden
= Zevk almazlar uyuşuklar gezip tozmaktan.
Râşid
§
Ma’lûm olur ahvâli nehârın seherden
= Anlaşılır durumu günün, seherden.
Nâbî
§
Zevk alınmaz hakka makrûn olmayan ta’bîrden
= Zevk alınmaz gerçeğe uymayan sözden.
Said Paşa
§
Afv râcihtir berây-ı terbiyet tekdîrden
= Bağışlamak üstündür eğitim için cezadan.

§
Ravza-i maksûd alınmaz gonce-i tasvîrden
= Amaç bahçesine gonca resmiyle ulaşılamaz.
Ârif Hikmet Bey
§
Elden ne gelir gitti girîbân elimizden
= Elden ne gelir, gitti yakamız elimizden.

§
Geçirme âkıl isen vakti fırsat elde iken
= Geçirme akıllıysan zamanını fırsat elde iken.
Ziyâ Paşa
§
Keştî-nişîn-i temkîn eyler mi akla yelken
= Temkin gemisine yerleşen, açar mı akla yelken?
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Hele dünyâda yoktur âdeme şöhret kadar düşmen
= Dünyada yoktur insana, şöhret kadar düşman.
Râşid
§
Mir’ât içinde sûreti âdem sanır gören
= Aynadaki görüntüyü insan sanır gören.
Şeyh Gâlib
§
Gel ey nâsih ko pendi hâl-i dilden bî-habersin sen
= Ey öğütçü, gel bırak öğüdü, gönül hâlinden habersizsin sen.
Şûrî-i Mevlevî
§
Değmez humârına feleği sâgar eylesen
= Değmez baş ağrısına, feleği kadeh eylesen.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Şeref-i nesl ile fahretme eğer âdem isen
= Soyunun şerefiyle övünme eğer insan isen.
Vâlihî
§
Gösterme halka rûy-i huşûnet kerîm isen
= Halka surat asma, eğer soylu isen.
Ârif Hikmet Bey
§
Gamın fâş eyleme a’dâyı dil-şâd olmasın dersen
= Üzüntünü belli etme, düşman sevinmesin dersen.
Üsküdarlı Süleymân Bey
§
Gınâ vermez harîse âlem-i imkânı bahşetsen
= Doyuramazsın, açgözlüyü, dünyayı versen.
Muallim Nâcî
§
Nûr-i tövbeyle olur zulmet-i isyân rûşen
= İsyan karanlığı tövbe nuruyla aydınlanır.

§
Çıkar âsâr-ı rahmet ihtilâf-ı re’y-i milletten
= Çıkar rahmet eserleri, toplumaki görüş ayrılığından.
Nâmık Kemâl
§
Felekte baht utansın bî-nasîb erbâb-ı himmetten
= Dünyada kader utansın yoksul emekçilerden.
Nâmık Kemâl
§
Yere düşmekle cevher sâkıt olmaz kadr ü kıymetten
= Yere düşmekle elmas, düşmez değerden.
Kemâl
§
Kimseden havf edemez Allah’tan havf eyleyen
= Kimseden korkamaz Allah’tan korkan.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Kurtulur mevc-i kederden aklı yelken eyleyen
= Kurtulur tasa dalgalarından, aklı yelken eyleyen.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Yârsız kalmış cihânda ayıpsız yâr isteyen
= Yârsız kalmış dünyada ayıpsız yâr isteyen.
Bursalı Ahmed Paşa
§
Kamer rûşen hesâb ise muayyen
= Ay aydınlık hesap belli.

§
Heşte inmez dokuza çıkmayagörsün adın
= Sekize inmez, dokuza çıkmayagörsün adın.

§
Kişi yorgana göre lâzım uzatmak ayağın
= İnsan yorganına göre uzatmalıdır ayağını.

§
Düşmen-i nefs ile sulh etme sakın
= Nefis düşmanıyla barış yapma sakın.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Mahrem olmaz herkese ifşâ-yı râz etme sakın
= Sırdaş olmaz, herkese sırrını bildirme sakın.

§
Berây-ı kârdır da’vâ-yı ihlâs ettiği halkın
= Kazanç içindir içten görünmesi halkın.
Müverrih Râşid
§
Kibâr-ı asra müdârâ zekâtıdır aklın
= Güçlülere dost görünmek aklın zekâtıdır.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Hudâ eksikliğin göstermesin ol mâh-ı tâbânın
= Allah eksikliğin göstermesin o parlak ayın.
Sâ’î
§
Dilinde şefkât olur sînesinde cân olanın
= Dili sevecendir, göğsünde kalp olanın.
Nev’î
§
Himmetinden bilinir rütbesi insân olanın
= İyiliklerinden bilinir düzeyi insan olanın.
Haşmet
§
Aranırsa bulunur çâresi bî-mâr olanın
= Aranırsa bulunur çaresi hasta olanın.
Alaybeyizâde Nâcî
§
Senedi bâtıl olur bâtıl olan da’vânın
= Kanıtı da temelsiz olur, temelsiz davanın.
Şinâsî
§
Mün’îmin gönlü olunca canı çıkar efkarın
= Zenginin gönlü oluncaya canı çıkar yoksulun.

§
Te’sîri bende zıddına düştü devâların
= Etkisi bende tersine döndü ilaçların.
Nevres-i Kadîm
§
Kûtâh olur hayâtı sitem-kâr olanların
= Uzun yaşayamaz zalimler.

§
Yok olsun ol kişi kim vermeye sana vârın
= Yok olsun o kişi ki, vermeye sana varın.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Bil kadrini vakt-i hoş-güzârın
= Bil değerini güzel geçen günlerin.

§
Elbette eden bulur belâsın
= Elbette eden bulur belasını.
Nâbî
§
Bende ol Hazreti Mevlâ’ya ki âzâd olasın
= Kul ol yüce Hakk’ya ki özgür olasın.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Gül mevsimi gül-âb hem olsun hem olmasın
= Gül mevsimi, gülsuyu hem olsun, hem olmasın.
Şeyh Gâlib
§
Halka fetvâ verirsin ya sen niçin tutmazsın
= Halka fetva verirsin, kendin niçin tutmazsın?
Yûnus Emre
§
Mir’ât-ı dilde aks-i dil-ârâyı seyredin
= Gönül aynasında sevgilinin yansısını seyredin.
Şeyh Sezâî-i Gülşenî
§
Dert ehli bilir hâlini ehl-i derdin
= Dertliler bilir hâlini dertlilerin.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Damgasıdır sükût metâ-ı ârifin
= Damgasıdır susma, arifin varlığının.

§
Hâtırından çıkmasın dünyâya üryân geldiğin
= Unutma dünyaya çıplak geldiğin.
Bâkî
§
Akrep etmez akrabânın akrabâya ettiğin
= Akrep etmez, akrabanın akrabaya ettiğin.

§
Olur idbâr elbet mâverâsı fart-ı ikbâlin
= Düşmektir sonu fazla yükselmenin.
Sâmî
§
Mekr-i düşmandan sakın olma emîn
= Düşmanın hilesinden sakın olma emin.

§
Yüz verip baştan çıkarma perçemin
= Yüz verip baştan çıkarma perçemin.

§
Çoktan el çektik gülünden hâr-zâr-ı âlemin
= Çoktan el çektik gülünden, dünya dikenliğinin.
Seyyid Vehbî
§
Kizbi izhârda çok medhali vardır kasemin
= Yalanı ortaya çıkarmakta çok etkilidir yemin.
Müverrih Râşid
§
Revîşi pâk gerek da’vâ-yı İslâm edenin
= Tertemiz yaşamalı Müslüman olduğunu söyleyen.
Rûhî
§
Lâl olur bülbül işitse râz-ı güftârın senin
= Dili tutulur bülbülün, anlasa sırrını sözlerinin.
Sıdkî
§
Ey şâm-ı hecr hiç seherin yok mudur senin
= Ey ayrılık akşamı, hiç sabahın yok mudur senin?
Çelebizâde Âsım
§
Gelmeye eksik terâzide metâ’ı kimsenin
= Gelmesin eksik tartıda iyilikleri kimsenin.
Nâilî-i Kadîm
§
Bilirler şâ’irin bir mısra’-ı bercesteden kadrin
= Anlarlar şairin bir güzel dizesinden değerini.

§
Söz güherdir ne bilir kadrini nâ-dân güherin
= Söz elmastır, ne bilir değerini bilgisiz elmasın.
Bâkî
§
Âh senin geç geç gelip tez tez durup gidişlerin
= Ah senin geç geç gelip tez tez kalkıp gidişlerin!
Necâtî Bey
§
Gam yeme harman sonu dervişlerin
= Üzülme, harman sonu dervişlerin.

§
Ya gazeldir ya kasîde armağanı şâ’irin
= Ya gazeldir ya kaside armağanı şairin.
Seyyid Vehbî
§
Dest ü pâyi bağlıdır bî-çâre kurbân neylesin
= Eli ayağı bağlıdır, zavallı kurban neylesin.
Yenişehirli Avnî
§
Müstaidd-i merg olan bî-mâra Lokmân neylesin
= Ölmek üzere olan hastaya Lokman neylesin?
Yenişehirli Avnî
§
Aşk mühlik yâr gâfil mübtelâlar neylesin
= Aşk ölümcül, sevgili aymaz, âşıklar neylesin?
Nef’î
§
Âlemde bir çerâğ uyandır ki sönmesin
= Aşk ölümcül, sevgili aymaz, âşıklar neylesin?
Şeyhülislam Yahyâ
§
Mâr-ı sermâ-dîdeye Mevlâ güneş göstermesin
= Donmuş yılana Allah güneş göstermesin.
Tekfurdağlı Şehrî
§
Mutribâ sen aşka dâir bir havâ bilmez misin
= Ey çalgıcı, sen aşka dair bir hava bilmez misin?
Kânî (Tokatlı Ebubekir Efendi)
§
Abd-i âciz ne yapar kâdir-i mutlak sensin
= Güçsüz kul ne yapsın, mutlak güçlü sensin.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Halkı hicv etme sakın kendini hicv eylersin
= Halkı yerme sakın kendini yermiş olursun.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Gözün aç gâfil olma bir daha dünyâya gelmezsin
= Gözün aç, uyanık ol, bir daha dünyaya gelemezsin.

§
Vâris olamaz mülk-i Süleymân’a şeyâtin
= Vâris olamaz Süleymân’ın bilgisine sapkınlar.
Mehmed Re’fet
§
Bir değirmendir cihân her kimse bekler nevbetin
= Bir değirmendir dünya, herkes bekler nöbetin.
Zâtî
§
Kânını terk etmese bulmaz cevâhir kıymetin
= Kaynağından çıkmazsa, değerlenmez mücevher.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Sefer sen eyledin ammâ beni garîb ettin
= Yola sen çıktın ama beni garip eyledin.

§
Hak eder ashâb-ı sıdkın hasmını elbet zebûn
= Allah eder doğruların düşmanını elbet zebun.
Said Paşa
§
Ballar balını buldum kovanım yağma olsun
= Ballar balını buldum, kovanım yağma olsun.
Yûnus Emre
§
Olur her şey hemân ser zinde olsun
= Olur her şey, yeter ki baş zinde olsun.

§
Açtır köpek ister ki yemek sohbeti olsun
= Aç köpek ister ki yemek sohbeti olsun.
Sürûrî
§
Biz de at oynatırız dur hele meydân olsun
= Biz de at oynatırız, dur hele meydan olsun.
Diyarbakırlı Said Paşa
§
Bir gün aranır elde hemân bir hüner olsun
= Bir gün aranır, yeter ki elde bir sanat olsun.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Nasîhat âna kâr etmez hemân Allah’tan bulsun
= Öğüt ona fayda etmez, Allah’tan bulsun.
Fennî
§
Bugün şâdım ki yâr ağlar benimçün
= Bugün mutluyum ki sevgili ağlar benim için.

§
Dünya evine konduk oturduk bir iki gün
= Dünya evine konduk, oturduk bir-iki gün.
Fuzûlî
§
Gelsin bahâr şevkini seyr eyle bülbülün
= Gelsin bahar, neşesini seyreyle bülbülün.
Neylî
§
Gel ârif ol ki ma’rifet olsun tecâhülün
= Gel arif ol ki, sanat olsun bilmezden gelişin.
Şeyh Gâlib
§
Âmihtedir biri birine nîk ü bed-i kevn
= Karışmıştır birbirine dünyada iyi ve kötü.
Nâbî
§
Hikmetullaha nisbet-i noksân
Acz-i insâna karşı nâ-çespân
= Allah’ın hikmetinde kusur aramak,
İnsanın güçsüzlüğüne yakışmaz.
Nâbizâde Nâzım
§
Zâhidin ta’nı Kabûlî, bizi tağyîr edemez
Âb-ı pâke ne zarar vakvaka-i kurbağadan
= Kaba sofunun kınaması Kabûlî, bizi değiştiremez,
Temiz suya ne zarar, kurbağanın vakvakından.
Kabûlî
§
Hevâ-yı nefsten sermâye-i izzettir istiğnâ
Aziz olmazdı Yûsuf çekmese dâmen Züleyhâ’dan
= Nefsin isteklerinden arınmak, yücelme nedenidir,
Aziz olamazdı Yûsuf, kaçmasaydı Züleyhâ’dan.
Koca Râgıb Paşa
§
Halletmediler bu lugazın sırrını kimse
Bin kâfile geçti hükemâdan fuzalâdan
= Çözemedi bu bilmecenin sırrını kimse,
Bin kafile geçti bilgelerden, bilginlerden.
Ziyâ Paşa
§
Edeb bir tâc imiş nûr-i Hudâ’dan
Giy ol tâcı kurtul her belâdan
= Ahlâk bir taçmış Allah nurundan,
Giy o tacı, kurtul her belâdan.

§
Kemâl erbâbı ârâyişle asla iftihar etmez
Değildir hürmeti Mushaflara cild-i mutallâdan
= Olgun insanlar dünya süsüyle asla övünmezler,
Değildir Kur’an’ın saygınlığı yaldızlı cildinden.
Lebib-i Âmidî
§
Cehûle şan mı verir cehlin eylemek izhâr
Niçin muârız olursun me’âli anlamadan
= Kara cahile şan mı verir cehlini göstermek,
Niçin karşı çıkarsın konuyu anlamadan?
Muallim Nâcî
§
Atılma dur sühan-ı ehl-i hâli anlamadan
Cevâba etme tasaddî su’âli anlamadan
= Atılma, dur, gönül erinin sözünü anlamadan,
Cevap vermeye kalkışma, soruyu anlamadan.
Muallim Nâcî
§
Bî-baht olanın bağına bir katresi düşmez
Bârân yerine dürr ü güher yağsa semâdan
= Şanssız olanın bağına bir damlası düşmez,
Yağmur yerine inci ve elmas yağsa gökten.
Ziyâ Paşa
§
Sür çıkar gayrı gönülden tâ tecellî kıla Hak
Pâdişeh konmaz saraya hâne ma’mûr olmadan
= Sür çıkar varlığı gönülden ki tecelli etsin Hakk,
Sultan konmaz saraya, evi hazır olmadan.
Şem’î
§
Kokusuz lâleye benzer o sühan
Ki ola lâfzı tehî ma’nâdan
= Kokusuz lâleye benzer o söz,
Ki boş olur biçimi anlamdan.
Nâbî
§
Halâvet-yâb olur mu ni’met-i elvân-ı dünyâda
Dehen-şûy olmayanlar bûs-i dâmân-ı müdârâdan
= Zevk alabilir mi dünyanın renkli nimetlerinden,
Ağzını yıkamayanlar ikiyüzlülük eteğini öpmekten.
Koca Râgıb Paşa
§
Sen çıkınca aradan
Kalır seni yaradan
= Sen çıkınca aradan,
Kalır seni yaradan.
Üftâde
§
Ma’âzallah tabî’at müstaidd-i sıhhat olmazsa
Felâtun olsa da izhâr-ı acz eyler müdâvâdan
= Allah korusun, bünyede iyileşme yeteneği yoksa,
Eflâtun da gelse çaresiz kalır tedavi etmekte.

§
İstersen eğer mazhar-ı lûtf-i Hak olmak
Dâim hazer et fâsık olan ehl-i riyâdan
= Eğer Allah lütuflarına ulaşmak istersen.
Hep uzak dur yoldan çıkmış ikiyüzlülerden.
Emin Yümnî
§
Erbâb-ı kemâli çekemez nâkıs olanlar
Rencîde olur dîde-i huffâş ziyâdan
= Olgun insanları çekemez ham olanlar,
Rahatsız olur yarasanın gözü aydınlıktan.

§
Âsûde olam dersen eğer gelme cihâna
Meydâna düşen kurtulmaz seng-i kazâdan
= Huzurlu olayım dersen, gelme dünyaya,
Meydana düşen kurtulamaz kaza taşlarından.
Ziyâ Paşa
§
Bana evzâ’-ı nâ-şâyeste-i gerdûn keder vermez
Teessür hâsıl olmaz bahrde çirk-âb-ı bed-bûdan
= Dünyanın yakışıksız hâlleri üzmez beni,
Etkilenmez deniz, kötü kokulu pis sudan.
Rahmî-i Kırımî
§
İhvân-ı asrın olma rübûde riyâsına
Fehmet bu râzı kıssa-i Yûsuf’la çâhdan
= Zamane kardeşlerinin aldanma riyasına,
Anla bu sırrı Yûsuf ile kuyu öyküsünden.

§
Olan berçîde-dâmen bâğ-ı dehrin berg ü bârından
Olur âzâde çün serv-i sehî bâd-ı hazândan
= Dünya bağının yemişinden eteğini kurtaran,
Kurtulur uzun servi gibi sonbahar rüzgârından.
Fıtnat Hanım
§
Esâfil behre-dâr-ı kurb-i cebbârân-ı devlettir
Külâb olmaz cüdâ sayyâd-ı bî-dâdın rikâbından
= Sefiller, devlet zorbalarına yakınlıkla beslenir,
Köpekler ayrılmaz zalim avcıya kölelikten.
Nâmık Kemâl
§
Dem-i İsâ gibi sohbetledir âriflerin feyzi
Hayât-ı câvidânî bahşeder onlar kelâmından
= İsa nefesi gibi sohbetledir ariflerin verimi,
Ölümsüz hayat bağışlar onlar sözlerinden.

§
Ne kadar kaçsan önünden tutacaktır bir gün
Pençe-i saht-ı ecel gûşe-i dâmânından
= Ne kadar kaçsan önünden, tutacaktır bir gün,
Ecelin güçlü pençesi, eteğinin bir ucundan.
Ferid Kam
§
Ne dest-âvizini gördük bu dehrin bâğ-bânından
Ne memnûnuz bahârından ne efsürde hazânından
= Ne küçük bir hediye gördük bu dünya bağcısından,
Ne memnunuz baharından, ne solgun sonbaharından.
Abdurrahman Şeref
§
Esâsı fâsit olan her binâ-yı mel’aneti
Yıkar savâik-i eyyâm tâ esâsından
= Temeli bozuk olan lânetli her yapıyı,
Yıkar zamanın yıldırımları temelinden.
Ferid Kam
§
Benim sen şâh-ı meh-rûya kul olmak iledir fahrim
Gedâ-yı dil-ber olmak yeğ cihânın pâdişâsından
= Benim sen ay yüzlü sultana kullukladır övüncüm,
Sevgilinin köleliği, yeğdir dünyanın sultanlığından.
Avnî (Fâtih Sultan Mehmed)
§
Aşk bir sâika şiddetli gazanferdir kim
Çâk olur sîne-i gam pençe-i pür-zûrundan
= Aşk şimşek şiddetli bir aslandır ki,
Parçalanır acının göğsü zorlu pençesinden.
Andelîb
§
Zîver-i zât gerek yoksa kalır üryân ten
Câhilin çıksa o zerrîn kabâ’ dûşundan
= Öz süsü gerek, yoksa çıplak kalır ten,
Bilgisizin çıksa o altın kaftan sırtından.
Sünbülzâde Vehbî
§
Bâkî çemende hayli perîşân imiş varak
Benzer ki bir şikâyeti var rûzgârdan
= Bâkî çemende hayli perişan imiş varak,
Benzer ki bir şikâyeti var rüzgârdan.
Bâkî
§
Kanâ’at gencîne mâlik olub künç-i selâmette
Fakîr olub da devrâna baş eğmez var gedâlardan
= Yetinme gömüsüne sahip olup esenlik köşesinde,
Yoksul olup da dünyaya baş eğmez var kimsesizlerden.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Eşcâr-ı bâğ hırka-i tecrîde girdiler
Bâd-ı hazân çemende el aldı çenârdan
= Bahçenin ağaçları soyunma hırkasını giydiler,
Güz yeli, bahçede el aldı çınardan.
Bâkî
§
Neşve tahsîl ettiğin sâgar da senden gamlıdır
Bir dokun bin âh dinle kâse-i fagfûrdan
= Neşe aldığın kadeh de senden gamlıdır,
Bir dokun, bin ah dinle porselen kadehten.
Âlî (Ali Efendi)
§
Bir hakâik-hânedir âlem ki Hüsnî ser-be-ser
Bin hakîkat keşfeder hak-bîn olan bir mûrdan
= Bir hakikatler evidir dünya Hüsnî, baştanbaşa ki,
Bin hakikat keşfeder, gerçeği görebilen, bir karıncadan.
Hüseyin Hüsnî
§
Eğerçi hâne-i pür-nakştır sarây-ı cihân
Velî kitâbeleri küllü men aleyhâ fân
= Gerçi dünya yurdu nakışlarla dolu bir evdir ama,
Alınlığında: “Üzerindeki her şey yok olacaktır. ” yazılıdır.
Kınalızâde Âli Çelebi
§
Ol gül-nihâl gelmedi Gülhâne seyrine
Külhan göründü çeşmime bu gül-şen-i cihân
= O gül fidanı gelmedi Gülhane gezintisine,
Cehennem göründü gözüme bu dünya gülşeni.
Halim Giray
§
İhtirâz-ı ta’neden kalmaktadır âhım nihân
Bir hakîkat kalmasın âlemde Allah’ım nihân
= Kınanma korkusundan gizli kalmaktadır ahım,
Bir hakikat kalmasın dünyada gizli Allah’ım.
Muallim Nâcî
§
Sirkat-i şi’r edene kat’-ı zebân lâzımdır
Böyledir şer’-i belâgatte fetâvâ-yı sühan
= Şiir çalanın dilini kesmek gerekir,
Böyledir sözbilim yasalarının yargısı.
Sünbülzâde Vehbî
§
Bir hasta nâ-ümîd ise bakmaz tabîb olan
Nâ-kâbilânı terbiye etmez lebîb olan
= Bir hasta umutsuzsa, bakmaz hekim olan,
Yeteneksiz olanı eğitmeye çalışmaz akıllı olan.
Es’ad Muhlis Paşa
§
Kusura bakar mı hiç edîb olan
Affa mâil olur dâim necîb olan
= Kusura bakar mı hiç ahlâklı olan,
Affa eğilimlidir daim soylu olan.

§
Bâlâ-nişîn-i rif’at olan gerçi çoksa da
Bu âlem içre az buluruz ehl-i hâl olan
= Yüksek makamlarda oturan çoksa da,
Bu dünyada az bulunur gönül eri olan.
Millî
§
Yokluğunda var olan varlıkta bilmez yokluğu
Sohbet-i yâr lezzetin bilmez beyim ağyâr olan
= Yokluğunda var olan, varlıkta bilmez yokluğu,
Dost sohbetinin tadını bilmez beyim yabancı olan.
Geredeli Mahvî
§
Mahvolup gitmez mürûr-i dehr ile bâkî kalır
Hâme ile safha-i evrâkta mestûr olan
= Yok olup gitmez, zamanla kalır,
Kalemle sayfalara yazılmış olan.
İbn Kemâl
§
Mal da yalan mülk de yalan
Var biraz da sen oyalan
= Mal da yalan, mülk de yalan,
Var biraz da sen oyalan.
Yûnus Emre
§
Zamâne içre mücerrebdir intikâm-ı zamân
Hemîşe yahşiye yahşi verir yamana yaman
= Zaman içre denenmiştir zamanın öcü,
Her zaman iyiye iyi verir, kötüye kötü.
Fuzûlî
§
Geh gubâr-ı gam verir gâhi sunar câm-ı safâ
Âdemi geh ağlatır geh güldürür devr-i zamân
= Bazen acı tozu verir, bazen neşe şarabı,
İnsanı bazen ağlatır, bazen güldürür zaman.
Fâizî
§
Felek tasında ma’cûn-ı hayâta sa’y edip Lokmân
Eritti mâye-i ömrün memâta bulmadı dermân
= Felek tasında dirim ilacına çalışıp Lokman,
Eritti ömür mayasını, ölüme bulamadı derman.

§
Haysiyyet-i zâtiyye gerek yoksa ne mümkün
Bir hâtemi kapmakla ola dîv Süleymân
= Özündeşeref olmalı, yoksa ne mümkün,
Bir mührü kapmakla şeytan olsun Süleymân.

§
Et lokması lâzım mı doyurmaz mı seni nân
Zehir olsun o lokma ki ola pesmânde-i dûnân
= İlle et mi gerek, doyurmaz mı seni ekmek,
Zehir olsun o lokma ki, artığı olur alçakların.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Zâlim yine bir zulme giriftâr olur âhir
Elbette olur ev yıkanın hânesi vîrân
= Zalim yine bir zulme uğrar sonunda,
Elbette ev yıkanın yıkılır evi.
Ziyâ Paşa
§
İkbâline idbârına bel bağlama dehrin
Bir dâirede devredemez çenber-i devrân
= Mutluluğuna mutsuzluğuna aldanma zamanın,
Hep aynı düzlemde dönemez dünyanın çemberi.
Ziyâ Paşa
§
Bir zaman eylese de suyu hilâfa cereyân
Yine mecrâ-yı kadîmin bulur âb-ı ihsân
= Bir zaman aykırı aksa da
Yine eski yatağını bulur iyilik suyu.

§
Feylesof ismine şâyeste olur bir insân
Kim yanında ola idbâr ile devlet yeksân
= Filozof adını almaya insan kazanır hak,
Yanında eşit olursa yoksulluk ile zenginlik.
Şinâsî
§
Yârânla tarâb eylediğim meclis-i meyde
Akdâh şikest oldu sebûlar da perîşân
= Dostlarla eğlendiğim içki meclisinde,
Kadehler kırıldı, testiler perişan oldu.
Rızâî
§
Yatar dehşetli âgûşunda bin evlâd-ı hürriyet
Sanırsın mâder-i şubbân-ı millettir mezâristan
= Yatar korkunç kucağında bin özgürlük kurbanı,
Sanırsın millet gençlerinin anasıdır mezarlık.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Tıynetinde her kimin olmaz hamîr-i ma’rifet
Olsa da sûrette âdem farkı yok nesnâstan
= Yaratılışında her kimin yoksa bilgi hamuru,
Görünüşte insan olsa da farkı yoktur maymundan.
Koca Râgıb Paşa
§
Hikem-bînâna bir dîvân-ı ibrettir mezâristan
Büyük bir mekteb-i irfân ve hikmettir mezâristan
= Hikmetleri görenlere bir ibret divanıdır mezarlık,
Büyük bir bilgi ve bilgelik okuludur mezarlık.
Recâîzâde Mahmûd Ekrem
§
Sabret siteme ister isen hüsn-i mükâfât
Fikreyle ne zulm eylediler Yûsuf’a ihvân
= Sabret eziyete istersen güzel bir ödül,
Düşün nasıl zulmeylediler Yûsuf’a kardeşleri.
Ziyâ Paşa
§
Feyz-i câvid kemâlât iledir âlemde
Bence insân olana ârdır âb-ı hayvân
= Sonsuz mutluluk olgunlukladır dünyada,
Bence insan olana utançtır ölümsüzlük suyu.
Ali Rûhî Bey
§
İ’tirâz eylerse bir nâ-dân Ziyâ hâmûş ol
Çünkü bilmez kadr-i güftârı sühan-dân olmayan
= Karşı çıkarsa bir bilgisiz Ziyâ, karşılık verme,
Çünkü bilmez sözün değerini söz ustası olmayan.
Ziyâ Paşa
§
Kim ki korkmaz Hak’tan andan korkar erbâb-ı ukûl
Her ne isterse yapar Hak’tan hirâsân olmayan
= Kim ki korkmaz Allah’tan, ondan korkar akıllılar,
Her ne isterse yapar Allah korkusu olmayan.
Ziyâ Paşa
§
Âsaf’ın mikdârını bilmez Süleymân olmayan
Bilmez insân kadrini âlemde insân olmayan
= Âsaf’ın değerini bilmez Süleymân olmayan,
Bilmez insan değerini dünyada insan olmayan.
Ziyâ Paşa
§
Zülfüne dil vermeyen bilmez gönül ahvâlini
Anlamaz hâl-i perîşânı perîşân olmayan
= Zülfüne gönül vermeyen bilmez gönül hâllerini,
Anlamaz perişanın hâlini, perişan olmayan.
Ziyâ Paşa
§
Sor dil-i bî-çâremin hâlin perîşân zülfüne
Hâlini bilmez perîşânın perîşân olmayan
= Sor zavallı gönlümün hâlin perişan zülfüne,
Hâlini bilmez perişanın perişan olmayan.
Ahmed Paşa
§
Kadrini üftâdenin anlar mı cânân olmayan
Kıymetin bilmez kulun dünyâda sultân olmayan
= Değerini âşığın anlar mı sevgili olmayan,
Değerin bilmez kulun dünyada, sultan olmayan.
Medhî (Hacı Musa)
§
Rızkına kâni’ olan gerdûna minnet eylemez
Âlemin sultânıdır muhtâc-ı sultân olmayan
= Rızkıyla yetinen dünyaya minnet eylemez,
Dünyanın sultanıdır, sultana muhtaç olmayan.
Ziyâ Paşa
§
Dîn ü milletten geçer ışk eserinden duyan
Mezheb ü dîn mi seçer kendüyü yoga sayan
= Din ve mezhepten geçer âşık olan,
Mezhep ve din mi seçer kendini yoka sayan.
Yûnus Emre
§
Saltanat tâcın giyen âlemde mağrûr olmasın
Nice sultân börkün almıştır beyim bâd-ı hazân
= Saltanat tacın giyen, dünyada mağrur olmasın,
Nice sultanın börkünü almıştır beyim güz yeli.
Bâkî
§
Kâh esîr-i gurbet eyler geh enîs-i gam beni
Şaşmışım bilmem ne yapsam baht-ı nâ-fercâma ben
= Bazen gurbete esir eyler, bazen acıya dost beni,
Şaşmışım, bilmem ne yapsam, faydasız talihe ben!
Nevres
§
Doğruluk ettim ol şeh-i ebrû-kemâne ben
Ok gibi ânın için atıldım yabâne ben
= Doğruluk ettim o yay kaşlı sultana ben,
Ok gibi onun için atıldım yabana ben.
Âhî
§
Bir gonce sevdim eyledim ağyâr âlemi
Şekvâ-yı hâr eden de benim gül diken de ben
= Bir gonca sevdim, eyledim düşman dünyayı,
Dikenden yakınan da benim, gül diken de ben.
Vâlihî-i Kadîm
§
Hep seninçündür benim dünya cefâsın çektiğim
Yoksa ömrüm vârı sensiz neylerim dünyâyı ben
= Hep senin içindir benim dünya cefasın çektiğim,
Yoksa ömrümün varı, sensiz neylerim dünyayı ben.
Bâkî
§
Mâdâme ki bu âh ile bu gözyaşı vardır
Âşık demesün râzımı pinhân ederim ben
= Mademki bu ah ile bu gözyaşı vardır,
Âşık demesin, sırrımı saklarım ben.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Yaşımla perveriş buldum yaşımla mahvolup gittim
San ol nilüferim kim suda bittim suda yittim ben
= Yaşımla beslendim, yaşımla mahvolup gittim,
Say ki nilüferim, suda bittim, suda yittim ben.
Fevrî
§
Seyreyle ser-i sebzimi gelsin de bahârım
Hâk-i siyeh içre kalacak dâne miyim ben
= Seyreyle yeşil filizimi, gelsin de baharım,
Kara toprak içinde kalacak tohum muyum ben?

§
Diyâr-ı arzûda bulmadım âsâyiş-i hâtır
Kanâ’at mülkün ancak fitneden âsûde gördüm ben
= İstekler diyarında bulamadım gönül huzuru,
Ancak yetinme yurdunu fitneden uzak gördüm ben.
Fıtnat Hanım
§
Lâtif olsa lâtife hoştur elbet
Ve lîkin hâriç olmaya edebden
= Güzel olursa, şaka hoştur,
Ama edep dışı olmamalıdır.
Beyânî (Kastamonulu)
§
İz’âc-ı halk olsa da zî-kıymet âkıbet
Pâmâl olur misâl-i rikâb irtikâb eden
= Halkın rahatsızlığı önemli olmasa da sonunda,
Ayaklar altında çiğnenir üzengi gibi rüşvet alan.
Koca Râgıb Paşa
§
Râgıb müdâhaneyle riyâdır zamânede
Dünyâyı sanma cevr ü sitemdir harâb eden
= Râgıb yaltakçılıkla ikiyüzlülüktür günümüzde,
Dünyayı sanma işkence ve zulümdür harap eden.
Koca Râgıb Paşa
§
Bî-tâbî-i tehâlükle yolda kaldı hep
Ser-menzil-i murâda vakitsiz şitâb eden
= Koşuşma yorgunluğuyla yolda kaldı hep,
Dileklerin konak yerine zamansız koşan.
Koca Râgıb Paşa
§
Nâr-ı aşka yanmayı öğren dilâ pervâneden
Cân ü bâşı terk eden âşıklara pervâneden
= Aşk ateşine yanmayı öğren ey gönül pervaneden,
Can ve başı terk eden âşıklara pervaneden.
Şeyh Sezâî
§
Zâhide mihrâb-ı mescid ârife ebrû-yi yâr
Cilve-gerdir pertev-i nûr-i Hudâ her kûşeden
= Sofuya mescidin mihrabı, arife sevgilinin kaşı,
Gösterir kendini Allah ışığının pırıltısı her köşeden.
Nev’î
§
Kimi gamdan eder hazzı kimi şâdîden
Zevk alır ehl-i cünûn her biri bir vâdiden
= Kimi kederden hoşlanır, kimi neşeden,
Zevk alır mecnunların her biri bir vadiden.
Nev’î
§
Vâreste olmak isteyen âdem melâlden
Ayrılmasın işinde reh-i i’tidâlden
= Kurtulmak isteyen sıkıntıdan,
Ayrılmasın işinde itidal yolundan.
Ali Rûhî Bey
§
Müheyyâ ol mükâfâta sitem gördükçe gerdûndan
Sakın ayrılma Sermed halka-i bâb-ı tevekkülden
= Hazır ol ödüle zulüm gördükçe dünyadan,
Sakın ayrılma Sermed, tevekkül kapısından.
İstanbullu Sermed
§
Her tabî’attan ümîd eyleme ma’nâ-yı latîf
Rûh kâbil mi tevellüd ede her Meryem’den
= Her varlıktan güzel anlamlar bekleme,
İsa mümkün mü doğsun her Meryem’den?
Nâbî
§
Çekinme âkıl isen i’tirâf-ı noksândan
Emîn olan delidir aklının kemâlinden
= Çekinme akıllıysan eksiğini itiraftan,
Emin olan delidir aklının olgunluğundan.
Muallim Nâcî
§
Maksûda eder destres Allah ânı elbet
Her kim tutacak olsa yetîmânın elinden
= Amacına ulaştırır Allah onu elbet,
Her kim tutarsa yetimlerin elinden.
Reşâd Bey
§
Gam çekme câm-ı mergi yeksân sunar zamâne
Ol zehri Cem de içmiş gerdûn-ı dûn elinden
= Üzülme, ecel şerbetini eşit sunar zaman,
O zehri Cem de içmiş alçak felek elinden.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Etme âr oku öğren ehlinden
Her şeyin ilmi güzel cehlinden
= Utanma, oku öğren bilenden,
Her şeyin ilmi güzel cehlinden.
Nâbî
§
Zehr-i hasedî düşmenin ef’î gibi çıkmaz
Tâ çıkmayıcak rûhu kamîs-i bedeninden
= Kıskançlık zehri düşmanın, yılan gibi çıkmaz,
Ruhu çıkıncaya kadar, beden gömleğinden.
Sâbit
§
O rütbe mürtefi’dir kasr-ı bünyâd-ı tevâzu’ kim
Riyâz-i cennete nezzâre kâbil tâ zemîninden
= Öyle yüksektir ki tevazu yapısının köşkü,
Cennet bahçelerini görmek mümkündür zemininden.
Kâfzâde Fâizî
§
Değişmez sûret-i ahvâli hiç erbâb-ı ma’nânın
Ne hasmın i’tirâzından ne halkın âferîninden
= Değişmez durumları hiç hakikat erlerinin
Ne düşmanın itirazından ne halkın övgüsünden.
Muallim Nâcî
§
Hudâ-cûyân-ı deryâ-dil rehîn-i inkılâb olmaz
Ne nâsın i’tirâzından ne halkın âferîninden
= İstanbul’a düşen adam çıkıp memleketinden,
Dünyaya yeni gelmiş çocuğa benzer anasından.
Muallim Feyzî
§
Stanbula düşen âdem çıkıp olduğu kişverden
Yeni dünyâya gelmiş tıfla benzer rahm-ı mâderden
= Söyle sözü her kişinin durumuna uygun,
Aç bülbüle gülden sözü, duduya şekerden.
Sürûrî
§
Söyle sühanı her kişinin hâline çesbân
Aç bülbüle gülden sözü tûtîye şekerden
= Evren kitabı hikmet sırlarıyla dopdoludur,
Yakınmamız bilgisizlikten, feryadımız anlayışsızlıktandır.
Muallim Nâcî
§
Kitâb-ı kâ’inât esrâr-ı hikmetle leb-â-lebdir
Şikâyet cehilden feryâd bî-idrakliklerden
= Evren kitabı hikmet sırlarıyla dopdoludur,
Yakınmamız bilgisizlikten, feryadımız anlayışsızlıktandır.
Nâbî
§
Tabî’at rûşen olmaz olmayınca dîde-i hak-bîn
Alır mı beyt-i bî-revzen ziyâ hûrşîd-i enverden
= Doğa aydınlanmaz, gerçeği gören göz olmayınca,
Alır mı penceresiz ev ışık, parlayan güneşten?
Fıtnat Hanım
§
Eyler mi dil-i sâfı havâdis mütekeddir
Gelmez keder âyineye eşkâl ü sûverden
= Saf gönül olaylardan üzülür mü?
Ayna kirlenmez, biçim ve görüntülerden.
Râşid
§
Hak’tır düşüren derde seni Hakk’a niyâz et
Zîrâ kişi kalkar denilir düştüğü yerden
= Hak’tır düşüren derde seni, Hakk’a yakar,
Çünkü kişi kalkar denilir düştüğü yerden.
Muallim Nâcî
§
Hâhiş-i lûtf eylemek kem-mâyegân-ı asırdan
Nûr ümîd etmedir aynıyla çeşm-i körden
= İyilik beklemek zamanın soysuzlarından,
Nur ummaktır aynıyla körün gözlerinden.
Nüzhet
§
Mahvetti bütün varlığı sevdân içimizden
Etrâf bulamaz baksa da bir fark ikimizden
= Yok etti bütün varlığı sevdan içimizden,
Kimse bulamaz baksa da bir fark ikimizden.
Âşık Noyan
§
Biz bülbül-i muhrik-dem-i gül-zâr-ı firâkız
Âteş kesilir geçse sabâ gül-şenimizden
= Biz ayrılık gülşeninin yakıcı nefesli bülbülüyüz,
Ateş kesilir geçse sabah yeli gülşenimizden.
II. Selim
§
Kim gül dikerse dehrde hâr oldu kısmeti
Güller takındı gül-şen-i dehre diken diken
= Kim gül diktiyse dünyada, diken oldu kısmeti,
Güller takındı, dünya gülşenine diken diken.
Dürrî (Vanlı)
§
Hayret almış bülbülü bilmez ne etsin nişlesin
Ağlasa gül incinir gülse diker ağzın diken
= Şaşırmış bülbül, bilmez ne etsin, ne işlesin,
Ağlasa gül incinir, gülse diker ağzını diken.
Osman Nevres
§
Ey sûr-i kıyâmet yine kavga ise maksûd
Kaldırma bizi hâkten âsûde yatarken
= Ey kıyamet borusu yine kavga ise istenen,
Kaldırma bizi topraktan huzurla yatarken.
Âtıf
§
Düştü derde münkir-i gaddâra burhân gösteren
Buldu râhat kendini nâ-dâna nâ-dân gösteren
= Düştü derde, zalim inkârcıya kanıt gösteren,
Buldu rahat, kendini bilgisize bilgisiz gösteren.
Ahmed Behcet
§
Bülbül ağlar gül ciğer-hûn lâle pür-dâğ-ı mihen
Zevkini bilmem bu dâr-ı mihnetin kimdir süren
= Bülbül ağlar, gül kan kusar, lalenin bağrı yanık,
Zevkini bilmem bu bela yurdunun kimdir süren?
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Her zevkimi senden duyarım ben
Gönlüm mü hayâlim mi nesin sen
= Her zevkimi senden duyarım ben,
Gönlüm mü, hayalim mi, nesin sen?
Abdülhak Hâmid
§
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
= İyi bak kendine ki evrenin özüsün sen,
Varoluşun göz bebeği olan insansın sen.
Şeyh Gâlib
§
Tecellî eyledi sende cemâl-i nûr-i Yezdân
Velî âyine-âsâ ol sıfattan bî-habersin sen
= Göründü sende Allah sanatının güzelliği,
Ama ayna gibi, o nitelikten habersizsin sen.
Hayâlî Bey
§
Nâzır bulunma aybına âlemde kimsenin
Bed-hâh nâkisân bile olma kerîm isen
= Gözetleme aybını dünyada kimsenin,
Kötücül alçaklarla birlikte olma soylu isen.
Nâlî-i Kadîm
§
Çalış gam-gînleri şâd etmeye şâd olmak istersen
Sevindir kalb-i nâsı gamdan âzâd olmak istersen
= Çalış gamlıları mutlu etmeye, mutlu olmak istersen,
Sevindir insanları, gamdan kurtulmak istersen.
Es’ad Muhlis Paşa
§
Derûn-ı ehl-i devlette bulunmaz gevher-i irfân
Fenâ erbâbının gir gönlüne kân görmek istersen
= Zenginlerin içinde bulunmaz bilgi cevheri,
Dünyadan geçmişlerin gir gönlüne, cevher görmek istersen.
Çelebizâde Âsım
§
Cihân ârâyişinden dest-şûy ol râhat istersen
Kanâ’at dâmenin elden bırakma ni’met istersen
= Dünya gösterişinden uzak dur, rahat istersen,
Yetinme eteğini elden bırakma, mutluluk istersen.
Koca Râgıb Paşa
§
Sakın telh eyleme vaz’-ı nemekle kimsenin ayşın
Nevâl-i sofra-i bezm-i cihânda lezzet istersen
= Sakın acıtma tuz atarak kimsenin yemeğini,
Dünya sofrasında yiyeceklerden tat istersen.
Fıtnat Hanım
§
Mizâc-ı âlemi hâzık isen tahlîle sa’y eyle
Geçir her şahsı bir unsur gibi inbîk-i dikkatten
= İnsanların doğasını uzmansan çözmeye çalış,
Geçir her kişiyi bir öge gibi dikkat süzgecinden.

§
Felekten intikâm almak demektir ehl-i idrâke
Edip tezyîd-i gayret müstefîd olmak nedâmetten
= Felekten öç almasıdır anlayışlı insanların,
Daha çok çalışarak yararlanması pişmanlıktan.
Nâmık Kemâl
§
Muini zâlimin dünyâda erbâb-ı denâettir
Köpektir zevk alan sayyâd-ı bî-insâfa hizmetten
= Yardımcısı zalimin dünyada alçaklardır,
Köpektir zevk alan acımasız avcıya hizmetten.
Nâmık Kemâl
§
Usanmaz kendini insân bilenler halka hizmetten
Mürüvvet-mend olan mazlûma el çekmez iânetten
= Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten,
İnsanlığı olanlar mazluma el çekmez yardımdan.
Nâmık Kemâl
§
Eder tedvîr-i âlem bir mekînin kuvve-i azmi
Cihân titrer sebât-ı pây-i erbâb-ı metânetten
= Dünyayı döndürür onurlu birinin kararlılığı,
Dünya titrer sağlam insanların direncinden.
Nâmık Kemâl
§
Vücûdun mahv edip Mansûr-veş hestîden ey ârif
Temâşâ eyle sırr-ı vahdeti mir’ât-i kesretten
= Benliğini yok edip Mansur gibi varlıktan arif,
Seyreyle birlik sırrını çokluk aynasından.
Arpaeminizâde Sâmî
§
Ölüm kılar bizi ikâz hâb-ı gafletten
Ayırmayan da o lâkin zalâm-ı hayretten
= Ölüm bizi uyarır aymazlık uykusundan,
Ayırmayan da o ama şaşkınlık karanlığından.
Abdülhak Hâmid
§
Ne mümkün zulm ile bî-dâd ile imhâ-yı hürriyyet
Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyyetten
= Ne mümkün zulümle, haksızlıkla özgürlüğü yok etmek,
Çalış, anlama gücünü kaldır, gücün yetiyorsa insanlıktan.
Nâmık Kemâl
§
Aşk için sâf eyle gel sofi derûn-ı kalbi kim
Zeyneder kâşânesin elbette mihmân isteyen
= Aşk için temizle gel sofu kalbini ki,
Süsler köşkünü elbette konuk isteyen.
Hanif (İbrahim)
§
Bir gülün bin hârı bir yârin nice ağyârı var
Âlem-i lâhûta baksın özge seyrân isteyen
= Bir gülün bin dikeni, bir dostun nice yabancısı var,
İlahî evrene baksın özge bir seyirlik isteyen.
Hanif (İbrahim)
§
Kûyini görmekle dilde sâkîn olmaz şevk-i yâr
Kâni’ olmaz cennet-i firdevse dîdâr isteyen
= Semtini görmekle gönülde yatışmaz sevgili isteği,
Kanmaz Firdevs cennetine sevgilinin yüzünü isteyen.
Ahmed Paşa
§
Ahmed’in aybı güzeller sevmek ise gam değil
Yârsız kalmış cihânda aybsız yâr isteyen
= Ahmed’in kusuru güzeller sevmekse gam değil,
Dostsuz kalmış dünyada kusursuz dost isteyen.
Ahmed Paşa
§
Hüneri olmayana yok fâidesi nesebin
Etmez evlâda sirâyet şeref-i cedd ü âbın
= Sanatı olmayana yok faydası soyunun,
Çocuklara geçmez şerefi dede ve babanın.
Mehmed Tevfik Efendi
§
Çok nîmetinin hakkı var üstünde hicâb et
Âdâb ile bas pâyini rûyuna türâbın
= Çok nimetinin hakkı var üstünde utan,
Saygıyla bas ayağını yüzüne toprağın.
Nâbî
§
Dehen-i hançer-i ser-tîzini tîz etmektir
En büyük şefkâti kurbanlara kassâbın
= Keskin bıçağını daha da keskinleştirmektir,
En büyük sevecenliği kurbanlara kasapların.
Sâbit
§
Esrâr-ı ulûma seni mahrem mi sanırsın
Ey bî-nazar açıldığı yok sana kitâbın
= Bilimlerin sırlarına erdiğini mi sanırsın,
Ey düşünce yoksunu, açıldığı yok sana kitabın.
Nâbî
§
Akl bir mîzân-ı nâkıstır hukuku vezn için
Vakt olur kim hak çıkar vaktiyle bâtıl sandığın
= Akıl yetersiz bir ölçüdür hukuku ölçmek için,
Gün gelir doğru çıkar, vaktiyle yanlış sandığın.
Ziyâ Paşa
§
Hoş gelir ehline âlâyiş-i çirk-i dünyâ
Câme-âlûdeliği ziynetidir bakkalın
= Hoş gelir ehline dünya kiri bulaşığı,
Giysisinin kiri, süsüdür bakkalın.
Sâbit
§
Tahammül mihnete sermâye-i emr-i taayyüşdür
Olur nef’i füzûn bârı girân oldukça hammâlın
= Sıkıntılara katlanmak geçim işinin temelidir,
Kazancı artar yükü ağırlaştıkça hamalın.
Sâmî
§
Cihânın zahmeti erbâb-ı hırsa ayn-ı rahmettir
Değil âsûde bâra girmeyince püştü hammâlın
= Dünyanın zahmeti, doymazlara rahmettir,
Rahat değildir yüke girmeyince sırtı hamalın.
Nâbî
§
Mal çok yığma hazer eyle azâbından kim
Renci artar ağır oldukça yükü hammâlın
= Malı çok yığma, sakın eziyetinden ki,
Eziyeti artar ağırlaştıkça yükü hamalın.
Fuzûlî
§
Zillettedir karârı eğer sağ olursa da
Kûtâh olur hayâtı sitem-kâr olanın
= Zillette kalır, sağ kalsa da,
Kısa olur hayatı zalim olanın.
Nâbî
§
Aldanıp düşmana yâr olma sakın ey Nâcî
Yâri ol sen dahi âlemde sana yâr olanın
= Aldanıp düşmana dost olma sakın ey Nâcî,
Dostu ol sen de dünyada sana dost olanın.
Alaybeyizâde Nâcî
§
Fikretmededir heybetini beyt-i Hudâ’nın
Bî-hûde değil titrediği kıble-nümânın
= Düşünmektedir heybetini Allah evinin,
Boşuna değil titremesi kıble göstericinin.

§
İmrenme görüp mîve-i bâğın ümerânın
Kim sular ânı gözleri yaşı fukarânın
= İmrenme meyveli bahçesine beylerin,
Ki sular onu gözyaşları fakirlerin.
Kınalızâde Ali Çelebi
§
Merâmı râz-ı aşkı ketm idi Mansûr-ı ber-dârın
Deyip kendi ene’l-Hak nâmını ketm etti dil-dârın
= Amacı aşk sırrını gizlemekti asılan Mansur’un,
“Ene’l-Hak” diyerek adını gizledi sevgilinin.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Bülbüller öter güller açar şâd gönül yok
Hiç böyleliğin görmemişiz fasl-ı bahârın
= Bülbüller öter, güller açar, mutlu kimse yok,
Hiç böylesini görmedik bahar mevsiminin.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Bî-gâneler inâyetine düştü ihtiyâc
Bir lûtfu olmadı bu kadar âşnâların
= Yabancıların yardımına kaldık,
Bir yardımı olmadı bunca dostun.
Nevres-i Kadîm
§
Çok görmüşüz zevâlini gaddâr olanların
Hengâm-ı fırsatta dil-âzâr olanların
= Çok görmüşüz yıkılışını zalimlerin,
Fırsat bulduklarında gönül incitenlerin.
Nâbî
§
Hem yakarsın berk-i şemşîr-i sitemle âlemi
Hem yine dersin ser-i kûyimde feryâd olmasın
= Hem yakarsın zulüm kılıcının şimşeğiyle dünyayı,
Hem de döner ülkemde kimse feryat etmesin dersin.
Şeyhülislam Bahâyî
§
Gayra satsın merhemin cerrâh-ı dükkân-ı neşât
Zahm ile pürdür derûnum merhem olsun olmasın
= Başkasına satsın merhemini neşe dükkânı hekimi,
Yarayla doludur gönlüm, merhem olsun, olmasın.
Nâbî
§
Derdin nedir gönül sana bir hâlet olmasın
Sad el-hazer ki sevdiğin ol âfet olmasın
= Derdin nedir gönül, sana bir hâlet olmasın,
Sakın, sakın ki, sevdiğin o afet olmasın!
Nedîm-i Kadîm
§
Derd ile kalmak hayât-ı câvidânidir bana
Tek tabîb-i bed-meniş minnetle dermân olmasın
= Derdimle kalmak ölümsüz hayattır bana,
Tek kötü huylu hekim minnetle derman olmasın.
Cevrî
§
Hak kazanmak da’vâ-yı tezvir ile erlik değil
Er odur kim kendi vicdânında mes’ûl olmasın
= Hak kazanmak yalan dava ile erlik değil,
Er odur ki, kendi vicdanında sorumlu olmasın.

§
Mîzâna ur görüştüğün ahbâbı ibtidâ
Reh-ber tasavvur eylediğin reh-zen olmasın
= İyi ölçüp biç görüştüğün dostları başlangıçta,
Ki yol gösterici sandığın, yol kesici olmasın.
Nevres-i Kadîm
§
Berg ü bârından biz el çektik bu fânî gül-şenin
Meyve-i maksûd ister olsun ister olmasın
= Azığından biz el çektik bu yalan dünyanın,
Beklenen meyvesi ister olsun, ister olmasın.
Fasîh Dede
§
Urmasın el hançer-i bürrâna zahmet olmasın
Cânı teslim eyleriz cânâna zahmet olmasın
= El vurmasın keskin hançere, zahmet olmasın,
Canı teslim eyleriz, sevgiliye zahmet olmasın.
Neylî
§
Meclis-i erbâb-ı dil bir lâhza sensiz olmasın
Hürmetin inkâr eden âlemde hürmet bulmasın
= Gönül erlerinin meclisi bir an sensiz olmasın,
Saygınlığın inkâr eden, dünyada saygı bulmasın.
Nef’î
§
Salsın sefine-i dili bahr-i melâmete
Deryâ-şinâs-ı aşk hevâdan sakınmasın
= Salsın gönül gemisini kınanma denizine,
Aşk denizcisi rüzgârdan sakınmasın.
Sabrî-i Şâkir
§
Yâr ile hem-halvet ol cisminde cânın duymasın
Hâlet-i aşkın hikâyet kıl zebânın duymasın
= Yâr ile birlikte ol, teninde canın duymasın,
Aşkın hâllerini hikâye et, dilin duymasın.
Hayâlî Bey
§
Yâre fâş et râzını ammâ zebânın duymasın
Güft ü gû-yi vuslatı rûh-i revânın duymasın
= Sevgiliye bildir sevgini, ama dilin duymasın,
Kavuşma söylentisini, ruhun bile duymasın.
Yenişehirli Avnî
§
Karlı dağların başında salkım salkım olan bulut
Saçın çözüp benim için yaşın yaşın ağlar mısın
= Karlı dağların başında salkım salkım olan bulut,
Saçın çözüp benim için yaşın yaşın ağlar mısın?
Yûnus Emre
§
Harâmî gibi yoluma arkuru inen karlı dağ
Ben yârimden ayrı düştüm sen yolumu bağlar mısın
= Yol kesici gibi yolumu kesen karlı dağ,
Ben yârimden ayrı düştüm, sen yolumu bağlar mısın?
Yûnus Emre
§
Gülüm şöyle gülüm böyle demektir yâre mu’tâdım
Seni ey gül sever cânım ki cânâne hitâbımsın
= Gülüm şöyle, gülüm böyle demektir yâre âdetim,
Seni ey gül, sever canım ki sevgiliye seslenişimsin.
Nedîm
§
Yetmez mi temâşâ-yı cemâl el de sunarsın
Ey âşık-ı mihnet-zede buldukça bunarsın
= Yetmez mi yüzünü görmen, el de sunarsın,
Ey çılgın âşık, buldukça bunarsın.
Şâmî
§
Eşk ü âha gönül inanırsın
Yele uyup suya dayanırsın
= Gönül, gözyaşı ve aha inanırsın,
Yele uyar, suya dayanırsın.
Meâlî
§
Dehri arasan binde bir âdem bulamazsın
Âdem görünen harları âdem mi sanırsın
= Dünyayı arasan binde bir insan bulamazsın,
İnsan görünen eşekleri insan mı sanırsın?
Ziyâ Paşa
§
Ey devlet-i dünyâ ile fahr eyleyen ahmak
Kendin gibi bu dünyâyı da sersem mi sanırsın
= Ey dünya zenginliği ile övünen ahmak,
Kendin gibi bu dünyayı da sersem mi sanırsın!. . .
Mehmed Âkif
§
En ummadığın keşf eder esrâr-ı derûnun
Sen herkesi kör âlemi sersem mi sanırsın
= En ummadığın kişi anlar içindeki sırları,
Sen herkesi kör, halkı sersem mi sanırsın!. . .
Ziyâ Paşa
§
Bir dil-bere dil ver ki cemâli ola bâkî
Meyl eylediğin sûreti dil-ber mi sanırsın
= Bir güzele gönül ver ki güzelliği kalıcı olsun,
Gönül verdiğin her sureti güzel mi sanırsın!. . .
Muallim Nâcî
§
Çok hayr olur kim çekilirsin geri ondan
Her tab’ına hoş gelmeyeni şer mi sanırsın
= Çok iyi olur ki, çekilirsin geri ondan,
Sana her hoş gelmeyeni kötü mü sanırsın!. . .
Muallim Nâcî
§
Her rütbeli bî-mâyeyi server mi sanırsın
Her bir görünen kîseyi pür-zer mi sanırsın
= Rütbeli her soysuzu önder mi sanırsın,
Gördüğün her keseyi altınla dolu mu sanırsın!. . .
Muallim Nâcî
§
Zâhid bu burûdetle eğer duzâha girsen
Bir lûle duhân yakmaya âteş bulamazsın
= Kaba sofu, bu soğuklukla cehenneme girsen,
Bir lüle tütün yakmaya ateş bulamazsın.
Nedîm
§
Ağardı mûy-i rîş ü ser gönül dünyâya kanmazsın
Sabâh oldu dahi sen hâb-ı gafletten uyanmazsın
= Ağardı saçın sakalın gönül, dünyaya doymazsın,
Sabah oldu, daha sen gaflet uykusundan uyanmazsın.
Nahifî
§
Sana her meclîsinde söyleriz sen mülzem olmazsın
Değil kürsîye vâ’iz arşa çıksan âdem olmazsın
= Sana her meclisinde söyleriz, sen susmazsın,
Değil kürsüye vaiz, arşa çıksan adam olmazsın.
Sâbit
§
Etmez bu gönül nâle ile derdini ifşâ
Bülbülleri dem-beste olur gül-şen-i râzın
= Bu gönül inleyerek derdini belli etmez,
Bülbülleri suskun olur sırlar gülşeninin.

§
Kimse idrâk etmedi ma’nâsını da’vâmızın
Biz dahi hayrânıyız da’vâ-yı bî-ma’nâmızın
= Kimse anlamadı anlamını davamızın,
Biz bile hayranıyız anlamsız davamızın.
Yenişehirli Avnî
§
Eserin görmez idik cân gibi cânânımızın
Geldi gördük yerine geldiğini cânımızın
= Eserin görmez idik can gibi cananımızın,
Geldi, gördük yerine geldiğini canımızın.
Seyyid Vehbî
§
Her ne yap yap becerip izzet-i nefsinle geçin
Kimseden bekleme yardım iki el bir baş için
= Ne yaparsan yap, becerip onurunla geçin,
Kimseden bekleme yardım, iki el bir baş için.
Neyzen Tevfik
§
Yoktur cihânda farkı avâmın hevâmmdan
Mümkünse terk-i ülfet-i sınıf-ı avâm edin
= Yoktur dünyada farkı ayak takımının haşereden,
Mümkünse ayak takımıyla ilişkiyi terk edin.
Hamdî Bey
§
Çünkü sen âyine-i kevne tecellâ eyledin
Öz cemâlin çeşm-i âşıktan temâşâ eyledin
= Varoluş aynasında yansıtarak kendini,
Öz güzelliğini âşığın gözünden seyrettin.
Yenişehirli Avnî
§
Görmese gamdan ölür görse yüzün olur helâk
Bu iki işte dil-i şeydâyı hayrân eyledin
= Görmese gamdan ölür, görse yüzünü olur helak,
Bu iki işte deli gönlü hayran eyledin.
İshak Çelebi
§
Şöyle muhkem tutayım ışk ile dîdâr eteğin
Ya elim kat’ edeler ya keseler yâr eteğin
= Öyle sağlam tutayım aşk ile sevgili eteğin,
Ya elim keseler ya keseler sevgili eteğin.
Necâtî Bey
§
Toplanıp ehl-i hevâ her biri bir sâz çalar
Çelebi böyle olur bizde de konser dediğin
= Toplanıp nefis düşkünleri her biri bir saz çalar,
Çelebi böyle olur, bizde de konser dediğin.
Muallim Nâcî
§
Can nisâr etmektir evvel şart bezm-i aşkta
Mahrem olmaz bilmeyen âdâb-ı sohbet neydiğin
= Aşk meclisinin ilk şartı candan geçmektir,
Giremez bu meclise bilmeyen sohbet töresin.
Bâkî
§
Hem çıkar nakşın beyâza hem olur rûyin siyâh
Etme râzın kimseye i’lâm mânend-i nigîn
= Hem dile düşersin, hem olur yüzün kara,
Bildirme sırrını kimseye, mühür gibi.
Hâmî-i Âmidî
§
Saded-i ma’nâ da yoksa sâde nazma kim eder rağbet
Nedir bî-rûh nef’i mürgü tasvîre perr ü bâlin
= Anlam da yoksa salt şiirsel biçimle kim ilgilenir,
Yararı nedir cansız bir kuşu tasvir için çırpınmanın?
Nâbî
§
Fürûğu zâil olmaz âf-tâbın hâke düşmekle
Tevâzu’ kadrine noksân getirmez feyz ü ikbâlin
= Işığı yok olmaz güneşin toprağa düşmekle,
Tevazu değerini düşürmez bilgi ve makamın.
Nâmık Kemâl
§
Nedir sûdu bu pazar-ı fenâda celb-i emvâlin
Gınâ vermez metâ’-ı müstear-ı dûş-i dellâlin
= Nedir yararı bu yalan dünyada mal biriktirmenin,
Zenginlik vermez omzunda taşıdığı mallar tellalın.
Sâmî
§
Dedi müslim odur ol server-i dîn
Halk ola dest ü dehânından emîn
= Dedi, “Müslüman odur”, önderi dinin,
“Halk olur elinden ve dilinden emin”.
Nâbî
§
Künc-i ferâğın anlamayanlar safâsın
Devlet komuşlar adını gavgâ-yı âlemin
= El çekme köşesinin anlamayanlar zevkin,
Devlet koymuşlar adını dünya kavgasının.
Nâbî
§
Dostu zâr ü hazîn düşmanı şâdân eyler
Sabır kıl eyleme bir kimseye izhâr elemin
= Dostu ağlatır, üzer; sevindirir düşmanı,
Katlan, hiç kimseye belli etme acını.
Sünbülzâde Vehbî
§
Râşidâ etmez şikeste-dil kabûl-i iltiyâm
Zahm-ı şemşîr-i zebânın var mı görmüş merhemin
= Ey Râşid, kırılmış kalp iyileşmez,
Dil yarasının var mı görmüş merhemini?
Râşid
§
Nice tahrîr edeyim vasfını derd ü elemin
Bağrı yufka kâğıdın gözleri yaşlı kalemin
= Nasıl anlatayım niteliğini dert ve elemin,
Bağrı yufka kâğıdın, gözleri yaşlı kalemin.
Ahî
§
Kör gibi her tarafa salma elin
Ara bul sende nihândır emelin
= Kör gibi her tarafa salma elin,
Ara bul, sende saklıdır emelin.

§
Mâ-sivâ nakşını mahveyleyegör hâtırdan
Olmasın Ka’be-i dil sûreti beytü’s-sanemin
= Dünya nakışlarını yok et gönülden,
Olmasın gönül Kâbe’si putlar evi.
Sünbülzâde Vehbî
§
Nâ-dân ile mücâlesedir ehl-i dânişe
Dünyada çeşnisi azâb-ı cehennemin
= Bilgisizle birlikte olmaktır bilgine,
Dünyada tadımlığı cehennem azabının.
Nâbî
§
Kem-kadr kufl-ı âhene muhtaçtır yine
Memlû iken derûnu güherle hizânenin
= Değersiz demir bir kilide muhtaçtır yine,
İçi doluyken mücevherle hazine sandığının.
Nâbî
§
Meyletme tünd-hûluk ile semt-i rif’ate
Olmaz sebâtı cevv-i hevâda şerârenin
= Heveslenme kötü huylarla yükseklere,
Havada uzun kalamaz kıvılcım.
Nüzhet
§
Sevmek seni günah ise as zülfüne beni
Baştan ayağa dek çü günâh-kârınam senin
= Sevmek seni günahsa, as zülfüne beni
Baştan ayağa dek günahkârınım senin.
Ahmed Paşa
§
Şefkât îmândan ise ey bî-güneh kan edici
Kâfirem ger var ise bir zerre îmânın senin
= Merhamet imandan ise, ey kan dökücü,
Kâfirim eğer varsa bir zerre imanın senin.
Necâtî Bey
§
Kasr-ı dil olsun harâb ey yâr senin olsun senin
İstemem ta’mîrini mi’mâr senin olsun senin
= Gönül köşkü yıkılsın, ey sevgili, senin olsun, senin,
İstemem tamirini, mimar senin olsun, senin.
Şem’î
§
Ey güzellik burcuna hurşîd olan yakma beni
Yerde kalmaz çün bilirsin dûd-ı âhı kimsenin
= Ey güzellik burcunun güneşi, yakma beni,
Yerde kalmaz bilirsin, ahının dumanı kimsenin.
Necâtî Bey
§
Ben güneh-kârı bugün men’ etme sofî içmeden
Kim sorulmaz kimseden yarın günâhı kimsenin
= Ben günahkârı bugün engelleme, ey sofu içmekten,
Çünkü sorulmaz kimseden, yarın günahı kimsenin.
Necâtî Bey
§
Kıl nazar hâline eşkini revân eyleyenin
Dem olur affolunur suçları kan eyleyenin
= Lütufla bak hâline gözyaşı dökenin,
Gün olur bağışlanır suçları kan dökenin.

§
Onların kim eksiği çok işinin
Eksiğin gözler olur her kişinin
= Onların ki eksiği çok işinin,
Eksiğini gözlerler her kişinin.
Süleymân Çelebi
§
Ya Rab sarây-ı devletin et âşiyân-ı bûm
Ehl-i dilin derûnunu vîrân edenlerin
= Ya Rab zengin köşklerini baykuşlara yuva yap,
Gönül erlerinin gönlünü viran edenlerin.
Nâbî
§
Eyler şikeste bâl ü perin gayret-i Hudâ
Nâbî cenâh-ı gayr ile pervâz edenlerin
= Kırar İlahî adalet, kolun kanadın,
Nâbî, başkalarının kanatlarıyla uçanların.
Nâbî
§
Bâd-ı sabâya zülfü peyâmın getir dedim
Geldi getirdi başıma sevdâ haberlerin
= Sabah yeline zülfünden haber getir dedim,
Geldi, getirdi başıma sevda haberlerin.

§
Sâd-çâk olurdu mürg-i giriftâr görmese
Ümmîd-i ferce rahnelerinden kafeslerin
= Yüz parça olurdu tutulmuş kuş, görmese
Kurtuluş umudu, kafesin deliklerinde.
Nâbî
§
Misâl-i bahr derûnunda saklayıp güherin
Hüner-nümâlığa meyl etme var ise hünerin
= Deniz gibi içinde saklayıp cevherin,
Hüner göstermeye çalışma, varsa hünerin.
Seyyid Vehbî
§
Cümle tedbir pes-i perdede üstâdındır
İhtiyârî mi sanırsın harekâtın sûverin
= Bütün yönetim perde arkasında ustanındır,
İstemli mi sanırsın hareketlerini kuklaların.
Bâkî
§
Âşıka ta’n etmek olmaz mübtelâdır neylesin
Âdeme mihr ü mahabbet bir belâdır neylesin
= Âşık ayıplanamaz, tutulmuştur, neylesin,
İnsana aşk ve sevgi bir beladır, neylesin?
Nef’î
§
Gonca gülsün gül açılsın cûy feryâd eylesin
Sen sus ey bülbül biraz gül-şende yârim söylesin
= Gonca gülsün, gül açılsın, akarsu feryat eylesin,
Sen sus ey bülbül, biraz gülşende yârim söylesin.
Nâbî
§
Etmeyenler ârzû sırr-ı dilin ifşâsını
Kendine bir kimseyi âlemde hem-râz etmesin
= Gönül sırlarının belli olmasını istemeyenler,
Kendine bir kimseyi dünyada sırdaş etmesinler.
Şeyh Vasfî
§
Ben üzümün suyun severim sofî dânesin
Zîrâ kimi kızını sever kimi ânesin
= Ben üzümün suyun severim, sofu tanesini,
Çünkü kimi kızını sever, kimi annesini.
Necâtî Bey
§
Makâm-ı hûbdur gül-şen o gül-ruhsâr dinlensin
Nevâlar eylesin dil bülbül-i gül-zâr dinlensin
= Güzel yerdir gülşen, o gül yüzlü dinlensin,
Şarkılar söylesin gönül, gülşen bülbülü dinlensin.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Fünûn-ı fitneyi zülfün hatt-ı pür-fenden öğrensin
Kişi bir dersi öğrensin de tek düşmenden öğrensin
= Fitneyi zülfün bilgili ayva tüylerinden öğrensin,
Kişi bir dersi öğrensin de, tek düşmandan öğrensin.
Ziyâ Paşa
§
Ne sen kimseden âh al ne âh ü zârdan incin
Ne sen bir kimseden incin ne senden kimse incinsin
= Ne kimsenin ilencin al, ne ağlayıp inlemeden incin,
Ne sen bir kimseden incin, ne de senden kimse incinsin.
Pertev
§
Âlimim dersin ammâ âlemden bî-habersin
Bu andan bu nefesten bu demden bî-habersin
= Bilginim dersin ama dünyadan habersizsin,
Bu andan, bu nefesten, bu çağdan habersizsin.
İbrahim Efendi
§
Dört kitabı okusan yine bilmiş olmazsın
Benim cânım mâdemki âdemden bî-habersin
= Dört kitabı okusan, yine de bilemezsin,
Benim canım, madem insandan habersizsin.
İbrahim Efendi
§
Ey hâce tutuldu nefesin kabre de girdin
Bu âleme sığmam derdin şimdi ne dersin
= Ey hoca, kesildi nefesin, kabre de girdin,
Bu dünyaya sığmam derdin, şimdi ne dersin?
Arpaeminizâde Sâmî
§
Aldanma meded ziynet-i dünyâyı nidersin
Bî-vâye gelip dehre tehî-mâye gidersin
= Aldanma sakın, dünya süsünü nidersin,
Nasipsiz gelir dünyaya, eli boş gidersin.
Haşmet
§
İlm okumakdan garaz kend’özünü bilmektir
Kend’özünü bilmezsen bir hayvândan betersin
= İlim okumaktan amaç, kendi özünü bilmektir,
Kendi özünü bilmezsen, bir hayvandan betersin.
Yûnus Emre
§
Feleğin hâline ey hâce nazar kılmazsan
Atlas-ı çerh ne kumaş olduğun bilmezsin
= Göklerin hâlini ey hoca bakıp incelemezsen,
Gökyüzünün ne kumaş olduğun bilemezsin.

§
İktizâ-yı hikmetin izhâr-ı kudret kılmaya
İhtilâf-ı tab’ ile ezdâdı etmiş hem-nişîn
= Hikmetinin gereği, gücünü göstermek için,
Farklı ve karşıt nitelikleri bir araya getirmiş.
Fuzûlî
§
Lâzım gelirdi serv ü çınar ola mevye-dâr
Fazl ü hünerde medhâli olsa kıyafetin
= Meyve vermesi gerekirdi servi ve çınarın,
Bilgi ve beceride etkisi olsaydı görünüşün.
Nâbî
§
Bilmedik zevk-i visâlin çekmeyince firkatin
Olmayınca hasta kadrin bilmez âdem sıhhatin
= Bilmedik kavuşma zevkini, çekmedikçe ayrılığın,
Olmadıkça hasta, değerini bilmez insan sağlığın.
Fıtnat Hanım
§
Tâ geçmeyince medrese-i kîl ü kâlden
Anlanmaz ıstılâhı kitâb-ı hakîkatin
= Geçmedikçe dedikodu okulundan,
Anlanamaz terimleri hakikat kitabının.
Nâbî
§
Az çok hayâlden gelir insâna tesliyet
Pür-iğbirârdır yüzü gülmez hakîkatin
= Az çok hayalden gelir insana teselli,
Tozla kaplıdır yüzü gülmez hakikatin.
Abdülhak Hâmid
§
Sâyesin derviş-i bî-berg ü nevâdan dûr eden
Saklasın ârâyiş-i tâbuta nahl-i kâmetin
= Gölgesin yoksul ve kimsesizden esirgeyen,
Saklasın tabutunu süslemeye boy ağacını.
Mantıkî
§
Pençe-i ismet idi ancak giribân-gîr olan
Yoksa Yûsuf sanma bilmezdi Züleyhâ kıymetin
= Onu alıkoyan pençesiydi masumiyetin,
Yoksa Yûsuf sanma bilmezdi Züleyhâ değerin.
Âgâh
§
Bir garîb ölmüş diyeler üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar şöyle garîb bencileyin
= Bir garip ölmüş diyeler, üç günden sonra duyalar,
Soğuk su ile yuyalar, şöyle garip bencileyin.
Yûnus Emre
§
Dost bî-pervâ felek bî-rahm devrân bî-sükûn
Derd çok hem-derd yok düşman kavî tâli’ zebûn
= Dost ilgisiz, felek acımasız, dünya dönüyor,
Dert çok, dert ortağı yok, düşman güçlü, şans zayıf.
Fuzûlî
§
Hüsn-i ta’bîr verir ma’nîye hüsn-i diğer
Şevket-i hüsne çok imdâdı olur üslûbun
= Güzel yorum, verir anlama başka bir güzellik,
Güzelliğin görkemine çok katkısı vardır üslûbun.
Nâbî
§
Perde-pîrâ-yı mazâhir olup üstâd-ı ezel
Cilve-rîz oldu pey-â-pey sûver-i gûn-â-gûn
= Hakk, perdelenerek güzelliklerle,
Göründü adım adım, çeşitli biçimlerle.
Antakyalı Münif
§
Mebhas-ı aşkı su’âl etmeyiniz zühhâda
Nâzı ma’şûka niyâzı dil-i şeydâya sorun
= Aşkı konularını softalara sormayınız,
Nazı sevgiliye, niyazı âşık gönle sorunuz.
Şeyh Vasfî
§
Cânlar cânını buldum bu cânım yağma olsun
Assı ziyândan geçtim dükkânım yağma olsun
= Canlar canını buldum, bu canım yağma olsun,
Kârdan zarardan geçtim, dükkânım yağma olsun.
Yûnus Emre
§
Dil-i nâ-şâdımı şâd etmeyen dünyada şâd olsun
Benimçün nâ-murâd olsun diyenler ber-murâd olsun
= Üzgün gönlümü sevindirmeyenler, sevinsinler dünyada,
Benim için muradına ermesin diyenler, ersinler muradına.
Nâbî
§
Aşk kim kalbe gıdadır ne yenir ne yutulur
Bir demir leblebidir çiğneyene aşk olsun
= Aşk ki kalbe gıdadır, ne yenir ne yutulur,
Bir demir leblebidir, çiğneyene aşk olsun.
Şinâsî
§
Mey-i aşkınla deryâlar gibi cûş eyledim ammâ
Eğer nûş eyledimse sâgar-ı lâ’lin harâm olsun
= Aşkının şarabıyla deryalar gibi coştum ama,
Eğer içtimse dudaklarının kadehinden, haram olsun.
Nev’î
§
Sâkîyâ meclise gel cismime gelsin cânım
Ahdler tevbeler ol sâgara kurbân olsun
= Ey saki, meclise gel, tenim canlansın,
Sözler, tövbeler o kadehe kurban olsun.
Nedîm
§
Ayâğın sakınarak basma aman sultânım
Dökülen mey kırılan şîşe-i rindân olsun
= Ayağın sakınarak basma aman sultanım,
Dökülen şarap, kırılan rintlerin şişesi olsun.
Nedîm
§
Demem ser-rişte-i maksûdu mâl ü câhdan bulsun
Gönül esbâba etmez ilticâ Allah’tan bulsun
= Demem, amacını mal ve makamdan bulsun,
Gönül nedenlere sığınmaz, Allah’tan bulsun.
Münif
§
Dil arş-ı ilâhîdir ânı eyleme tahrîb
Dest-i beşer ol hâneyi termîm ne mümkün
= Gönül Allah tahtıdır, onu eyleme tahrip,
İnsan elinin o evi onarması ne mümkün.
Nâbî
§
Olmasa gül bülbül anılmazdı gül-şende gülü
Kim anardı olmasa medh ü senâsı bülbülün
= Olmasa gül, bülbül anılmazdı gülşende,
Kim anardı gülü, olmasa övgüleri bülbülün?
İshak Çelebi
§
O gül endâm bir al şâle bürünsün yürüsün
Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün
= O gül endamlı bir al şala bürünsün yürüsün,
Ucu gönlüm gibi, ardınca sürünsün yürüsün.
Enderunlu Vâsıf
§
Dersi bitmez bir debistân-ı hakâyıktır cihân
Onda en kâmil muallimler sebak-hândır bütün
= Dersi bitmez bir hakikatler okuludur dünya,
Onda en olgun öğretmenler öğrencidir bütün.
Muallim Nâcî
§
Etmek cedel mugalâtadır sırr-ı vahdette
Lûtfî bu kâ’inât âna bürhândır bütün
= Birlik sırrında tartışmak yanıltıcıdır,
Lûtfî, bu evren onun kanıtıdır bütün.
Lûtfî-i Âmidî
§
Tûde tûde pâ-mâl olmuş gubâr-ı reh-güzâr
Rîze rîze hâk olan a’zâ-yı insândır bütün
= Yığın yığın ayaklar altında kalmış yol toprağı,
Parça parça toprak olmuş insan organlarıdır bütün.
Ali Rûhî Bey
§
Edîb olur kişi sermâye-i hayâsı kadar
= Edepli olur kişi utanma duygusu kadar.

§
Besdir bu cihâna bir cihân-dâr
= Yeter bu dünyaya bir sultan.
Şeyh Gâlib
§
Kimsenin kandilini subha çıkarmaz rûzgâr
= Kimsenin kandilini sabaha çıkarmaz rüzgâr.

§
Başını tavlaya bend eyleme mânend-i har
= Başını yemliğe bağlama eşek gibi.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Gül-i ter sonra gelir gül-şene evvel has ü hâr
= Taze gül sonra gelir gülşene, önce çer-çöp.

§
Âteş olsa cirmi kadar yer yakar
= Ateş olsa cirmi kadar yer yakar.

§
Her Ali Haydar değil her seyfe denmez Zülfikâr
= Her Ali, Haydar değil; her kılıca denmez Zülfikar.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Bu havanın ötesi “yelli yellellâ”ya çıkar
= Bu işin sonu “çıkmaz ayın son çarşambası”na çıkar.
Sâbit
§
Meal-i mihr ü mahabbet visâl-i yâre çıkar
= Sevgi ve aşkın anlamı, sevgiliye kavuşmaya çıkar.
Mir Ârif
§
Hâlime dost değil düşmen-i gaddâr ağlar
= Hâlime dost değil, acımasız düşman ağlar.
Seyyid Vehbî
§
Acebdir hâl-i âlem gül güler ebr-i bahar ağlar
= Tuhaftır dünyanın hâli, gül güler, bahar bulutu ağlar.
Nev’î
§
Tama’ erbâbı nakdin müflis-i nâ-kâm için saklar
= Açgözlü parasını başarısız batkın için saklar.
Çelebizâde Âsım
§
Sükûtun merd-i dânâ hasmını ilzâm için saklar
= Susma hakkını bilgin, hasmını susturmak için saklar.
Müverrih Râşid
§
Sühan-ı tiryâkını âkıl zehirli söz için saklar
= Ağıkıran sözünü akıllı, ağılı söz için saklar.
Selanikli Meşhûrî
§
Maraz-ı aşka devâ eylemez Lokmanlar
= Aşk derdine ilaç bulamaz Lokmanlar.

§
Lâne-i mürg-i garîbi Hazreti Allah yapar
= Garip kuşun yuvasını Allah yapar.

§
Dert ile bî-mâr olan elbette dermânın arar
= Derde tutulan elbette dermanın arar.
Nahifî
§
Kande varsa âşık-ı bî-çâre cânânın arar
= Nereye varsa zavallı âşık, sevgilisini arar.
Nahifî
§
Gâfil olma herkesin gönlünde bir arslan yatar
= Aymazlık etme, her gönülde bir aslan yatar.
Kânî
§
Meclisinde söyledirsen söz de var söyler de var
= Meclisinde söyletirsen söz de var, söyler de var.

§
Künc-i istiğnâ gibi bir kûşe-i râhat mı var
= Gönül tokluğu gibi rahatlık mı var?
Şeyhülislam Yahyâ
§
Bir bâde var cihânda ânın da humârı var
= Bir bade var dünyada, o da baş ağrısı yapar.

§
Âşıkın bir bilinmedik nesi var
= Âşığın bir bilinmedik nesi var?
Fuzûlî
§
Zâlim beni söyletme derûnumda neler var
= Zalim beni söyletme, içimde neler var. . .
Vâsıf
§
Her düzün bir yokuşu her yokuşun bir düzü var
= Her düzün bir yokuşu, her yokuşun bir düzü var.
Pertev Paşa
§
Devlet ol kimsededir olmaya devlet âna yâr
= Mutludur o kimse ki değildir devlet ona yâr.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Âşıktır eden dil-berini şâhid-i bâzâr
= Âşıktır düşüren sevgilisini dile.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Bî-gâne-meşreb etmedi bir âşinâ nazar
= Vefasız, atmadı bir tanıdık bakış.
Şeyh Gâlib
§
Nazarı pâk olan eyler pâke nazar
= Temiz düşünen, temize bakar.
Ulvî
§
Etme dervîş-i abâ-pûşa hakâretle nazar
= Aşağılama yoksul dervişi sakın.

§
Bir devâsız derde düştüm âh ki Lokman bî-haber
= Bir devasız derde düştüm, yazık ki Lokman habersiz.
Niyâzî-i Mısrî
§
Mukaddem insâna olur avn-i ilâhî rehber
= Öncülük edene yol gösterir Hakk.
İsmail Safâ
§
Sükût-ı sûfi-i har musikî yerine geçer
= Eşek softanın susması, müzik yerine geçer.
Necîb
§
Yârdan geçmez gönül dünyâ vü ukbâdan geçer
= İki dünyadan da geçer, sevgiliden geçmez gönül.
Nev’î
§
Nâvek-i âh-ı derûn pulâd ü mermerden geçer
= Gönül ahının oku çelik ve mermerden geçer.
Leylâ Hanım
§
Bir köhne köprüdür bu cihân kim gelen geçer
= Bir köhne köprüdür bu dünya ki gelen geçer.
İbn Kemâl
§
Tab’-ı dürüştü rû-yi mülâyim zebûn eder
= Sert kişiliği yumuşak huy alt eder.
Vak’anüvis Sâmî Bey
§
Sen efendi ben efendi atı kim tımar eder
= Sen efendi, ben efendi, atı kim tımar eder?

§
Bir mülkün intizâmı mukırrından zuhûr eder
= Bir ülkenin düzeni doğru sözlülerince kurulur.
Muallim Cûdî Efendi
§
Merd olan hiç kerem etmekle tefâhür mü eder
= Mert adam hiç cömertliğiyle övünür mü?
Belîğ
§
Dünyâ için olmaz dil-i dânâda keder
= Dünya için olmaz bilginin gönlünde keder.
Koca Râgıb Paşa
§
Hakk’a tefvîz-i umûr et ne elem çek ne keder
= Allah’a ısmarla işlerini, ne elem çek ne keder.
Enderûnlu Vâsıf
§
Kendini aç mâkiyân anbar-ı cevde zanneder
= Kendini aç tavuk, arpa ambarında zanneder.

§
Veled-i pâk olur bâis-i i’zâz-ı peder
= Temiz çocuk babasının saygınlığını artırır.
Şeyh Gâlib
§
Ağla ey gözlerim ağla ne gelir var ne gider
= Ağla ey gözlerim ağla, ne gelir var ne gider.
Nâbî
§
Hüsn olur kim seyr ederken ihtiyâr elden gider
= Güzellik olur ki, seyrederken istem elden gider.
Ziyâ Paşa
§
Bülbül ağlar gül güler âlem-i temâşâdır gider
= Bülbül ağlar, gül güler, bir seyirdir gider.

§
Seni Hak’tan yığanı her ne ise ver gider
= Seni Hak’tan alıkoyan, her ne ise ver kurtul.
Yûnus Emre
§
Durur durur deve der hayretinden ehl-i sefer
= Durur durur deve der hayretinden yolcular.
Sâbit
§
Bir lügat bilmek bütün dünya değer
= Bir dil bilmek, bütün dünyayı değer.
Âmidî
§
Geçmiş zamân olur ki hayâli cihân değer
= Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.

§
Âcizdir iştiyâkımı inhâda nâmeler
= Yetersizdir özlemimi bildirmede mektuplar.
Müverrih Râşid
§
Dem urur akl-ı Felâtun’dan nice dîvâneler
= Dem vurur Eflatun’un aklından nice divaneler.

§
Bir şem’ kande belirse cem’olur pervâneler
= Bir mum nerde belirse, üşüşür pervaneler.

§
Efsürde dilleri tama’-ı hâm tâzeler
= Donmuş gönülleri yeni bir hayal diriltir.
Şeyh Gâlib
§
Hakka hak bâtıla bâtıl görünür ârifler
= Doğruya doğru, yanlışa yanlış görünür ârifler.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Kays âkıl idi dîvâneye Mecnûn dediler
= Kays akıllıydı, deliye Mecnûn dediler.
Râşid
§
Kıssadan hisse alır âkıller
= Kıssadan hisse alır akıllılar.

§
Bilinmezmiş safâ-yı vasl-ı yâr ile geçen demler
= Bilinmezmiş sevgiliyle geçen zamanlar.
Kafzâde Fâizî
§
Sağ olsun ehibbâ da ne derlerse desinler
= Sağ olsun da dostlar, ne derlerse desinler.
Leylâ Hanım
§
Gönülden kim fesâdı def’ ederse sâde-dil derler
= Gönülden kim kötülüğü giderirse, safdil derler.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Yavuz hırsız meseldir bastırır ev sâhibin derler
= Yavuz hırsız, meseldir, bastırır ev sahibini.
Bursalı Tâlib
§
Kazaya kimseler râzı değildir râzıyız derler
= Kaderi kimse kabullenmez, kabullenmiş görünür.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Çorba nûş eyleyecek yerde hoş-âb isterler
= Çorba içilecek yerde hoşaf isterler.
Havâyî
§
Mudhikât-ı dehre ben ölsem de tasvîrim güler
= Dünyanın gülünçlüklerine, ben ölsem de resmim güler.
Muallim Nâcî
§
Yârin seven ağyâra müdârâ eyler
= Sevgiliyi seven rakiplerine katlanır.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Telâş-ı hırs-ı bî-câ âdemi mahrûm-ı kâm eyler
= Yersiz tutkular insanı mutsuz eder.
Sâmî
§
Ne ederse kişiye gayret-i akrân eyler
= Ne ederse kişiye akran kıskançlığı eder.

§
Perîşânlık nizâm-ı hâl kaydından zuhûr eyler
= Düzensizlik düzen kaygısından doğar.
Çelebizâde Âsım
§
O cürmün özrü müşkildir ki kâmilden zuhûr eyler
= O suça özür bulmak zordur ki, olgun adam işler.
Şeyh Gâlib
§
Çeşm-i mestin nice gûyîleri hâmûş eyler
= Sarhoş gözlerin, nice çenesizi suspus eder.
Fıtnat Hanım
§
Acebdir hâl-i âlem bilmeyen söyler bilen söyler
= Tuhaftır dünya, bilmeyen söyler, bilen söyler.
Andelîb
§
Sadâkat arz ederken merd-i ebleh töhmetin söyler
= Dürüstlüğünü anlatırken budala suçlarını söyler.

§
Söylemez söylemez ammâ dürr-i meknûn söyler
= Söylemez, söylemez, söyleyince en güzelini söyler.
Hüseyin Çelebi
§
Korkum odur sana dûzahda da yer vermezler
= Korkarım sana cehennemde de yer vermezler.
Nâilî-i Kadîm
§
Yük değildir kendine sırtında hammâlın semer
= Yük değildir hamala sırtındaki semer.
Sürûrî
§
Kendi aybın bilmedir ancak hüner
= Kendi eksiklerin bilmektir ancak hüner.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Her derde devâ var ânı bulmadır hüner
= Her derdin devası var, onu bulmaktır hüner.
Vak’anüvis Es’ad
§
Hazân erişdi bahârın yerinde yeller eser
= Güz geldi, baharın yerinde yeller eser.
Hasan Çelebi
§
Öksüz oğlan göbeğin kendi keser
= Öksüz oğlan göbeğin kendi keser.
Necâtî Bey
§
Fikretse hâl-i âlemi âdem garipser
= Düşünse dünyanın hâlini insan yadırgar.
Şeyh Gâlib
§
Olayım kayddan âzâde diyen kayda düşer
= Kurtulayım bağlardan diyen bağlanır.
Koca Râgıb Paşa
§
Ârife bir gül yeterse bana yârim gül yeter
= Ârife bir gül yeterse bana sevgilim gül yeter.
Basîrî-i Bağdadî
§
Hây ü hûy-i ehl-i dünyâ bitmeden dünyâ biter
= Dünya düşkünlerinin uğraşları bitmeden dünya biter.

§
Olur bir gün müsâid rûzgâr ammâ zamân ister
= Eser bir gün uygun rüzgâr, ama zaman ister.
Rüşdî
§
Sezâ-yı bezm-i yâr olmaklığa âdemde baht ister
= Sevgilinin meclisine lâyık olmaya insanda şans ister.
Nâbî
§
Olamaz zâhide tesbihi gibi âlet-i sabır
= Olamaz sofuya tespihi gibi sabır aleti.
Selanikli Meşhûrî
§
Terk-i râhat et ki râhat andadır
= Rahatı bırak ki rahat ondadır.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Merdûd ise de şeytân Allah kapısındadır
= Kovulmuşsa da şeytan, Allah kapısındadır.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Şem’in ziyâsı var velî hurşîd başkadır
= Mumun da ışığı var ama güneş başkadır.
İzzet Münif
§
Herkesin alışı verişi başkadır
= Herkesin alışı verişi başkadır.
Şefik
§
Âzâdelere kayd-ı ta’alluk ne belâdır
= Başıboşlara ilgi bağı ne beladır.
Nef’î
§
Erbâb-ı dile sıklet-i nâ-dân ne belâdır
= Gönül erlerine cahillerin sıkıntısı ne beladır.
Cevrî
§
Zihâm içre tenâvülden nihânî darb evlâdır
= Kalabalıkta yemekten kuytuda dayak yemek yeğdir.

§
Lâlin hemîşe rağbeti merd-i hamûşadır.
= Dilsizin her zaman ilgisi suskun adamadır.
Râşid
§
Keremsizden kerem ummak hatâdır
= Soysuzdan yardım ummak hatadır.

§
Mahabbet kayd-ı tîg-i mâ-sivâdır
= Sevgi, dünya kılıcının bağıdır.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Hesâb-ı ömr elbet cân-güdâz-ı ehl-i dünyâdır
= Ömür hesabı, dünya düşkünlerini candan bezdirir.
Râşid
§
Ömrün bahâr mevsimi ahd-i şebâbdır
= Ömrün baharı gençlik çağıdır.
Şeyhülislam Ârif Hikmet Bey
§
Hâb-ı gaflet bizde bir ta’bîr olunmaz hâbdır
= Gaflet uykusu, bizde bir yorumlanmaz uykudur.
Nef’î
§
Gadreden hem-cinsine insân değil cellâddır
= Zulmeden hem-cinsine, insan değil cellattır.

§
Dert ü mihnet ehl-i dilin yâr-i gârıdır
= Dert ve sıkıntı, gönül erinin mağara dostudur.
Bâkî
§
Âteş kenârı kış gününün lâle-zârıdır
= Ateş çevresi, kış gününün lâle bahçesidir.
Enderunlu Vâsıf
§
Tama’sız âdemin halk-ı cihân hep akrabâsıdır
= Gözü tok insanın dünya halkı hep akrabasıdır.
Erzurumlu İbrahim Hakkı
§
Hep çekticeğim cihânda tabî’at belâsıdır
= Bütün çektiklerim dünyada zevk belasıdır.
Fazl
§
Sahbâ helâl-zâdedir ammâ harâmdır
= Şarap helâldendir ama haramdır.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Olunca tâze ma’nâ lafzı da rengîn lâzımdır
= Olunca anlam yeni, söz de renkli gerektir.
Hâletî
§
Terakkî-i hünere iltifât lâzımdır
= Sanatın gelişmesi ilgiye bağlıdır.
Nüzhet
§
Ne bilsin mihr-bânlık resmin ol kim aslı nâ-dândır
= Ne bilsin aşk töresin, o ki aslı bilgisizdir.
Diyarbakırlı Sırrî Hanım
§
Katre tahmin ettiğin dil ma’rifet ummânıdır
= Damla sandığın gönül bilgi denizidir.

§
Beni aşk içre Ferhâd eyleyen şirin zebânındır
= Beni aşk içre Ferhat eyleyen şirin dilindir.
Sultan III. Murad
§
Âşıkta keder neyler gam halk-ı cihânındır
= Âşıkta keder neyler, gam dünya halkınındır.
Şeyh Gâlib
§
Ehl-i ma’ârif olanın her sözü bir kitâbdır
= Bilge kişinin her sözü bir kitaptır.
Mânî
§
Feryâd-ı andelîbe sebep nev-bahârdır
= Bülbülün feryadı bahardandır.
Şeyhülislam Bahayî
§
Ölümden gayriye hep çâre vardır
= Ölümden başkasına çare vardır.

§
Her sîne ki var vüs’una çesbân gamı vardır
= Her kalbin kendine uygun kederi vardır.
Nâbî
§
Aklınız ermediği yer vardır
= Aklınız ermediği yer vardır.

§
Sa’y-i tamamla kişi âlemde kâm alır
= Eksiksiz çalışmayla kişi isteğine ulaşır.

§
Âf-tâbı göricek zerrede tâkat mi kalır
= Güneşi görünce zerrede güç mü kalır?
Âgâh
§
Mütekebbir iki âlemde de menfûr kalır
= Kibirli iki dünyada da iğrençtir.
Râşid
§
Ne kadar bilmese de halk hüner-mendi tanır
= Ne kadar bilmese de halk, hüner sahibini tanır.
Şeyh Gâlib
§
Çobanın gönlü olıcak tekeden süt çıkarır
= Çobanın gönlü olursa, tekeden süt çıkarır.

§
Meşhur meseldir âşıkı çok naz usandırır
= Meşhur meseldir, âşığı çok naz usandırır.
Fennî
§
Lokma sîr etmez mahabbet arttırır
= Lokma karın doyurmaz, sevgiyi arttırır.

§
Bülbül-i şûrideyi hicrân-ı gül-zâr ağlatır
= Sevdalı bülbülü gülşenden ayrılık ağlatır.

§
Senden yayılmasın bu haber kim siyâhtır
= Senden yayılmasın bu haber ki, karadır.
Nâilî-i Kadîm
§
Allah’a tevekkül edenin yâveri Hak’tır
= Allah’a tevekkül edenin yardımcısı Hak’tır.
Ziyâ Paşa
§
Hüner akrân içinde her cihetten fâik olmaktır
= Hüner akran içinde her yönden üstün olmaktır.
Nev’î
§
Günâhı söyleyenler boynuna bence karanlıktır
= Günahı söyleyenler boynuna, bence karanlıktır.
Hızırağazâde Said Bey
§
Avâmın ihtirâmı mukbilân-ı dehre muhtasstır
= Halkın saygısı dünyanın kutlu kişilerine özeldir.
Yenişehirli Avnî
§
Safâ-yı hâtır ancak bâdede sâgarda kalmıştır
= Gönül neşesi ancak badede, kadehte kalmıştır.
Râmî
§
Sükûtun vakti geçmiş şimdi iş feryâde kalmıştır
= Susmanın zamanı geçti, şimdi iş feryada kaldı.
Fahri Bey
§
Her iş tekmil olup pûşide-i taştın mı kalmıştır
= Her iş bitti de tek leğen örtüsü mü kaldı?

§
Ehl-i tevhîdde yoktur ikilik Allah bir
= Tevhid ehlinde yoktur ikilik, Allah bir.
Halim Giray
§
Çeşm-i a’mâya göre leyl ü nehâr ikisi bir
= Görmeze göre, gece ve gündüz birdir.
Aynî
§
Halkın safâ-yı vakti geçen demlerindedir
= Halkın iyi günleri, geçmiş zamanlarındadır.
Edirneli Kâmî
§
Kimse kâm almış değil ya kâm-ı âlem nerdedir
= Kimse zevk almış değil, dünyanın zevki nerdedir?
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Vatanın zevki mülâkât-ı ehibbâ iledir
= Yurdun zevki dostlarla görüşmededir.
Basîrî
§
Ne sâl iledir ne mâl iledir beyim ululuk kemâl iledir
= Ne yaş, ne mal iledir beyim, ululuk olgunluk iledir.
Es’ad Muhlis Paşa
§
Çok muzırr var menâfi’i biledir
= Çok zararlının yararı da vardır.
Tâli’î
§
Âlem-i fânîde resm-i zinde-gânî böyledir
= Yalan dünyada hayatın kuralı böyledir.

§
Âferînişten beri ahvâl-i âlem böyledir
= Yaratılıştan beri dünyanın hâli böyledir.
Şeyhülislam Ârif Hikmet
§
Bülbül ağlar gül güler ahvâl-i âlem böyledir
= Bülbül ağlar, gül güler, dünyanın hâli böyledir.

§
İlm-i ihfâ ketm-i esrâr etmedir
= Gizli bilim, sırları saklamaktır.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Kimyâ elindeki sîm ü zeri hıfz etmedir
= Simya, elindeki gümüş ve altını korumadır.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Hilâf-ı cins ile ülfet belâ değil de nedir
= Karşı cinsle görüşme bela değil de nedir?
Râşid
§
Sevâb böyle mahalde hatâ değil de nedir
= Doğru böyle yerde yanlış değil de nedir?
Râşid
§
Anlasam bâri bidâyet mi nihâyet mi nedir
= Anlasam bari başlangıç mı, son mu, nedir?
Şeyh Gâlib
§
Ben ârifim hemişe sözüm ârifânedir
= Ben arifim her zaman sözüm arifanedir.

§
Ben âşıkım hemişe sözüm âşıkânedir
= Ben âşığım, her zaman sözüm âşıkanedir.
Fuzûlî
§
Her ne derlerse senin hakkında hep efsânedir
= Her ne derlerse senin hakkında, hep efsanedir.
Nef’î
§
Ben ne yazdım sen ne fehm eyledin garîb efsânedir
= Ben ne yazdım, sen ne anladın, garip efsanedir.
Muallim Nâcî
§
Lâtif sühan nezâket-i tab’a numûnedir
= Güzel söz, ince kişilik göstergesidir.
Sâmî
§
Kul olma dergehinde Mısır’a sultân olmadan yeğdir
= Kapında kul olmak, Mısır’a sultan olmaktan yeğdir.
Sânî
§
Ma’bed-i Leylî’de zincir-i cünûn tesbihdir
= Leylâ tapınağının tespihi, cinnet zinciridir.
Vecdî
§
Mevt-i âlim mevt-i âlem gibidir
= Bilginin ölümü, dünyanın ölümü gibidir.
Mevlana Ebussuud
§
Hânenin lâzım olan sâhibidir
= Evin lazım olan sahibidir.

§
Zerreler âf-tâba râci’dir
= Zerreler güneşe döner.
Şeyh Gâlib
§
Felekten bî-niyâz olmak dahi bir özge vâdidir
= Felekten istememek de bir özge yoldur.
Nâilî-i Kadîm
§
Hıfz-ı lisân medâr-ı selâmet değil midir
= Dili korumak esenlik nedeni değil midir?
Şeyhülislam Ârif Hikmet Bey
§
Rûzgârın germ ü serdin görmeyen âdem midir
= Zamanın iyilik ve kötülüğün görmeyen adam mıdır?

§
Hadîs-i zülfünü anma yılan hikâyesidir
= Zülfünün öyküsünü anma, yılan hikâyesidir.
Şeyh Gâlib
§
Fart-ı hiddet cinnetin bir nev’idir
= Aşırı öfke cinnetin bir türüdür.
İsmail Safâ
§
Şâm-ı firâkın âhiri subh-i visâldir
= Ayrılık akşamının sonu kavuşma sabahıdır.
Bâkî
§
Fark eylemeyen cevheri sarrâf değildir
= Ayırt edemeyen cevheri sarraf değildir.
Nev’î
§
Şâ’ir sözü bî-rûh ola insâf değildir
= Şair sözü ruhsuz olsun, insaf değildir.
Nev’î
§
Bütün Şirazlı Hâfız değildir
= Bütün Şirazlılar Hâfız değildir.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Ne bilsin bahr hâlin ol ki menzil-gâhı sâhildir
= Sahilde oturan ne bilir denizin hâlini.
Fuzûlî
§
Hâin evden olunca müşkildir
= Hayın evden olunca çetindir.
Sâbit
§
Şikâyet çok felekten söylesem ta’bîr müşkildir
= Şikâyet çok felekten, söylesem anlatmak zordur.
Bursalı Tâlib
§
Kitâb-ı fenn-i aşkı eylemek tefsîr müşkildir
= Aşk bilimi kitabını yorumlamak zordur.
Mekkî
§
Sürûr-i bî-meal-i âlemin encâmı mâtemdir
= Dünyanın anlamsız sevincinin sonu yastır.
Râşid
§
Hep çekticeğim kendi cezâ-yı amelimdir
= Bütün çektiklerim kendi yaptıklarımın karşılığıdır.
Vâsıf
§
Mükâfât iktizâsınca cezâ cins-i ameldendir
= Eşitlik ilkesince ceza, eylemin cinsindendir.
Koca Râgıb Paşa
§
Bana bu tîr yine kendi terkeşimdendir
= Sırtıma saplanan ok, yine kendi okluğumdandır.
Nâbî
§
Uyûb-ı nâsı ifşâdan libâsın soymak ehvendir
= İnsanların ayıplarını ifşadan giysilerini soymak ehvendir.
Koca Râgıb Paşa
§
Kem söz ile kalp akçe yine sahibinindir
= Kem söz ile kalp akçe yine sahibinindir.

§
Cennet dediğin bizlere mîrâs-ı pederdir
= Cennet dediğin bizlere baba mirasıdır.

§
Akılsız dost düşmenden beterdir
= Akılsız dost düşmandan beterdir.

§
Bunun keyfiyeti ta’bîr olunmaz zevke dâirdir
= Bunun niteliği anlatılamaz zevke ilişkindir.
Nev’î
§
Feyz-i Mevlâ’ya göre nâkıs ü kâmil birdir
= Hakk’ın bilgisince yetersiz ve yetkin birdir.
İzzet Ali Paşa
§
Kişi deyr-i cihânda bir iki günlük misâfirdir
= İnsan dünyada bir-iki günlük misafirdir.
Nev’î
§
Mecnûn-i melâmet-zede en âkılimizdir
= Kınanmış Mecnûn en akıllımızdır.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Eder püf-kerde şem’-i şûle-dârı rûzgâr âhir
= Söndürür yanan mumu sonunda rüzgâr.

§
Eder bergeşte-sâmân âdemi lu’b-i kumar âhir
= Kumar, zengini sonunda yoksul eder.

§
Çâre ne eski meseldir yazılan başa gelir
= Çare ne, eski meseldir, yazılan başa gelir.

§
Ulviyâ her demde başa yazılan yazı gelir
= Ey Ulvî, her zaman başa, yazılan gelir.
Ulvî
§
Sen gelmeyince hâtıra bilsen neler gelir
= Sen gelmeyince, akla bilsen neler gelir?
Nâbî
§
Dinsizin hakkından îmânsız gelir
= Dinsizin hakkından imansız gelir.

§
Âşıkın hâl-i dil-i zârını Allah bilir
= Âşığın inleyen gönlünün hâlini Allah bilir.
Neccarzâde Şeyh Rızâ
§
Cân ü dilden severim ben seni Allah bilir
= Candan, gönülden severim ben seni, Allah bilir.

§
Herkesin hâlini Allah bilir
= Herkesin hâlini Allah bilir.

§
Bî-mâr hâlini yine bî-mâr olan bilir
= Hasta hâlini yine hasta olan bilir.
Bâkî
§
Hamyâzesin o kaşı kemânın çeken bilir
= Yumuşaklığını o yay kaşlının çeken bilir.

§
Sıhhatin kadrini bî-mâr bilir
= Sağlığın değerini hasta bilir.

§
Ümîd-i lûtf olunan yerde imtinân çekilir
= İyilik umulan yerde başa kakma çekilir.
Râşid
§
Tâze gül yaprağıdır bâd-ı seherden incinir
= Taze gül yaprağıdır, seher esintisinden incinir.
Usûlî
§
Şeyh-i kâmil mürîdden bilinir
= Yetkin şeyh müridinden bilinir.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Sâfi şarâb kendini sâgarda gösterir
= Saf şarap kendini billur kadehte gösterir.
Avnî Dede
§
Hûb olan elbette kendin gösterir
= Güzel olan elbette kendin gösterir.
Bâkî
§
Sorsalar mağdûrunu gaddâr kendin gösterir
Sorsalar mağdurunu, gaddar kendin gösterir.
Koca Râgıb Paşa
§
Nakş ü nigâr hâneyi ma‘mûr gösterir
= Nakış ve bezemeler evi bayındır gösterir.
Mîr Ârif
§
Bakalım âyine-i devrân ne sûret gösterir
= Bakalım zamanın aynası ne gösterir?
Bâkî
§
Âdeme cübbe ve destârı kerâmet mi verir
= Cübbe ve sarık insana keramet mi verir?
Şeyhülislam Yahyâ
§
Hîle ile iş gören mihnetle cân verir
= Hile ile iş gören eziyetle can verir.
Neylî
§
Arûs-ı vuslâta tâlib olan nişân verir
= Evlenmek isteyen işaret verir.
Râşid
§
Bir gün olur ki nahl-i ümîdim semer verir
= Bir gün olur, umut fidanım meyve verir.
Dürrî
§
Deliden uslu haber nâle-i zencîr verir
= Deliden uslu haber, zincir şakırtısı verir.
Koca Râgıb Paşa
§
Fasl-ı bahâr mürg-i hoş-âvâzı söyletir
= Bahar güzel sesli kuşu söyletir.
Fıtnat Hanım
§
Haddini erbâb-ı cehlin hadd-i te’dîb öğretir
= Bilgisizlere haddini, ceza öğretir.

§
İşret güher-i âdemi temyîze mihektir
= İçki, insan cevherinin denek taşıdır.
Ziyâ Paşa
§
Akrânı bulunmaz güzel ammâ ki dönektir
= Eşi bulunmaz güzel ama dönektir.
Dâniş
§
Aşksız cânı ölü bilmek gerektir
= Aşksız canı ölü bilmek gerektir.
Sultan Veled
§
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir
= Uyarıyla uslanmayanın hakkı kötektir.
Ziyâ Paşa
§
Züleyhâ-yı cihândan dâmenin tahlîs erliktir
= Erlik, dünya Züleyha’sından eteğini kurtarmaktır.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Teveccüh bende-i nâçize şân-ı ehl-i şefkâttir
= Zavallılarla ilgilenmek sevecenliğin gereğidir.

§
Tevazu’ ayn-ı rif’at hidmet-i millet siyâdettir
= Alçakgönüllülük yüceliğin ta kendisi, millete hizmet efendiliktir.
Nâmık Kemâl
§
İzzetin kadrini idrâke sebep zillettir
= İzzetin değeri zilletle anlaşılır.
Nâbî
§
Teennî mâye-i ikbâl-i ehl-i istikâmettir
= Düşünerek hareket, doğruların mutluluk ilkesidir.
Pertev Paşa
§
Şükr-i ni’met o da bir ni’mettir
= Nimete şükretmek de bir nimettir.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Bakılsa her varak âyine-i âsâr-ı kudrettir
= Bakılsa her yaprak, bir kudret eserleri aynasıdır.
Şeyhülislam Ârif Hikmet Bey
§
Zevk ânındır ki perîşânlığı cem’iyyettir
= Zevk onundur ki, dağılması toplanmaktır.
Şeyh Gâlib
§
Sorarsan meclisin keyfiyyetin kendin bilenden sor
= Sorarsan meclisin niteliğin, kendini bilenden sor.
Hayâlî Bey
§
Kiminle ülfet eylersen var eyle tek bizi hoş gör
= Kiminle görüşürsen görüş, tek bizi hoş gör.
Hızır Ağazâde Said
§
Mühür kimdeyse Süleymân oldur
= Mühür kimdeyse, Süleyman odur.

§
Halka râci’dir istihzâ sakın mezmûmdur
= Yaratışa döner alay, sakın, kötüdür.
Râşid
§
Derdimiz ömrümüzden efzûndur
= Derdimiz ömrümüzden uzundur.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Ümîdi kes ki emelden elem bozuntusudur
= Umudu kes emelden ki, elem bozuntusudur.

§
Galât evlâdır olunca meşhûr
= Yanlış yeğlenir, olunca meşhur.

§
Su uyur düşman uyumaz meşhur
= Su uyur, düşman uyumaz, meşhurdur.
Sünbülzâde Vehbî
§
Eyler ne yazdı ise kaza ve kader zuhûr
= Ne yazıldıysa alna, o gelir başa.
Nüzhet
§
Bir belâya intizârdan bin belâ eyler zuhûr
= Bir belaya ilenmekten bin bela çıkar ortaya.
İbnülemîn Mahmûd Kemâl
§
Tâ vakti gelmeyince umûr eylemez zuhûr
= Zamanı gelmedikçe, gerçekleşmez işler.
Nâbî
§
Padişeh kande ise bendeleri anda olur
= Padişah nerede ise kulları da oradadır.

§
Vefâsı olsa cihânın cihân-dâra olur
= Vefası olsa dünyanın kendini yönetene olur.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Tâze koruk sabr ile helvâ olur
= Taze koruk sabırla helva olur.
Azrî
§
Lûtfeder bir gün Hudâ elbette feth-i bâb olur
= Lütfeder bir gün Hakk, elbette açılır kapılar.
Nef’î
§
Ehl-i günâh lâyık-ı renc ü azâb olur
= Günahkâr iki dünyada da cezayı hak eder.
Mir Ârif
§
Olma sıbyân ile hem-rah düşse bârın şâd olur
= Çocukla yol arkadaşı olma, yükün düşse eğlenir.

§
Vakt olur kim akbeh şey ahsen-i mevcûd olur
= Zaman olur ki, en çirkin şey, var olanların en güzeli olur.
Osman Nuri
§
Gaflet ki âkıle sebeb-i intibâh olur
= Gaflet, akıllı adamı uykudan uyandırır.
Koca Râgıb Paşa
§
Halkı râhatsız eden kimsede râhat mı olur
= Halkı rahatsız eden kimsede rahat mı olur?
Nâbî
§
Hak söze mecnûn dahi râzı olur
= Doğru söze deli bile boyun eğer.

§
Âdem istifsâr edince Ka’be’ye vâsıl olur
= İnsan sora sora Kâbe’ye ulaşır.

§
Damlaya damlaya elbet göl olur
= Damlaya damlaya elbet göl olur.

§
Ehl-i dünyâ bekâda nâdim olur
= Dünya düşkünleri öte dünyada pişman olur.
Sâmî
§
Halka gönül bağlayan sonra peşîmân olur
= Yaratılmışa gönül bağlayan sonra pişman olur.
Sultan Veled
§
Sûfî deniz tutuştu desen bî-gümân olur
= Deniz tutuştu desen, sofu kuşku duymaz.
Hâtem
§
Ölmek âsân idi ammâ arada hicrân olur
= Ölmek kolaydı, ayrılık olmasaydı.
Hayretî
§
Kâbil-i irşâd olan insân olur
= Uyarılara uyan insan olur.

§
Keştîye bâr-ı girânı bâis-i temkin olur
= Gemiye, ağır yük direnç kazandırır.
Koca Râgıb Paşa
§
Meşhurdur bezl ile ni’met füzûn olur
= Meşhurdur, paylaşılan nimet artar.
Nâbî
§
Kâfirin hem zindesi hem mürdesi murdar olur
= Kâfirin hem dirisi, hem de ölüsü murdardır.
Sâbit
§
Kim ki hizmet-kâr alır ma’nîde hizmet-kâr olur
= Hizmetçi tutan, gerçekte hizmetçi olur.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Aşk âteşine kim ki yana nâr ise nûr olur
= Aşk ateşine yanan kimse, ateş ise nur olur.
Çelebizâde Âsım
§
Hüsn-i hulk âdeme sermâye-i asâyiş olur
= Güzel ahlâk insana güvenlik sermayesidir.
Sâmî
§
Ben derd-i aşkı söylemesem başka dert olur
= Aşk derdini söylemesem, başka dert olur.
Fâik Memdûh
§
Neler çeker bu gönül söylesem şikâyet olur
= Neler çeker bu gönül, söylesem şikâyet olur.
Nef’î
§
Tıfl-ı endek-sâlenin dil-dâdesi rüsvây olur
= Yaşı küçük güzele gönül veren rezil olur.
Koca Râgıb Paşa
§
Güzel söz güherdir güher az olur
= Güzel söz elmastır, elmas az olur.
Bâkî
§
Hıfz olan çeşme gubâr ârız olur
= Sakınan göze toz kaçar.

§
Sabr ile derler kişi elbette maksûdun bulur
= Sabırla, derler, kişi elbet amacına ulaşır.

§
Rûzgârın önüne düşmeyen âdem yorulur
= Rüzgârın önüne düşmeyen yorulur.
Fasîh Dede
§
Bu dünyâdır gehî mâtem gehî sûr
= Bu dünyadır, bazen yas, bazen şenlik.
Bâkî
§
Vîrân olacak kasra bu ziynet çoktur
= Yıkılacak köşke bu süs çoktur.
Necmî
§
Öyle Mecnûn olacak hüsnüne Leylâ yoktur
= Öyle Mecnûn olacak güzelliğine Leylâ yoktur.
Râşid
§
Bahâmız ağır ânınçün bizim revâcımız yoktur
= Değerimiz yüksektir, o nedenle isteyenimiz yoktur.

§
Kanâ’at kenz-i lâ-yüfnâ ile tefsîr olunmuştur
= Kanaat, tükenmez hazine diye yorumlanmıştır.
Râşid
§
Nâ-mübârek kademi Nil ü Fırat’ı kurutur
= Na-mübarek ayağı Nil ve Fırat’ı kurutur.
Âgâh
§
Arkası üzre yatıp ehl-i kubûr etti huzûr
= Sırt üstü yatıp mezardakiler, rahat ettiler.
İşretî
§
Gül-sitândan murâd bir güldür
= Gül bahçesinden murat bir güldür.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Heves-i câh ile câhil mütelâşi görünür
= Makam hevesiyle bilgisiz, telaştadır sürekli.
Nâilî-i Kadîm
§
Taklîd-i zâg kebg-i hıramânı güldürür
= Karganın öykünmesi, kekliği ancak güldürür.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Bir kadeh mey kişinin cümle hicâbın götürür
= Bir kadeh içki kişinin tüm utancın götürür.
İshak
§
Mâcerâmız bizim ey dil daha çok su götürür
= Maceramız bizim ey gönül, daha çok su götürür.

§
Şîvesinden duramaz bir dem ayağ üstüne yâr
Tâze şâhın yine kendüye olur meyvesi bâr
= Nazından duramaz bir dem ayakta sevgili,
Taze dalın yine kendine olur yük meyvesi.
Hâtemî (Edirneli İbrahim)
§
Görünce hakkı kabul ahsen-i hasâildir
Kabîh hulk olamaz âdemin inâdı kadar
= Görünce hakkı kabul en güzel erdemdir,
Çirkin huy olamaz insanın inatçılığı kadar.
Âsaf (Mahmûd Celâleddin Paşa)
§
Hukûk sâhibi mûr olsa da Süleymân’dır
Kişi mukaddes olur hakka istinâdı kadar
= Hak sahibi karınca olsa da Süleyman’dır,
Kişi kutsallaşır hakka dayandığı kadar.
Âsaf (Mahmûd Celâleddin Paşa)
§
Cihânın bûd ü nebûdu kaderdedir câhil
Çeker vahâmeti tedbîre i’tiyâdı kadar
= Dünyanın varı yoğu yazgıdadır hep, bilgisiz,
Çeker tehlikeyi önlem alma alışkanlığı kadar.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Rûz-i visâl olsa cihân müddeti kadar
Vakt-i firâkın olmaya bir sâati kadar
= Kavuşma günü, olsa dünyanın ömrü kadar,
Ayrılık vaktinin değildir bir saati kadar.
Necîb (Suyolcuzâde Mustafa)
§
Kulûba sâhib olmayan hükümdâr
Cihângîr olsa yine bî-iktidâr
= Gönülleri kazanamayan yönetici,
Dünyayı fethetse yine de iktidarsızdır.
Abdülhak Hâmid
§
Eylemez irâs-ı hüsn ârâyişi bed-tıynetin
Ziynet olmaz mâra endâmındaki nakş ü nigâr
= Süslenişi, kötü huyluya güzellik sağlamaz,
Süs olmaz yılana, gövdesindeki nakış ve bezekler.
Koca Râgıb Paşa
§
Elbette berg ü bârını berbâd eder bir gün gelir
Cem’iyyetine goncenin etmez tahammül rûzgâr
= Elbette dalını, yaprağını dağıtır gün gelir,
Toplu duruşuna goncanın dayanmaz rüzgâr.
Riyâzî
§
Subha dek olmazsa sûzan nola kandîl-i menâr
Kimsenin subha çerâgını çıkarmaz rûzgâr
= Sabaha dek yanmazsa nola minare kandili,
Kimsenin sabaha mumunu çıkarmaz rüzgâr.
Nâbî
§
Ben ayımı yerde gördüm ne isterem gökyüzünden
Benim yüzüm yerde gerek bana rahmet yerden yağar
= Ben ayımı yerde gördüm, ne isterim gökyüzünden,
Benim yüzüm yerde gerek, bana rahmet yerden yağar.
Yûnus Emre
§
Âbisten-i safâ vü kederdir leyâl hep
Gün doğmadan meşîme-i şebden neler doğar
= Nice sevinç ve kedere gebedir geceler hep,
Gün doğmadan gecenin rahminden neler doğar.
Rahmî-i Kırımî
§
Kim bilir ol bir bahâra kim ölüp kim kala sağ
Ayş ü nûş et kim geçer kalmaz bu eyyâm-ı bahâr
= Kim bilir öbür bahara kim ölüp kim kalır sağ,
Eğlenmene bak ki geçer, kalmaz bu bahar günleri.
Mesihî
§
Ey muallim âlet-i tezvirdir eşrâra ilm
Kılma ehl-i zulme ta’lîm-i ma’ârif zinhâr
= Saptırma aracıdır kötülerin elinde bilgi,
Ey öğretmen, zalimlere onu öğretme sakın!
Fuzûlî
§
Lâle dağ-ı siyehin saklayamaz bir hafta
Âşık elbette eder sûz-i derûnun izhâr
= Lâle siyah lekesini saklayamaz bir hafta,
Âşık elbette gönül ateşini gizleyemez.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Yok iken tilki gibi hile-güzâr
Yine postu soyulur âhir kâr
= Yokken tilki gibi hilebaz,
Yine postu soyulur sonunda.
Sünbülzâde Vehbî
§
Hünkâr şehre geldi deyu seyre çıktılar
Her kûşe meh-likâ dolu hünkâra kim bakar
= Sultan şehre geldi diye seyre çıktılar,
Her köşe ay yüzlü dolu, sultana kim bakar?
Behiştî
§
Pâk gevher bed güherden dâimâ mümtâz olur
La’l ü yâkutun yanında kehrübâya kim bakar
= Mücevherin değerlisi değersizinden daima seçilir,
Lâl ve yakutun yanında samankapana kim bakar?
Trabzonlu Âgâh Paşa
§
Turfa bir kâşâne-i gamdır Ziyâ mülk-i fenâ
Her giren ol hâneye giryân girer giryân çıkar
= Tuhaf bir gam sarayıdır Ziyâ, bu yokluk sarayı,
Her giren o eve ağlayarak girer, ağlayarak çıkar.
Ziyâ Paşa
§
Müşkil budur ki her kime kim hâlim ağlasam
Aşkın yolunda o dahi benden beter çıkar
= Sorun şu ki, her kime hâlimi ağlasam,
Aşk yolunda o da benden beter çıkar.
Ahmed Paşa
§
Güneşin zerre kadar kadrine noksan gelmez
Eylese nûr-i cihân-tâbını huffâş inkâr
= Güneşin zerre kadar değeri düşmez,
Eylese dünyayı aydınlatan ışığını yarasa inkâr.
Bâkî
§
Dert ile rûyine senin baktıkça İlhâmî
Yüzü handân olur ammâ ciğeri kan ağlar
Dertle yüzüne baktıkça İlhâmî,
Yüzü güler ama yüreği kan ağlar.
İlhâmî (III. Selim)
§
Değil bülbül gibi fasl-ı bahâra giryemiz mahsûs
Senin âşıkların ey bî-vefâ gül her zaman ağlar
= Değil bülbül gibi gözyaşlarımız bahara özgü,
Senin âşıkların ey vefasız gül, her zaman ağlar.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Bağrına taşlar basıp ben hastayiçün dağlar
Kabrim üzre saçların çözmüş bulutlar ağlar
= Bağrına taşlar basmış ben hasta için dağlar,
Kabrim üzre saçların çözmüş bulutlar ağlar.
Âhî
§
Bezm-i belâda bir kişi hûş-yâr kalmadı
Câm-ı mey-i mahabbete bilmem ne kattılar
= Belâ meclisinde bir kişi bile ayık kalmadı,
Aşk badesinin kadehine bilmem ne kattılar?
Necâtî
§
Abes sarf eylemez ehl-i mekârim himmetin Râşid
Akik-i sâf-güher-i âb-ı rûyin nâm için saklar
= Boşa harcamaz ahlâklı insanlar himmetin Râşid,
Yüzsuyunun saf cevherli akiğini nam için saklar.
Müverrih Râşid
§
Erbâb-ı harâbâtı komak hâline yeğdir
Tahrîse sebeptir mey-i gül-fâma yasaklar
= Meyhanecileri kendi hâllerine bırakmak yeğdir,
Daha da isteklendirir gül renkli şaraba yasaklar.
Nâbî
§
Seçer mi âdemi hayvân olanlar
Ne bilsin gevheri nâ-dân olanlar
= Seçer mi insanı hayvan olanlar,
Ne bilsin elması bilgisiz olanlar?
Usûlî
§
Seherde seyre geldi bâğa cânân
Neler seyreyledi bîdâr olanlar
= Seherde seyre geldi bağa sevgili,
Neler seyreyledi uyanık olanlar?
Esrâr Dede
§
Derûndan âşina ol taşrâdan bî-gâne sansınlar
Bu bir özge reviştir âkıl ol dîvâne sansınlar
= İçten tanış ol, dışarıdan yabancı sansınlar,
Bu bir özge yoldur, akıllı ol, deli sansınlar.
Şinâsî (Ruznâmecizâde Mehmed)
§
Şeb-i yeldâda uzar fecre kadar kıssa-i aşk
Tâ ki Mecnûn bitirir nutkunu Leylâ başlar
= Uzun gecelerde sürer fecre dek aşk öyküsü,
Öyle ki, Mecnûn bitirir sözünü, Leylâ başlar.
Yahyâ Kemâl
§
Bana teklif-i zühd etmezdi idrâk olsa zâhidde
Yazıklar kim ânı âkıl beni dîvâne yazmışlar
= Bana el-etek çekmeyi önermezdi anlayış olsa zahitte,
Yazıklar olsun ki, onu akıllı yazmışlar, beni divane.
Nef’î
§
Nasîb-i ağniyâdır ihtiyâc erbâbının nakdi
Olur deryâya câri ol sebepten sû-be-sû cûlar
= Zenginlerin nasibidir yoksulların parası,
Denize akar o nedenle her yerde ırmaklar.
Enderunlu Vâsıf
§
Bir ayakta iki âlem mülkünü seyr ettiler
Sâgar-ı bâde ile anlar kim ayakdaş oldular
= Bir kadehte iki dünya mülkünü seyrettiler,
Şarap kadehiyle onlar ki ayaktaş oldular.
Âhî
§
Söyleyenler kendisin bilmez bilenler söylemez
Cûylar çün vardılar deryâya hâmûş oldular
= Söyleyenler kendin bilmez, bilenler söylemez,
Irmaklar gibi ki vardılar denize, suspus oldular.
Nev’îzâde Atâî
§
Sezâ-yı tîg olur haddin tecâvüz eyleyen mûlar
Ânınçün tîgden âzâdedir müjgân ü ebrûlar
= Kesilmeyi gerektirir ölçüyü aşması tüylerin,
Ondandır kılıçtan kurtulması kaş ve kirpiklerin.
Nâbî
§
Gül ü mül bezmine meyl etme sözüm tut Yahyâ
Ne cefâ-dîde-i hâr ol ne gam-âlûd-ı humâr
= Gül ve şarap meclisine yönelme, sözümü tut Yahyâ,
Ne dikenin eziyetini çek, ne şarabın acılı sersemliğini.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Halkın isti’dâdına vâbestedir âsâr-ı feyz
Ebr-i nisândan sadef dür-dâne ef’â sem kapar
= Halkın yeteneğine bağlıdır gelişme eserleri,
Nisan bulutundan istiridye inci, yılan zehir kapar.
Belîğ
§
Beşerin böyle dalâletleri var
Putunu kendi yapar kendi tapar
= Beşerin böyle sapkınlıkları var,
Putunu kendi yapar, kendi tapar.
Tevfik Fikret
§
Fehîmâ şâ’irân-ı bül-heveste insâf kalmamış
Kanâ’at eylemez mazmûna divânın çalar çarpar
= Ey Fehîm, maymun iştahlı şairlerde insaf kalmamış,
Sanatlı sözlerle yetinmez, tüm divanı çalıp çırparlar.
Fehîm
§
Çeşm-i jeng-âlûdeye etmez tecellî bir zaman
Nûr-i pâk-i aşk ancak dîde-i bînâ arar
= Kirli gözlere görünmez hiçbir zaman,
Aşkın temiz ışığı, ancak gören göz arar.
İbnülemîn Mahmûd Kemâl
§
Düşmek üzre yıldırım ekser muallâ tâk arar
Herkese gitmez belâ erbâb-ı istihkâk arar
= Düşmek için yıldırım ekser yüksek yer arar,
Herkese gitmez bela, müstahak olanları arar.
Nâmık Kemâl
§
Geh neş’e-yâb-ı şevk oluruz geh pür-humâr
Keyfiyyet-i zamâneyi gördün mü ber-karâr
= Bazen sevinçle neşelenir, bazen acı çekeriz,
Zamanın durumunu gördün mü aynı kararda?
Haşmet
§
Olıcak bir kişinin bahtı kavî tâli’i yâr
Kehlesi dahi mahallinde ânın işe yarar
= Olunca bir kişinin kısmeti açık, talihi yâr,
Biti bile yerinde onun işe yarar.

§
Var fenâ deştin temâşâ et açıp ibret gözün
Nice İskender türâb olmuş nice Dârâ yatar
= Git yokluk çölünü seyret, açıp ibret gözünü,
Nice İskender toprak olmuş, nice Dârâ yatar.
Rahmî
§
Kâmilin taş yasdınıp toprak döşenmektir işi
Bâliş-i râhatta dâim câhil ü nâ-dân yatar
= Olgunun işi taşa yaslanmak, toprakta yatmaktır,
Rahatlık yastığında her zaman bilgisiz ve nobran yatar.
Hâletî
§
Aşk-ı dil-berden cüdâ sanma bedende can yatar
Gâfil olma herkesin gönlünde bir arslan yatar
= Güzel aşkından uzak sanma, bedende can yatar,
Aymazlık etme, herkesin gönlünde bir aslan yatar.
Lebibî (Mehmed Lebib)
§
Doyulmaz hân-ı ihsâna kanâ’at gelmez insâna
Kerem gördükçe ey Bâkî gedâlardan recâ artar
= Doyulmaz ihsan sofrasına, yetinme bilmez insan,
Lütuf gördükçe ey Bâkî, artar istek dilencilerde.
Bâkî
§
Geh gözde geh gönülde hadengin mekân tutar
Her kande olsa kanlıyı elbette kan tutar
= Gâh gözde, gâh gönülde okun mekân tutar,
Her nerede olsa, kanlıyı elbette kan tutar.
Fuzûlî
§
İdrâk edemez neş’esini sâgar-ı aşkın
Kalbinde ânın kim eser-i hubb-i sivâ var
= Anlayamaz neşesini aşk şarabının,
Kalbinde onun ki başka sevgilerin izi var.
Kâzım Paşa
§
Ne söylemekte selâmet ne sabra var tâkat
Derûn-ı âşık-ı şeydâda hep tereddüt var
= Ne söylemekte esenlik, ne sabra güç var,
Çılgın âşığın gönlünde hep tereddüt var.

§
Bende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı var
Âşık-ı sâdık menem Mecnûn’un ancak adı var
= Bende Mecnûn’dan çok âşıklık yeteneği var,
Gerçek âşık benim, Mecnûn’un ancak adı var.
Fuzûlî
§
Bî-vücûd olmak gibi yoktur cihânın râhatı
Gör ki simurgun ne dâmı var ne de sayyâdı var
= Yokluğa ermek gibi yoktur dünyanın rahatı,
Gör ki Anka’nın ne tuzağı, ne de avcısı var.
Koca Râgıb Paşa
§
Gezme ey gönlüm kuşu gâfil fezâ-yı ışkta
Kim bu sahrânın güzer-gehlerde çok sayyâdı var
= Gezme ey gönlüm kuşu şaşkın aşk çölünde,
Ki bu çölün yollarında çok avcı var.
Fuzûlî
§
Kur’ân tilâvetiyle Müselmanlık olsa ger
Âl-i Yezid’in Âl-i Abâ’dan ne farkı var
= Kur’an okumakla Müslümanlık olsa eğer,
Yezid soyunun Ehl-i Beyt’ten ne farkı var.
Muallim Feyzî
§
Zâhidin gönlünde cennet âşıkın dîdâr-ı yâr
Lâ-cerem her kişinin başında bir sevdâsı var
= Sofunun gönlünde cennet, âşıkta sevgilinin yüzü,
Kuşkusuz her kişinin başında bir sevda var.

§
Cevr ü cefâya mihr ü vefâ firkate visâl
Her derdin ey gönül bu cihânda devâsı var
= Eziyet ve çileye sevgi ve bağlılık, ayrılığa kavuşma,
Her derdin, ey gönül, bu dünyada, devası var.
Fıtnat Hanım
§
Mağlûb-ı nefs ü şöhret ve mağrûr-ı mülk ü mâl
Olmaz meğer o kes ki dalâlet-i hevâsı var
= Benlik ve üne yenilmiş, mal ve mülke aldanmış
Olamaz kimse, eğer boş arzularca şaşırtılmamışsa.
İrânî Remzi Baba
§
Efendi ta’n edenin aklı var mı Mecnûn’a
Gürûh-ı ehl-i hevâ içre bir mi bin deli var
= Efendi kınayanın aklı mı var Mecnûn’u,
Âşıklar takımı içinde bir mi, bin deli var.
Koca Râgıb Paşa
§
Epsem ol kim nîk ü bed bî-hûde halk olmuş değil
Her biriyle çerh-i dâniş-perverin bir işi var
= Sus ki, iyi ve kötü boşuna yaratılmış değil,
Her biriyle bilge feleğin bir işi var.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Bir başıma kalsam şehe sultâna kul olmam
Vîrân olası hânede evlâd ü ıyâl var
= Bir başıma olsam şaha sultana kul olmam,
Viran olası evde çoluk çocuk var.
Âşık Derdli
§
Nevâ-yı neyde ruh-efzâ olur uşşâka bir dem var
Dilâ ney gibi nâlân olmada bir özge âlem var
= Neyin nağmesinde can veren âşıklara bir nefes var,
Ey gönül, ney gibi inlemekte de bir özge âlem var.
İlhâmî (III. Selim)
§
Takrîr edemem derd-i derûnum elemim var
Allah’ı seversen beni söyletme gamım var
= Anlatamam içimdeki derdi, elemim var,
Allah’ı seversen beni söyletme, kederim var.
Sultan Veled
§
Ne beyân-ı hâle cür’et ne figâna tâkatim var
Ne recâ-yı vasla gayret ne firâka kudretim var
= Ne hâlimi bildirmeye cesaretim, ne feryada gücüm var,
Ne kavuşmak için çabam, ne ayrılığa dayanma gücüm var.
Enderunlu Vâsıf
§
Sûrette nazar eyler isen sen ile ben var
Ammâ ki hakîkatte ne sen var ne ben var
= Bakarsan, görünüşte sen ile ben var,
Ama gerçekte ne sen var, ne ben var.
Ziyâ Paşa
§
Ârâyiş-i dünyâdan el çekmeğe niyyet var
Yakında adem derler bir şehre azimet var
= Dünya güzelliklerinden el çekmeye niyet var,
Yakında yokluk denilen bir şehre yolculuk var.
Rûhî
§
Lâf ü da’vâ-yı enâniyet ne lâzımdır ârife
Herkesin âlemde bin mâ-fevki bin ma’dûnu var
= Benlik söz ve davası ne gerektir arife,
Herkesin dünyada bin üstü, bin altı var.
Es’ad Muhlis Paşa
§
Ne dünyâdan safâ bulduk ne ehlinden recâmız var
Ne dergâh-ı Hudâ’dan mâ’dâ bir ilticâmız var
= Ne dünyadan zevk aldık, ne ehlinden isteğimiz var,
Ne de Allah dergâhından başka bir sığınağımız var.
Nef’î
§
Sû-be-sû sevk eyleyen hep sâik-i takdîrdir
Kimsenin destinde yok Râgıb zimâm-ı ihtiyâr
= Taraf taraf yönlendiren hep kaderdir,
Kimsenin elinde yok Râgıb seçme gücü.
Koca Râgıb Paşa
§
Sanman geçem eş’ârdan pîr etmek ile rûzgâr
Ma’nâ-yı bikri göricek vallahi kalmaz ihtiyâr
= Sanmayın geçerim şiirden yaşlandım diye,
Yeni bir anlam görünce vallahi kalmaz irade.
Nev’î
§
Rûhdur kalıb-ı insâna Fehîmâ irfân
Heykel-i bî-hünerân addolunur seng-i mezâr
= Ruhtur insan kalıbına ey Fehîm bilgi,
Hünersiz heykeller olsa olsa mezar taşıdır.
Süleymân Fehîm
§
Mânend-i bûm meskeni vîrâneler olur
Her kim ki dest-i gadr ile âşiyân bozar
= Baykuş gibi meskeni yıkıntılar olur,
Her kim ki zulümle yuva yıkarsa.
Emin Efendi
§
Aslı yok sözleri Mecnûn söyler
Sorma her bir deliden uslu haber
= Asılsız sözler söyler deliler,
Sorma her deliden uslu haber.
Sünbülzâde Vehbî
§
Çekilenler kalır Es’ad bu cihân içre hemân
Vakt-i şâdî de gelir mevsim-i mihnet de geçer
= Çekilenler kalır Es’ad, bu dünyada, apansız,
Mutluluk vakti de gelir, sıkıntı dönemi de geçer.
Es’ad (Vak’anüvist)
§
Cümle lezzetten leziz iksirsin ey zehr-i aşk
Zevk-i derdinden alan her rûh dermândan geçer
= Cümle lezzetten leziz iksirsin ey aşk zehri,
Derdinin zevkini alan ruh dermandan geçer.
Yahyâ Kemâl
§
Göz yum cihândan aç gözünü kendi hâline
Sen göz yumup açınca bu dünya gelir geçer
= Gözünü yum dünyaya, aç gözünü kendi hâline,
Sen göz yumup açıncaya bu dünya gelir geçer.
İbn Kemâl
§
Tertîb-i bezm-i düşmeni bir gün bozar felek
Kalır tehî piyâle bu devrân gelir geçer
= Düşmanın eğlencesini bir gün dağıtır felek,
Kadehler boş kalır, bu devran gelir geçer.
Nevres-i Kadîm
§
Gel geç libâs-ı atlas-ı şâhîden ey gönül
Cûy-i fenâyı halk çü uryan gelir geçer
= Gel geç sultanların ipek giysilerinden ey gönül,
Yokluk ırmağını halk çünkü çıplak gelir geçer.
Beyânî (Mustafa)
§
Feyz-i Hâlik’tir bu dehşet-zârı i’mâr eyleyen
Dest-gâh-ı sun’-ı Mevlâ’dan neler geçmiş geçer
= Yaratanın bağışıdır bu dehşet yurdunu şenlendiren,
Hakk’ın sanat tezgâhından neler geçmiş, geçer.
Harputlu Hayrî
§
Ümîd-i gendüm etme sakın cev-feşân olup
Âlemde nîk ü bed kişi hep ektiğin biçer
= Buğday bekleme sakın arpa ekip,
Dünyada, iyi ya da kötü, kişi hep ektiğin biçer.
Şefik
§
Gör zâhidi kim sâhib-i irşâd olayım der
Dün mektebe vardı bugün üstâd olayım der
= Gör sofuyu ki yol gösterici olayım der,
Dün mektebe girdi, bugün üstat olayım der.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Kim olur zor ile maksûduna reh-yâb-ı zafer
Gelir elbette zuhûra ne ise hükm-i kader
= Kim zorla amacına ulaşabilir dünyada,
Elbette gerçekleşir neyse kaderin hükmü.
Vâsıf
§
Cebr olmayıp irade-i cüz’iyye olsa da
Kim fi’lini muhâlif-i hükm-i kazâ eder
= Zorlama olmasa, seçiminde özgür olsa da,
Kim kaderde yazılana aykırı iş yapabilir?
Hersekli Ârif Hikmet
§
Âdil fırsat da düşse kinden istib’âd eder
Zâlim idbâra düşerken dînden istimdâd eder
= Âdil fırsat da düşse kinden uzaklaşır,
Zalim güçten düşerken dinden yardım umar.
Neyzen Tevfik
§
Gül tecellâ-yı cemâl etmiş miyân-ı gül-şene
Görmeyip bülbül kenâr-ı bâğdan feryâd eder
= Gül bütün güzelliğiyle çıkmış güllüğün ortasına,
Görmeyip bülbül, bahçe kenarından feryat eder.
Nev’î
§
Niyet ü azm ü amel sabr ü sebat
Beşeri maksadına nâil eder
= Niyet, kararlılık, çalışma, dayanma
Ve direnme, insanı ulaştırır amacına.
Ârife Hanım
§
Hak tecellî eyleyince her işi âsân eder
Halk eder esbâbını bir lahzada ihsân eder
= Allah yardım edince her iş kolaylar,
Yaratır nedenlerini, bir anda bağışlar.

§
Görse tel ehline ip takmaz resen-bâz felek
Bulsa bir nâ-dânı ammâ âleme serdâr eder
= Görse, tel cambazına ip takmaz cambaz felek,
Bulsa bir bilgisizi, dünyaya sultan eder.
Enderunlu Vâsıf
§
Etme tedbîrinde noksân gerçi takdîrindir iş
Hüsn-i tedbîr eyle emrinde Hudâ takdîr eder
= Etme tedbirinde kusur, gerçi takdirindir iş,
İyi düşünerek yap işini, Allah takdir eder.

§
Kâbil-i feyz olsa bir âdem lisân-ı hâl ile
Ders-i aşkı âna her birin çemen takrir eder
= Ders alabilecek nitelikteyse insan, hâl diliyle,
Aşk dersinin her birini ona çimenler anlatır.
Belîğ
§
Bâtıl hemîşe bâtıl ü bî-hûdedir velî
Müşkil oldur ki sûret-i haktan zuhûr eder
= Yanlış her zaman yanlış ve boşunadır, ama
Sorun olanı, doğru biçiminde çıkar ortaya.
Nâbî
§
Kim kaçar yalvarmadan dil-dâra ammâ neylesin
Âşık-ı şeydâ niyâz ettikçe dil-ber nâz eder
= Kim kaçar yalvarmaktan sevgiliye, ama neylesin,
Çılgın âşık yalvardıkça, alımlı güzel nazlanır.
Şeyhülislam Yahyâ
§
La’net o merd-i muhteşem-i bî-fazîlete
İkbâl-i dehri vâsıta-i imtiyâz eder
= Lânet olsun o erdemsiz gösterişçiye,
Dünya makamını ayrıcalık aracı yapar.
Recâîzâde Mahmûd Ekrem
§
Tûlına bakma ki zencîr-i fenâdır ömrün
Seni her lâhza adem mahbesine yeder
= Uzunluğuna bakma, yokluk zinciridir ömrün,
Seni her an yokluk zindanına çeker götürür.
Behiştî
§
Kim ki mekr-i zen-i dünyâya zebûn olmaz ise
Rezm-gâh-ı feleğe merd gelir merd gider
= Kim dünya zennesinin tuzağına düşmezse,
Feleğin savaş meydanına er gelir, er gider.
Nâbî
§
Andan et fehm safâ olmadığın dehrde kim
Meclis-i âleme dil-germ gelen serd gider
= Ondan anla neşe olmadığını dünyada ki,
Dünya meclisine yüreği sıcak gelen soğuk gider.
Nâbî
§
Andelîb âh edip ağlar gül âna hande eder
Böyle gelmiştir ezelden bu cihân böyle gider
= Bülbül inleyip ağlar, gül ona güler,
Böyle gelmiştir ezelden, bu dünya böyle gider.
Behiştî
§
Mihneti kendine zevk etmedir âlemde hüner
Gam ü şâdi-i felek böyle gelir böyle gider
= Derdi kendine zevk etmektir dünyada hüner,
Feleğin keder ve neşesi böyle gelir, böyle gider.
Vâsıf
§
Geh safâ buldu gönül âyinesi kâh keder
Böyledir hâl-i cihân böyle gelir böyle gider
= Bazen sevinç buldu gönül aynası bazen keder,
Böyledir dünyanın hâli, böyle gelir, böyle gider.
Kâtibî (Galatalı Seydi Ali Reis)
§
Geç gelir tez gider deyu safâ çekme keder
Âlemin hâli budur böyle gelir böyle gider
= Geç gelir tez gider diye neşe, çekme keder,
Dünyanın hâli budur, böyle gelir, böyle gider.
Kafzâde Fâizî
§
Durmadan gitmededir ömrümüzün kâfilesi
Kûs-ı rıhlet çalınır geldi gider geldi gider
= Durmadan gitmektedir ömrümüz katarı,
Göç davulu çalınır, geldi gider, geldi gider.
İshak Çelebi
§
Sâkîyâ mey sun ki bir gün lâle-zâr elden gider
Erişir fasl-ı hazan bâğ ü bahâr elden gider
= Saki, şarap sun ki bir gün bu lalelik elden gider,
Erişir güz mevsimi, bahçe ve bahar elden gider.
Avnî (Fâtih Sultan Mehmed)
§
Sâr-bân-ı vakt isen hazm eyle zîrâ vakt olur
Bir topal merkep belâsıyle katar elden gider
= Zamanın devecisi isen sindir, çünkü gün olur,
Bir topal eşek belasıyla kervan elden gider.
Ziyâ Paşa
§
Televvünât-ı şuûn-ı cihâna aldanma
Eser şecer beşer âhir türâb olup gider
= Dünya olaylarının renkliliğine aldanma,
Eser, ağaç ve insan sonunda toprak olup gider.
Giridî Sırrı Paşa
§
Sûret-pezir-i ma’rifet olmaktadır hüner
Yoksa bu dehre nice heyûla gelir gider
= Bilgiyle donanmak, biçimlenmektir hüner,
Yoksa bu dünyaya nice kütükler gelir gider.
İzzet Ali Paşa
§
Fehm etmeyen dakâyık-ı nakş-ı Sâni’i
İbret-sitân-ı âleme a’mâ gelir gider
= Anlamayan Hakk’ın yaratış inceliklerini,
Dünyanın ibretler bahçesine kör gelir, kör gider.
Âtıf
§
Âdem odur ki adını âlemde andıra
Âlemde ad kalır ü âdem gelir gider
= İnsan odur ki adını dünyada andıra,
Dünyada ad kalır, insan gelir gider.
Âdem Dede
§
Âlemde gam kişiye dem-â-dem gelir gider
Âdem mi var ki âlemde hurrem gelir gider
= Dünyada keder kişiye an be an gelir gider,
İnsan mı var ki dünyada sevinçli gelir gider.
İbn Kemâl
§
Kıldım belâ-yı aşk ile ben müptelâ sefer
Meşhûrdur ki âşıka yâ sabr u yâ sefer
= Kıldım aşk belasıyla ben sefer,
Meşhurdur ki, âşığa ya sabır ya sefer.
Ahmed Paşa
§
Biz safâ ile neşât-âbâdı ettik çün makarr
Sana da ey gam adem-âbâda lâzımdır sefer
= Biz neşeyle sonsuz şenlik yurdunu yurt edindik,
Sana da ey keder, yokluk yurduna lazımdır sefer.
Sultan III. Ahmed
§
Âşık-ı hak-bîn sürer dîdâr zevkin dâimâ
Zâhid-i hod-bîn oturmuş gussa-i ferdâ çeker
= Gerçeği gören âşık sürer görme zevkini hep,
Bencil kaba sofu oturmuş gelecek kaygısı çeker.
Halilî-i Âmidî
§
Ey hâce gâfil olma sakın kâtib-i ecel
Bir gün olur ki defter-i ömre kalem çeker
= Ey hoca, gafil olma sakın, ecel kâtibi,
Bir gün olur, ömür defterine kalem çeker.
Behiştî
§
Âkıl ne şâd olur bu cihânda ne gam çeker
Câhil hemîşe şâd olayım der elem çeker
= Akıllı ne sevinir bu dünyada ne de üzülür,
Bilgisiz hep sevineyim diyerek elem çeker.

§
Geh câm-ı zehr-i kâtil ü geh derd-i ser çeker
Mihmân-ı bezm-i sâkî-i devrân neler çeker
= Bazen ölümcül zehir kadehi, bazen baş ağrısı çeker,
Dünya sakisi meclisinin konuğu neler neler çeker?
Adlî (Sultan II. Bayezid)
§
Saçların çözsün bulutlar ra’d kılsın nâleler
Haşre dek yansın yakılsın kabrim üzre lâleler
= Saçların çözsün bulutlar, gürlesin gökler,
Dirilişe dek yansın yakılsın kabrim üstünde laleler.
Âhî
§
Senin vasf-ı cemâlinden erişip zevk ü hâletler
Benim şi’rim gibi cânâ yakasın çâk eder hâmeler
= Güzelliğini anlatırken öyle kendinden geçtiler,
Şiirim gibi ey sevgili, yakasını yırtar kalemler.
Taşlıcalı Yahyâ
§
Bir gelen bir dahi gelmez bak sana dehr-i dûn
Böyle tekdîr eylemez mihmânı sâhib-i hâneler
= Bir gelen bir daha gelmez sana alçak dünya,
Böyle üzmez konuklarını ev sahipleri.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Hayrîyâ âzâde olmaz kayd-ı gamdan âkılân
Bir ferâgat âlemi bulmuş yine dîvâneler
= Ey Hayrî, keder zincirinden kurtulamaz akıllılar,
Bir huzur ve doygunluk dünyası bulmuş yine deliler.
Harputlu Hayrî
§
Kimi hayrân kimi giryân kimi bî-hûş güler
Kimisi yel gibi olup kuru sevdâda yeler
= Kimi şaşkın, kimi ağlar, kimi akılsız güler,
Kimisi yel gibi olmuş, kuru sevdalara yeler.
İshak Çelebi
§
Bu ne sırdır râz-ı aşkın demedim bir kimseye
Şehre düşmüş ben seni sevdim deyu âvâzeler
= Bu ne sırdır, aşk sırrını demedim bir kimseye,
Şehre düşmüş ben seni sevdim diye söylentiler?
Fuzûlî
§
Dehrden mürdeleri sanma mürûr eylediler
Yattılar arkaları üzre huzûr eylediler
= Ölüleri dünyadan sanma gittiler,
Yattılar arkaları üzre, rahat ettiler.
Fevrî
§
Lâle-hadler yine gül-şende neler etmediler
Servi yürütmediler gonceyi söyletmediler
= Lale yanaklılar yine gülşende neler etmediler,
Serviyi yürütmediler, goncayı söyletmediler.
Necâtî Bey
§
İntişâr ettikte envâr-ı tecellî âleme
Herkesi hâlince bir derde giriftâr ettiler
= Tecelli nurları yayıldıkça dünyaya,
Herkesi hâlince bir derde uğrattılar.

§
Yıkar bir günde neccâr ettiği bünyâdı bir yılda
Gücü ta’mir-i dildir sehldir hâtır-şikenlikler
= Yıkar bir günde marangoz, yaptığı yapıyı bir yılda,
Zoru gönül onarmaktır, kolaydır gönül kırmalar.
Râşid
§
Aceb mahşerde olsun yâdına gelmez mi ey zâlim
Senin için bu dünyâyı ferâmûş ettiğim demler
= Mahşerde olsun gelmez mi aklına acaba ey zalim,
Senin için bu dünyayı unuttuğum zamanlar?
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Konarsın şâh-bâzım sen de bir gün dest-i ümmîde
Geçer ol evc-i istiğnâda pervâz ettiğin demler
= Konarsın doğanım sen de bir gün bir umut eline,
Geçer o doygunluk doruklarında uçtuğun zamanlar.

§
Âhir yine hâk olur bu tenler
Bilmem neye kibr eder edenler
= Sonunda yine toprak olur bu tenler,
Bilmem neye kibir eder, edenler?
Şeyhülislam Abdullah Vassaf
§
Güle gûş ettiremez yok yere bülbül inler
Varak-ı mihr ü vefâyı kim okur kim dinler
= Güle duyuramaz, yok yere bülbül inler,
Sevgi ve bağlılık sayfalarını kim okur, kim dinler?
Kânî-i Karamanî
§
Gönlünde senin gayr u sivâ sûreti neyler
Lâyık mı bu kim Ka’be’ye büt-hâne desinler
= Gönlünde başkası ve dünya sureti neyler,
Layık mı bu ki, Kâbe’ye puthane desinler?
Şeyhülislam Yahyâ
§
Dil hânesini yık koma taş üstüne taş
Sen yap ânı eller âna vîrâne desinler
= Dil evini yık, koma taş üstünde taş,
Sen yap onu, eller ona yıkıntı desinler.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Hiç akla gelir miydi bu âşıklığım ey dil
Kim derdi ki bir gün bana dîvâne desinler
= Hiç akla gelir miydi bu âşıklığım ey gönül,
Kim derdi ki bir gün bana divane desinler.

§
Sun sâgarı sâkî bana mest-âne desinler
Uslanmadı gitti gör o dîvâne desinler
= Sun kadehi saki, bana mestane desinler,
Uslanmadı gitti gör o divane desinler.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Bu kare yüzüm ak olsa da rûz-i cezâda
Şimdi bana dünyâda ne derlerse desinler
= Bu kara yüzüm ak olsun da ceza gününde,
Şimdi bana dünyada ne derlerse desinler.
Leylâ Hanım
§
Hem sînesi pür-dâğ hem âvâzesi muhrik
Neyden bilinir sûz-i mahabbet neye derler
= Hem göğsü yaralı, hem sesi yakıcı,
Neyden bilinir aşk ateşi neye derler.
Koca Râgıb Paşa
§
Bir kere de sor bâri gelip hastanı zâlim
İnsâf nenin adı mürüvvet neye derler
= Bir kere de sor gelip hastanı zalim,
İnsaf neyin adı, insanlık neye derler.
Nüzhet-i Kadîm
§
Hulûs-ı âlemi nakş-ı ber-âbdır derler
Vefâ zamânede ayn-ı serâbdır derler
= Dünyanın saflığını suya çizilen resimdir derler,
Vefa, zamanımızda serabın ta kendisidir derler.
Râşid
§
Eline zer alıb varsan “Efendi, gel, buyur” derler
Eğer destin tehî varsan efendiyi uyur derler
= Elinde altınla varsan, “Efendi, gel, buyur!” derler,
Eğer elin boş varırsan, efendiyi uyur derler.
Andelîbî
§
Avnî nice ibrâz-ı kemâl eylesin âdem
Bir yerde ki hak söyleyeni dâra çekerler
= Avnî olgunluğunu nasıl göstersin insan,
Bir yerde ki doğru söyleyeni ipe çekerler.
Yenişehirli Avnî
§
Haksan da “ene’l-Hak” demeden eyle tevakkî
Mansûr gibi sonra seni dâra çekerler
= Haksan da “Ben Hakk’ım” demekten sakın,
Mansûr gibi sonra seni ipe çekerler.
Trabzonlu Âgâh Paşa
§
Sanma ey hâce ki senden zer ü sîm isterler
Yevm-i lâ-yefna’da kalb-i selîm isterler
= Sanma ey hoca ki altın ve gümüş isterler,
Hesap günü senden temiz bir kalp isterler.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Her sûreti hak sanma ki erbâb-ı felâket
Rü’yâda nice devlet-i bîdâr görürler
= Her görüntüyü gerçek sanma ki felaketzedeler,
Rüyada nice bitimsiz zenginlikler görürler.
Şeyh Gâlib
§
Berây-i kârdır da’vâ-yı ihlâs ettiği halkın
Dürûg-ı maslahat-âmizdir şimdi sadâkatler
= Çıkar içindir doğruluk iddiası halkın,
İşini yürütme yalanlarıdır şimdi doğruluklar.
Müverrih Râşid
§
Gönül ki hande yüzünden yaşar hayâta güler
Hayâta hande eden rind kâ’inâta güler
= Gönül ki gülüşten yaşar, hayata güler,
Hayata gülen rint, evrene güler.
Muallim Nâcî
§
Tev’am olmuş sûruna kahbe cihânın mâtemi
Duhterin tezvîc eden mâder hem ağlar hem güler
= İkiz olmuş düğününe kahpe dünyanın yası,
Kızını evlendiren anne hem ağlar, hem güler.
Aynî
§
Ehl-i sûziş gülse de vâreste olmaz giryeden
Baksana şem’-i ziyâ-güster hem ağlar hem güler
= Yüreği yanan gülse de kaçamaz ağlamaktan,
Baksana ışık yayan mum hem ağlar, hem güler.
Pertev Paşa
§
Zen gibi şîve-i şehvetle alan dünyâyı
Vaz’-ı haml etme gibi vermede feryâd eyler
= Kadın gibi şehvetle alan dünyayı,
Doğurur gibi verirken feryat eder.
Neş’et
§
Su gibi her kişi kim kendi yolun pâk eyler
Ayağı altına âlem yüzünü hâk eyler
= Su gibi kişi kendi yolunu temizlerse,
Ayağı altına dünya yüzünü toprak eyler.
İshak Çelebi
§
Râgıbâ düşmanın aldanma tevâzu’larına
Seyl divârın ayağın öperek hedm eyler
= Ey Râgıb, düşmanın aldanma tevazularına,
Sel, duvarın ayağını yalayarak yıkar.
Koca Râgıb Paşa
§
Gündüz çıkarır zevkini rindân ramazanın
İftâr safâsın dahi ehl-i şikem eyler
= Gündüz çıkarır zevkini rintler orucun,
İftar sevincini de mide düşkünleri yaşar.
Hoca Neş’et
§
Değildir hâl-i âlem bir kararda gam yeme ey dil
Bu bâzâra gelen geh sûd eder gâhî ziyân eyler
= Değildir dünya hâli bir kararda, üzülme ey gönül,
Bu pazara gelen bazen kâr eder, bazen zarar eyler.
Hâşimî (Bursalı Emir Osman)
§
Zâtında görür sûret-i noksân ü kusûrun
Âyine-i ef’âline her kim nazar eyler
= Özünde görür eksiklik ve kusuru,
Edimler aynasına her kim bakarsa.
Haşmet
§
Bed-baht âna derler ki elinde cühelânın
Kahrolmak içün kesb-i kemâl ü hüner eyler
= Talihsiz ona derler ki, elinde bilgisizlerin,
Kahrolmak için olgunluk ve bilgi kazanır.
Şinâsî
§
Bir devrede geldik ki bu bâzâr-ı fenâya
Sermâye-i irfânı olanlar hazer eyler
= Bir dönemde geldik ki bu yokluk pazarına,
Sermayesi bilgi olanlar, korku içindedirler.
Nâmık Kemâl
§
Bir düş gibidir hak bu ki ma’nîde bu âlem
Kim göz yumup açınca zamânı güzer eyler
= Bir düş gibidir, doğrusu özünde bu dünya,
Ki göz yumup açıncaya zamanı geçip gider.
Nef’î
§
Müslim olsa dahi dest-i ihtiyâra fiâl
Yine muvâfık-ı hükm-i kazâ sudûr eyler
= Eylemler özgür iradeye bağlanmış olsa da,
Yine kaderin hükmüne uygun olan gerçekleşir.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Eğer bir şem’a bin âyine tutsan in’ikâs eyler
Bu vech-i vahdeti a’mâ olan kesret kıyâs eyler
= Eğer bir muma bin ayna tutsan yansır,
Bu birliğin özünü kör olan çokluk sanır.

§
Merkezle âşinâ ol etme muhîte rağbet
Müstağrık-i hakîkat meyl-i kenârı neyler
= Merkezi tanı çevreye yönelme,
Hakikate dalanlar sahili neyler?
Nâbî
§
Ehl-i akl anlamaz efsûs lisân-i dilden
Zanneder âşık-ı dîvâne muammâ söyler
= Akılcılar anlamaz yazık, gönül dilinden,
Sanır ki, delirmiş âşık saçma şeyler söyler.
Yahyâ Kemâl
§
Mahabbet-i can-nisârı bellidir vaz’-ı mezârından
Şehîd-i aşkı sorma kimseye gül-gûn kefen söyler
= Can verdiren aşkı bellidir mezarın durumundan,
Aşk şehidini sorma kimseye, gül renkli kefeni söyler.
Muallim Feyzî
§
Sevâd-ı mümkinât âsâr-ı sun’ı bî-sühan söyler
Kitâb-ı kâ’inât esrâr-ı Hakk’ı bî-dehen söyler
= Varoluş yazısı yaratma gücünü sözsüz anlatır,
Evren kitabı Allah sırlarını ağızsız anlatır.
Nâbî
§
Muvâfıktır yine elbet mizâca şîve-i hikmet
Tabîbin olsa da kizbi marîzin sıhhatin söyler
= Uygundur yine elbet yaratılışa hikmetin dili,
Hekim yalan söylese de, hastanın sağlığın söyler.
Koca Râgıb Paşa
§
Miyân-ı güft ü gûda bed-meniş îhâm eder kubhun
Şecaat arz ederken merd-i kıptî sirkâtin söyler
= Laf arasında kötü huylular çirkinliklerin söyler,
Yiğitliğini anlatırken Çingene merdi hırsızlığın söyler.
Koca Râgıb Paşa
§
Harâbâtı görenler her biri bir hâletin söyler
Safâsın nakleder rindân u zâhid sıkletin söyler
= Meyhaneyi görenler, her biri bir durumun söyler,
Neşesini anlatır rintler, kaba sofu sıkıntısın söyler.
Koca Râgıb Paşa
§
Sebû-yı pür sadâ vermez tehî hum sâzdan kalmaz
Yesârın ketm eder mâl ehli müflis devletin söyler
= Dolu testi ses vermez, boş küp davuldan geri kalmaz,
Zenginler varlığın gizler, batkınlar zenginliğin söyler.
Lebib-i Âmidî
§
Tecellî neş’esin ehl-i şikem idrâk kâbil midir
Beheşt andıkça zâhid ekl ü şirbin lezzetin söyler
= Tecelli neşesini, pisboğazların anlaması mümkün müdür?
Cenneti andıkça sofu, yiyecek ve içeceklerin tadını söyler.
Koca Râgıb Paşa
§
Cihân-ârâ cihân içindedir ârâyı bilmezler
Şu mâhiler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler
= Evreni bezeyen dünya içindedir, bezeği bilmezler,
Şu balıklar ki, denizin içindedir, denizi bilmezler.
Yeniceli Hayâlî
§
Maksadın hüsn-i taayyüşse bu âlemde eğer
Çalışıp etmeli tahsîl-i kemâlât ve hüner
= Amaç güzel bir yaşamsa bu dünyada eğer,
Çalışıp elde etmeli olgunluk ve hüner.
İsmail Safâ
§
Erbâb-ı fazl ü ma’rifet olmazdı mu’teber
Herkes cihânda olsa eğer sâhib-i hüner
= Bilgin ve bilgelerin olmazdı bir değeri,
Herkes dünyada eğer olsaydı bilgi sahibi.
Sâmih
§
Hased-i kalb-i adüvv lûtf ile olmaz zâil
Sengde muzmer olan âteşe âb etmez eser
= Düşman kalpteki haset iyilikle yok olmaz,
Taşta gizlenmiş olan ateşe su tesir etmez.
Müverrih Râşid
§
Zâlimin rişte-i ikbâlini bir âh keser
Mâni-i rızk olanın rızkını Allâh keser
= Zalimin zenginlik ipini bir ah keser,
Rızka engel olanın rızkını Allah keser.

§
Eder insânı giriftâr-ı elem kayd-ı maâş
Mürg kim dâne telâşında ola dâma düşer
= Geçim kaygısı insanı derde düşürür,
Yem telaşındaki kuş, tuzağa düşer.
Râşid
§
Kalenderân-ı hakîkî odur ki fânîde
Ne kayd-ı ser ne gam u derd-i mâ-sivâya düşer
= Gerçek gönül eri odur ki, yalan dünyada
Ne can korkusuna ne dünya dert ve gamına düşer.
Enderunlu Vâsıf
§
Külâh ü hırkayı kıl terk nefse eyle külâh
Hevâ-yı tâc ü ridâ’ya düşen riyâya düşer
= Külah ve hırkayı terk et, nefsine gem vur,
Taç ve hırka derdine düşen riyaya düşer.
Enderunlu Vâsıf
§
Cânı kim cânânı için sevse cânânın sever
Cânı için kim ki cânânın sever cânın sever
= Kim canını sevgili için severse sevgiliyi sever,
Kim sevgiliyi canı için severse canını sever.
Fuzûlî
§
Bir kemâlin var ise mu’terif-i noksân ol
Derk-i acz eyleme her âkıle idrâk yeter
= Bir olgunluğun varsa eksikliğini itiraf et,
Eksikliğini anlamak, her akıllıya yeter anlayıştır.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Gel gör ki cehle ben diyemem ilimden beter
Yanlışsa bildiğim bana hiç bilmemek yeter
= Gel gör ki bilmezliğe diyemem bilgiden beter,
Yanlışsa bildiğim, bana hiç bilmemek yeter.
Abdülhak Hâmid
§
Bu dehr-i taabde nâil-i câh olmağa lâ-büdd
Utanmaz yüz tükenmez söz işitmez bir kulak ister
= Bu çile dünyasında bir makama ulaşmak için,
Utanmaz yüz, tükenmez söz, duymaz bir kulak ister.

§
Erer bir sâhil-i maksûda âhir fülk-i dil kalmaz
Olur bir gün müsâid rûzgâr ammâ zamân ister
= Gönül gemisi bir gün istediği sahile ulaşır,
Rüzgâr bir gün uygun eser, ama zaman ister.
Rüşdü Paşa
§
Âşık ki sûz-ı ışk ile uryân olup gezer
Abdâldır ki âlemi hayrân olup gezer
= Âşık ki aşk ateşiyle üryan olup gezer,
Derviştir ki dünyayı hayran olup gezer.
Bâkî
§
Cihân efsânedir aldanma Bâkî
Gam ü şâdi hayâl ü hâba benzer
= Dünya bir masaldır, aldanma Bâkî,
Keder ve neşe, hayal ve düşe benzer.
Bâkî
§
Bu dünyânın meseli bir ulu şâra benzer
Velî bizim ömrümüz bir tiz bâzâra benzer
= Bu dünyanın meseli, bir ulu şehre benzer,
Ama bizim ömrümüz, bir tez pazara benzer.
Yûnus Emre
§
İşitin ey yârenler ışk bir güneşe benzer
Işkı olmayan gönül misâli taşa benzer
= İşitin ey dostlar, aşk bir güneşe benzer,
Aşkı olmayan gönül, bir taşa benzer.
Yûnus Emre
§
Taş gönülden ne biter dilinde âğu tüter
Nice yumşak söylese sözü savaşa benzer
= Taş gönülden ne biter, dilinde ağı tüter,
Nice yumuşak söylese, sözü savaşa benzer.
Yûnus Emre
§
Verdi beşere karz ile Hak nakd-i hayâtı
İnde’t-taleb elbette müheyya-yı edâdır
= İnsana ödünç olarak verdi Allah hayatı,
İstendiğinde elbette geri vermeye hazırdır.
Emrî (Edirneli Emrullah)
§
Şâd olma eğer ârif isen ömr ile cisme
Ten hâke varır ömr-i aziz ise hebâdır
= Sevinme eğer arifsen ömür ile bedene,
Ten toprağa varır, sevgili ömürse boşa gitmiştir.
Diyarbakırlı Cehdî
§
İstemegil Hakk’ı ırak gönüldedir Hakk’a durak
Sen senliğin elden bırak tenden içeri candadır
= İstemegil Hakk’ı ırak, gönüldedir Hakk’a durak,
Sen senliğin elden bırak, tenden içeri candadır.
Yûnus Emre
§
Heves ü hırs-ı emel hâtır-ı pîrândadır
Mâr ü mûrun yuvası hâne-i vîrândadır
= Aşırı istek ve tutku yaşlı gönüldedir,
Yılan ve karıncanın yuvası, yıkık evdedir.

§
Işk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb
Kılma dermân kim helâkim dermânındadır
= Aşk derdinden hoşnudum, el çek ilacımdan tabip,
Kılma derman ki, ölümüm dermanındadır.
Fuzûlî
§
Âşiyân-ı mürg-i dil zülf-i perîşânındadır
Kande olsam ey perî gönlüm senin yanındadır
= Gönül kuşunun yuvası, dağınık zülfündedir,
Nerde olsam, ey güzel, gönlüm senin yanındadır.
Fuzûlî
§
İhtilâfâtıyla dehrin uğraşmakta zevk yok
Zevk ânın mirsâd-ı ibretten temâşâsındadır
= Uyuşmazlıklarıyla dünyanın uğraşmakta zevk yok,
Zevk onun ibret aynasından izlenmesindedir.
Muallim Nâcî
§
Cevr-i dehr ile olur bülbül gurâba hem-nişîn
Yine şekvâyı gurâb eyler garâbet bundadır
= Dünyanın çilesi bülbülü kargaya arkadaş eder,
Yine de şikâyeti karga eyler, tuhaflık bundadır.
Nev’î (Malkaralı Yahyâ)
§
Bir dil ki ola aşk ile hay tâ ebed ölmez
Meyyit sayılır aşktan ol cân ki cüdâdır
= Aşk ile diri gönül ölümsüzdür,
Ölü sayılır o can ki aşktan uzaktır.
Muallim Nâcî
§
Yûsuf dahi olsan düşürürler seni çâha
Ebnâ-yı zamânın işi ihvâna cefâdır
= Yusuf bile olsan atarlar seni kuyuya,
Zamane adamlarının işi kardeşlerine eziyettir.
Hâşimî (Bursalı Emir Osman)
§
Eczâ-yı beşer câlib-i ta’cîl-i fenâdır
İbkâ-yı eser mucib-i tahsîl-i bekâdır
= İnsan hızla yokluğa yuvarlanır,
Eseri ona ölümsüzlük kazandırır.
Nâmık Kemâl
§
Etmesin kadr-i girânın seni aslâ mağrur
Nâkısın keffe-i mîzânda yeri a’lâdır
= Değerinin yüksekliği seni asla aldatmasın,
Tartıdaki yeri daha yüksektir yeğni olanın.

§
Hallâk-ı cihân kulluğa şâyestedir ancak
Kendin gibi bir şahsa tabasbus ne belâdır
= Evrenin yaratıcısı kulluğa layıktır ancak,
Kendin gibi bir kişiye yaltakçılık ne beladır.
Sünbülzâde Vehbî
§
Beylere bin ma’rifet harceylesen değmez pula
Şimdi meyli dirhem ile bunların dînâradır
= Beylere bin bilgi versen, değmez bir pula,
Şimdi ilgisi gümüş ile altınadır bunların.
Gedizli Azmî
§
Bekâ Yezdân’a şâyândır fenâ ekvâna evlâdır
Vefâ insâna çespândır cefâ hayvâna ahrâdır
= Ölmezlik Hakk’ya yakışır, ölüm varlığa,
Vefa insana yakışır, cefa hayvana.
Nâmık Kemâl
§
Kâfir-dilân-ı hırs ferâmûş edip Hakk’ı
Şimdi sanem-misâl perestiş kuruşadır
= Hırsla kararmış gönüller unutur Hakk’yı,
Şimdi put yerine tapınmalar parayadır.
Nâbî
§
Kılmaz ehl-i ma’rifet ser-riştesiz tedbîr-i kâr
Her tabîb-i hâzıkın mi’yârı nabz-ı hastadır
= Bilgi sahipleri tutamaksız iş yapmaz,
Her hekimin ilk ölçütü hastanın nabzıdır.
Şeyhülislam Ârif Hikmet Bey
§
Bî-hûde niçin şekvâ edersin ki felekten
Sen gibi o ser-geşte de mahkûm-ı kazâdır
= Boşu boşuna niçin şikâyet edersin ki felekten,
Senin gibi o şaşkın da bir kader mahkûmudur.
Sünbülzâde Vehbî
§
Hikmet nizâm-ı âlem-i kevn ü fesâdı hep
İhlâl eden müdâhanedir irtikâbdır
= Hikmet, toplumun düzenini hep
Bozan dalkavukluktur, yolsuzluktur.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Bir kapıyı bend ederse bin kapı eyler küşâd
Hazreti Allah, efendi fâtihü’l-ebvâbdır
= Bir kapıyı kaparsa, bin kapı açar,
Yüce Hakk, efendi, kapılar açıcıdır.

§
Tevâzu ehline âlemde herkes ser-fürû eyler
Durur seccâde yerde lîk halkın secde-gâhıdır
= Alçak gönüllülere dünyada herkes baş eğer,
Durur seccade yerde ama halkın secde yeridir.
Reşad Bey
§
A’râz-ı lafz içinde olur cevher-i müfâd
Vahdet-i vücûd kesret-i eşyâda saklıdır
= Sözün işaretleri içindedir anlam cevheri,
Varlığın birliği, nesnelerin çokluğunda saklıdır.
Nâzım Paşa
§
Beni cevr ile öldürse demen ol yâre kanlıdır
Helâl olsun âna kanım yiğittir delikanlıdır
= Beni eziyetle öldürse de demeyin sevgiliye kanlıdır,
Helal olsun ona kanım; yiğittir, delikanlıdır.
Necâtî Bey
§
Âşık öldürmek tutalım muktezâ-yı hüsn imiş
Tîg-i hicrân ile katl etmek kimin fermânıdır
= Âşık öldürmek tutalım güzelliğin gereğidir,
Ayrılık kılıcıyla öldürmek, kimin buyruğudur?
Ahmed Paşa
§
Ey aşk bildiğin gibi yak yık derûnumu
Bir kimsesiz belâ-zedenin hânmânıdır
= Ey aşk, bildiğin gibi yak yık gönlümü,
Belaya uğramış bir kimsesizin evidir.
Muallim Nâcî
§
Varsa âsârın bırak erbâbı takdîr eylesin
Âdemin da’vâ-yı irfânı hüccet-i hüsrânıdır
= Varsa eserlerin, bırak erbabı takdir eylesin,
İnsanın bilgi iddiası, yoksunluğunun kanıtıdır.
Muallim Nâcî
§
Sürdü Mecnûn nevbetin şimdi benim rüsvâ-yı aşk
Doğru derler her zaman bir âşıkın devrânıdır
= Savdı Mecnun sırasın, şimdi benim aşkın delisi,
Doğru derler, her dönem, bir âşığın zamanıdır.
Fuzûlî
§
Bâğ-ı dehr içre biten her gonce-i âteş-nümâ
Hâk olan bî-dillerin resm-i dil-i sûzânıdır
= Dünya bahçesinde biten her alev renkli gonca,
Toprak olan âşıkların yanmış kalplerinin resmidir.
Nev’î
§
Nevres beni düşürdü dile arzû-yı dil
Hep çektiğim cihânda benim dil belâsıdır
= Nevres beni düşürdü dile gönlün istekleri,
Hep çektiğim dünyada benim dil belasıdır.
Nevres-i Kadîm
§
Yanlış hayâl ile vatanın terk eden kişi
Ne türlü kim cefâ görür ise cezâsıdır
= Yanlış hayal ile yurdunu terk eden kişi,
Ne tür sıkıntı çekerse, yaptığının cezasıdır.
Ahmedî
§
Hayât-ı câvidânîdir ölümden korkma ey ârif
Cihânda cümle şâdînin bilirsin âhiri gamdır
= Ölümsüz hayattır, ölümden korkma ey arif,
Dünyada tüm sevinçlerin, bilirsin sonu kederdir.
Ahmedî
§
Rü’yete hâil olan dîde-i hûn-âbımdır
Bana düşmanlık edenler yine ahbâbımdır
= Görmemi engelleyen gözümün kanlı yaşıdır,
Bana düşmanlık edenler, yine dostlarımdır.
Âsaf (Mahmûd Celâleddin Paşa)
§
Cihân eyler şikâyet pâdişâha zulm-i zâlimden
Belâ bu kim bana zulm eyleyen ol pâdişâhımdır
= Herkes eyler şikâyet padişaha zalimin zulmünden,
Sorun şu ki, bana zulmeyleyen padişahın kendisidir.
Hasan Ziyâ’î
§
Hakîm-i kâmile kâr-ı abes nâkısa verir
Hakîkat ehline terk-i mecâz lâzımdır
= Olgun bilgeye saçma iş eksikliktir,
Hakikat ehli mecazı terk etmelidir.
Şeyhülislam Ârif Hikmet
§
Tahammül eylemez zûr-i hevâya perde-i ismet
Giribân-çâki-i gül dest-i bî-dâd-ı sabâdandır
= Masumiyet perdesi isteklerin gücüne dayanamaz,
Gülün yakasını yırtan sabah yelinin zalim elidir.
Nâmık Kemâl
§
Felek sermâye-i bârânı cezbetmekte yerden
Kibârın bahşiş ü ihsânı emvâl-i gedâdandır
= Gök yağmurun sermayesini yerden çekmektedir,
Büyüklerin bahşiş ve ihsanları yoksul mallarındandır.
Nâmık Kemâl
§
Fark-ı mâhiyyet-i dil çeşm-i temâşâdandır
Pertev-i nîk ü bed âyine-i sîmâdandır
= Dildeki nitelik farkı bakan gözdendir,
İyi ve kötünün ışığı yüzün aynasındandır.
Sâmî
§
Gülü bülbül yakar şem’i dahi pervâne zâr eyler
Kimi gördümse şâkî iştikâsı âşinâdandır
= Gülü bülbül yakar, mumu pervane ağlatır,
Kimi gördümse şikâyetçi, şikâyeti dostlarındandır.
Nevres-i Kadîm
§
Kemâl-i hüsn-i meşreb ârî olmaktır taarruzdan
Riyâ ehline hem çok i’tirâz etmek riyâdandır
= İyi huyun olgunluğu uzak olmaktır saldırmaktan,
İkiyüzlüleri çok eleştirmek de ikiyüzlülüktendir.
Fuzûlî
§
Sıfât ü zât yekdiğerden olmaz münfek
Ziyânın inkişâfı şemsden şemsin ziyâdandır
= Niteliklerle öz birbirinden ayrılamaz,
Işığın açınımı güneşten, güneşin ışıktandır.
Osman Nûrî
§
Zemîn handân olur mu girye-perdâz olmadan eflâk
Gam-i âlem kibâr-ı âlemin gamsızlığındandır
= Yer güler mi gözyaşı dökmeden gökler?
Halkın gamı, büyüklerin gamsızlığındandır.
Yenişehirli Avnî
§
Bir yerde ki cehl hükümrândır
Ol yerde ziyâ-yı hak nihândır
= Bir yerde ki bilmezlik egemendir,
O yerde gerçeğin ışığı gizlidir.
Âsaf (Mahmûd Celâleddin Paşa)
§
Ger derse Fuzûlî ki güzellerde vefâ var
Aldanma ki şâ’ir sözü elbette yalandır
= Eğer derse Fuzûlî güzellerde vefa var,
Aldanma ki şair sözü elbette yalandır.
Fuzûlî
§
Seherler dâimâ vakt-i safâ-yı ehl-i irfândır
Seherler vakt-i rahmettir seherler vakt-i ihsândır
= Seherler daima gönül erlerinin arınma zamanıdır,
Seherler rahmet zamanıdır, seherler ihsan zamanıdır.
Bursalı Hüseyin Rif’at
§
Ne bilsin ehl-i dil kadrin ne anlar ol ki nâ-dândır
Görünür sûretâ insân velî ma’nîde hayvândır
= Ne bilsin gönül erlerinin değerini bilmezler,
Görünüşte insan, özde hayvandırlar.
Safâîzâde Mâide Hanım
§
Bin safsata bir mısrâ’-ı bercesteye değmez
İndimde esâtir-i Felâtun hezeyândır
= Bin asılsız söz bir seçkin dizeye değmez,
Bana göre Eflatun masalları saçmalamadır.
Yenişehirli Avnî
§
Kalb-i mü’min ki arş-ı Rahmân’dır
Ânı yıkmak ziyâde tuğyândır
= Müminin kalbi Hakk’ın arşıdır,
Onu yıkmak, en büyük isyandır.
Sinan Paşa
§
Söz kalbüd-i kadr-i benî âdeme cândır
Söz vâsıta-i râbıta-i âlemiyândır
= Söz değerli insan bedeninin canıdır,
Söz insanlar arasında bağlantı aracıdır.
Yenişehirli Avnî
§
Esbâb-ı safâ akıl diyârındadır amma
Vâdi-i cünûnun dahi çok âlemi vardır
= Neşe nedenleri akıl ülkesindedir ama,
Cinnet vadisinin de çok zevkleri vardır.
Nâbî
§
İçilmekten tehî kalmaz dökülmekten telef olmaz
Fenâ mülkünde çok hum-hâneler peymâneler vardır
= İçmekle bitmez, dökülmekle tükenmez,
Yokluk yurdunda çok meyhaneler, kadehler vardır.
Gelibolulu Âlî
§
Gedâyız şâha baş eğmez dil-i âgâhımız vardır
Fakîr isek ne gam beyler ganî Allah’ımız vardır
= Dervişiz, sultana baş eğmez, bilir gönlümüz vardır,
Yoksulsak ne gam beyler, zengin Allah’ımız vardır.
Fevrî
§
Bu derbend-i belâdan ta’n mı havf etmeyip geçsek
Bizim aşk u mahabbet gibi çün hem-râhımız vardır
= Bu bela geçidinden korkusuz geçişimiz şaşırtıcı mıdır?
Bizim aşk ve sevgi gibi çünkü iki yoldaşımız vardır.
Fevrî
§
Murâdın anlarız ol gamzenin iz’ânımız vardır
Belî söz bilmeziz ammâ biraz irfânımız vardır
= Amacın anlarız o süzgün bakışın, sağgörümüz vardır,
Evet, söz bilmeyiz ama az da olsa sezgimiz vardır.
Nedîm
§
Hûrşîdi ne hâcet edelim nûr ile tavsîf
Âsârı nümâyende-i erbâb-ı nazardır
= Güneşi aydınlıkla nitelemeye ne gerek var,
Eserleri bakmasını bilenlere görünmektedir.

§
Aldı sofinin karârın gösterip yüzün rakîb
San ki şeytân hastaya su gösterip îmân alır
= Aldı sofunun kararını, gösterip yüzünü rakip,
Say ki şeytan hastaya su gösterip iman alır.
Necâtî Bey
§
Kâmilin gitse vücûdu nice icâdı kalır
Sen dahi anlayıgör kim er ölür adı kalır
= Olgunun gitse teni, nice eseri kalır,
Sen de anlayagör ki er ölür, adı kalır.
Ulvî
§
Tecrübe ehli bunu böyle bilir
Kim çok söyleye ol çok yanılır
= Görmüş geçirmişler böyle bilir:
Kim çok konuşursa çok yanılır.
Atâî
§
Hak kulundan intikâmın yine abdiyle alır
Bilmeyen ilm-i ledünnü abdi etti sanır
= Allah kulundan öcünü yine kuluyla alır,
Bilmeyen işin aslını, kulun yaptığını sanır.

§
Yâr gönlüne girip hân-ı visâle erdi
Âferin Fevrî’ye kim rızkını taştan çıkarır
= Yâr gönlüne girip kavuşma sofrasına erdi,
Aferin Fevrî’ye ki rızkını taştan çıkarır.
Fevrî
§
Tatlı sözler herkesi uslandırır
Hoşça söğmeklik bile hoşlandırır
= Tatlı sözler, herkesi uslandırır,
Hoşça sövmek bile hoşlandırır.
Nâmık Kemâl
§
Hadden ziyâde etme tegâfül niyâzıma
Cânâ meseldir âşıkı çok nâz usandırır
= Gereğinden çok duymazdan gelme yakarışlarımı,
Ey sevgili bilirsin, âşığı çok naz usandırır.
Fennî
§
Erişir menzil-i maksûduna âheste giden
Tiz-reftâr olanın pâyine dâmen dolaşır
= Erişir hedefine aheste giden,
Acele edenin ayağına eteği dolaşır.
Hâtemî (Edirneli İbrahim)
§
Gül hazâna muntazır bülbül figâna münhasır
Çeşm-i ibrette gül-istân ayn-ı şiven-gâhtır
= Gül güzü bekliyor, bülbül feryat edip duruyor,
İbretle bakana gül bahçesi bir matem yeridir.
Haşmet
§
Kalem-i sun’-ı Hak’ta sehv olmaz
Hep hatâ-bîn olanlar ahmaktır
= Allah yaratışında hata yoktur,
Hep hata görenler, ahmaktır.
İbn Kemâl
§
Tamâm oldu güzellik sanma Şîrîn ile Leylâ’da
Nice Leylâ bulunur erlik ammâ âşık olmaktır
= Tamamlandı sanma güzellik Şirin ile Leylâ’da,
Nice Leylâ bulunur ama erlik âşık olmaktadır.
Nev’î
§
Hatâya düşme hesâbında âkıbet-bîn ol
Ne varsa toprağın üstünde hepsi topraktır
= Hataya düşme hesabında, ileri görüşlü ol,
Ne varsa toprağın üstünde, hepsi topraktır.
Ferid Kam
§
Ne mihrinden safâ kesbet ne mâhından sa’âdet um
Sakın aldanma bu dehre ikiyüzlü münâfıktır
= Ne güneşinden zevk al, ne ayından mutluluk um,
Sakın aldanma bu dünyaya, ikiyüzlü münafıktır.
Hayâlî (Vardar Yeniceli)
§
Döküp eşk-i tahassür bir yana atf-ı nigâh etmez
Kudûmun intizâriyle gözüm yollarda kalmıştır
= Hasretinden gözyaşı döküp bir yere bakmaz,
Gelişini gözleyerek gözüm yollarda kalmıştır.
Harputlu Hayrî
§
Ararlar nüsha-i adli gezerler nâ-becâ ammâ
O nüsha var ise sanduk-ı İskender’de kalmıştır
= Ararlar adalet belgesini, gezerler durmadan ama,
O belge varsa, İskender’in sandığında kalmıştır.
Enderunlu Vâsıf
§
Denîler bozdular bikr-i nizâm-ı âlemi şimdi
Nizâm ancak efendi sûret-i defterde kalmıştır
= Alçaklar dünya düzenin saflığını bozdular, şimdi,
Düzen ancak, efendi, defterin biçiminde kalmıştır.
Enderunlu Vâsıf
§
Cefâdan yüz çevirmez derd ü gamdan lezzet almıştır
Benim dîvâne gönlüm çok belâdan erte kalmıştır
= Sıkıntıdan kaçmaz, dert ve gamdan tat almıştır,
Benim deli gönlüm, kaç beladan geriye kalmıştır.
Zuhûrî
§
Yemiş içmiş selef bizim sahandan şimdi ahlâfa
Tenakkul etmeye esmâr-ı nazmın hâmı kalmıştır
= Yemiş içmiş öncekiler bizim sahandan, ardıllara
Yemek için şiir meyvesinin yalnız hamı kalmıştır.
Ahmed Cevdet Paşa
§
Gönül mahabbeti bir âdet eylemiş yoksa
Ne bende aşk ne sende cemâl kalmıştır
= Gönül sevmeyi âdet edinmiş, yoksa,
Ne bende aşk, ne sende güzellik kalmıştır.

§
Varlık dağlarını deldik de geçtik
Ferhâd olsak da bir olmasak da bir
= Varlık dağlarını deldik de geçtik,
Ferhat olsak da bir, olmasak da bir.
Âşık Derdli
§
Sen iken mazhar-ı küll nüshâ-i esrâr-ı ezel
Yine sen bilmeyesin kendini hayfâ nice bir
= Allah sende görünür, ezel sırları sende yansırken,
Yine sen bilmiyorsun kendini, yazık, binlerce yazık!
Neşâtî
§
Zâhirinde kanı ârâyiş-i takvâdan eser
Bâtının olmaya mir’ât-ı mücellâ nice bir
= Görünüşünde hani takva süsünün izleri,
Gönlün ne zaman parlak bir aynaya dönecek?
Neşâtî
§
Hak-perestim arz-ı ihlâs ettiğim der-gâh bir
Bir nefes tevhîdden ayrılmadım Allah bir
= Hakk’a taparım, bağlılık sunduğum dergâh birdir,
Bir nefes birlemeden ayrılmadım, Allah birdir.
Muallim Nâcî
§
Gül-şende gûne gûne nedir bu şükûfeler
Âb u havâsı bir kamunun bağ-bânı bir
= Gül bahçesinde çeşit çeşit nedir bu çiçekler,
Suyu ve havası bir hepsinin, bahçıvanı bir?
Nev’î
§
Her tabî’at bezm-i vahdetten alır bir gûne feyz
Neş’e-i câm-ı musaffâ muhtelif sahbâsı bir
= Her kişi birlik meclisinden bir tür zevk alır,
Arıtılmış kadehin neşesi farklı ama şarabı birdir.
Lefkofçalı Gâlib
§
Reng-i vahdet zâtına bi’z-zât mahsûs olmasa
Rûy-i dünyâda olurdu herkesin sîmâsı bir
= Birliğin rengi özüne özüyle özgü olmasa,
Yeryüzünde olurdu herkesin yüzü bir.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Geldimse n’ola ben şuarâ bezmine âhir
Âdet budur âhirde gelir bezme ekâbir
= Şairler meclisine en son geldimse ne var,
Töre budur, en son gelir meclise büyükler.
Nev’î
§
Tahmin-i nisâl ettiğin âhenleri hasma
Âhen-ger-i takdîr yapar pâyine zincir
= Düşmana silah olacak sandığın demirleri,
Kader demircisi senin ayağına zincir yapar.
Nâbî
§
Lâyık değil vedâ ile âzâr-ı dûstân
Mânend-i nâme gizli sefer meşrebimcedir
= Veda ile dostları üzmek güzel değildir,
Bence mektup gibi sefer de gizli olmalıdır.
Âgâh (Mehmed Efendi)
§
İbret gözüyle berk-i dirahtân-ı sebze bak
Hûş-yâr olana her varakı bir cerîdedir
= Ağaç yapraklarına ibret gözüyle bak,
Aklı olana her yaprağı bir tutanaktır.
Bâkî
§
Kimdir bu rûzgârda âsûde-hâl olan
Tarih-i sergüzeşt-i selef ezberimdedir
= Yoktur bu dünyada huzur içinde olan,
Öncekilerin maceraları hep ezberimdedir.
Erzurumlu Hâzık
§
Sun’-ı Hak âzâde-i lâ vü neamdır hoşça bak
Gördüğün noksân senin çeşm-i galat-bînindedir
= Allah sanatı evet ve hayırdan uzaktır, iyi bak,
Gördüğün kusur, senin yanlış bakışındandır.
Âgâh Paşa
§
Âkıl isen âlemin nakşın görüp meyl eyleme
Köhne bir vîrânedir bünyâdı âb üstündedir
= Akıllıysan nakşın görüp dünyaya yönelme,
Köhne bir viranedir, temeli su üstündedir.
Figânî
§
Ölmez ol kim anıla adı ânın eylük ile
Tâ kıyâmet anılır ol kim kemâl üstündedir
= Ölmez adı iyilikle anılan kimse,
Kıyamete kadar anılır olgun kimse.
Muhibbî (Kanunî Sultan Süleymân)
§
Hande eyler âlemin evzâ-ı nâ-hem-vârına
Güldüğü ehl-i cünûn sanmanız bî-hûdedir
= Gülerler insanların çarpıklarına,
Gülüşü mecnunların sanmayın boşunadır.
Fâizî
§
Sebep bilinmedi gitti bu şûrişe Nevres
Ne dost belli ne düşmen garîb ma’rekedir
= Nedeni bilinmedi gitti bu kargaşanın Nevres,
Ne dost belli, ne düşman; acayip bir savaş alanıdır.
Nevres-i Kadîm
§
Bedre değil nigâhı cihânın hilâledir
Noksânadır nazarları sanma kemâledir
= Dünya halkı dolunaya değil hilale bakar,
Eksikliğedir bakışları, sanma olgunluğadır.
Nerkis
§
Câhilin fahri câh ü mâl iledir
Ârifin izzeti kemâl iledir
= Bilmezin övünmesi makam ve malladır,
Bilgenin değeri ise olgunlukladır.
Âhî
§
Geh bülendi pest eder gâhî eder pesti bülend
Muktezâ-yı gerdiş-i dolâb-ı âlem böyledir
= Yüksektekini alçaltır, alçaktakini yükseltir,
Dünya çarkının dönüş gereği böyledir.
Nâbî
§
Öyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedir
Ben kimem sâkî olan kimdir mey ü sahbâ nedir
= Öyle sarhoşum ki anlamam dünya nedir,
Ben kimim, saki kimdir, içki ve şarap nedir.
Fuzûlî
§
İdrâk-i nefse eylemeyen bezl-i içtihâd
Kâbil midir ki anlayabilsin Hudâ nedir
= Kendini anlamak için çaba harcamayan,
Mümkün müdür ki anlayabilsin Hakk’yı?
Receb Vahyî
§
Ümîd-i lûtf ü mürüvvet zamâne halkından
Husûle gelmeyecek müddeâ değil de nedir
= İnsanlık ve iyilik ummak zamane halkından,
Olmayacak bir beklenti değil de nedir!. . .
Nâbî
§
Arz-ı hâlin neyle tahrîr eylesin gönlüm sana
Bu meseldir kim kalem dîvâneye bî-gânedir
= Derdini neyle yazsın gönlüm sana,
Bu meseldir: Kalem deliye yabancıdır.
Vâsıf
§
Zevk alır feryâd ve nâlişden de ehl-i ibtilâ
Cezbe-dâr-ı aşka âsâr-ı mihen bî-gânedir
= Âşıklar sızlanmak ve inlemekten de zevk alırlar,
Aşka düşenler sıkıntılarını belli etmezler.
Sâmih
§
Nûr-i sevdâ zulmet-i mâtemde eyler iltimâ’
Kûşe-gîr-i hicre şem’-i encümen bî-gânedir
= Sevda ışığı matem karanlığında parlar,
Ayrılık köşesindekine meclis mumu yabancıdır.
Müstecâbîzâde İsmet
§
Erzân-ı metâ-ı fazl ü hüner o rütbe kim
Bin ma’rifet zamânede bir âferînedir
= Bilgi ve sanat öylesine ucuzladı ki,
Bin yapıt günümüzde bir aferinedir.
Nâbî
§
Ebnâ-yı dehr her hünere âferîn verir
Ya Râb bu âferîn ne tükenmez hazinedir
= Zamane adamları her ürüne “aferin” verir,
Rabbim, bu “aferin” ne tükenmez hazinedir!. . .
Nâbî
§
Rûze-dârım diyerek suratın ekşitmişsin
Zâhidâ söyle bu turşu ne bu perhiz nedir
= Oruçluyum diye yüzünü ekşitmişsin,
Kaba sofu, söyle bu turşu ne, bu perhiz nedir?

§
Cân lâ’lin eyler arzû yâr içmek ister kanımı
Yârâb ne vâdîdir bu kim cân teşne cânân teşnedir
= Can dudağını arzular, sevgili içmek ister kanımı,
Rabbim ne yoldur bu ki, can susamış, canan susamıştır.
Bâkî
§
Devlet ricâli râhatı hiç bilmemektedir
Râhat ricâl-i devleti hiç bilmemektedir
= Devlet adamları, rahatı hiç bilmemektedir,
Rahat, devlet adamlarını hiç bilmemektedir.
Vahîd
§
Müncelî âyine-i dilde nukûş-i kâ’inât
İş o mir’ât-ı musaffâya cilâ vermektedir
= Görünür gönül aynasında evrenin nakışları,
Sorun, o arınmış aynayı parlatabilmektedir.

§
Ehl-i ilm oğlu olup medrese-i âlemde
Câhil olmaktan ise doğmadan ölmek yeğdir
= Öğrenci olunmalıdır dünya okulunda,
Bilgisiz olmaktansa doğmadan ölmek yeğdir.
İbn Kemâl
§
Senin mahzûnun olmak bana şâdân olmadan yeğdir
Gamınla ağlamak ellerle handân olmadan yeğdir
= Senin için acı çekmek, bana sevinmekten yeğdir,
Senin acınla ağlamak, ellerle gülmekten yeğdir.
Nev’î (Malkaralı Yahyâ)
§
Cihânın izz ü câhın böyle iz’an eyledim ben kim
Eşiğinde kul olmak dehre sultân olmadan yeğdir
= Dünyanın makam ve mevkisini şöyle anladım ben ki,
Eşiğinde kul olmak, dünyaya sultan olmaktan yeğdir.
Nev’î (Malkaralı Yahyâ)
§
Gönül yıkmak harâb etmek gibidir Beyt-i Ma’mûru
Velî yapmak hezârân Ka’be bünyâd etmeden yeğdir
= Gönül yıkmak, yıkmak gibidir Kâbe’yi,
Ama yapmak, binlerce Kâbe yapmaktan yeğdir.
İbn Kemâl
§
Gönül yapmak halilim Ka’be bünyâd etmekten yeğdir
Dil-i mahzûnu şâd etmek kul âzâd etmeden yeğdir
= Gönül yapmak dostum, Kâbe yapmaktan yeğdir,
Üzgün gönlü sevindirmek, köle azat etmekten yeğdir.

§
Cihânın ni’metinden kendi âb ü dânemiz yeğdir
Elin kâşânesinden kûşe-i vîrânemiz yeğdir.
= Dünyanın nimetinden su ve ekmeğimiz yeğdir,
Elin sarayından kendi harap evimiz yeğdir.
Bâkî
§
Ne kânuna ne cebr ü zûra ne hünkâra tâbidir
Bu bender-gehte herkes dirhem ü dinâra tâbidir
= Ne yasaya, ne baskı ve güce, ne sultana tâbidir,
Bu dünyada herkes gümüş ve altına tâbidir.
Ziyâ Paşa
§
Halkın emvâlin alıp sonra teselli vermek
Füls-i mâhiyi soyup yağda pişirmek gibidir
= Halkın mallarını alıp sonra teselli vermek,
Balığın pullarını soyup yağda pişirmek gibidir.
Nâbî
§
İşbu ma’nâ-yı bedihî görünen gün gibidir
Ömr bin yıl dahi olsa yine bir gün gibidir
= Bu apaçık anlam, görünen gün gibidir,
Ömür bin yıl da olsa yine bir gün gibidir.
Ârif (Mütercim)
§
Mütekebbirlere kibr etme tasadduk sayılır
Zâlime cevr ü ezâ kılma ibâdet gibidir
= Kibirlilere kibirlenmek sadaka sayılır,
Zalime cezasını vermek ibadet gibidir.
Manastırlı Nâilî
§
Terbiye kaldı bir işkembeci dükkânında
Şimdi âr eylememek bâis-i ni’met gibidir
= Terbiye kaldı bir işkembeci dükkânında,
Şimdi utanmazlık, geçim kaynağı gibidir.
Kâzım Paşa
§
Merdüm-âzârı nevâziş siteme rağbettir
Zâlime merhamet uf’îyi siyânet gibidir
= İnsan inciteni okşamak, zulmü istemektir,
Zalime acımak, engereği korumak gibidir.
Kâzım Paşa
§
Geçtik ihsânlarından küberâ-yı asrın
Bir mazarratları değmezse inâyet gibidir
= Geçtik ihsanlarından zamane büyüklerinin,
Bir zararları dokunmaması, ihsan gibidir.
Kâzım Paşa
§
Nazar erbâbına her nakş bir nûr-i tecellîdir
Bedayi’ hâne-i hikmetteki âsâr-ı ‘âlîdir
vDüşünenlere her nakış, İlahî bir ışıktır,
Güzellikler, bilgelik evindeki yüce eserlerdir.
Mehmed Emin Bey
§
Diyen ol işiten ol gören ol gösteren ol
Her sözü söyleyen ol sûret cân menzilidir
= Söyleyen o, duyan o, gören o, gösteren odur,
Her sözü söyleyen o, ten ruhun salt konağıdır.
Yûnus Emre
§
Terk edip nâm ü nişânı giy melâmet hırkasın
Bu melâmet hırkasında nice sultân gizlidir
= Geç addan sandan, giy kınanmışlık hırkasın,
Bu kınanmışlık hırkasında nice sultan gizlidir.
İsmail Maşûkî
§
Oldu sermâye-i hayret bana bîm ü ümmîd
Bilemem eyleyecek girye midir hande midir
= Korku ve umuttan şaşkınlık içindeyim,
Bilemiyorum ağlamalı mı, gülmeli miyim?
Nâbî
§
Uzaktan seyredip de ehl-i sa’yi etme istisgâr
Küçüktür sanma zîrâ necm-i gisû-dâr âlîdir
= Uzaktan seyredip de emekçileri küçümseme,
Küçük görünmeleri, yıldızların yüksekliğindendir.
Muallim Nâcî
§
Ehl-i mâtem giryede küttâb-ı kısmet handede
Cân-sitânın verdiği ma’cûn dü hâsiyyetlidir
= Yaslılar ağlar, mirası paylaştıranlar güler,
Ölüm meleğinin verdiği ilaç iki yönlüdür.
Nâbî
§
Zevk-i gam dilde midir dâğda mı tende midir
Neşve bülbülde midir gülde mi gül-şende midir
= Gam zevki gönülde midir; yarada mı, tende midir?
Neşe bülbülde midir; gülde mi, gülşende midir?
Nâbî
§
Senden ednâyı görüp şükr ile dem-sâz olmak
Senden a’lâlara reşk eylemenin merhemidir
= Senden aşağıdakileri görüp şükretmek,
Senden yukarıdakileri kıskanmanın merhemidir.
Nâbî
§
Kevkeb-i dürri-i hikmet bir zamân etmez gurûb
Başka bir yerde tulû’ eyler güneş âfil midir
= Bilgelik incisinin yıldızı hiçbir zaman batmaz,
Başka bir yerde doğar, güneş yok olabilir mi hiç?
Muallim Feyzî
§
Bu perdenin derûnuna bak ıstırabı ko
Her mihnetin verâsı meserret değil midir
= Bu perdenin ötesine bak, üzülmeyi bırak,
Her sıkıntının ötesi sevinç değil midir?
Nâbî
§
Tenezzül eylemez âlî-himem çirk-âb-ı dünyâya
Ânınçün zirve-i câha çıkan ekser edânîdir
= Tenezzül etmez ülkü adamı dünya çirkefine,
Yüksek makamlara çıkanlar, çoğun en alçaklardır.
Erzurumlu Hâzık
§
İtlâf-ı vakt eyleme fasl-ı şebâbda
Kesb-i ma’ârif eyleyegör kâr vaktidir
= Zamanını boşa harcama gençlikte,
Bilgi edinmeye çalış, kazanç zamanıdır.
Vâsık
§
Ma’rifet iltifata tâbidir
Müşterisiz meta zâyi’dir
= Sanat, değerbilirlikle vardır,
Alıcısı olmayan mal yitip gidecektir.
Muallim Nâcî
§
Mağrûr olma pâdişâhım hüsn-i sûrete
Bir âf-tâbdır ki serîü’z-zevâldir
= Mağrur olma sultanım güzelliğine,
Bir güneştir ki, hızla yitip gidecektir.

§
Dil-i uşşâk yâre yâr ise ağyâre mâildir
Ne hâlettir bu kim bülbül güle gül hâre mâildir
= Âşıklar sevgiliye, sevgili yabancılara yönelmiştir,
Ne hâldir bu ki, bülbül güle, gül dikene yönelmiştir.
Rahmî-i Kırımî
§
Tekmil-i kusûr etmedir âyin-i mahabbet
Noksâna nazar eyleyen ahbâb değildir
= Sevginin gereği eksikleri gidermedir,
Eksikliklere bakan dost değildir.
Haşmet
§
Mâzi ile müstakbele sarf eyleme ömrü
Hâl ehli için hiçbiri maksûd değildir
= Geçmiş ile geleceğe harcama ömrü,
Gönül erleri için hiçbiri amaç değildir.

§
Fakih-i medrese ma’zûrdur inkâr-ı aşk etse
Yok özge ilmine inkârımız bu ilme câhildir
= Medrese hocası mazurdur aşkı inkâr etmekte,
Diğer bilgisini inkâr etmeyiz, aşk ilminde cahildir.
Fuzûlî
§
İlm bir lücce-i bî-sâhildir
Anda âlim geçinen câhildir
= Bilgi kıyısız bir denizdir,
Onda bilgin geçinen bilmezdir.
Nâbî
§
Tahammül cevr-i yâre ta’ne-i ağyâre müşkildir
Bilir dert ehli ânı yâre üzre yâre müşkildir
= Dayanmak sevgilinin cevrine, ellerin yergisine zordur,
Bilir dert çekenler bunu, yara üstüne yara zordur.
Derviş Paşa
§
Hâk ol ki Hudâ mertebeni eyleye âli
Tâc-ı ser-i âlemdir o kim hâk-i kademdir
= Toprak ol ki Allah mertebeni yükseltsin,
Ayak toprağı olan, insanlığın baş tacıdır.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Takrîr edemem çektiğim âlâmı felekten
Zîrâ ki anın zikri de bir gûne elemdir
= Anlatamam çektiğim acıyı dünyadan,
Çünkü onu anmak da bir başka acıdır.
Râşid
§
Mîzâb-ı kalemden dökülen mâ-i ma’ârif
Bâğ-ı vatan ü devlete bârân-ı keremdir
= Kalem oluğundan akan mürekkep,
Yurt ve devlet bahçesine bereket yağmurudur.
Yenişehirli Avnî
§
Ağyâr elemin çekme gönül nâfile gamdır
Hasmın sitemin anlamamak hasma sitemdir
= Ellerin elemin çekme gönül, boşuna kederdir,
Hasmın sitemin anlamamak, hasma sitemdir.
Nef’î
§
Kimdir bizi men’ eyleyecek bâğ-ı cinândan
Mevrûs-ı pederdir gireriz hâne bizimdir
= Kim engelleyebilir bizi cennet bahçelerinden?
Babamızdan kalmış mirastır, gireriz, ev bizimdir.
Nâbî
§
Perîşân halk-ı âlem âh ü efgân ettiğimdendir
Perîşân olduğum halkı perîşân ettiğimdendir
= Dünya halkının perişanlığı feryat edişimdendir,
Benim perişanlığım, halkı perişan edişimdendir.
Fuzûlî
§
Ne denlü zerre gibi bî-vücûd isek de yine
Şu kâr-hânede nakş-ı zuhûr bizdendir
= Ne denli zerre gibi varlıksız isek de yine,
Bu dünyada Hakk’ın görünüşü bizdedir.
Koca Râgıb Paşa
§
Hakîkat sence meçhûl olsa da aklen müberhendir
Güneş a’mâlara pinhân ise bînâya rûşendir
= Gerçek, sen bilmesen de akılca kanıtlanmıştır,
Güneş körlere gizli olsa da görenlere aydınlıktır.
Nâmık Kemâl
§
Âh eylediğim serv-i hırâmânın içindir
Kan ağladığım gonce-i handânın içindir
= Ah eyleyişim salınan servim içindir,
Kan ağlayışım gülen goncam içindir.
Fuzûlî
§
İnsânı hüsn-i hâtimedir rû-sefid eden
Subha şeref veren nefes-i vâ-pesindir
= İnsanın yüzünü ağartan güzel sondur,
Sabahı şereflendiren gecenin son anıdır.
Râşid
§
Cihâdı nefsin ile eyle cehd edip dün ü gün
Ki katli uşbu adûnun gazâ-yı ekberdir
= Cihadı nefsinle yap, çalışarak gece gündüz
Ki öldürülmesi bu düşmanın, en büyük savaştır.
İshak Çelebi
§
Kimin başında sevdâ varsa bir bir toplayıp uşşâk
Gelince tâ ser-i Mecnûn’a zencîr eylemişlerdir
= Kimin başında sevda varsa, âşıklar, bir bir toplamış,
Gelince Mecnûn’un başına, onu zincir eylemişlerdir.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Kesb-i hüner âlemde değildir hüner ancak
Ehl-i hünerin kadrini bilmek de hünerdir
= Hüner kazanmak, dünyada değildir tek hüner,
Hüner sahiplerinin değerini bilmek de hünerdir.
Belîğ
§
Nâr-ı hasedi âb-ı mürüvvetle et itfâ
Kim nâr-ı hased kalbi yakar özge şererdir
= Kıskançlık ateşini iyilikseverlik suyuyla söndür,
Ki kıskançlık ateşi, kalbi yakar özge kıvılcımdır.
Manastırlı Rif’at Bey
§
Bilir misin ki nedir bu sahâif-i eyyâm
Amellerin yazasın deyu elde defterdir
= Bilir misin nedir bu gün sayfaları?
Edimlerin yazasın diye elde defterdir.
İshak Çelebi
§
Zuhûr-i hâr-i mihnet müjde-i gül-i gonçe-i terdir
Şeb-i târikin encâmı tulû’-ı mihr-i enverdir
= Sıkıntı dikeni, yeni goncanın muştusudur,
Biten gecenin sonu, parlak güneşin doğumudur.

§
Dikkat ashâbı gerek anlamaya mefhûmu
Nüsha-i câmia-i kevnde ma’nâ birdir
= İncelik gerek anlamaya anlamı,
Varlık kitabının birdir anlamı.
Hayrî
§
Bir olur adl-i ilâhîde Süleymân ile mûr
Dergeh-i Hak’ta hemân şâh ile sâil birdir
= Birdir İlahî adalette Süleyman ile karınca,
Allah dergâhında çünkü sultan ile dilenci birdir.
İzzet Ali Paşa
§
İzzetâ rahmet-i Hakk nîk ü bede yeksândır
Yağsa bârân-ı kerem bahr ile sâhil birdir
= Ey İzzet, Allah rahmeti iyi ile kötüye eşittir,
Cömertlik yağmuru yağdığında deniz ile kara birdir.
İzzet Ali Paşa
§
Ser-fürû etmez kilâb-ı nahvete rindân-ı aşk
Bîşe-i himmette zîrâ her biri bir şîrdir
= Boyun eğmezler kibir köpeğine gönül erleri,
Himmet ormanında çünkü her biri bir aslandır.
Andelîb
§
Sana kimisi cânım kimisi cânânım deyu söyler
Nesin sen doğu söyle cân mısın cânân mısın kâfir
= Sana kimisi canım, kimisi cananım diye seslenir,
Nesin sen, doğu söyle, can mısın, canan mısın kâfir?
Nedîm
§
Tahammül mülkünü yıktın Hülagu Han mısın kâfir
Amân dünyâyı yaktın âteş-i sûzan mısın kâfir
= Dayanma gücümü yıktın, Hülagu Han mısın kâfir?
Aman dünyayı yaktın, yakıcı ateş misin kâfir?
Nedîm
§
Ziyâ-yı akl ile tefrik-i hüsn ü kubh olunur
Ki nûr-i mihrdir elvânı eyleyen teşhir
= Akıl ışığıyla ayrılır güzel ile çirkin,
Ki güneşin ışığıdır renkleri gösteren.
Şinâsî
§
Girdi deryâya temizlenmek için bir nâ-pâk
Şimdi deryâyı nasıl etmeli bilmem tathîr
= Girdi denize, temizlenmek için bir pislik,
Şimdi denizi bilmem nasıl temizlemeli!
Ferid Kam
§
Olur musâhibi kimde görürse nân-ı fatîr
Silivri kelbine benzer harîs-i mâl-i hakîr
= Olur dostu, kimde bir bazlama görse,
Silivri köpeğine benzer, aşağılık mal düşkünü.

§
Gamzen cefâsı âşıka ayn-ı vefâ gelir
Bîmâra iltifâtı tabîbin devâ gelir
= Süzgün bakışlarının cefası âşığa vefa gelir,
Hastaya iltifatı hekimin deva gelir.
Yakînî
§
İşbu vücûd şehrine bir dem giresim gelir
İçindeki sultânın yüzün göresim gelir
= Bu varlık şehrine bir dem giresim gelir,
İçindeki sultanın yüzün göresim gelir.
Yûnus Emre
§
Âdem bu bezm-i devr-i dil-ârâya bir gelir
Bil kadr-i ömrünü kişi dünyaya bir gelir
= İnsan bu gönül avutan meclise bir gelir,
Bil ömrünün değerini, kişi dünyaya bir gelir.
Sabrî (Mehmed Şerif)
§
Sanma cennetten murâdı zâhidin dîdâr ola
Gerçi söyleşsen sana ol sûret-i haktan gelir
= Sanma cennetten amacı kaba sofunun Sevgili’dir,
Gerçi söyleşsen, sana o gerçekten yana görünür.

§
Derd-i dili açma sakın herkese
Derde devâ derdi çekenden gelir
= Gönül derdini açma sakın herkese,
Derde deva, derdi çekenden gelir.
Ali Fakrî (Şeyh)
§
Seyyiât insâna nefs-i kem-terinden gelir
Her hacâlet âdeme sû-i karîninden gelir
= Kötülükler insana kendinden gelir,
Her utanç insana, kötü yakınlarından gelir.
Diyarbakırlı Said Paşa
§
Ne ele sâgar alır çeşmi ne mey-hâne bilir
Sorsan ammâ yine âlem onu mest-âne bilir
= Ne eline kadeh alır, ne gözü meyhane bilir,
Sorsan ama yine herkes onu sarhoş bilir.
Cevrî
§
Şeb-i hicrânda neler çektiğimi hiç sorma
Ânı bir ben bilirim bir dahi Allah bilir
= Ayrılık gecesi neler çektiğimi hiç sorma,
Onu bir ben bilirim, bir de Allah bilir.
Nevres
§
Tevbe-i meyde sebât-kademimden sorma
Orasın sâkî-i gül-çehrenin ibrâmı bilir
= İçki tövbemde kararlılığımı sorma,
Orasını gül yüzlü sakinin ısrarı bilir.
Nâbî
§
Pîr-i ışka eyledim bâb-ı hakîkatten su’âl
Dedi ne sâ’il bilir ol sırrı ne kâ’il bilir
= Aşk pirine hakikat kapısından sordum,
Dedi: Ne soran bilir o sırrı, ne sorulan bilir.
Nev’î
§
Kadr-i dürr ü gevheri âlem bilir
Âdemi ammâ yine âdem bilir
= İnci ve elmasın değerini herkes bilir,
İnsanı ama yine insan bilir.
Şeyh Gâlib
§
Dildir bilen hayâlini dîdem neden bilir
Bilmez efendi çok yaşayan çok gezen bilir
= Gönüldür bilen hayalini, gözlerim neden bilir,
Bilmez efendi çok yaşayan, çok gezen bilir.
Âşıkî (Defterdarzâde)
§
Bir cebînin bir dahi zülf-i siyeh-fâmın bilir
Dil ne subhun fark ider billâh ne akşâmın bilir
= Bir alnını, bir de kara zülüflerini bilir,
Gönül ne sabahın ayırdındadır, ne akşamı bilir.
Nedîm
§
Eblehânı dâma çekmektir taazzumdan garaz
Yoksa herkes kendi vicdânında mikdârın bilir
= Alıkları tuzağa çekmektir, büyüklenmekten amaç,
Yoksa herkes kendi vicdanında ölçüsünü iyi bilir.
Yenişehirli Avnî
§
Ehl-i dil her kande kim ârâm eder rağbetlenir
Kâh olur gurbet vatan gâhi vatan gurbetlenir
= Gönül erleri her nerede yerleşseler ilgi görürler,
Bazen olur gurbet vatan, bazen vatan gurbete döner.
Koca Râgıb Paşa
§
Lâl olur elbet zebân-ı hâme-i pîçîde-mû
Kılca gamdan tab’-ı erbâb-ı sühan illetlenir
= Ucuna kıl dolaşmış kalem elbette yazmaz olur,
Kılca gamdan söz ustalarının doğası bozulur.
Koca Râgıb Paşa
§
Kimse bilmez kadrini oldukça ârif ber-hayât
Bir güherdir kim hüner fıkdân ile kıymetlenir
= Kimse bilmez değerini, bilge ömür sürdükçe,
Bir cevherdir ki bilgi, değeri yitirilince anlaşılır.
Nâmık Kemâl
§
Pâk tıynet kûşe-i gurbette hor olsun mu hiç
Gevher âguş-ı sadeften dûr olur kıymetlenir
= İyi huylu, gurbette değerden düşer mi hiç,
İnci, istiridyeden çıkınca değer kazanır.
Koca Râgıb Paşa
§
Kâse-i leb-rîz fağfûr olsa da vermez sadâ
Servet efzâyiş bulunca ağniyâ hissetlenir
= Dolu kâse, Çin porseleni olsa da ses vermez,
Servet arttıkça, zenginler daha da cimrileşir.
Koca Râgıb Paşa
§
Öldüğümden gam yemem sandık-ı sînem korkaram
Hâk içinde çâk olup râz-ı nihânım söylenir
= Öleceğim için üzülmem, göğsüm, korkarım,
Toprakta yarılır, gizli sırlarım ortaya saçılır.
Nev’î
§
Bî-nişân olsa tenim nâm ü nişânım söylenir
Köhne divânım okurlar dâstânım söylenir
= Yok olsa da bedenim, adım ve ünüm anılır,
Köhne divanım okunur, hikâyelerim anlatılır.
Nev’i
§
Eller içinde bu mesel söylenir
Âkıl edebsizden edeb öğrenir
= Eller içinde bu mesel söylenir:
Akıllı, edepsizden edep öğrenir.
Atâyî
§
Dilde kim sûz ola ney gibi nefesten bilinir
Hânenin şenliği içindeki sesten bilinir
= Gönülde ateş varsa, ney gibi nefesten bilinir,
Evin şenliği, içerden gelen sesten bilinir.
Âftâbî
§
Ehl-i rif’attir eden cezb-i kulûb-i zu’afâ
Zerre-perverlik olur kâide-i mihr-i münîr
= Yüksektekilerdir çeken zayıfların kalplerini,
Işık saçan güneşin işlevi, zerreleri sevmektir.
Sâmî
§
Çün sırr-ı Hak vücûh-i mezâhirde müstetir
Bir veche nâzırız bakalım Hak ne gösterir
= Mademki Allah sırrı, görünüş yüzlerinde gizlidir,
Bir yüze bakıyoruz, bakalım Allah ne gösterir?
Nev’î
§
Mir’ât-ı devletin bu da bir sırr-ı müphemi
Mansıbda âşinâları bî-gâne gösterir
= Devlet aynasının bu da anlaşılmaz bir sırrıdır,
Makama oturunca, tanıdıkları yabancı gösterir.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
İdbâr-ı saht âkıli dîvâne gösterir
İcbâr-ı baht câhili ferzâne gösterir
= Sert düşüşler akıllıyı deli gösterir,
Şansın gücü, bilgisizi bilgin gösterir.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Her ne denlü dilde pinhân eylese aşk âteşin
Âşıkın sûz-i derûnun dûd-i âhı gösterir
= Ne denli gönülde saklasa aşk ateşini,
Âşığın iç yangınını ahının dumanı gösterir.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Ehl-i isti’dâdda pinhân kalır mı iktidâr
Müsmîr eşcâr üzre berk ü bâr kendin gösterir
= Yetenekli kişilerin gizli kalabilir mi gücü?
Verimli ağaçta yaprak ve meyve kendin gösterir.
Leskofçalı Gâlib
§
Sen hemân levh-i dili âyine-veş sâf idegör
Bir gün anda sûret-i dîdâr kendin gösterir
= Sen yeter ki gönlünü ayna gibi arındır,
Bir gün onda sevgili kendin gösterir.
Çelebizâde Âsım
§
Kâbiliyyettir husûl-i matlâbın sermâyesi
Elde isti’dâd olunca kâr kendin gösterir
= Yetenektir isteğe ulaşmanın sermayesi,
Elde yetenek olunca, iş kendini gösterir.
Çelebizâde Âsım
§
Izdırâb-ı nâ-be-hengâm istemez tahsîl-i kâm
Mevki’inde bî-tekellüf kâr kendin gösterir
= Zamansız acıları gerektirmez isteğe ulaşmak,
Yerinde, hiç zahmetsiz, kazanç kendin gösterir.
Sâbit
§
Bir zaman bulmaz fenâ dünyâda erbâb-ı himem
Sâhibi mahvolsa da âsâr kendin gösterir
= Hiçbir zaman yok olmaz dünyada himmet sahipleri,
Sahibi yok olup gitse de eserleri kendin gösterir.
Leskofçalı Gâlib
§
Benzer erbâb-ı riyânın hâli ol kâşâneye
İçyüzü vîrân dışı ma’mûr şeklin gösterir
= Benzer ikiyüzlülerin durumu bir köşke,
İçi virandır, dışı bayındırmış gibi görünür.
Es’ad Muhlis Paşa
§
Kâh olur devrân bize mihr ü vefâlar gösterir
Kâh döner her lûtfuna yüz bin cefâlar gösterir
= Bazen zaman bize sevgi ve vefa gösterir,
Bazen döner her lütfuna yüz bin cefa gösterir.
Adlî (Sultan II. Bayezid)
§
Iyd-gehde varalım dolâba dil-ber seyrine
Görelim âyine-i devrân neler gösterir
= Bayram yerine gidelim, dilber seyrine,
Görelim zamanın aynası neler gösterir?
Necâtî
§
Düştüm belâ-yı ışka hıred-mend-i asr iken
El şimdi benden aldığı pendi bana verir
= Düştüm aşk belasına, zamanın akıllısıyken
El şimdi benden aldığı öğüdü bana verir.
Fuzûlî
§
Hırka vü tâc ile zâhid kerem et sıkleti ko
Âdeme cübbe vü destâr kerâmet mi verir
= Hırka ve taç ile kaba sofu, lütfet, eziyet etme,
İnsana keramet mi verir sarık ve cüppe?
Şeyhülislam Yahyâ
§
Hâtır mükedder olsa amelden kalır havâs
Bî-mâr ehl-i hâneye elbet halel verir
= Gönül üzgünse duyular işlevini yitirir,
Hasta, ev halkına elbette zarar verir.
Nüzhet
§
Hüsnü bâlâ-ter eder câme düşünce çesbân
Nev-arûs-i sühana revnakı ta’bîr verir
= Güzelliği daha da artırır giysi, düşerse uygun,
Sözün yeni gelinine göz alıcılığı anlatımı verir.
Koca Râgıb Paşa
§
Olayım kayddan âzâde diyen kayda düşer
Deliden uslu haber nâle-i zencîr verir
= Kurtulayım bağlardan diyen bağlanır,
Deliden uslu haberi zincir şakırtıları verir.
Koca Râgıb Paşa
§
İhtiyâriyle cihânda kimse gitmez gurbete
Ab ü dâne serpilir insânı kısmet gezdirir
= İsteyerek dünyada kimse gitmez gurbete,
Su ve ekmek serpilir, insanı kısmet gezdirir.

§
Celb-i zarar ederse de susmaz zebânımız
Ashâb-ı sıdkı gayret-i vicdân söyletir
= Zarara uğratsa da susmaz dilimiz,
Doğru insanları vicdanları söyletir.
Harputlu Hayri
§
Fark etmeyen insân ne demek olduğun eyvâh
Hayvân gelecektir yine hayvân gidecektir
= İnsanlığın anlamını kavramayan, yazık,
Hayvan gelmiştir, yine hayvan gidecektir.
Kânî
§
Ya bister-i kemhâda ya vîrânede can ver
Çün bây ü gedâ hâke beraber girecektir
= İster ipek döşekte, ister viranede can versin,
Zengin ve yoksul, toprağa birlikte girecektir.
Ziyâ Paşa
§
Allah’a sığın şahs-ı halîmin gazabından
Zîrâ yumuşak huylu atın çiftesi pektir
= Allah’a sığın uysal kişinin öfkesinden,
Çünkü yumuşak huylu atın çiftesi pektir.
Ziyâ Paşa
§
Hükûmet hikmet ile müşterektir
Vezir olan hakîm olmak gerektir
= Hükûmet ile hikmetin kökü aynıdır,
Yönetici olan hikmet sahibi olmalıdır.
Yûsuf Kâmil Paşa
§
Yaktı nice canlar o nezâketle tebessüm
Şîrin dahi kasd etmesi câna gülerektir
= Yaktı nice canlar o nezaketle tebessüm
Aslanın bile kastetmesi cana, gülerektir.
Ziyâ Paşa
§
Milyonla çalan mesned-i vâlâda ser-efrâz
Birkaç kuruşu mürtekibin câyı kürektir
= Milyonla çalan yüksek makamlarda oturur,
Birkaç kuruş rüşvet alanın makamı kürektir.
Ziyâ Paşa
§
Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma
Zer-dûz palan ursan eşek yine eşektir
= Soysuza soyluluk mu verir hiç üniforma,
Sırmalı palan vursan, eşek yine eşektir.
Ziyâ Paşa
§
Cemâl-i yâre ziynet vermede bir dâne olsan da
Yine da’vâ-yı ferdî eyleme ey hâl benliktir
= Sevgilinin güzelliğini süslemekte bir tane olsan da,
Yine de biriciklik davasında bulunma ey ben, benliktir.

§
Tenezzül ayn-ı rif’at olduğun seyret ki sun’-ı Hak
Ser kâkülleri bâlâ-yı çeşm-i izzet etmiştir
= Alçak gönüllüğün yücelik olduğunu gör ki, Allah sanatı,
Baştaki perçemleri, değerli gözlerin üstüne koymuştur.
Ahmed Cevdet Paşa
§
Merâsim-i meclis ins-i sebük-rûhâna sıklettir
Miyân-ı asdikâda şart-ı ülfet terk-i külfettir
= Meclis törenleri samimi kimseler için ağırlıktır,
Dostlar arasında görüşmenin şartı, törenleri terktir.
Şeyhülislam Ârif Hikmet Bey
§
Zâhidin Hakk’a duadan garazı cennettir
Dünyevî ni’met ise cânına da minnettir
= Sofunun Hakk’ya yakarışı cennet içindir,
Dünya nimetleri ise canına da minnettir.
Şinâsî
§
Sûretin sîretine şâhittir
Başka şâhit aramak zâittir
= Görünüşün ahlakına tanıktır,
Başka tanık aramak fazlalıktır.
İbnülemîn Mahmûd Kemâl
§
Beşer hakîkat-ı mahzâyla iktifa edemez
Edilmedikçe hakîkat hayâl ile tağyir
= İnsan salt hakikatle yetinemez,
Hakikat hayal ile değiştirilmedikçe.
Ferid Kam
§
Nigeh-endâz-ı sitem olma gönül kesretme
Etme mir’âtı şikest seni çok sûrete kor
= Kimseye sitemle bakma, gönül kırma,
Kırma aynayı, seni sayısız biçime sokar.

§
Bilinmez kadri mahmûr olmadıkça neşve-i câmın
Şebâb eyyâmının keyfiyyetin pîr-i dü-tâdan sor
= Bilinmez değeri sersemleşmeden, şarap neşesinin,
Gençlik günlerinin niteliğini iki büklüm yaşlıdan sor.
Fıtnat Hanım
§
Geçen hod geçti gitti, geleceği neylersin
Her nefesin neş’esin bu demle bu ândan sor
= Geçmiş geçip gitti, geleceği neylersin,
Her nefesin neşesin bu demle bu andan sor.
İbrahim Efendi
§
Aziz-i mısr-ı vuslat sûziş-i firkat nedir bilmez
Ânı tenhâ-nişîn-i külbe-i ahzân olandan sor
= Kavuşma şehrinin Aziz’i, ayrılık ateşi nedir bilmez,
Onu hüzünler kulübesindeki yalnız adamdan sor.
Yenişehirli Şeyh Nazîf-i Mevlevî
§
Gözü yaşlıların hâlin ne bilsin merdüm-i gâfil
Kevâkib seyrini şeb-tâ-seher bîdâr olandan sor
= Gözü yaşlıların hâlin ne bilsin aymaz adam,
Yıldız seyrini, akşamdan sabaha uyumayandan sor.
Fuzûlî
§
Anadan doğma gözsüzler kemâ-hiye görmez eşyâyı
Niyâzî vech-i dil-dârı ulü’l-ebsâr olandan sor
= Anadan doğma körler olduğu gibi görmez nesneyi,
Niyâzî, sevgilinin yüzünü, içgözü açık olandan sor.
Niyâzî-i Mısrî
§
Yarın ne olacağın bugünden bilmek istersen
Uykuya vardığında gördüğün seyrândan sor
= Yarın ne olacağın bugünden bilmek istersen,
Uykuya vardığında gördüğün rüyadan sor.
İbrahim Efendi
§
Yine hem-cinsi bilir birbirinin mikdârın
Yûsuf’un hüsn-i bedr-sûzını ihvândan sor
= Yine aynı cinsten olanlar bilir birbirinin değerini,
Yusuf’un yakıcı dolunay güzelliğini dostlarından sor
Nâbî
§
Düşüp ümîde neler çektiğimi ben bilirim
Belâ-yı keşmekeş-i intizârı benden sor
= Düşüp ümide neler çektiğimi ben bilirim,
Belirsizlik içinde bekleme belasını benden sor.
Nedîm
§
Halîlim sûz-i aşkı âteş-i aşka düşenden sor
Bir oddan pirehendir ânı başından geçenden sor
= Dostum aşkın ateşini, aşk ateşine düşenden sor,
Ateşten bir gömlektir, onu başından geçenden sor.
Azmî (Pir Mehmed)
§
Bir dilde iki yâre mahabbet sığışmıyor
Halvet-serây-ı vahdete kesret sığışmıyor
= Bir gönle iki sevgili aşkı sığışmıyor,
Birlik dairesine çokluk sığışmıyor.
Yenişehir Müftüsü İzzet
§
Bil ki bilmekten dem urmak bilmemektir kendini
Bilmiyor esrârını Allah’ın insân bilmiyor
= Bil ki, bilmekten dem vurmak, bilmemektir kendini,
Bilmiyor sırlarını Allah’ın insan bilmiyor.
Muallim Nâcî
§
Ey dil cihâna bakma cihân içre cânı gör
Nakş-ı sûverde cilve kılan lûtf u ânı gör
= Ey gönül, evrene bakma, evren içindeki canı gör,
Varlıkta yansıyan İlahî lütuf ve güzelliği gör.
Nev’î
§
Aldanma câh u bahtına kalmaz bu rûzgâr
Bâğ-ı bahâra neyledi bâd-ı hâzânı gör
= Aldanma makam ve şansına, kalmaz bu rüzgâr,
Bahar bahçesine güz yelinin neylediğini gör.
Bâkî
§
Mâ-sivâdan yum gözün ref’ et vücûdun perdesin
Gör niçe ma’dûm imiş dünyâ ve mâ-fi-hâyı gör
= Dünyadan çevir gözün, kaldır tenin perdesin,
Gör nice yokmuş dünya ve öteki düyayı gör.
Nev’î
§
Hûr-i înin düşme dâm-ı zülfüne zâhid gibi
Geç hevâsından behiştin maksad-ı aksâyı gör
= Cennet kızlarının düşme zülüf tuzağına kaba sofu gibi,
Geç cennet isteğinden, son amaç olan Hakkı’ı gör.
Şeyh Sofyalı Bâlî
§
Zahmımı sorma tabîbâ bilirim derdimi ben
Hünerin var ise dermân olacak merhemi gör
= Yaramı sorma doktor, bilirim derdimi ben,
Hünerin varsa derman olacak merhemi gör.

§
Kim anar yoluna can verdiğini ey Yahyâ
Unuturlar seni bîçâre hemân ölmeyegör
= Kim anar yoluna can verdiğini ey Yahyâ
Unuturlar seni zavallı, hemen ölmeyegör.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Ne kendi eyledi râhat ne halka verdi huzûr
Yıkıldı gitti cihândan dayansın ehl-i kubûr
= Ne kendi eyledi rahat, ne halka verdi huzur,
Yıkıldı gitti dünyadan, dayansın ehl-i kubur.
Hoca Neş’et
§
Bu meseldir kim hikmeti boldur
Bâğ-bân hâbı uğruya yoldur
= Hikmetli bir meseldir bu:
Bağcının uykusu uğruya yoldur.
Hamdullah Hamdî
§
Cilve-zâr-ı vech-i kudret sanma yalnız Tûr’dur
Çeşm-i hak-bîne her zerre ayn-ı Tûr’dur
= İlahî gücün yansıdığı yer, sanma yalnız Tur’dur,
Gerçeği gören gözler için her zerre, aynıyla Tur’dur.
İbnülemîn Mahmûd Kemâl
§
Ağyâr dinler oldu pes-i perdeden bizi
Âlemde ehl-i aşka görünmez belâ budur
= Eller dinler oldu perde arkasından bizi,
Dünyada âşıklar için görünmez bela budur.
Bâkî
§
Nân için medheyleme nâ-dânı nâ-dânlık budur
Hayber-i nefsin helâk et Şâh-ı Merdân’lık budur
= Ekmek için övme bilgisizleri, bilgisizlik budur,
Benlik Hayber’ini yok et, Şah-ı Merdan’lık budur.
Seyyid Seyfullah
§
Gerçi her derde vardır bir tabîb-i çâre-sâz
Nabz-gîr-i kalb-i mahzûn ol ki Lokmanlık budur
= Gerçi her derdi sağaltacak bir hekim vardır,
Kederli kalpleri iyileştir ki, Lokmanlık budur.

§
Her ne kim sana sanırsan san ânı kardaşına
Filhakîka sözümü gûş et müselmânlık budur
= Kendin için düşündüğünü kardeşin için de düşün,
Sözümü dinle benim, gerçek Müslümanlık budur.
Muhibbî (Kanûnî Sultan Süleymân)
§
Kimseyi dil-teng-i âzâr etme sultânlık budur
Kalb-i mûrı taht-gâh eyle Süleymânlık budur
= İnciterek kimsenin gönlünü kırma, sultanlık budur,
Karıncanın bile kalbine taht kur, Süleymanlık budur.
Nazîm
§
Her kime kılsan nazar sen ânı senden yeğ bilip
Görme kendi kendözün zîrâ ki şeytânlık budur
= Her kime bakarsan onu kendinden yeğ bilip
Görme kendi özünü, çünkü şeytanlık budur.
Muhibbî (Kanûnî Sultan Süleymân)
§
Çerhe kılma ser-fürû ikbâl için gayret budur
Hem gedâ hem pâdişah-i âlem ol devlet budur
= Feleğe baş eğme dünyalık için, yiğitlik budur,
Hem kul hem dünyanın sultanı ol, yücelik budur.
Cevrî (İbrahim Çelebi)
§
Her ne denlü himmete endâze olmazsa yine
Müşterî olma metâ-i devlete himmet budur
= Her ne kadar himmete endaze olmasa da,
Müşteri olma devlet malına, himmet budur.
Cevrî (İbrahim Çelebi)
§
Feyz-i tıynet başkadır şûhî-i sûret başkadır
Her gazalı sanma kim deşt-i Hotan âhûsudur
= Huy güzelliği başka, görünüş hoşluğu başkadır,
Her ceylanı sanma ki Hotan bozkırı ceylanıdır.
Koca Râgıb Paşa
§
Nâdir bulunur tıynet-i kâmilde kusûr
Kem-mâyeden eyler ne ki eylerse zuhûr
= Az bulunur olgunların mayasında kusur,
Ne eylerse mayası bozuklardan eyler zuhur.
Koca Râgıb Paşa
§
Keremden özge kerâmet olur mu âdemde
Alel-husus ola vaktinde rû-nümâ-yı zuhûr
= Cömertlikten iyi keramet olur mu insanda,
Hele de yüz gösterirse tam zamanında.

§
Nâmını hürmetle hâlâ yâd eder rindân-ı aşk
Hayli demdir gerçi sahbâ edeli Cem’den zuhûr
= Adını saygıyla hâlâ anarlar aşk erleri,
Nice zaman geçmiştir Cem şarabı bulalı.
Ziyâ Paşa
§
Hep sanâyi’ bir müessirden bulur feyz-i vücûd
Gerçi eyler sûretâ âsâr âdemden zuhur
= Sanat eserleri bir etkenle varlık kazanırlar,
Görünüşte insan elinden çıksalar da.
Ziyâ Paşa
§
Beyhûde etme ehl-i riyâdan ümîd-i feyz
Etmez diraht-ı huşk-nümâdan semer zuhûr
= Boşuna iyilik umma ikiyüzlülerden,
Meyve vermez kurumuş ağaç.
Sâmî
§
Sen hayra mazhar olmaya bak şerden et hazer
Hükm-i kaderle gerçi eder hayr ü şer zuhûr
= Sen iyilik yapmaya bak, kötülükten kaçın,
Kaderle gerçekleşir gerçi iyilik de, kötülük de.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Yâr hüsnün zikr ederken cenneti anmaz gönül
Söylemez dünyâ sözün şol kimse kim Kur’ân okur
= Yârin güzelliğini anarken cenneti anmaz gönül,
Söylemez dünya sözün o kimse ki Kur’an okur.
Nacâtî Bey
§
Bî-nikâb olma habîbim görmesin yüzün rakîb
Mushaf açık olucak derler ânı şeytân okur
= Peçesiz dolaşma sevgilim, görmesin yüzün rakip,
Kur’an açık bırakılırsa, derler onu şeytan okur.
Necâtî Bey
§
Terk-i vücûd edenlere nûr-ı şühûd olur nasîb
Sûret-i câna Nev’iyâ zulmet-i ten hicâb olur
= Varlıktan geçenlere tanıklık nuru nasip olur,
Ruhun görünüşüne ey Nev’î, ten karanlığı perde olur.
Nev’î
§
Ayn-ı hakîkate eren gayr ü sivâyı terk eder
Gözü açıklara cihân mahz-ı hayâl ü hâb olur
= Gerçekliğe eren diğer her şeyi terk eder,
Gözü açıklara evren salt hayal ve düş olur.
Nev’î
§
Deryâdan âb istemiş olsam serâb olur
Ger altuna yapışsam o sâat türâb olur
= Denizden su istesem, serap olur,
Altına yapışsam, o saat toprak olur.
Zâtî
§
Bir dile Yahyâ dokunsa pertev-i feyz-i Hudâ
Zerre-i nâçiz iken hurşîd-i âlem-tâb olur
= Bir gönle, Yahyâ, dokunsa Allah ışığı,
Önemsiz zerre iken, dünyayı ışıtan güneş olur.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Halk-ı cihân lûtf ile hep şâd olur
Bir söz ile bir gönül âbâd olur
= Dünya halkı lütufla hep sevinir,
Bir söz ile bir gönül şenlenir.
Âzerî Çelebi
§
Vaktidir nîk ü bede tahvîl eden her sûreti
Vakt olur kim akbâh-i şey’ ahsen-i mevcûd olur
= Vaktidir iyi ya da kötü yapan her nesneyi,
Gün gelir, en çirkin şey, varlığın en güzeli olur.
Nevres-i Kadîm
§
Gerçi esbâb ile herkes vâsıl-ı maksûd olur
Nerde gördün bî-müsebbib bir sebep mevcûd olur
= Gerçi nedenlerle herkes isteğine ulaşır,
Nerde gördün var edicisiz bir neden olduğunu?
Azmî-i Âmidî
§
Bu meseldir ki eden kimse bulur
Dâima hâ’in olan hâif olur
= Bu meseldir: Eden kimse bulur,
Her zaman hain olan zalim olur.
Taşlıcalı Yahyâ
§
Eylemez kimseye devrân iki yüzden in’âm
Muntazam-hâl olanın ekseri illetli olur
= Vermez kimseye felek iki yönden nimet,
Durumu iyi olanların çoğu hastalıklı olur.
Erzurumlu Hâzık
§
Dil vuslatın ümîd edinip derd-nâk olur
Bir hastadır ki sıhhat umarken helâk olur
= Gönül kavuşma umuduyla dertlenir,
Bir hastadır ki sağlık umarken can verir.

§
Mantıkın hüccet midir bilmem fesad-ı mantıka
Her kaziyyen her kıyasın mucib-i işkâl olur
= Mantığın kanıtı mıdır bilmem mantıksızlığın,
Her önermen, her tasımın çözümü zorlaştırır.
Ferid Kam
§
Pâk et derûn-ı kalbi ki sâfî-dil olmayan
Bezm-i cihânda cür’a gibi pây-mâl olur
= Arındır kalbini ki gönlü arınmış olmayan,
Dünya meclisinde şarap tortusu gibi çiğnenir.
Nev’î
§
Bir adâlet-gâh-ı vâsi’dir bu dârü’l-imtihan
Milleti kurbân edenler millete kurbân olur
= Geniş bir adalet yeridir bu sınanma yurdu,
Toplumu kurban edenler, topluma kurban olur.
Nâmık Kemâl
§
Hak bilir dünyâ değil ol hûr-peyker olmasa
Bâğ-ı cennet âşık-ı bî-çâreye zindân olur
= Allah bilir, dünya değil, o huri yüzlü olmasa,
Cennet bahçesi bile, zavallı âşığa, zindan olur.
Usûlî
§
Hâlık’ını isteyen nâ-murâd olmuş değil
Halka gönül bağlayan sonra peşîmân olur
= Hâlık’ını isteyen yoksun kalmış değil,
Halka gönül bağlayan sonra pişman olur.
Sultan Veled
§
Kâmil odur her nefes âkıbet-endiş ola
Sonunu fikr etmeyen sonra peşîmân olur
= Olgun kişi, her nefeste sonunu düşünür,
Sonunu düşünmeyen, sonra pişman olur.
Nahifî
§
Tâbi-i ikbâl ü ef’âl olma kim hiçbir zamân
Tâli’in yüz döndürürse dostların düşman olur
= İşlerine ve şansına güvenme hiçbir zaman,
Şansın yüz çevirirse, dostların düşman olur.
Andelîb (Mehmed Es’ad)
§
Hak bir gönül verdi bana ha demeden hayrân olur
Bir dem gelir şâdî olur bir dem gelir giryân olur
= Hak bir gönül verdi bana, ha demeden değişir,
Bir dem gelir sevinir, bir dem gelir ağlayıverir.
Yûnus Emre
§
Eyler etrâfın ihâta meyve-çidân-ı zamân
Bir diraht-ı bâğ-bân-perverde kim pür-bâr olur
= Kuşatır çevresini zamane hasatçıları,
Bahçıvanın baktığı bir ağacın ki meyveye durur.
Andelîb
§
İstesem bir çâre bin nâ-çarlık yüz gösterir
Vüs’at istersem eğer dünya başıma dar olur
= İstesem bir çare, bin çaresizlik yüz gösterir,
Genişlik istersem eğer, dünya başıma dar olur.
Nev’î
§
Ehline arz etmeyip ağyâre keşf-i râz eden
Olsa da Hallac-ı Mansûr-ı zamân ber-dâr olur
= Ehline sunmayıp sırları yabancılara açıklayan,
Olsa da zamanın Hallac-ı Mansur’u, ipe çekilir.
Abdülaziz Mecdî
§
Yatsıya dek yanar mumu nâ-merd olanın
Sürmez sabâha püf-zede-i rûzgâr olur
= Yatsıya dek yanar mumu yalancının
Sürmez sabaha, sönüverir üflemesiyle rüzgârın.
Âsaf (Ahmed İzzet Paşazâde Süleymân)
§
Kande bir gam yârsız kalsa benimle yâr olur
Bir belâ kim sahibin bulmaz bana gam-hâr olur
= Nerde bir gam dostsuz kalsa, benimle dost olur,
Bir bela ki sahibin bulmaz, bana gam kaynağı olur.
Nev’î (Malkaralı Yahyâ)
§
Kâmil oldur ki kesmeye Hakk’tan ümîdi
Nâ-kâm olanlar bir gün olur kâm-kâr olur
= Olgun odur ki kesmez Hak’tan umut,
Yoksun olanlar da gün gelir mutlu olur.
Antepli Râşid
§
Yâr için ağyâra minnet ettiğim ta’n etmen
Bâğ-bân bir gül için bin hâre hidmet-kâr olur
= Sevgili için ellere minnet etmemi kınamayın,
Bahçıvan bir gül için bin dikene hizmetkâr olur.

§
Aşk derdinden olur âşık mizâcı müstakim
Âşıkın derdine dermân etseler bîmâr olur
= Âşığın doğası aşk derdiyle sağalır,
Âşığın derdine derman olsalar, hasta olur.
Fuzûlî
§
Zâhid-i bî-hod ne bilsin zevkini aşk ehlinin
Bir aceb meydir mahabbet kim içen hûş-yâr olur
= Kendini yitirmiş sofu ne bilsin zevkini âşıkların,
Bir acayip şaraptır aşk ki, içenin aklı başına gelir.
Fuzûlî
§
Aklın var ise Âsım eger âşık ol hemân
Aşk âteşine kim ki yana nârı nûr olur
= Aklın varsa Âsım eğer, âşık ol hemen,
Aşk ateşine kim yanarsa, ateşi ışık olur.
Çelebizade Âsım
§
Vakt-i ikbâlinde kâsırdır ricâlin himmeti
Mürtefi’ oldukça şemsin sâyesi maksûr olur
= İktidarda yöneticilerin azdır himmeti,
Yükseldikçe güneşin gölgesi kısa olur.
Diyarbakırlı Said Paşa
§
Dâmenin dest-i talebden koyma devlet-cûy isen
Ma’rifet erbâb-ı isti’dâda devlet-bahş olur
Öğrenmekten el çekme mutluluk istiyorsan,
Bilgi yetenekli kişilere mutluluk bağışlar.
Muallim Nâcî
§
Kâbil-i ibret değil bu şeyde çeşmân-ı gurûr
Yoksa her bir şey ulü’l-ebsâra ibret-bahş olur
= İbret alamazlar bu şeyde kendini beğenmişler,
Yoksa her bir şey, kalp gözü açıklara ibret verir.
Muallim Nâcî
§
Ne şeb ki kûyine yüz sürmesem ölürüm
Ne gün ki kâmetini görmesem kıyâmet olur
= Hangi gece ki semtine yüz sürmesem ölürüm,
Hangi gün ki boyunu görmesem kıyametim olur.
Nef’î
§
Cihânda sanma âşık-ı mahcûra râhat olur
Neler çeker bu gönül söylesem şikâyet olur
= Dünyada sanma kısıtlanmış âşığa rahat olur,
Neler çeker bu gönül, söylesem şikâyet olur.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Gitmez kulûb-i kâsiyeden nakş-i infial
Seng üzre mürtesim olan âsâr saht olur
= Gitmez taşlaşmış kalplerden üzgü nakışları,
Taş üzerine çizilmiş resimler kalıcı olur.
Râşid
§
Pesti bülend oluncaya dek çarh-ı devletin
Âdet budur ki bir nice bâlâsı pest olur
= Alttakiler yükselinceye dek devlet çarkında,
Âdet budur ki bir nice yüksekteki aşağı düşer.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Zinhâr eline âyine vermen o kâfirin
Zîrâ görünce sûretini büt-perest olur
= Sakın eline ayna vermen o kâfirin,
Zira görünce yüzünü putperest olur.
Nef’î
§
Şâh-ı bâlâda olan meyve-i nahvet-endâz
Zahm-hûrde-i seng-i sitem olmaz da n’olur
= Yüksek dallarda olan kibirli meyve,
Sitem taşlarıyla yaralanmaz da ne olur?
Âkif Paşa
§
Azâdegân-ı kayd-ı emel ser-firâz olur
Nâz ile sun cihâna o kim bî-niyâz olur
= İstek bağlarından kurtulanın başı dik olur,
Nazla sun dünyaya, o ki isteklerden kurtulmuştur.
Koca Râgıb Paşa
§
Halka gadreyleyenin âkibeti hayr olmaz
Kendi bulmazsa da bir gün olur evlâdı bulur
= Halka zulmedenin sonu hayır olmaz,
Kendi bulmazsa da bir gün olur evladı bulur.

§
Rûşen-dilân-ı nûr-i hakâyık bu âlemin
Her zerresin bir âyine-i pür-iber bulur
= Gönlü hakikat nuruyla aydınlanan, evrenin,
Her zerresini ibret dolu bir ayna bulur.
Antakyalı Münif
§
Yürü deryâ-dil olup eyle tahammül yoksa
Rûzgârın önüne düşmeyen âdem yorulur
= Yürü, yüce gönüllü olup dayan, yoksa,
Rüzgârın önüne düşmeyen insan yorulur.

§
Ey olan bâde-i ikbâl ile sermest-i gurûr
Korkarım bir gün olur sen de olursun mahmûr
= Ey zenginlik şarabıyla gurur sarhoşu olan,
Korkarım bir gün sen de tadarsın yoksulluk acısın.
Şinâsî
§
Güç neşâtın kademin kalbe alıştırmaktır
Yoksa gam her ne zamân isterse hâzır bulunur
= Zor olan sevincin gelişine kalbi alıştırmaktır,
Yoksa gam her ne zaman isterse hazır bulunur.
Nâbî
§
Her zaman hâtıra endişe-i râhat gelmez
Âdet-i şehr budur mü’min ü kâfir bulunur
= Her zaman gönle rahatlık kaygısı gelmez,
Şehrin kuralıdır, mümin de kâfir de bulunur.
Nâbî
§
Baksam seni görür gözüm söyler isem sensin sözüm
Seni gözetmekten dahi yiğrek şikârım yokdurur
= Baksam seni görür gözüm, söylesem sensin sözüm,
Seni gözetmekten daha yeğrek avım yoktur.
Yûnus Emre
§
Fikr eyle tecellîyât-ı lûtf ü kahrın
Aklın var ise ne ye’s gelsin ne gurûr
= Düşün Hakk’ın lütuf ve kahır belirişlerini,
Aklın varsa ne umutsuzluğa kapıl, ne gurura.
Hâletî
§
Ne kadar fikr-i dakîk etse âsiyâb-ı akl
Hamîr-gâr-ı cihânı kader yapar yoğurur
= Ne kadar ince düşünse de akıl değirmeni,
Dünya hamurunu kader yapar yoğurur.
Yûsuf Kâmil Paşa
§
Leb-â-lebdir zemîn ü âsmân esrâr-ı hikmetten
Ve lîkin keşf ü tahkîke sezâ çeşm ü dehen yoktur
= Dopdoludur yer ve gök hikmet sırlarıyla,
Görmeye ve açıklamaya uygun göz ve ağız yoktur.
Nâbî
§
Güzelsin bî-bedelsin tarz u tavrın hep müsellemdir
Ne çâre bî-vefâsın âh insâniyetin yoktur
= Güzelsin, eşsizsin, tarz ve tavrın hep bellidir,
Ne çare ki vefasızsın, ah insanlığın yoktur.
Hâlet Çelebi
§
Belâ dildendir ol dîdâr elinden dâdımız yoktur
Gönüldendir şikâyet kimseden feryâdımız yoktur
= Bela gönüldendir, sevgiliden şikâyetimiz yoktur,
Gönüldendir şikâyet, kimseden feryadımız yoktur.
Nev’î (Malkaralı Yahyâ)
§
Doğup kumrî-sıfat biz anadan tavk-ı mahabbetle
Esîr-i kayd-ı derd ü mihnetiz âzâdımız yoktur
= Doğup kumru gibi biz anadan aşk halkasıyla,
Dert ve sıkıntıların tutsağıyız, kurtuluşumuz yoktur.
Nev’î
§
Ârdan ârî hayâta i’tibâr etmem Ziyâ
Kıymet-i ayş-i dü-rûze âdeme nâmustur
= Utanmazca bir hayata değer vermem Ziyâ,
İki günlük dünya hayatının değeri, namustur.
Adanalı Ziyâ Bey
§
Güzeşte-hüsn olanın perçemi cemâlinde
Cenâze üstüne pûşide Ka’be örtüsüdür
= Güzelliği geçici olanın perçemi yüzünde,
Cenaze üstüne örtülen Kâbe örtüsüdür.
Yüsrî
§
Sû-be-sû çehresi üstünde akan eşk değil
Cer için âb-ı ruh-ı vâiz-i nâ-dân dökülür
= Her yerde yüzünden akan gözyaşı değildir,
Dünyalık için cahil vaizin yüzsuyu dökülür.
Sürûrî
§
Kişiye her işi a’lâ görünür
Kuzguna yavrusu Ankâ görünür
Kişiye her işi en güzel görünür,
Kuzguna yavrusu Anka görünür.
Şinâsî
§
Kûy-i cânân bana cennet-i me’vâ görünür
Vatanı her kişinin kendine a’lâ görünür
= Sevgilinin semti bana sığınma cenneti görünür,
Yurdu her kişinin, kendine en güzel görünür.

§
Çok riyâkâr var velî görünür
İbn Mülcem iken Ali görünür
= Çok münafık vardır veli görünür,
İbn Mülcem iken, Ali görünür.
Osman Nevres
§
Şimdi âkıl odur zamânede kim
Ketm-i irfân edib deli görünür
Günümüzde akıllı odur ki,
İlmini gizleyip deli görünür.
Nevres
§
Tâc ü destâr ile tefâhur eden
Açamaz başını keli görünür
= Taç ve sarıkla övünen,
Açamaz başını, keli görünür.
Nef’î
§
Tok olanlar bilemez çektiğini aç olanın
Sırtı pek kimseye ahvâl-i şitâ yaz görünür
= Tok olanlar bilemez çektiğini aç olanın,
Sırtı pek kimseye kış şartları yaz görünür.
Sâmî
§
Ol perî teşrîf için gam-hâneme va’deylese
Yarı yolda tâlihim eyler peşîmân döndürür
= O peri kederli evimi onurlandırma sözü verse,
Talihim, onu yarı yolda pişman eyler, geri çevirir.
Belîğ
§
Tesâdüf eylese bir yerde ez-kaza bir gün
Hakîkat onlara onlar hakîkate tükürür
= Karşılaşsalar bir yerde yanlışlıkla bir gün,
Hakikat onlara, onlar hakikate tükürür.
Ferid Kam
§
Âteş-i aşkımı itfâ’ edemez bahr-i muhît
Mâcerâmız bizim ey dil daha çok su götürür
= Aşkımın ateşin söndüremez okyanus,
Maceramız bizim ey gönül, daha çok su götürür.

§
Her metâın bir revâcı var bu bender-gâhda
Geh tahammül geh niyâz geh istiğnâ yürür
= Her malın bir sürümü vardır bu pazarda,
Bazen sabır, bazen yakarış, bazen naz gider.
Koca Râgıb Paşa
§
İmtiyâz-ı sâbit ü seyyardır hayâl
Zannetme keştî-nişînân sâhil-i deryâ yürür
= Sabit ve gezgin bir ayrıcalıktır hayal,
Sanma gemidekiler gibi, deniz kıyısı yürür.
Koca Râgıb Paşa
§
Garâbetin bu da bir nev’idir ki insânlar
Arar hakîkati bir yerde başka yerde yürür
= Tuhaflığın bu da bir türüdür ki insanlar,
Arar hakikati bir yerde, başka yerde yürür.
Ferid Kam
§
Zâhidi hasret-i mey öyle zebûn eyledi kim
Elde tesbih ü asâsı salavât ile yürür
= Kaba sofuyu şarap özlemi öyle esir eyledi ki,
Elde tespih ve asası, salavat ile yürür.
Pirî Mehmed Paşa
§
Yâr gelmezse sana pâyine sen git yârin
Yürümezse nola dağ ey gönül abdal yürür
= Sevgili gelmezse sana, ayağına sen git onun,
Yürümezse nola dağ, ey gönül, abdal yürür.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Gârât-ı dili terk et cân almaya bak ey çeşm
Ekser bozulan asker yağmâlara düşmüştür
= Gönül talanını bırak, can almaya bak ey göz,
Çoğun bozulan asker, yağmalara düşmüştür.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Hep mebhâs-ı vahdettir kesrette koyan halkı
Her birisi bir başka da’vâlara düşmüştür
= Hep birlik tartışmalarıdır çoklukta koyan halkı,
Her birisi başka başka davalara düşmüştür.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Kâbil-i feyz olamaz düşmeyicek hâke nebât
Mütevâzı’ olanı rahmet-i Rahmân büyütür
= Filiz veremez düşmedikçe toprağa tohum,
Alçakgönüllü olanı Allah rahmeti büyütür.

§
Tıfl-i dil kaddin görüp aşka eliften başladı
Rabbî yessir lâ tuassir Rabbî temmim bi’l-hayr
= Gönül çocuğu boyun görüp aşka eliften başladı,
Rabbim kolaylaştır, zorlaştırma, hayırla sonuçlandır.
İbn Kemâl
§
Kim halâs olmuş cihândan olmadan cândan halâs
= Kim kurtulmuş dünyadan canından kurtulmadan?
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Yemm sükûnuyla bulur mevcin hücûmundan halâs
= Deniz dinginliğiyle kurtulur dalgaların hücumundan.
Râşid
§
Âşık olmaz muttasıl kavgâ-yı ağyârdan halâs
= Âşık, kurtulamaz hiçbir zaman rakiplerle kavgadan.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Müdârâdır medâr-ı sohbet-i nâs
= Yüze gülmedir halkla sohbetin yolu.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Hilâf-ı tab’ elbette âdeme nefret eder îrâs
= Kişiliğine aykırılık elbette insana nefret verir.
Selanikli Meşhûrî
§
Sırr-ı zâta âşinâ Allah’tır, Allah bes
= Özün sırrını bilen Allah’tır, Allah yeter.
Giridî Ahmed Muhtar Bey
§
Bal demekle ağzını tatlı olur sanma abes
= Bal demekle ağzının tatlanacğını sanmak saçma.
Arpaeminizâde Sâmî
§
A’mâya şerh-i hâsiyet-i tûtiyâ abes
= Görmeze sürmenin yararını anlatmak saçma.
Yenişehirli Belîğ
§
Bezm-i şâdîde olur girye-i mest-âne abes
= Mutluluk meclisinde kendinden geçercesine ağlamak saçma.
Şeyh Gâlib
§
Kenâr-ı cûy-i ferâvânda hafr-i çâh abes
= Coşkun ırmağın kenarında kuyu kazmak saçma.
Sâmî
§
İlzâm ederler etme sen iltizâm-ı abes
= Sustururlar, seçersen sen saçmalamayı.

§
Çeşm-i ibretle nazar kıl görme bir şeyi abes
= İbret gözüyle bak, görme bir şeyi gereksiz.

§
Müflis olandan akçe talep eylemek abes
= Batkın adamdan para istemek saçma.
Aynî
§
Tûtîyi güftârıdır eden giriftâr-ı kafes
= Papağanı dilidir kafese düşüren.
Ahmed Paşa
§
Âdeme dâmdır hevâ vü heves
= İnsana tuzaktır geçici arzu ve istekler.
Tecellî
§
Olur ikbâli ba’zın ba’zının idbârına bâis
= Olur yükselmesi kiminin, kiminin düşmesine neden.

§
Gönül alır alacak şey bulamazsa müflis
= Gönül alır alacak şey bulamazsa batkın.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Men’ eyleyemez mes’ele-i aşkı müderris
= Yasaklayamaz aşk konusunu hukukçu.
Bâkî
§
Halleyleyemez mes’ele-i aşkı müderris
= Çözemez aşk sorununu hukukçu.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Mahrûm eder kişiyi emelden bela-yı hırs
= Yoksun bırakır kişiyi amacından tutku.
Râşid
§
Bî-gâne-i merâm kalır âşinâ-yı hırs
= Amacına yabancı kalır tutkularının esiri.
Râşid
§
Sû-be-sû zevk kenâr-ı âlem-i âba mahsûs
= Her yerde zevk, su kıyısına özgüdür.
Haşmet
§
Her ten biter bir dert ile geh germ ile geh serd ile
Uğraşmaya her ferd ile değmez bu dünya-yı ehas
= Her canlı ölür bir dertle, sıcak ya da soğuktur nedeni,
Uğraşmaya her insanla değmez, bu alçaklar alçağı dünya.
Sâmî Paşa
§
Zülf-i yâre bend olub tahlîs ümmîd eylemem
Gerden-i Mecnûn olur mu tavk-ı âhenden halâs
= Sevgilinin zülfüne bağlanan kurtuluşu umamaz,
Mecnûn’un boynu kurtulur mu demir halkadan.
Süleymân Fehîm
§
Zâhid ne kadar kendin uçursa biliriz biz
Ankâ-yı ibâdet uçmaz bî-per-i ihlâs
= K ne kadar kendini uçursa da biliriz biz,
İbadet Anka’sı uçamaz yoksa içtenlik kanadı.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Vay âna kim eyleye lâ-şeyden istimdâd-ı feyz
Yuf âna kim eyleye nâkıstan ihsân iltimâs
= Yazıklar olsun ona ki, bir hiçten yardım ister,
Yuh olsun ona ki, olgun olmayandan iyilik diler.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Kem-mâyelerin cevri açar cevher-i zâtı
Üsrüble tirâşîde olur cevher-i elmas
= Soysuzların cevri açar kişinin cevherini,
Kurşunla yontulur elmas cevheri.
Şeyh Gâlib
§
Ola rehber der isen kârına Hızır ü İlyas
Olagör mazhar-ı sırr-ı eser-i hayrü’n-nas
= Rehberin olsun dersen işlerinde Hızır ve İlyas,
Ulaşmalısın Kutlu Önder’in öğretisinin sırlarına.
Reşid Bey
§
Zât olmadıkça fâide vermez nizâm-ı hâl
Lât ü Menât’a revnak ü zîb-i kabâ’ abes
= Öz olmadıkça fayda etmez görünüşün düzenlenmesi,
Lât ve Menat’ı kaftanla süsleyip parlatmak saçmadır.
Nüzhet
§
Kimse leîme yâr olamaz iltifât ile
Seng-i siyâha câzibe-i kehrübâ abes
= Kimse alçağa dost olamaz iltifatla,
Kara taşta kehribar çekimi saçmadır.
Belîğ
§
Çün balık baştan kokar derler meseldir Nâilî
Hey’et-i mecmuaya bî-mağzı baş etmek abes
= Balık baştan kokar derler, meseldir Nâilî,
Millete bir beyinsizi baş etmek saçmadır.
Nâilî-i Cedid
§
Rûşenî vicdân olan eyler mi ta’n eslâfı hiç
Feyz-i hâzır nûr-i misbâh-ı selefden muktebes
= Vicdan sahipleri önceki kuşakları kötüler mi hiç,
Elimizdeki bilgiler onların yaktığı ışığın ürünüdür.
Adanalı Ziyâ Bey
§
Gül-şeninde âlemin ermez bu sırra hiç kes
Zaglar âzâde bülbüller giriftâr-ı kafes
= Dünya gülşeninde ermez bu sırra hiç kimse,
Kargalar neden özgür, bülbüller neden kafestedir?
Firâkî
§
Etme izhâr-ı hüner etmeye mecliste heves
Bülbüle dâm-ı belâ oldu lisâniyle kafes
= Hüner göstermeye etme mecliste heves,
Bülbüle bela tuzağı oldu diliyle kafes.
Ahmed Paşa
§
Devr elinden Bâkiyâ gam çekme âlem böyledir
Gül esîr-i hâr ü has bülbül giriftâr-ı kafes
= İniş-çıkışlardan ey Bâkî, üzülme, dünya böyledir,
Gül çalı çırpı elinde esir, bülbül kafese kapatılmıştır.
Bâkî
§
Sinem hevâ-yı aşkın ile doldu ney gibi
Dem urduğumca âh ü figândır çıkan nefes
= Göğsüm aşkının havasıyla doldu ney gibi,
Soludukça ah ve feryattır çıkan her nefes.
Fuzûlî
§
Âkıl oldur gelmeye dünyâ metâ’ından gurûr
Müddet-i devr-i felek bir demdir âdem bir nefes
= Akıllı adama gelmez dünya malından gurur,
Dünyanın dönüşü bir andır, insan bir nefes.
Bâkî
§
Dünyâda tasavvur edemem bir iyi haslet
Olmak gibi bir âciz ü mazlûma meded-res
= Dünyada düşünemem iyi bir özellik,
Olmak gibi bir âciz ve mazluma yardımcı.

§
Câm-ı ser-şâr-ı hevânın hoşdur ammâ neşvesi
Derd-i serdir çün humârı eyleme Râgıb heves
= Dolu zevk kadehinin hoştur ama neşesi,
Sersemliği de baş belâsıdır, Râgıb, etme heves.
Koca Râgıb Paşa
§
Hani bir ser ki bu hayret-kede-i âlemde
Ola âsûde-i hengâme-i kavgâ-yı heves
= Hani bir baş ki bu şaşkınlık dünyasında,
Bulsun istekler kavgasının gürültüsünden huzur.
Nâbî
§
Tesliyet-dâr ise de âdemi vâsıl edemez
Bî-teşebbüs reh-i maksûduna hulyâ-yı heves
= Avutucu olsa da insanı ulaştıramaz,
Çıkmadan amaçladığı yola, isteklerin hayali.
Münib Paşa
§
Mâ-sivâdan el yuyup mahlûktan ümîdi kes
Virdin olsun her nefes Allah bes bâki heves
= Dünyadan elini yıka, halktan umudu kes,
Zikrin olsun her nefes: Allah bes, bâki heves.
Allah yeter, gerisi boş istektir. Allah yeter, gerisi boş istektir.

§
Âşık-ı sâdık isen etme cedel ağyâr ile
Merd-i dânâ eylemez nâ-dân-ı bed-hûlarla bahs
= Gerçek bir âşıksan tartışma ellerle,
Bilgili kişi, tartışmaz kötü huylu bilgisizlerle,
Diyarbakırlı Bekrî
§
Vechin üzre yazılan ma’nâ-yı Kur’ân’ı gören
Eylemez evrâk içinde lafz-ı Kur’ân ile bahs
= Yüzünde yazılı Kur’an anlamını gören,
Tartışmaz sayfalar içinde Kur’an sözleriyle.
Niyâzî-i Mısrî
§
Dil-teng isen âyine-i meh-tâba nigâh et
Dâim nedir endîşe-i bîş ü keme bâis
= Sıkıntılıysan mehtabın aynasına bak,
Sürekli nedir azlık-çokluk kaygısına neden?
Hâtem
§
Ne gam Arzî âlûde-i gerd-i günâh olsa
Olur rûz-i cezâda lûtfun izhâr etmeye bâis
= Ne gam Arzî günah kirine bulaşmışsa,
Olur ceza gününde, lütuf göstermeye neden.
Bursalı Arzî
§
Rind isen eğer âlem-i vahdet gibi olmaz
Def-i gam-ı tahkîk ü mecâz etmeye bâis
= Gönül eriysen eğer birlik dünyası gibi olmaz,
Gerçek ve mecaz kederlerini giderme nedeni.
Nef’î
§
Dururken kimseyi hicveylemez bir şâ’ir elbette
Hurûş u cûş-i sâza darbe-i mızrabdır bâis
= Dururken kimseyi taşlamaz bir şair, elbette,
Sazın coşmasının nedeni mızrabın vuruşlarıdır.
Andelîb
§
Harîs olur kişi pek men’ olunduğu fiile
Revâc-ı bâdeye fart-ı yasağdır bâis
= Daha da istekli olur kişi yasaklandığı işe,
Şarabın sürüm nedeni yasağın sertliğidir.
Fâzıl
§
Münkeşif olması ezdâd iledir eşyânın
Şîve-i mağfirete cürm ü günehdir bâis
= Ortaya çıkması nesnenin karşıtıyladır,
Bağışın varlık nedeni suç ve günahtır.
Pertev Paşa
§
Kayd-ı dünyadır eden sâde-dilânı mecnûn
Cezbe-i silsile-i Kays’a da zendir bâis
= Dünya ilgileridir safdilleri mecnun eden,
Kays ve benzerlerini çıldırtan kadındır.
Süleymân Fehîm
§
Bekâ-yı cismine bir çâre bul ey dehrî-i gâfil
Sana bir lûtfu var mı olmasa kevn ü mekân hâdis
= Ölmemenin bir yolunu bul ey ahmak maddeci,
Sana bir yararı var mı olmasa dünya sonradan.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Ağmâz ve tegâfül gerek âsâyişe yoksa
Bî-gâyedir âmed-şüd-i emvâc-ı havâdis
= Görmezlik ve bilmezlik gerek huzura, yoksa,
Sayısızdır olaylar dalgalarının geliş ve gidişi.
Tevfik
§
Çeşm-i harîse cây-i selâmet gelir hatar
Girdâba sevk-i zevrâk eder nâhüdâ-yı hırs
= Doymaz göze esenlik yeri uçurum görünür,
Gemisini girdaba yöneltir hırs kaptanı.
Râşid
§
Eylemiş ehl-i hikem mevc ile bahri temsil
Tâ ki ma’lûm ola keyfiyyet-i ma’nâ-yı hudûs
= Bilgeler dalga ile anlatırlar denizi,
Bilinsin diye yaratılışın gerçek niteliği.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Hulûs minnet-i nutk ü beyân kabûl etmez
İnanma her kim açarsa sana zebân-ı hulûs
= Kalp temizliği ayrıca söyleme, açıklama kabul etmez,
İnanma her kim dem vuruyorsa sana kalp temizliğinden.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Semt-i gül-zâr-ı vefâdan güzerânı yok iken
Kimi söyletsen olur bülbül-i gül-zâr-ı hulûs
= Vefa gülşeninin semtine bile uğramamışken,
Kimi söyletsen, içtenlik gülşeninin bülbülü kesilir.
Haşmet
§
Engüşt-i girih-beste-i ye’s olması yeğdir
Etmekten ise zeyl-i leîmâna teşebbüs
= Elin kolun bağlanması yeğdir.
Alçakların eteğini öpmeye çalışmaktan.
Nâbî
§
Lûtfu ukalâ sahib-i zılldan eder ümmîd
Nâ-dândır eden sâye-i bî-câna teşebbüs
= İyiliği akıllılar erdemlilerden umar,
Akılsızdır ruhsuz bir gölgeye el uzatan.
Nâbî
§
Eder insânı giriftâr-ı elem kayd-ı ma’âş
= Derde düşürür insanı geçim derdi.
Müverrih Râşid
§
Râz-ı pinhânını ihvânına da eyleme fâş
= Sırlarını kardeşlerine bile bildirme.
Sünbülzâde Vehbî
§
Er isen eyleme nâ-mahreme esrârını fâş
= Erkeksen ellere bildirme sırlarını.
Şefik
§
Gönül pervânesine vuslat âteş intizâr âteş
= Gönül kelebeğine kavuşmak ateş, beklemek ateş.
Şeyh Gâlib
§
Devri dönmüş sâgarın sahbâda hâlet kalmamış
= Devri geçmiş kadehin, şarabın tadı kalmamış.
Neylî
§
Himmet-i merdân ile âsân olur her müşkil iş
= İyilerin yardımıyla kolaylaşır zor işler.
Bâkî
§
Fikr-i âşık olur muhâl-endîş
= Âşığın aklı olmayacak düşler peşindedir.
Sâbit
§
Sükûtu bir mezârın bir derin feryaddır müdhiş
= Suskunluğu bir mezarın, bir çığlıktır derin, dehşetli.
Menemenlizâde Tâhir Bey
§
Bu mesel meşhûrdur vârın veren âr etmemiş
= Bu mesel meşhurdur: Varını veren utanmamış.
Kânî
§
Süleymân’a yol gösteren şol bir karınca imiş
= Süleyman’a yol gösteren, bir karınca imiş.
Yûnus Emre
§
Bilmezlik ile ettiğimiz hep hevâ imiş
= Bilmezlikle ettiklerimiz hep boşunaymış.

§
Efendi genç beye hizmet eylemek güç imiş
= Efendi, genç beye hizmet etmek zormuş.
Sâbit
§
Münâsebetle olan iftirâ ne müşkil imiş
= Uygun düşen iftira ne zormuş.
Nâbî
§
Bir vakt olur ki derler o da bir zamân imiş
= Bir zaman olur ki, derler: O da bir zamanmış.
Ahmed Paşa (Bursalı)
§
Bâis-i cefâ-yı âleme sû’-i karîn imiş
= Dünya ezincinin kaynağı kötü yakınlarmış.
Dâniş-i Atik
§
Vâ’izin nâr-ı cehennem dediği firkât imiş
= Vaizin cehennem ateşi dediği ayrılıkmış.
Usûlî
§
Metâ’ı âteş olan çârsûya sığmaz imiş
= Malı ateş olan çarşıya sığmazmış.
Nâilî-i Kadîm
§
Küttâba kalem şâ’ire güftâr verilmiş
= Yazarlara kalem, şairlere söz verilmiş.
Râkım
§
Ma’âş etmiş nehârı Hak bize leyli libâs etmiş
= Geçinme etmiş gündüzü Allah bize, geceyi örtü.
Hâmi-i Âmidî
§
Felekten taşra bir yer varsa vardır anda asâyiş
= Dünya dışında bir yer varsa, vardır orda güvenlik.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Cihânda görmedik ber-vefk-i dil bir kâm-yâb olmuş
= Dünyada görmedik kimse, gönlünce ermiş mutluluğa.
Koca Râgıb Paşa
§
Safâ-yı hâtıra yer yok dil-i nâçize gam dolmuş
= Neşeye yer yok, zavallı gönle keder dolmuş.

§
Kul olup sana koyanlar eşiğin taşına baş
Gam-ı dünyâyı yemez kalmasa taş üstüne taş
= Kul olup sana, koyanlar eşiğin taşına baş,
Dünya gamını yemez, kalmasa taş üstüne taş.
Nev’î
§
Başımla gönlümü edemedim eş
Biri yüz yaşında biri yirmi beş
= Başımla gönlümü edemedim eş,
Biri yüz yaşında, biri yirmi beş.
Celâl Sâhir
§
Âdâb ile gel meclîs-i erbâb-ı kemâle
İrfân ile erkân ile iz’ân ile söyleş
= Töresiyle gel olgunlar meclisine,
Bilgiyle, saygı ve anlayışla konuş.
Leskofçalı Gâlib
Leskofçalı Gâlib
§
Mülâyim tıynetânın zâil olmaz bir zamân gayzı
Kalır hâkister içre olsa mahfî çok zamân âteş
= Yumuşak huyluların geçmez bir zaman öfkesi,
Kalır kül içinde saklanırsa çok zaman ateş.
Nüzhet
§
Belâya merd olanlar sabreder nâ-merd sabretmez
Tamâm olsa ayârı etmez altuna ziyân âteş
= Belaya yürekliler direnir, ödlekler direnemez,
Tam olursa ayarı, ateş, altına bir zarar veremez.
Yeniceli Hayâlî
§
Bana dûzehden ey meh dem urur gül-zârlar sensiz
Diraht âteş nihâl âteş gül âteş berk ü bâr âteş
= Bana cehennemdir, ey ay yüzlü, gülşenler, sensiz,
Ağaç ateş, fidan ateş, gül ateş, yaprak ve meyve ateş.
Şeyh Gâlib
§
Gül âteş gül-bün âteş gül-şen âteş cûy-bâr âteş
Semender-tıynetân-ı aşka bestir lâle-zâr âteş
= Gül ateş, gül ağacı ateş, gül bahçesi ateş, dere ateş,
Aşkın semenderlerine yeter lale bahçesi olarak ateş.
Şeyh Gâlib
§
Rehâ bulmak ne mümkün sûziş-i mihnetten uşşâka
Firâk âteş visâl âteş belâ-yı intizâr âteş
= Kurtulmak ne mümkün keder yangınından âşıklara,
Ayrılık ateş, kavuşmak ateş, bekleme belâsı ateş.
Re’fet
§
Mâ-sivâ şâibesinden dili tathîre çalış
Pertev-i hikmet ü irfânla tenvîre alış
= Dünya kirinden gönlü arındırmaya çalış,
Bilgi ve bilgelik ışığıyla aydınlatmaya alış.
Şinâsî
§
Kesret-i mâl ile fahr ü şeref olmaz hâsıl
İlmini fazlını irfânını teksîre çalış
= Mal çokluğu ile erdem ve onur kazanılamaz,
Bilgini, erdemini, kültürünü artırmaya çalış.
Said Bey
§
Nakş-ı safâ sahîfe-i âlemde kalmamış
Bûy-i vefâ hamîre-i âdemde kalmamış
= Gönül neşesi dünya kitabında kalmamış,
Vefa kokusu insanın hamurunda kalmamış.
Nâbî
§
Gül-istân-ı dehre geldik renk yok bû kalmamış
Sâye-endâz-ı kerem bir nahl-i dil-cû kalmamış
= Dünya gülşenine geldik, renk yok, koku kalmamış,
Cömertlik gölgesi salan gönül çekici bir ağaç kalmamış.
Nâbî
§
Ceyş-i gamdan kande etsin ilticâ ehl-i niyâz
Kal’a-i himmette Nâbî burc ü bârû kalmamış
= Gam askerinden nereye sığınsın muhtaçlar,
İyilik kalesinde, Nâbî, ne sur, ne siper kalmış.
Nâbî
§
Kadrin anlar yok bilir yok her dürr-i sencîdenin
Çârsû-yı kaabiliyyette terâzû kalmamış
= Değerin anlar yok, bilir yok eşsiz incinin,
Yetenekler pazarında terazi kalmamış.
Nâbî
§
Bir dil mi kalmıştır o tîr-i gamzeden kan olmamış
Bir cân mı vardır ol kemân-ebrûya kurbân olmamış
= Bir yürek mi kalmıştır, o bakış okundan kan olmamış,
Bir can mı vardır, o kaşların yayına kurban olmamış.
Ahmed Paşa
§
Âdem odur ki etmeye tağyir vasfını
İkbâl ü baht kendine yâr olmuş olmamış
= İnsan odur ki, değiştirmez duruşunu,
Şansı kendine yar olmuş, olmamış.
Seyyid Vehbî
§
Cemâl-i dost her yüzden zuhûr etmiş temâşâ kıl
Geh olmuş çehre gâhî zülf olub ruhsâra yasdanmış
= Allah güzelliği her yüzde kendini göstermiş, seyret,
Bazen yüz olmuş, bazen zülüf olup yanağa yaslanmış.
Hayâlî Bey
§
İşiddim bir tabîb-i hâzık-ı hüsnün dehânından
Devâsız derdine âşıkların dermânlar ağlarmış
= Duydum uzman bir güzellik hekiminin ağzından,
Devasız derdine âşıkların dermanlar ağlarmış.
Vâsıf
§
Bahâyimden sayarmış şahs-ı bî-irfânı ârifler
Değil insânlar ol zümreye hayvânlar ağlarmış
= Hayvandan aşağı sayarmış bilgisizi bilgeler,
Değil insanlar, o zümreye hayvanlar bile ağlarmış.
Vâsıf
§
Gözün aç göz göre aldanma Vâsıf reng-i fânîye
Yarın ukbâda bugün nefsine uyanlar ağlarmış
= Gözünü aç, göz göre aldanma Vâsıf ölümlü surete,
Yarın öte dünyada, bugün nefsine uyanlar ağlarmış.
Vâsıf
§
Millete serbestî-i efkâr lâzımdır ki Hak
Kâr-gâh-ı aklı hürriyetle bünyâd eylemiş
= Topluma düşünce özgürlüğü gereklidir ki Hak,
Akıl işliğinin yapısını özgürlük üzerine kurmuştur.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Dehr içinde bir yıkık divâr görürsen böyle bil
Bir Süleymân mülküdür kim çerh vîrân eylemiş
= Dünyada bir yıkık duvar görürsen şöyle bil:
Bir Süleyman mülküdür ki felek viran eylemiş.
Fuzûlî
§
Derdimiz cânâne söylenmiş devâ söylenmemiş
Mâcerâ söylenmiş ammâ müddeâ söylenmemiş
= Derdimiz sevgiliye söylenmiş, deva söylenmemiş,
Macera söylenmiş ama dava konusu söylenmemiş.
Tayyar Paşa
§
Dünyâyı bir safâya veren rind-i bî-nevâ
Kemter metâ’-ı zevkini dünyâya vermemiş
= Dünyayı bir neşeye satan yoksul rint,
Değersiz bir zevkini dünyaya satmamış.
Cevrî
§
Âvâzeyi bu âleme Dâvud gibi sal
Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş
= Sesini bu dünyaya Davud gibi sal,
Geride kalan, bu kubbede bir hoş seda imiş.
Bâkî
§
Yaşım binâ-yı sabrıma seyl-i fenâ imiş
Bu dîde göz değil bana ayn-ı belâ imiş
= Gözyaşım sabır binamı yok eden bir selmiş,
Bu göz, göz değil, bana belanın ta kendisiymiş.
Hayâlî Bey
§
Gül-zâr-ı dehr içinde nesîm-i sabâ gibi
Halkın esip savurduğu bâd-ı hevâ imiş
= Dünya gülşeninde sabah esintisi gibi,
Halkın esip savurduğu istekler yeliymiş.

§
Aşka düştün bana derken gam ü mihnet ne imiş
Sen de gör çâşnî-i câm-ı mahabbet ne imiş
= Aşka düştün, bana derken gam ve keder neymiş,
Sen de gör şimdi aşk şarabının tadı neymiş.
Nâbî
§
Fikr-i müstakbel ü mâziyi bırak ârif isen
Böyledir hâl-i zamân bir var imiş bir yok imiş
= Geçmiş ve gelecek düşüncesini bırak arifsen,
Böyledir zamanın hâli: Bir varmış, bir yokmuş.
Koca Râgıb Paşa
§
Sağım solum gözler idim dost yüzünü görsem deyu
Ben taşrada arar idim ol cân içinde cân imiş
= Sağım solum gözlerdim dost yüzünü görsem diye,
Ben dışarıda arar idim, o can içinde can imiş.
Niyazî-i Msrî
§
Dermân aradım derdime derdim bana dermân imiş
Burhân aradım aslıma aslım bana burhân imiş
= Derman aradım derdime, derdim bana dermanmş;
Kanıt aradım aslıma, aslım bana kanıtmış.
Niyazî-i Mısrî
§
Şimdi münafıkânedir ülfet zamânede
Ahbâb ile mahabbet o da bir zamân imiş
= Şimdi münafıkçadır görüşmeler zamanede,
Dostlarla muhabbet, o da bir zamanlarmış.
Enderunlu Vâsıf
§
Hâhiş ne bizde kaldı ne yârân ü ne yârda
Cünbüş mahabbet ülfet o da bir zamân imiş
= İstek ne bizde kaldı, ne dostlarda, ne sevgilide,
Eğlence, sohbet ve dostluk, o da bir zamanlarmış.
Enderunlu Vâsıf
§
Neylesin gül-zârı âşık olmayınca gül-izâr
Bustân-ı cennete sûret veren dîdâr imiş
= Neylesin gül bahçesini âşık, olmayınca gül yanaklısı,
Cennet bahçesine güzellik veren, Hakkıyla görüşmeymiş.
Necâtî
§
Gınâ-yı kalbe sebeb devlet-i kanâ’at imiş
Cihânda cây-i ferah kûşe-i ferâgat imiş
= Gönül zenginliği yetinme devletindenmiş,
Dünyada en iç açıcı yer, tokgözlülük köşesiymiş.
Fıtnat Hanım
§
Sühan-şinâs oluyor kim ki bî-vefâ olsa
Meğer zamânede gaddarlık zarâfet imiş
= Söz bilir oluyor kim ki vefasız olsa,
Meğer zamanımızda gaddarlık zarafetmiş.
Koca Râgıb Paşa
§
Dünyaya tama’ etmemek etmekten yeğ
Çün evveli hırs âhiri hasret imiş
= Dünyaya açgözlü olmamak, olmaktan iyi,
Çünkü başı tutku, sonu ayrılık acısı imiş.
Fuzûlî
§
Suhûlet ile eder her kim istese teshîr
Gönül dedikleri şehrin hisârı olmaz imiş
= Kolaylıkla ele geçirir her kim istese,
Gönül dedikleri şehrin kalesi olmazmış.
Çelebizâde Âsım
§
Dört kitâbın ma’nîsin okudum hâsıl ettim
Aşka gelincek gördüm bir uzun heceyimiş
= Dört kitabın anlamın okudum, öğrendim,
Aşka gelince gördüm, bir uzun heceymiş.
Yûnus Emre
§
Âlemde gönül birliği güç yâr ile yoksa
Ağyâr-ı sitem-kâra müdârâ olagelmiş
= Dünyada gönül birliği güç sevgiliyle yoksa,
Acımasız yabancıların yüzüne gülmek süregelmiştir.
Emrî (Edirneli Emrullah)
§
Cemâl-i bâ-kemâli eylemiş her zerrede cevelân
Hudâ her zerrede bir mihr-i âlem-tâb göstermiş
= Mükemmel güzelliği her zerrede gezinmiş,
Allah her zerrede, aydınlatıcı bir güneş göstermiş.
Nazîm
§
Tefâvüt yoktur evzân-ı şuûnât-ı tabî’atta
Terâzû-yı hakîkat hûb ü zişti denk göstermiş
= Fark yoktur doğa olaylarının ölçüsünde,
Hakikat tartısı güzel ve çirkini denk göstermiş.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Değildir cây-ı ârâm olmağa mülk-i sivâ kâbil
Hudâ âşıklara kevn ü mekânı teng göstermiş
= Uygun değildir dinlenme yeri olmaya dünya,
Allah âşıklara bütün bir evreni dar göstermiş.
Manastırlı Fâik Bey
§
Olur rüsvây subh-ı mahşer ol kim şâm-ı gaflette
Bu bâğın gül sanıb hâr-i mugaylânını devşirmiş
= Rezil olur diriliş sabahında o ki, gaflet akşamında,
Dünya bahçesinin gül sanıp deve dikenini devşirmiştir.
Nâilî-i Kadîm
§
Bin şîvesi vardır bu Züleyhâ-yı cihânın
Ey Yûsuf-hüsn eyleme zindânı ferâmûş
= Bin cilvesi vardır bu dünya Züleyha’sının,
Ey Yusuf yüzlü, unutma zindanı!
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Aşkın dil-i Esrâr’ı bir derde düşürmüş kim
Ma’mûr olayım derken bî-çâre harâb olmuş
= Aşkın Esrâr’ın gönlünü bir derde düşürmüş ki,
Bayındır olayım derken zavallı harap olmuş.
Esrâr Dede
§
Kalmış ser-i meydân-ı mahabbet tek ü tenhâ
Zen-tab’lar almış yeri merdân unutulmuş
= Aşk meydanı ıssız, kimsesiz kalmış,
Kadınsılar almış yeri, erler unutulmuş.
Nâbî
§
Nâbî kimi görsen yürütür hükmünü nefsin
Hakk’ın bize gönderdiği fermân unutulmuş
= Nâbî kimi görsen yürütür hükmünü nefsin,
Hakk’ın bize gönderdiği ferman unutulmuş.
Nâbî
§
Olmuş o kadar halk-ı cihân mekrde üstâd
= Kim sâbıka-i şöhret-i şeytân unutulmuş
Ustalaşmış o kadar halk düzenbazlıkta,
Ki şeytanın geçmiş şöhreti unutulmuş.
Nâbî
§
Değil tedbir ile bir ferd kâdir mahv ü isbâta
Sutûr-i nüshâ-i takdire kimdir hâme uydurmuş
= Kimse önlemle başına gelecekleri değiştiremez,
Kader kitabının satırlarına kim kalem uydurmuş?
Koca Râgıb Paşa
§
Bir müsâfir-hânedir insâna bu köhne ribat
= Bir konuk evidir insana bu köhne konak.
Âsaf (Mahmûd Celâleddin Paşa)
§
Merd-i vahdet sübha vü zünnâra etmez iltifât
= Tevhid eri tespih ve papaz kuşağına etmez iltifat.
Şeyh Gâlib
§
Halkın bu felek dediği dolâb-ı meşakkat
= Halkın bu felek dediği bir sıkıntı çarkıdır.

§
Kâfir-i bî-mezhebe hüccet ü bürhân galat
= Mezhepsiz inkârcıya belge ve kanıt sunmak yanlış.
Şeyh Gâlib
§
Sîne-i şeytânda cevher-i îmân galat
= Şeytanın kalbinde iman cevheri var saymak yanlış.
Şeyh Gâlib
§
Bâde-i gafletle medhûş olmayan etmez galat
= Gaflet şarabıyla aklını yitirmeyen etmez hata.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Her leîmi sırra mahrem sanma eyle ihtiyât
= Her alçağı sır vermeye uygun sanma, ölçülü davran.
Niyâzî-i Mısrî
§
Bî-vefâlardan hazer kıl tut tarîk-i ihtiyât
= Vefasızlardan uzak dur, düşünerek hareket et.
Fuzûlî
§
Halk esîr-i şöhret oldu eylemez im’ân-ı zât
= Halk esiri oldu şöhretin, aslını araştırmaz kimsenin.
Müverrih Râşid
§
Unutma âşinâlık resmini ki bizleri yâd et
= Unutma tanışıklık töresini, hatırla bizleri.

§
Yârini bir varak-ı sebz ile olsun yâd et
= Dostunu yeşil bir yaprakla da olsa, hatırla.

§
Kalb-i dervîşe dokunma hazer et
= Dervişin kalbine dokunmaktan kaçın.
Sünbülzâde Vehbî
§
Harâb oldu gönül yâ Rab evindir ânı ta’mîr et
= Harap oldu gönül, ya Rab evindir, onar onu.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Tâvus-ı nâle-kârı görüp terk-i züyûr et
= Acı çeken tavusa bak, süslenmeyi bırak.
Sâmî
§
Meftûhdur erbâb-ı dile bâb-ı mahabbet
= Açıktır gönül erlerine aşk kapısı.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Muhibb-i hikmet olanlar hakîm olur elbet
= Bilgeliği sevenler bilge olurlar elbet.
Andelîb
§
Sa’y eden feyz-yâb olur elbet
= Çalışan bolluğa kavuşur elbet.

§
Nâ-kâbil için pend-i hakîm-âne ne hâcet
= Anlamayacak için bilgece öğüde ne gerek?
Diyarbakırlı Said Paşa
§
Olur adl ile hâsıl iktidar ü servet-i millet
= Çıkar adaletle ortaya, toplumun zenginlik ve gücü.
Memdûh Efendi
§
Her kârda âkıl gözetir semt-i suhûlet
= Her işte akıllı kişi gözetir kolay yolu.

§
Uyduran masrafın îrâdına çekmez zahmet
= Uyduran giderini gelirine çekmez sıkıntı.
İzzet
§
Sadıkü’l-va’d olur ehl-i himmet
= Sözünün eri olur yardımsever.

§
Ârif olana besdir işaret
= Anlayana yeterlidir bir işaret.

§
Senden ednâya bakıp da şükret
= Senden alttakilere bak da şükret.

§
Dil-i vîrânıma dâ’im konar firkat göçer hasret
= Yıkılmış gönlüme hep konar ayrılık, göçer hasret.
Rahmî
§
Kepâze eyledim dünyâyı ammâ kalmadı kuvvet
= Kepaze eyledim dünyayı ama bitti gücüm.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Ahbâba değil düşmenine eyle mürüvvet
= Dostlarına değil düşmanına göster yiğitliğini.

§
Mebzûl değil herkese samur-ı inâyet
= Yetmez herkese ihsan kürkü.

§
Gelmek irâdet gitmek icâzet
= Gelmek istemle, gitmek izinle.

§
Rızk için çekme gamı “nahnü kasemnâ”yı gözet
= Geçimlik için kaygılanma, “biz paylaştırdık”ı düşün.
Rif’at
§
Meyleder elbette hâke meyve-dâr olsa diraht
= Sarkar elbette toprağa meyveli ağaç.

§
Pîrlikte âteş-i fakrın olur te’sîri saht
= Yaşlılıkta yoksulluk ateşi daha yakıcıdır.
Çelebizâde Âsım
§
Mestim ammâ şarâb-ı aşkla mest
= Sarhoşum ama aşk şarabıyla sarhoş.
Çelebizâde Âsım
§
Râşid edermiş âdemi sahbâ-yı câh mest
= Râşid, edermiş insanı, makam şarabı sarhoş.
Râşid
§
Da’vâ sübût bulmaz olursa güvâh mest
= Dava gerçekleşmez sarhoşsa tanık.
Seyyid Vehbî
§
Çok müselmânı soğuklar eyledi âteş-perest
= Çok müslümanı soğuklar etti ateş-perest.

§
Âkıl oldur ki ide düşmenini rıfkıla dost
= Akıllı odur ki, eder düşmanını tatlılıkla dost.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
İcrâ-yı sevâb ederken etme tereddüt
= İyilik yaparken etme tereddüt.
Mehmed Re’fet
§
Bir lokma için çekme sakın minnet-i dûnân
Güsterde iken sofra-i na’mâ-yı kanâ’at
= Bir lokma için çekme sakın alçakların minnetini,
Önünde açılmış dururken yetinme nimeti sofrası.
Fıtnat Hanım
§
Dest-i gavvâsân-ı insâfa gelir bir gün çıkar
Bu meseldir ki sen insâniyet et ummâna at
= İnsaf dalgıçlarının eline gelir bir gün, çıkar,
Bu atalar sözüdür ki, sen iyilik et denize at.
Lebib-i Âmidî
§
Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir
Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç sâat
= En uzun geceyi yıldızbilimciyle zaman belirleyici ne bilir,
Ayrılık acısı çekene sor, geceler kaç saattir?
Nef’î
§
Geh gider mey-kedeye gâh gelir hân-kâha
Hayf kim yok dil-i dîvâneye bir yerde sebât
= Bazen gider meyhaneye, bazen gelir tekkeye,
Yazık ki yok deli gönlün bir yerde kararı.
Müştak Baba
§
Bed-zebânlık yaraşır sûreti çirkin olana
Herkesin uygun olur zâtına elbette sıfât
= Ağzı bozukluk yakışır görünüşü çirkin olana,
Herkesin uygun olur özüne elbette nitelikleri.
Belîğ
§
Elde altun bileziktir san’at
Ki verir ehline feyz ü rif’at
= Elde altın bileziktir sanat,
Ki verir sahibine bolluk ve yücelik.
Şinasî
§
Âyine-i cemâl-i ezeldir şu kâ’inât
Eyler Hudâ görenlere her yüzden iltifât
= Öncesiz güzelliğin aynasıdır evren,
Eyler Allah görenlere her yüzden iltifat.
Mehmed Tevfik
§
Dost yüznü göricek şirk yağmalandı
Ânunçün kapıda kaldı şeriat
= Dost yüzünü görünce şirk yağmalandı,
O nedenle kapıda kaldı şeriat.
Yûnus Emre
§
Çek halâikten eli kat’ et alâikten dili
Şâkirâ imdâd-ı Rabbânî sana besdir fakat
= Çek halktan elini, kes ilgilerden gönlünü,
Ey Şâkir, Allah yardımı sana yeter yalnız.
Şâkir Paşa
§
Bir yaş ki akar berâ-yı firkat
Elbette olur sezâ-yı şefkat
= Ayrılık acısıyla ağlayan kimse,
Elbette sevecenliğe layık olur.
Abdülkerîm Sâbit Bey
§
Kim kılmaz ise hürmet âdâb-ı şerî’ata
Keşfolmaz âna vech-i dil-ârâ-yı hakîkat
= Kim saygı göstermezse şeriat kurallarına,
Görünmez ona hakikatin gönül alan yüzü.
Kâzım Paşa
§
Eğer su serpmeseydi dem-be-dem endîşe-i vuslat
Ne dil kordu ne cân yandırmadık tâb-ı gam-ı firkat
= Eğer su serpmeseydi zaman zaman kavuşma düşüncesi,
Ne gönül bırakırdı ne can yandırmadık, ayrılık acısının ateşi.
Rumî
§
Bana gözyaşı vermiş süt yerine tıfl iken dâye
Gam ile gussa hem-zâdım belâ mâder peder firkât
= Bana gözyaşı vermiş süt yerine çocukken sütanne,
Keder ile kaygı kardeşim, bela annem, babam ayrılık.
Nev’î
§
Göz mü açtırdı bize cevr ü cefâ-yı eyyâm
Fikr-i bî-hâsıl-ı dünya ile geçti evkât
= Göz mü açtırdı bize hayatın eza ve cefası,
Sonuçsuz dünya düşünceleriyle geçti ömür.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Nâbî bakılsa çeşm-i hakîkatle âleme
Takdîrle musalâhadan mâ’dâ galat
= Nâbî, bakılırsa hakikat gözüyle dünyaya,
Kaderle barışmaktan başkası yanlıştır.
Nâbî
§
İhtilâf-ı kâ’inâtı hikmete haml eyle hep
Yoksa takdîr eylemez bir emrde hâşâ galat
= Evrendeki çelişkileri bilgeliğe yor hep,
Yoksa Allah eylemez bir işte –hâşâ-yanlış.
Râşid
§
Nüsha-i âşüfte-i dîvân-ı ömrüm sorma hiç
Hat galat ma’nâ galat imlâ galat inşâ galat
= Darmadağın bir kitabı andıran hayatımı sorma hiç,
Yazı yanlış, anlam yanlış, yazım yanlış, kurgu yanlış.

§
Sa’y eyle nakş-ı hikmetin idrâke Sânî’in
Bî-sun’-i Hak müşâhede-i mâ-sivâ galat
= Çalış Hakk’ın bilgelik nakışlarını kavramaya,
Hakk’ın sanatını görmeden varlığa bakmak yanlış.
Nâbî
§
İntizâm-ı âlemin kânunudur mevt ü hayât
Mürtebittir hestî ve nîstîye cümle kâ’inât
= Dünya düzeninin yasasıdır ölüm ve dirim,
Bağlıdır varlık ve yokluğa cümle âlem.

§
İntikâl etmektedir dîvâneden dîvâneye
Bir aceb meşrûtadır dârü’ş-şifâ-yı kâ’inât
= Bir deliden diğerine geçip durmaktadır,
Bir acayip mirastır dünya tımarhanesi.
Yenişehirli Avnî
§
Vuslatın cennettir ehl-i aşka hicrânın cahîm
Ey kıyâmet-kad olubdur arada aşkın sırat
= Kavuşman cennettir âşıklara, ayrılığın cehennem,
Ey selvi boylu, aşkın, arada köprü olmuştur.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Aldılar ol şem’-i bezm-ârâyı ağyâr ortaya
Zâhir oldu nükte-i “lâ hayra illâ fi’l-vasat”
= Aldılar o meclisi süsleyen mumu rakipler ortaya,
Gerçekleşti “Hayır ancak ortadadır” sözünün anlamı.
Bâkî
§
Hil’at-ı câhı bulur kâmet-i isti’dâdın
Câmeyi hep biçer endâma münâsib hayât
= Değerine uygun kaftanı bulur yeteneğin,
Giysileri hep biçer bedenine uygun hayat.
Belîğ
§
Zamân zamân-ı terakki cihân cihân-ı ulûm
Olur mu cehl ile kâbil bekâ-yı cem’iyyât
= Zaman ilerleme zamanı, dünya bilimler dünyası,
Olur mu bilgisizlikle mümkün, yaşaması toplumların?
Sadullah Paşa
§
Âyine-i idrakini pâk eyle sivâdan
Sultân mı gelir hâne-i nâ-pâke hicâb et
= Anlayış aynanı arındır kirlerden,
Sultan gelir mi temizlenmemiş eve, utan!
Nâbî
§
Ne kimseye teşekkî vü ne âh ü nâle et
Gaddâr-ı bî-mürüvveti Hakk’a havâle et
= Ne kimseye yakın, ne inleyip ağla,
Mürüvvetsiz zalimi Hakk’a ısmarla.
Nazif
§
Bir yerde ki yok nağmeni takdîr edecek gûş
Tazyî-i nefes eyleme tebdîl-i makâm et
= Bir yerde yoksa şarkını takdir edecek kimse,
Nefesini boşa harcama, hemen git başka yere.
Ziyâ Paşa
§
Avret gibi mağlûb-ı hevâ olma er ol er
Nefsin seni râm etmeye sen nefsini râm et
= Kadın gibi arzularına yenik düşme, er ol, er,
Nefsin sana boyun eğdirmesin, sen nefsine boyun eğdir.
Ziyâ Paşa
§
Noksânını bil bir işe ya başlama evvel
Ya başladığın kârı pezirâ-yı hitâm et
= Eksiğini bil, bir işe ya başlama hemen
Ya da başladığın işi adam gibi bitir.
Ziyâ Paşa
§
Öğren lisân-ı asrı rüsûm-i zamâneyi
Bak tab’-ı nâsa hâle münâsib tekellüm et
= Öğren çağın dilini, zamanın göreneğini,
Bak insanların yeteneğine, duruma uygun konuş.
İstanbulî Es’ad Bey
§
Ya söyle sözü güher nisâr et
Ya samt ü sükûtu ihtiyâr et
= Ya söyle sözü, mücevherler saç,
Ya da konuşmamayı, susmayı seç.

§
Âb-ı hayât olmayıcak kısmet ey gönül
Bin yıl gerekse Hızır ile seyr-i Sikender et
= Bengisu kısmet değilse ey gönül, neye yarar,
İstersen bin yıl İskender gibi Hızır’la dolaş.
Zeynep Hanım
§
Mülk içinde melekûtu göreyim dersen eğer
Lafzda ma’nîye bak nâfede bûyi seyr et
= Hissi içinde İlahî olanı göreyim dersen eğer,
Sözde anlama bak, misk ceylanında kokuyu kokla.
Nâbî
§
Mânend-i şecer nâbit olur sâbit olanlar
Herhangi işin ehli isen anda sebât et
= Ağaç gibi gelişir sabit olanlar,
Hangi işin ehli isen, onda sebat et.
Ziyâ Paşa
§
Vücûdun perde-i dîdâr-ı ma’nâ olduğun anla
Nihân ol dîdeden çün nağme-vâr seyr-i makâmât et
= Gerçeğin yüzünü örttüğünü anla varlığının,
Gizlen gözlerden, ezgi gibi makamlarda gezin.
Râşid-i Kadîm
§
Cihânın hûb ü ziştin eylemek temyîz kâbildir
Derûnun saykal-ı irfân ile sen durma mir’ât et
= Dünyanın güzel ve çirkinini ayırmak mümkündür,
Kalbini, anlayış cilasıyla, yeter ki ayna gibi parlat.
Ali Rûhî Bey
§
Aslı yok Ankâ gibi mechûlü olma herkesin
İlm ile ma’lûm-ı âlem ol da kesb-i şöhret et
= Asılsız Anka gibi meçhulü olma herkesin,
Bilginle herkesçe tanın da şöhret kazan.
Enderunlu Vâsıf
§
Deryâ-dil olanlarda ara gevher-i aşkı
Her dilde bulunmaz dürr-i nâ-yâb-ı mahabbet
= Engin gönüllülerde ara aşk cevherini,
Her gönülde bulunmaz, sevginin eşsiz incisi.
Edirneli Fâiz
§
Maksûd kolaylıkla azizim ele girmez
Çeşmi etti fedâ Yûsuf’a Ya’kûb-ı mahabbet
= Amaca kolayca azizim ulaşılamaz,
Gözlerini feda etti Yusuf’a sevginin Yakub’u.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Mecnûn ne bilir kâide-i nâz u niyâzı
Âşık mı sanır kendin o meczûb-ı mahabbet
= Mecnûn ne bilir naz ve yakarış yolunu,
Âşık mı sanır kendini o sevgi meczubu.
Nef’î
§
Ey tıfl-i dil ümmîdi ko âzâd olamazsın
Bir cum’ası yok haftadır eyyâm-ı mahabbet
= Ey gönül, umudu bırak, azat olamazsın,
Tatili olmayan haftadır sevgi günleri.

§
Zebân kesilse kesilmez lisân-ı aşk u mahabbet
Cihân tükense tükenmez beyân-ı aşk u mahabbet
= Dil kesilse, kesilmez aşk ve sevginin dili,
Dünya tükense, tükenmez aşk ve sevginin sözü.
Nev’î
§
Derd ü gama hadd yok dil ise teng be-gâyet
Hiç akla sığar kâr değil aşk u mahabbet
= Dert ve keder sınırsız, gönül çok sınırlı,
Hiç akla sığar iş değil bu aşk ve sevgi.
Şeyh Sinânî
§
Tevekkül bâd-bânın kıl küşâde felek-i ihlâsa
Eser bahr-i emelde bir muvâfık rûzgâr elbet
= Tevekkül yelkenini aç doğruluk göğüne,
Eser emel denizinde uygun bir rüzgâr elbet.
Fıtnat Hanım
§
Dünyâda nasîbin sitem ü cevr ise ey dil
Ahbâbın eder ânı da a’dâya ne hâcet
= Dünyada payın zulüm ve eziyet ise ey gönül,
Dostların eder onu da, düşmana ne gerek var.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Nakdin var ise dil-beri teshîre ne hâcet
Ey dil bu imiş çâresi tedbîre ne hâcet
= Paran varsa, gönül alan güzeli elde etmeye ne gerek,
Ey gönül, çaresi buymuş, başka bir önleme ne gerek?
Rüşdî
§
Lâ’net ola ol mala ki tahsîline ânın
Ya dîn ola ya ırz ile nâmus ola âlet
= Lanet olsun o mala ki, kazanmaya onu,
Ya din olur ya da onur ve namus olur araç.
Ziyâ Paşa
§
Kâdı ola da’vâcı ve muhzır dahi şâhit
Ol mahkemenin hükmüne derler mi adâlet
= Yargıç davacı, mübaşir de tanık olursa,
O mahkemenin kararına adalet denir mi?
Ziyâ Paşa
§
Ekser kişinin sûretine sîreti uymaz
Yârab bu ne hikmettir bu ne hâlet
= Çoğu kişinin dışına uymaz içi,
Rabb’im bu ne hikmettir, bu ne hâl?
Ziyâ Paşa
§
Âdem olanın hayr olur âdemlere kasdı
İnsânlığa insânda budur işte delâlet
= İnsan olanın iyilik olur insanlara amacı,
İnsanlığa insanda budur işte işaret.
Ziyâ Paşa
§
Bulunmazsa adâlet milletin efrâdı beyninde
Geçer bir gün zemine arşa çıksa sâye-i devlet
= Bulunmazsa adalet toplumun üyeleri arasında,
Geçer bir gün yere, arşa çıksa da devletin gölgesi.
Nâmık Kemâl
§
Bilmezem bu hilkât-i âlemde mi insâf yok
Olmadım mı yoksa ben hâlâ sezâ-yı merhamet
= Bilmem bu dünyanın yaratılışında mı insaf yok,
Olamadım mı yoksa ben hâlâ merhamete layık?
Avnî (Fâtih Sultan Mehmed)
§
Hâlin kime açsan sana der hikmeti vardır
Öldürdü bizi âh bilinmez mi bu hikmet
= Hâlini kime açsan, sana der, hikmeti vardır,
Öldürdü bizi ah, bilinmez mi bu hikmet?
Rûhî-i Bağdâdî
§
Mey akla vü vücûda eder îrâs mazarrat
Kılmış ya niçün men’ ânı şer’ ile hikmet
= Şarap akla ve bedene zararlar verir,
Yasaklamış ya niçin onu şeriat ve hikmet?
Reşâd Bey
§
Allah kapasın oldu güşâde der-i rüşvet
Hem rüşvete hem mürteşî vü râşîye lâ’net
= Allah kapasın, açıldı rüşvet kapısı,
Hem rüşvete, hem alan ve verene lanet.
Sünbülzâde Vehbî
§
Derdinle ya öldür beni ya visâlinle kıl ihyâ
Ey rûh-ı revân ikisi de cânıma minnet
= Derdinle ya öldür beni, ya visalinle dirilt,
Ey su akışlı sevgili, ikisi de canıma minnet.
Kuddûsîzâde Menfî
§
Ne dâd-i mahlûka ne sim ü zere minnet
Dîvân-ı ezelde yazılan deftere minnet
= Ne halkın ihsanına, ne gümüş ve altına minnet,
Ezel divanında yazılan yazgıya minnet.
Ziyâ Paşa
§
Gördün mü bu âyine-i devrânda söyle
Kim verdi murâd üzre hayâlâtına sûret
= Gördün mü bu dünya aynasında söyle,
Kim gerçekleştirebildi istediği gibi hayallerini?
Haşmet
§
Girdâbe-i hayrette kalır akıl nihâyet
Hayret yine hayret yine hayret yine hayret
= Hayret burgacında kalır akıl sonunda,
Hayret, yine hayret, yine hayret, yine hayret!
Mehmed Âkif
§
Âkıl isen kimseye etme hakâretle nazar
Sırçayı gevher bil ey dil serçeyi Ankâ gözet
= Akıllıysan kimseye aşağılayarak bakma,
Camı elmas bil, ey gönül, serçeyi Anka gör.
Fevrî
§
Kendi mikdârından ey dil herkesi a’lâ gözet
Zerreyi mihr-i münevver katreyi deryâ gözet
= Kendi değerinden, ey gönül, herkesi üstün gör,
Zerreyi parlak güneş, damlayı deniz gör.
Fevrî
§
Bir müessirden zuhûr eyler Ziyâ, âsâr hep
Sırf ta’zîr ü tesellîdir bize ta’bîr-i baht
= Bir etken nedenin ürünüdür Ziyâ, eserler hep
Sırf uyarı ya da tesellidir bize talih yorumu.
Ziyâ Paşa
§
Fikr-i emvâl ile bâr-ı gama hammâl oldun
Senin ey hâce cezâ-yı amelindir çekegit
= Mal yığma düşüncesiyle gam yüküne hamal oldun,
Senin, ey hoca, yaptıklarının karşılığıdır, taşıyıp dur.
Belîğ
§
Mâsivâllâhı dilinden selb et
Vâdi-i nazma bu üslûb ile git
= Allah dışındakilerden dilini arındır,
Şiir yoluna bu anlatım yoluyla git.
Hakanî Mehmed Bey
§
Pençe-i şîr olsa pençen âhir eylerler şikest
Bu mesel meşhûrdur dest ber bâlâ-yı dest
= Aslan pençesi de olsa pençen, sonunda kırarlar,
Bu atalar sözü ünlüdür: El elden üstündür.
Nev’î
§
Yâr ser-keş sîne pür-âteş gönül sevdâ-perest
Baht nâ-hem-vâr ve tâli’ ser-nigûn hâtır şikest
= Sevgili dik başlı, göğüs pür-ateş, gönül tutkun,
Şans yaver değil, talih tepe taklak, gönül kırgın.
Derviş Çelebi-i Mevlevî
§
Herkesin bezm-i cihân içinde bir sevdâsı var
Şem’ yanar gül güler bülbül olur her-bâr mest
= Herkesin bu dünyada bir sevdası var,
Mum yanar, gül güler, bülbül hep sarhoş.
Muhibbî (Kanunî Sultan Süleymân)
§
Kimden istifsâr idem keyfiyet-i aşkı aceb
Ârif-i âgâh sarhoş vâkıf-ı esrâr mest
= Kimden sorayım aşkın ne olduğunu acaba,
Sağgörülü bilge sarhoş, sırları bilen sarhoş.

§
İkisi birdir muazzeb eylemekte âdemi
Tâli’-i mes’ûd-ı düşmen kevkeb-i menkûb-ı dost
= İkisi birdir acı vermekte insana,
Düşmanın mutluluk şansı, dostun sönen yıldızı.
Sâbit
§
Bâd-ı semûm-ı kahr-ı leylle pejmürde olsa da
Bâğ-ı derûnu pür-semer eyler selâm-ı dost
= Gecenin kahredici çöl yeliyle perişan olsa da,
Gönül bahçesine çiçek açtırır bir dost selamı.

§
Gönül uçmak diler kapında velî
Cân kuşudur şikeste-bâl ey dost
= Gönül uçmak diler kapında ama,
Can kuşunun kanadı kırıktır ey dost.
Şeyhî
§
Şecerdir hadd-i zâtında fakat dehşet verir tâbût
Hacerdir hadd-i zâtında fakat ziynet verir yâkût
= Ağaçtır özünde ama dehşet verir tabut,
Taştır özünde ama güzellik verir yakut.

§
Dehen-i yâre dedim hokka-i la’l ü yâkût
Ağzının ölçüsünü aldı hemân etti sükût
= Sevgilinin ağzına dedim lâl ve yakut hokka,
Ağzının ölçüsünü aldı, hemen sus-pus oldu.
Sâmî
§
Hep sükûnettir sebep bu âlemin ber-bâdına
Bâis-i ucb ü gurûr-ı ehl-i tuğyândır sükût
= Dünyanın bozulma nedeni hep dinginliktir,
Azgınların kibir ve gurur nedeni susmaktır.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Tâc ü taht-ı saltanat ber-bâd olur çün âkıbet
Kendini âlem serîrinde Süleymân oldu tut
Saltanat taht ve tacı yok olur sonunda,
= İstersen dünya tahtında Süleyman ol.
Muhibbî (Kanunî Sultan Süleymân)
§
Ne kadar olsa cefâdan usanır cândır bu
= Ne kadar olsa cefadan usanır, candır bu.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Kimseye bâki değil menzil-i fânîdir bu
= Kimseye kalmaz, geçici bir konaktır dünya.
Meşhûrî
§
Bilmeden hâne-i sûru kâse eyler cüst ü cû
= Bilmeden düğün evini çanak araştırır.

§
Gün yüzün görmeyeli günüzümüz şâm oldu
= Gün yüzün görmeyeli günüzümüz akşam oldu
İshâk
§
Şimdi medh ü gazele câize tahsîn oldu
= Şimdilerde şiirin karşılığı sade takdir oldu.
Râşid
§
Acib dîvânedir zu’munca ol kim zü-fünûn oldu
= Tuhaf delidir, sanır ki tüm bilimleri öğrenmiştir.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Kâlâ-yı hüner şimdi harîdârını buldu
= Sanat eseri şimdi alıcısını buldu.

§
Feyz-i Hak mâye-i aşkı dil-i dânâda kodu
= Allah aşk mayasını bilgili gönle bıraktı.
Râmiz Paşa
§
Bir borç ödemez hezâr kaygu
= Bir borç ödemez bin kaygı.
Ahkarî
§
Diyelim sûfi-i nâ-dâna ıraktan yâ Hû
= Diyelim bilgisiz sofuya uzaktan “ya Hû”.
Tıflî
§
Sana âkıl deyu vasf eylemedim Mecnûn’u
= Sana akıllı diye anlatmadım Mecnun’u.

§
İşte meydan işte er merdim diyen gelsin beru
= İşte meydan işte er, merdim diyen gelsin beri.
Celîlî
§
Süleymân yâd olundukça bile mezkûr olur mûru
= Süleyman hatırlandıkça anılır karıncası da.
Bâkî
§
Eyleme dünyâ için nâ-dâna her dem ser-fürû
= Baş eğme dünya için bilgisize hiçbir zaman.
Fevzî
§
Elbette su vermez ipsize kuyu
= Elbette su vermez ipsize kuyu.
Ahmed Behcet
§
Böyle eyyâm-ı gamın böyle olur nev-rûzu
= Böyle gam kışının böyle olur baharı.
Hâletî
§
Zu’munca olur her kişinin redd ü kabûlü
= Düşüncesince olur her kişinin ret ve kabulü.

§
Abesdir devr-i nâ-sâz-ı felekten bî-huzûr olmak
Gam ü şâdiye bakma zevke bak Muhlis cihândır bu
= Saçmadır feleğin uygunsuz dönüşünden huzursuz olmak,
Üzüntü ve sevince bakma, zevke bak Muhlis, dünyadır bu.
Es’ad Muhlis Paşa
§
Sakın bir zerre-i nâçizi pâ-mâl etme sultânım
Kişi ettiğini elbet bulur günden ayândır bu
= Sakın önemsiz bir zerreyi bile çiğnetme sultanım,
Kişi ettiğini elbet bulur, güneşten açıktır bu.
Feyzî-i Kadîm
§
Mikdâr-ı kâbiliyyet olur mevrid-i füyûz
Her câmı vüs’atince leb-â-leb eder sebû
= Yeteneğin düzeyi belirler bağışların ölçüsünü,
Her kadehi kendi oylumunca doldurur testi.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Kendi taksirâtını teşhîr için dellâl olur
Eyleyen eşhâs içinde seyyiâtı cüst ü cû
= Kendi suçlarının çığırtkanıdır,
İnsanlar arasında suçları araştıran,
Said Paşa
§
Görüp evvel nazarda sûretin
Cân verip âna müptelâ oldu
= Gördü ilk bakışta yüzünü,
Can verdi, âşık oldu ona.
Fevrî
§
Erişir Ka’be-i maksûda kalmaz râh-ı mihnette
Âna kim pertev-i nûr-i cemâlin reh-nümûn oldu
= Erişir amaç Kâbe’sine, kalmaz zahmetli yolda,
Ona ki güzellik nurunun ışığı yol gösterici oldu.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Kimini sevdi Hudâ kimini sevdâda kodu
Gülü ârâyiş edip bülbülü gavgâda kodu
= Kimini sevdi Hak, kimini sevdada bıraktı,
Gülü süsleyip bülbülü kavgada bıraktı.
Bursalı Cenânî
§
Bülbülün cürmü ne kim hasret ile zâr çeker
Ne sebebden gül ile hârı bir arada kodu
= Bülbülün suçu ne ki hasretle ağlayıp inler,
Ne sebepten gül ile dikeni bir arada bıraktı?
Şeyhoğlu
§
Devlet iki cânibden eğer olsa müyesser
Telh olmaz idi meyde dahi lezzet olurdu
= Devlet iki yönden eğer olsaydı nasip,
Acılık olmazdı, şarapta da lezzet olurdu.

§
Bağbân mey içeli bildi üzüm kıymetini
Meded öldüm diyenin aynına sıkmaz koruğu
= Bağcı şarap içeli anladı üzümün değerini,
“Medet öldüm!” diyenin yüzüne sıkmaz koruğu.

§
Sen hemân eyle hulûs ile rücû
Aff-ı Bârî elbette bulur vukû
= Sen hemen içtenlikle dön kötülükten,
Allah bağışı, elbette gerçekleşecektir.

§
Adam adamdır eğer olmaz ise bir pulu
Eşek yine eşektir atlastan olsa çulu
= Adam adamdır olmasa da bir pulu,
Eşek yine eşektir atlastan olsa da çulu.

§
Cemâl ü hüsnüne mağrûr olursun
Kemâl-i hüsnünün noksânı yok mu
= Güzelliğine mağrur olursun,
Yetkin güzelliğinin hiç eksiği yok mu?
Hoca Dehhani
§
Merhûn-ı gam-i hasret olan hâtır açılmaz
Medyûn olan âdemde şetâret bulunur mu
= Özlem acısına tutsak gönül açılmaz,
Borçlu olan insanda neşe bulunur mu?
Fâruk
§
Zâtadır câha değildir nazar-ı ehl-i kabûl
Hârdır hâr güle olsa bile hem-zânû
= Öze bakarlar, makama değil değer bilirler,
Dikendir, gülle diz dize olsa bile diken.
Nâbî
§
Kalbini pâk edemez mahv-ı vücûd eylemeyen
Kayd-ı tathîr-i denestir eriten sabunu
= Gönlünü arındıramaz varlığından geçmeyen,
Kiri temizleme kaygısıdır eriten sabunu.
Seyyid Vehbî
§
Murâdın hıfz ise bâd-ı fenâdan şem’i ikbâlin
Ânın dest-i duâdır ehl-i dil indinde kânûnu
= İsteğin korumaksa yok olmaktan mutluluğunu,
Onun dua etmektir gönül erleri katında kanunu.
Belîğ
§
Kemend-endâz-ı dehrin kimse bendinden halâs olmaz
Zamâne gösterir Behrâm isen de âkıbet gûru
= Dünya avcısının tuzağından kimse kurtulamaz,
Zaman gösterir Behram isen de sonunda mezarı.

§
Eğer ârif isen etme hakîkat sırrını ifşâ
Kelâm-ı hak çıkardı baştan Hallâc-ı Mansûr’u
= Eğer biliyorsan açıklama hakikat sırrını,
Doğu söz baştan etti Hallac-ı Mansur’u.
Üsküplü Vâlihî
§
Dest-bûsi arzûsuyla ölürsem dostlar
= Kûze eylen toprağım sunun ânınla yâre su
Eğer elini öpme özlemiyle ölürsem dostlar,
Testi yapın toprağımı, sunun onunla sevgiliye su.
Fuzûlî
§
Men lebin müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelir hûş-yâre su
= Ben dudağını özlüyorum, sofular kevseri istiyor,
Elbette sarhoşa şarap içmek hoş gelir, ayık olana su.
Fuzûlî
§
Suya versin bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesin
Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gül-zâre su
= Suya versin bahçıvan gülşeni, zahmet çekmesin,
Bir gül açılmaz yüzün gibi, verse bin gülşene su.
Fuzûlî
§
Yeter tenezzül-i ahvâl-i âleme bu delîl
Gelende kimse mi var kim giden yerin tuttu
= Yeter insanların giderek düştüğüne bu kanıt,
Gelenler içinde kimse var mı gideni aratmayan?
Râşid (Molla Feyzizâde)
§
Sanma kim sâ’at çalar bil başına tokmak vurur
“Mevte bir sâat daha yaklaştın ey gâfil!” deyu
= Sanma ki saat çalar, bil başına tokmak vurur,
“Ölüme bir saat daha yaklaştın ey gafil!” diye.
Ziyâ Paşa
§
Gözsüze fısıldadım sağır sözüm işitmiş
Dilsiz çağırıp söyler dilimdeki sözümü
= Gözsüze fısıldadım, sağır sözüm işitmiş,
Dilsiz çağırıp söyler, dilimdeki sözümü.
Yûnus Emre
§
Nazar eyle ileri Pazar eyle götürü
Yaradılanı hoş gör Yaradan’dan ötürü
= Nazar eyle ileri, pazar eyle götürü,
Yaratılanı hoş gör, Yaradan’dan ötürü.
Yûnus Emre
§
O zaman ki bezm-i cânda bölüşüldü kâle-i kâm
Bize hisse-i mahabbet dil-i pâre pâre düştü
= O zaman ki, ruhlar meclisinde bölüşüldü zevk kumaşı,
Bize sevgi payı olarak parça parça bir gönül düştü.
Şeyh Gâlib
§
Erişip bahâra bülbül yenilendi sohbet-i gül
Yine nevbet-i tahammül dil-i bî-karâre düştü
= Erdi bahara bülbül, yenilendi gül sohbeti,
Yine sabır nöbeti kararsız gönle düştü.
Şeyh Gâlib
§
Yine zevrâk-ı derûnum kırılıp kenâre düştü
Dayanır mı şîşedir bu reh-i seng-sâre düştü
= Yine gönül sandalım kırılıp kıyıya düştü,
Dayanır mı, camdır bu, taşlık yola düştü.
Şeyh Gâlib
§
Kişi gurbet diyârında edermiş âşinâdan haz
= İnsan gurbette alırmış tanıdıklardan zevk.
Bâkî
§
Eder hasta ne denli nâ-ümîd olsa devâ’dan haz
= Hoşlanır hasta, ne denli umutsuz olsa da ilaçtan.
Bâkî
§
Âşinâ râz-ı nihânın âşinâdan saklamaz
= Dost, sırrını dostundan saklamaz.
Fuzûlî
§
Derdini erbâb-ı hâlin mürde diller anlamaz
= Derdini hâl sahiplerinin, ölü gönüllüler anlamaz.
Müstecâbîzâde İsmet
§
Kul günâh eylemese affa mukârin olamaz
= Kul günah işlemezse bağışlanamaz.
Haşmet
§
Derdini söylemeyen derdine dermân bulamaz
= Derdini söylemeyen derman bulamaz.
Fâtıma Nigâr Hanım
§
Bülbül riyâz-ı aşkta yavru çıkaramaz
= Bülbül aşk bahçesinde yavru çıkaramaz.
Seyyid Vehbî
§
Bu halk içinde hakîkat nikâbsız yaşamaz
= Bu halk içinde hakikat peçesiz yaşayamaz.
Muallim Nâcî
§
Mücerrebdir bu kim gaddâr olan dünyâda kâm almaz
= Denenmiştir bu ki, zalim kişi dünyadan tat alamaz.
Belîğ
§
Çıkınca taze köhen dâstâna yer kalmaz
= Çıkınca yenisi eski söylenceye yer kalmaz.
Nâbî
§
Gelirse bahr-i rahmet cûşa istiğfâra yer kalmaz.
= Coşarsa rahmet denizi af dilemeye gerek kalmaz.
Nâbî
§
Düşünce ma’reke tîge kemâne yer kalmaz
= Başlayınca kılıç savaşı, yaya yer kalmaz.
Nâbî
§
Âşık burada hâtır-ı yârâna bakılmaz
= Âşık, burada dost hatırı gözetilmez.
Şeyhülislam Yahyâ
§
İçinde hânenin bir sâhip oldukça harâb olmaz
= İçinde evin bir oturan oldukça harap olmaz.
Belîğ
§
Bir hâne ki vîrân ola ayş ü tarâb olmaz
= Yıkılmış evde eğlence ve şenlik olmaz.
Adlî (Sultan II. Bayezid)
§
Sükût etmek gibi nâ-dâna âlemde cevâb olmaz
= Susmaktır bilgisize dünyada en iyi yanıt.
Şef’iî-i Mevlevî
§
Cedel-kârâna hâmûşî kadar rengîn cevâb olmaz
= İş olsun diye tartışanlara susmak kadar güzel yanıt olmaz.
Râşid
§
Çemende gezmek ile zâg andelîb olmaz
= Güllükte gezmekle karga bülbül olmaz.
Necâtî Bey
§
Kamu diyarda ehl-i hüner garîb olmaz
= Hiçbir yerde sanat sahipleri garip kalmaz.
Necâtî Bey
§
Tahsîl-i kemâlât kem âlât ile olmaz
= Olgunluk kazanılamaz kötü araçlarla.

§
İkbâl-i cihân çeşm ile ebrû ile olmaz
= Dünya mutluluğu gözle, kaşla olmaz.
Nâbî
§
Metâ’-ı himmete endâze olmaz
= İyiliğin ölçüsü, sınırı yoktur.
Gazâlî
§
Meyve-i bâğ-ı emel kâh olur kâh olmaz
= Umut bahçesinin meyvesi bazen olur, bazen olmaz.
Hükmî
§
Kemâl-i cehl ile da’vâ-yı irfân eylemek olmaz
= Bilgisizlikle bilginlik iddia etmek olmaz.
Fuzûlî
§
Ser vermek olur ammâ sırrı ayân etmek olmaz
= Baş verilir ama sır verilmez.

§
Ölümü görmeyicek sıtmaya kâil olmaz
= Ölümü görmedikçe sıtmaya inanmaz.
Sürûrî
§
Bir elde zâhidâ tesbîh ile peymâne cem’ olmaz
= Bir elde ey kaba sofu, tespih ile kadeh birleşmez.
Şâkir
§
Mahabbet öyle bir sırdır ki bin setr et nihân olmaz
= Aşk öyle bir sırdır ki, bin kez örtsen de gizlenmez.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Her ağaç kim boy atar serv-i hırâmân olmaz
= Her ağaç boy atar ama nazla salınan servi olmaz.
Fuzûlî
§
Sâlik râh-ı kanâ’atte peşîmân olmaz
= Arınma yolcusu, kanaat yolunda pişman olmaz.
Koca Râgıb Paşa
§
Germ ü serd-i feleği görmeyen insân olmaz
= Dünyanın iyisini-kötüsünü görmeyen insan olmaz.
Lâmih
§
Beyâbânda olan her seng-i bî-kıymet rengîn olmaz
= Çöldeki her taş, mücevher olmaz.
Nâbî
§
Meyân-ı râst-guyân-ı mahabbette yemin olmaz
= Aşkın doğru sözlüleri arasında yemin olmaz.
Bursalı Tâlib
§
Çok olur yâr velî yâr-i vefâ-dâr olmaz
Çok olur dost ama vefalısı olmaz.
Bâkî
§
Fesâd olsa esâsında binânın pây-dâr olmaz
= Tez yıkılır temeli bozuk bina.
Dilâverzâde Ömer
§
Şîrler değme kemend-efkene nahcîr olmaz
= Aslanlar değme avcıya av olmaz.
İstanbulî Neylî
§
Mahabbet teşnesi deryâları nûş etse sîr olmaz
= Aşka susayan deryaları içse kanmaz.
Nevres-i Kadîm
§
Hüsn-i tedbîr ile mey bir dahi engûr olmaz
= Hiçbir yöntemle şarap bir daha üzüm olmaz.
Fehim-i Kadîm
§
Gam-ı âlem mükeddir-sâz-ı tab’-ı ehl-i hûş olmaz
= Dünya kaygısı akıllı insanlara keder vermez.
Çelebizâde Âsım
§
Bu meclis meclis-i işrâkiyândır güft ü gû olmaz
= Bu meclis aydınlanmışlar meclisidir, dedikodu olmaz.

§
Affeyle ki kul hatâsız olmaz
= Bağışla ki hatasız kul olmaz.

§
Hased bir âteş-i cân-sûzdur ki intifâ bulmaz
= Kıskançlık can yakıcı bir ateştir ki hiç sönmez.
Recâîzâde Mahmûd Ekrem
§
Hâyide sühan merd-i sühan-dâne yakışmaz
= Bayat söz, yakışmaz söz ustasına.
Şeyh Rızâ
§
Gönül bir şîşedir cânâ kırıldıkta kenet tutmaz
= Gönül bir camdır ey sevgili, kırılırsa kenet tutmaz.

§
Su uyur düşman uyur hasta-i hicrân uyumaz
= Su uyur, düşman uyur, ayrılık hastası uyumaz.
Şeyh Gâlib
§
Kıssadan hissedir el-kıssa garaz
= Ders vermektir öyküden amaç.
Hakanî
§
Sohbet-i ehl-i nifaka bakma gavgâdır garaz
= İkiyüzlülerin sohbetine bakma, kavgadır amaçları.
Râşid
§
Âşıka ancak tasarrufsuz temâşâdır garaz
= Âşığa sahip olmak değil, salt seyirdir amaç.
Fuzûlî
§
Cân-ı alîle etibbâ da bir maraz
= Hastaya doktorlar da bir hastalık.
Sâbit
§
Şâne-i zülf-i suhandır i’tirâz
= Söz zülfünün tarağıdır eleştiri.
Ahmed Cevdet Paşa
§
Eyleme vaktini zâyi’ deme kış yaz oku yaz
= Harcama zamanını boşa, deme kış yaz, oku yaz.
Sünbülzâde Vehbî
§
Âkıl olan fırsatı fevt eylemez
= Fırsatı elden kaçırmaz akıllı adam.

§
Kimseyi baht-ı siyâh âlemde handân eylemez
= Kimseyi kara yazgı güldürmez dünyada.
Sürûrî-i Atik
§
Âkılân tâ söz mahallin bulmadıkça söylemez
= Konuşmazlar akıllılar, söz yerini bulmadıkça.
Selanikli Meşhûrî
§
Söyleyenler hükmünü bilmez bilenler söylemez
= Söyleyenler anlamın bilmez, bilenler söylemez.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Gönül Allah evidir âna münâfık giremez
= Gönül Allah evidir, ona ikiyüzlü giremez.

§
Gönlüm belâ-yı aşkı hem ister hem istemez
= Gönlüm aşk belasını hem ister hem istemez.
Hâzım
§
Pâdişahlar mülkünü elbette vîrân istemez
= Padişahlar mülkünü elbette viran istemez.

§
Ba’zı âdem köpeğe oş kediye pis diyemez
= Kimileri köpeğe oş, kediye pis diyemez.

§
Zâd-ı râhın düşünen yolda meşakkat çekmez
= Azığını hazırlayan yolda zorluk çekmez.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Hezâr ahbâb olan ehl-i televvünden vefâ gelmez
= Döneklerden bin dostun olsa, birisinden vefa gelmez.
Koca Râgıb Paşa
§
Mezâhir kesretiyle vahdet-i zâta halel gelmez
= Görünüşlerin çokluğu, İlahî tekliğe zarar vermez.
Şeyh Zekâî-i Halvetî
§
Bu bir râh-i acebdir kim giden gelmez giden gelmez
= Bu tuhaf bir yoldur ki giden gelmez, giden gelmez.
Kelîm
§
Garîbin başına gurbet diyârında neler gelmez
= Garibin başına gurbette neler gelmez.

§
Câmi-i köhne-i bî-vakfa cemâ’at gelmez
= Geliri olmayan köhne camiye cemaat gelmez.
Nâbî
§
Bir çiçek ile beyim yaz gelmez
= Bir çiçekle, beyim, yaz gelmez.

§
Cefâyı çekmeyen âşık safânın kadrini bilmez
= Çile çekmeyen âşık, neşenin değerini bilmez.

§
Perîşân-hâtırın hâlin perîşân olmayan bilmez
= Gönlü perişanın hâlini perişan olmayan bilmez.
Sehâbî
§
Bir sürçen atın başı kesilmez
= Bir sürçen atın başı kesilmez.
Şeyh Gâlib
§
Cân gitmeyicek vuslat-ı cânân ele girmez
= Ölmedikçe sevgiliye kavuşulamaz.

§
Hem-dem bulunur yâr-ı vefâ-dâr ele girmez
= Arkadaş bulunur, vefalı dost ele geçmez.

§
Bahâr mı var ki dâmânına hazân düşmez
= Bahar var mı ki eteğine güz yaprakları düşmez?
Nâbî
§
Her zamân bir yere tenhâ iki hasret düşmez.
= Her zaman, bir yere, iki hasretli, yalnız düşmez.
Nazîm
§
Aşk her kâlıb-i bî-rûha tecellî etmez
= Aşk ruhsuz bedenlerde kendini göstermez.

§
Kâbil-i feyz olana ehl-i hüner bahl etmez
= Öğrenebilecek olana ustalar cimrilik etmez.
Belîğ
§
Âteş âteş-pereste rahm etmez
= Ateş, kendine tapana acımaz.
Muallim Nâcî
§
Gurâb tûtîye tûtî gurâba meyletmez
= Karga duduyu, dudu kargayı sevemez.
Tûtî Kadın
§
Fermân-ı şâha cân iledir inkıyâdımız
= Sevgilinin buyruğuna canla boyun eğeriz.

§
Ol Yûsuf’uz ki ismetimizdir günâhımız
= O Yusuf’uz ki masumluğumuzdur günahımız.
Âtıf
§
Gelse ol ıyd-ı mübârek kılca kaldı cânımız
= Gelse artık mübarek bayram, kıl gibi kaldı canımız.
Muid Hasan Çelebi
§
Aceb uzun gece bir şem’ ile sabâh ararız
= Tuhaf bir uzun gece, bir mumla sabahı ararız.
Tayyâr Paşa
§
Mürg-i dest-âmuzu sayd etmek kolaydır dâmsız
= Ele alıştırılan kuşu avlamak kolaydır tuzaksız.
Râşid
§
Meseldir dînsizin elbet gelir hakkından îmânsız
Meseldir, dinsizin elbet gelir hakkından imansız.

§
Bir gül mü var bu gül-şen-i âlemde hârsız
= Bir gül mü var, bu dünya gülşeninde dikensiz?
Bursalı Haylî
§
Olmaz şarâb-ı sâgar-ı şâdî humârsız
= Olmaz neşe için içilen şarap baş ağrısız.

§
Su bulunmazsa teyemmüm câ’iz
= Su bulunmazsa teyemmüm caiz.

§
Şâ’iriz ince hayâle mâiliz
= Şairiz, ince hayaller peşindeyiz.
Veysî
§
Hâl müşkildir eğer uymazsa hâle kâlimiz
= Hâl çetindir, eğer uymazsa hâle sözümüz.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Bizim harâbî-i zâhirdedir imâretimiz
= Bizim görünüşteki haraplıktadır bayındırlığımız.
Nâbî
§
Düşmez tabîb-i müşfike bîmârdan gürîz
= Düşmez sevecen doktora hastadan kaçmak.
Nâilî-i Kadîm
§
Gülü ta’rîfe ne hâcet ne çiçektir biliriz
= Gülü tarife ne gerek, ne çiçektir biliriz.

§
Alan siz gönlümü hem vermeyen siz
= Alan sizsiniz gönlümü, hem vermeyen siz.
Neylî
§
Gül dikensiz olamaz yâr dahi engelsiz
= Gül dikensiz olamaz, sevgili de engelsiz.
Şinâsî
§
Beden bîmâr ü cân bî-zâr ü dil gam-hârdır sensiz
= Beden hasta, can bezgin, gönül üzgündür sensiz.
Hâkim
§
Nîk ü bed çâre nedir böyle zuhûr eylemişiz
= İyi ya da kötü, çare nedir, böyle gelmişiz dünyaya.
Râmî Paşa
§
Hûş-yâr ile hûş-yâr oluruz mest ile mestiz.
= Bilinçli ile bilinçli oluruz, sarhoş ile sarhoşuz.
Cevrî
§
Var iken âlemde mâlihülyâ gam çekmeyiz
= Varken dünyada karasevda gam çekmeyiz.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
İlm ü irfân sâhibin eyler azîz
= Bilgi ve kültür saygınlık kazandırır sahibine.
Sünbülzâde Vehbî
§
Aceb mi teşneye gelse şekerden âb leziz
= Şaşırtıcı mı susamışa gelmesi şekerden tatlı suyun?
Râşid
§
Olur mu me’hazı azb olsa da azâb leziz
= Olur mu kökü azb olsa da azap tatlı.
Şeyh Gâlib
§
Küfr olur şeytana elbet nûr-i îmândan leziz
= Küfür, olur şeytana elbet imandan tatlı.
Şeyh Fahri-i Celvetî
§
Hasb-i hâlin etme her nâ-dâna arz
= Söyleşmek için seçme bilgisizleri.
Şeyh Rızâ
§
Âdeme sünnetten akdemdir edâ-yı emr-i farz
= Sünnetten önceliklidir farzı yerine getirmek.
Selanikli Meşhûrî
§
Olur elbette kişi tab’a muvâfık nesneden mahzûz
= Olur elbette kişi, doğasına uygun nesneden hoşnut.
Selanikli Meşhûrî
§
Düzd-i şeb şu’le-i meh-tâbdan olmaz mahzûz
= Gece hırsızı ay ışığından olmaz hoşnut.
Bursalı Eşref Paşa
§
Kâfir ârâyiş-i mihrâbdan olmaz mahzûz
= İnkârcı mihrabın süslemesinden zevk almaz.
Bursalı Eşref Paşa
§
Ukalâ sohbet-i dîvâneden olmaz mahzûz
= Akıllılar divanelerle sohbetten zevk almaz.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Nâ-dânlar eder sohbet-i nâ-dânla telezzüz
= Bilgisizler zevk alır bilgisizlerle sohbetten.
= Ziyâ Paşa
§
Ehl-i isti’dâd eder rûşen-dilândan kesb-i feyz
Yalnız yetenekliler yararlanır gerçeği bilenlerden.
Aynî
§
Cândır ma’nâ-yı rengîn âna tendir elfâz
Neşve-i rûh-i mazâmîne bedendir elfâz
= Candır güzel anlam, ona tendir sözcükler,
Kavramların neşeli ruhuna bedendir sözcükler.
Belîğ
§
Bî-bekâdır sakın aldanma cihân-ı fânî
Eylemez âkıl olan devlet-i dünyâdan haz
= Fanidir, sakın aldanma, yalan dünya,
Hoşlanmaz akıllı adam dünya zenginliğinden.
Rüşdî
§
Tekâpûsuz gelen ni’mette vardır lezzet-i diğer
Ne denlü mün’im olsa âdem eyler armağandan haz
= Çalışmadan gelen nimette vardır başka bir tat,
Ne kadar zengin olsa da insan, armağandan hoşlanır.
Râşid
§
Bütün halk-ı cihân câsus-i ayb-i diğerdir hep
Eder herkes ne sırdır şöhret-i râz-ı nihândan haz
= Bütün dünya halkı birbirinin ayıplarını araştırır hep,
Herkes, ne sırdır, gizli sırların yayılmasından hoşlanır.
Râşid
§
Siyeh-kârân aceb mi etmese rûşen-güherden haz
Eder mi düzd-i şeb-rev rûşenâyî-i kamerden haz
= Yoldan çıkmış, erdemliden hoşlanmaz.
Gece uğrusu ay ışığından hoşlanır mı?
Vâsıf
§
Zâhidin bir pamağın kessen döner Hak’tan kaçar
Gör bu miskin âşıkı kim serapâ soyarlar ağlamaz
= Kaba sofunun bir parmağın kessen, döner Hak’tan kaçar,
Gör bu miskin âşığı ki, derisini yüzerler, ağlamaz.
Seyyid Nesimî
§
Bî-Hudâ keştî-i cihân olamaz
Bir çürük tekne nâhudâ olamaz
= Evren gemisi Hak’sız olamaz,
Bir çürük tekne kaptansız olamaz.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Olmayan mâye-i feyz-i ezelîden sîr-âb
Ab-ı Hızr’ı yine Hızır olsa da rehber bulamaz
= Öncesizlik pınarının suyundan içmeyen,
Hızır’ın suyunu, Hızır olsa da rehberi, bulamaz.
Koca Râgıb Paşa
§
İstikâmette kalem şu’lede şem’ olsa kişi
Yine makâriz-i kazâdan serini kurtaramaz
= Doğrulukta kalem, ışıkta mum olsa kişi,
Yine de kaderin makasından başını kurtaramaz.

§
Yaşar gider mi sanırsın bu tarz ile âlem
Cihân-ı kevn ü fesâd inkılâbsız yaşamaz
= Yaşar gider mi sanırsın bu biçimde dünya,
Oluş ve bozuluş evreni değişimsiz yaşamaz.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Kıyam-ı şer’le kâim binâ-yı devlet ü dîn
Kitâbsız yaşayan inkılâbsız yaşamaz
= Şeriatla ayaktadır, din ve devlet binası,
Kitapsız yaşayan, kargaşasız yaşayamaz.
Râşid Ayıntabî
§
Gönül yap zâhidâ beyt-i Hudâ’dır taat istersen
Muhakkaktır ki bâb-ı cenneti hâtır-şiken açmaz
= Gönül yap, ey sofu, Allah evidir, ibadet istersen,
Kalp kıran, kesinlikle açamaz cennet kapısını.
Pîrîzâde Mehmed Sâib
§
Tevhîd-i Hudâ kitâba sığmaz
Takrîri ânın hitâba sığmaz
= Allah birliği kitaba sığmaz,
Anlatımı onun dile sığmaz.
Sinan Paşa
§
Aceb midir cenân-ı ehl-i dil reşk-i cinân olsa
Giren gönlüne erbâb-ı vefânın bir dahi çıkmaz
= Yeridir gönül erlerinin kalpleri, cenneti kıskandırsa,
Giren gönlüne vefalı insanların, bir daha çıkmaz.

§
Muzaffer vakt-i fırsatta adüvvden intikâm almaz
Mürüvvet-mend olan nâ-kâmî-i düşmenle kâm almaz
= Üstün gelen, fırsat vaktinde, düşmandan öç almaz,
Mert olan, düşmanın mutsuzluğundan mutluluk duymaz.
Koca Râgıb Paşa
§
Tegâfül gösterip şermende-i ihsân eder yoksa
Adûdan merd olan fırsat deminde intikâm almaz
= Bilmezden gelip iyiliğiyle utandırır, yoksa,
Düşmandan, mert olan, fırsat düşünce, öç almaz
Yenişehirli Belîğ
§
Libâs-ı nev-be-nevle ey olan alâyişe mâil
Kemâlinden haber ver kimse senden ihtişâm almaz
= Yeni yeni giysilerle ey gösteriş yapan,
Erdeminden haber ver, kimse senden ihtişam almaz.
Koca Râgıb Paşa
§
Feryâdımız ol yâre de ağyâre de kalmaz
Âh-ı dil-i bülbül güle de hâre de kalmaz
= Feryadımız sevgiliye de, başkalarına da kalmaz,
Bülbül gönlünün ahı güle de, dikene de kalmaz.
Edirneli Fâiz
§
Gelin tanşık edelim işin kolayın tutalım
Sevelim sevilelim dünyâ kimseye kalmaz
= Gelin tanışalım, işin kolayını tutalım,
Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz.
Yûnus Emre
§
Garîb himmeti var ağniyâ-yı devrânın
Lisân ile doyurur âb ü nâna yer kalmaz
= Şaşılası iyiliği var şimdiki zenginlerin,
Dille doyururlar, su ve ekmeğe yer kalmaz.
Nâbî
§
Evrâk-ı bahârı görelim sahn-ı çemende
Gül mevsimidir defter ü dîvâna bakılmaz
= Bahar yaprakları görelim bahçe ortasında,
Gül mevsimidir, defter ve kitaba bakılmaz.
Şeyhülislam Yahyâ
§
Skender-siyer isen de sedd-i nutk et pîş-i kâmilde
Felâtun-ı hakîkat-bîne nakl-i mâcerâ olmaz
= İskender olsan da olgunların önünde sus,
Hakikati kavramış Eflatun’a macera anlatılmaz.
İstanbullu Fennî
§
Gül, ârızına olsa mu’ârız aceb olmaz
Kim yüzü açılmışta hayâ vü edeb olmaz
= Gül, isyan etse yanağına şaşılmaz,
Yüzü açılmışta utanma, sıkılma olmaz.
Karamanlı Nizamî
§
Ay ile gün öykünse yüzüne acep olmaz
Hercâî güzellerde hayâ vü edeb olmaz
= Ay ile güneş öykünse yüzüne şaşılmaz,
Vefasız güzellerde utanma, sıkılma olmaz.

§
Câm-ı mey öperse lebini ger aceb olmaz
Elden ele düşmüşde hayâ vü edeb olmaz
= Eğer şarap kadehi öperse dudağını şaşılmaz,
Elden ele düşmüşte utanma, sıkılma olmaz.
Muidî
§
Reh-i tecrîdde derler mi Aristo’ya hakîm
Terk-i dünyâ eden İskender’e üstâd olmaz
= Derviş olsaydı Aristo’ya filozof denir miydi?
Dünyadan el-etek çeken, İskender’e hoca olmaz.
Fehîm
§
Kerem kânûn-ı mer’îdir ezelden ehl-i dillerde
Hilâfında ikâmet olunan hüccet müfîd olmaz
= Cömertlik ezelî yasadır gönül erlerinde,
Aksine getirilen kanıtların bir yararı olmaz.
Nev’î
§
Değildir hüsn-i mâder-zâd muhtâc-ı zer ü züyûr
Tekellüf hüsne de reh-yâb olursa dil-pesend olmaz
= Anadan doğma güzel altın ve süsemuhtaç olmaz,
Güzelliğe bulaşırsa gösterişçilik, gönül hoşlanmaz.
Nâbî
§
Tedbir ile efzûn edemez kimse nasibin
Teshîr-i murâdât tekâpû ile olmaz
= Çalışmakla artıramaz kimse nasibin,
Amaca ulaşmak koşuşturmakla olmaz.
Nâbî
§
Yârin ser-i kûyinde rakîbi tepelerdim
Ammâ nideyim Ka’be’de kan eylemek olmaz
= Sevgilinin semtinde rakibi tepelerdim,
Ne yapayım ki Kâbe’de kan dökmek olmaz.

§
Bülbül gibi aşk ehli figân eylemek olmaz
Esrâr sözün halka beyân eylemek olmaz
= Bülbül gibi âşıkların inlemesi olmaz,
Sır olan sözün halka bildirilmesi olmaz.
Ahmed Sarban
§
Gencîne-i uşşâka ziyân eylemek olmaz
Ser vermek olur sırrı ayân eylemek olmaz
= Âşıklar hazinesine zarar vermek olmaz,
Baş vermek olur, sırvermek olmaz.
Ahmed Sarban
§
Hâlis olmazsa zer-i tâb gibi asl-ı makâl
Girse bin pûte-i ta’bîre yine kâl olmaz
= Saf olmazsa altın gibi sözün aslı,
Bin kez yorumlansa yine de söz olmaz.
Müverrih Râşid
§
Hâk-sârî-i hüner-pîşeyi zillet sanma
Pertev-i mihr yere düşse de pâ-mâl olmaz
= Sanatçının düşkünlüğünü zillet sanma,
Güneş ışıkları yere düşse de çiğnenmez.
Müverrih Râşid
§
Her kande baksa yârin âşık görür cemâlin
Bir gûne perde olsa arada hâil olmaz
= Her nereye baksa âşık, sevgilinin yüzün görür,
Bir tür perde olsa da arada, engel olmaz.
Sabuhî
§
Şîrler pençe-i zor-âver ile râm olmaz
Sayd-ı insâna tevâzu’ gibi bir dâm olmaz
= Aslanlar güçlü pençelere boyun eğmez,
İnsan avlamaya tevazu gibi tuzak olmaz.
Damad Mahmûd Paşa
§
Kibâr-ı devlet olmakla kişi mîr-i kelâm olmaz
Girân-kıymet nigînin ekserinde nakş-ı nâm olmaz
= Devlet büyüğü olmakla kişi söz ustası olmaz,
Değerli yüzüklerin çoğunda isim olmaz.
Haşmet
§
Hilâl-i kâmetin kavs etmeyen âlî makam olmaz
Kameri gör kim hilâl olmadan bedr-i tam olmaz
= Boyu yaya dönmeyen yüksek makama çıkamaz,
Ayı gör ki hilal olmadan dolunay olamaz.

§
Cihânda âdem olan bî-gam olmaz
Anınçün bî-gam olan âdem olmaz
= Dünyada insan olan gamsız olmaz,
O nedenle gamsız olan insan olmaz.
Necâtî Bey
§
Cefâ sengiyle mihnet topragınsız
Binâ-yı aşkı yapsan muhkem olmaz
= Çile taşı ve sıkıntı toprağı olmadan,
Aşk binasını yapsan da sağlam olmaz.
Muhibbî (Kanunî Sultan Süleymân)
§
İlm ise maksad eğer ârif-i nefs ol Gâlib
Kendini bilmeyen âdem gibi nâ-dân olmaz
= Bilmekse amacın eğer, kendini bil Gâlib,
Kendini bilmeyen insan gibi bilgisiz olmaz.
Leskofçalı Gâlib Bey
§
Çeşm-i insâf kadar kâmile mîzân olmaz
Kişi noksanını bilmek gibi irfân olmaz
= Adalet gibi olgun insana ölçü olmaz,
Kişinin eksiğini bilmesi gibi bilgi olmaz.
Bursalı Tâlib
§
Ayâr-ı zâtı merdüm-zâdenin aslâ nihân olmaz
Zer-i meskûk muhtâc-ı mihenk-i imtihân olmaz
= İnsanın öz değeri asla gizli kalmaz,
Damgalanmış altın denek taşıistemez.
Nüzhet
§
Her derd ki var var dermânı velî
Bî-derdlerin derdine dermân olmaz
= Her derdin dermanı vardır, ama,
Dertsizlerin derdine derman yoktur.
Fuzûlî
§
Mazhar-ı feyz-i ubûdiyyet olandır insân
Yoksa ma’nîde kişi şekl ile insân olmaz
= Kulluk bilincine sahip olandır insan,
Yoksa gerçekte kişi şekille insan olmaz.
Leskofçalı Gâlib
§
Eylesen her ne kadar tûtîye ta’lim-i lisân
Sözü insân olur ammâ özü insân olmaz
= Papağana ne kadar konuşma öğretsen,
Sözü insan olur ama özü insan olmaz.
Bursalı Tâlib
§
Ger kara taşı kızıl kan ile rengîn etsen
Tab’a tağyîr verib la’l-i Bedahşân olmaz
= Kara taşı kızıl kanla boyasan,
Dönüşüp Bedahşan yakutu olmaz.
Fuzûlî
§
Sırr-ı takdîr vukû’ât-ı cihândır nazar et
Çeşm-i ibret gibi hiç âdeme mîzân olmaz
= Kaderin sırrı dünya olaylarındadır, iyi bak,
Ders alan bir göz gibi insana ölçü yoktur.
Leskofçalı Gâlib
§
Bilenler âlem-i kevn ü fesâdın selb ü icâbın
Zevâl-i devlet-i dünyâ ile endûh-gîn olmaz
= Bilenler dünyanın geliş gidişini,
Dünya malını yitirmekten üzülmez.
Hersekli Arif Hikmet
§
Esîr-i fırsat olmak bâis-i nakz-ı hamiyyettir
Güzer-gâh-ı adûda merd-i kâmil der-kemîn olmaz
= Fırsatçı olmak onurlu insana yakışmaz,
Düşman yolunda, olgun insan, pusu kurmaz.
Belîğ
§
Sadef-âsâ kabûl-i feyze isti’dâd lâzımdır
Ki her mevzûda nisân katresi dürr-i simîn olmaz
= İstiridye gibi üretme yeteneği olmalıdır,
Nisan damlası, düştüğü her yerde inci olmaz.
Hâmî-i Âmidî
§
Bilen hâk-i Sitanbul’dur rüsûm-i şîve vü nâzı
Kenârın dilberi nâzik de olsa nâzenîn olmaz
= Bilen İstanbul çevresidir eda ve nazın töresini,
Taşra güzeli saygılı da olsa görgülü olmaz.
Nâbî
§
Rüsûm-ı ilm ile gitmez denâet tab’-ı nâ-kesten
İrem ârâyiş-i elvân ile huld-i berîn olmaz
= Bilim yöntemleri kötülüğü gidermez kötülerden,
Gösterişli renkleri İrem’i cennet bahçesine dönüştürmez.
Belîğ
§
Pâ-mâl olmakla ehl-i dil olmaz nâkıs
Hâke de düşse yine kadr-i güher dûn olmaz
= Düşkünlükle gönül erleri olmaz eksikli,
Toprağa da düşse elmas, değerini yitirmez.
Nesib-i Mevlevî
§
Hâlsiz kâl ile irfân-ı Hudâ girmez ele
Mâlihulyâ ile müflis kişi Kârûn olmaz
= Hâlsiz sözle Allah bilgisi girmez ele,
Batkın kişi Karun olmazkuruntu ile.
Nesib-i Mevlevî
§
Edip sarf-ı âb-rûyin umma lûtf ehl-i denâetten
Ne denlü âb versen nahl-i huşke meyve-dâr olmaz
= Yüzsuyu dökerek iyilik umma alçaklardan,
Ne kadar su versen, kurumuş ağaç meyve vermez.
Fıtnat Hanım
§
Bakıp nakş-ı nigîne şöyle fehm ettim ki âlemde
Derûnun şerhâ şerhâ etmeyenler nâm-dâr olmaz
= Bakıp yüzüğün nakşına öyle anladım ki dünyada,
Yüreğini parça parça etmeyenler ün kazanamazlar.
Seyyid Vehbî
§
Şikest olsa sürâhî câm-ı meclis ber-karâr olmaz
Meseldir sâkîyâ baş gitse ayak pây-dâr olmaz
= Sürahi kırılırsa meclisin kadehi de işe yaramaz,
Meseldir ey saki, baş giderse ayak da kalmaz.
Adlî (Sultan II. Bayezid)
§
Acebdir her hazânın bir bahârı erişir âhir
Güzellik bâğının ammâ hazânına bahâr olmaz
= Tuhaftır, her güzün bir bahar erişir sonunda,
Güzellik bahçesinin ama güzünün baharı yoktur.
Nev’î
§
Gönül bir dâğ ile fahr eyleme dâğ üstüne dâğ ur
Meseldir gül-şen-i âlemde bir gülle bahâr olmaz
= Gönül bir yarayla övünme, yara üstüne yara vur,
Meseldir, dünya gülşeninde bir gülle bahar olmaz.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Âb ü havâ olunca bir hâkden ne bitmez
Bu bâğın gonce-i ra’nâsı muhtâc-ı bahâr olmaz
= Su ve hava oldukça bir topraktan ne bitmez,
Bu bahçenin eşsiz goncası bahara muhtaç değildir.

§
Bilinmez kıymeti rûşen-dilânın vakt-i feyzinde
Güneş tâ batmadıkça zulmet-i leyl âşikâr olmaz
= Bilinmez değeri aydınların verimli çağlarında,
Güneş batmadıkça gece karanlığı ortaya çıkmaz.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Bülbül güle tûtî şekere cân verir ammâ
Pervâne gibi âteş-i aşka yanar olmaz
= Bülbül güle, dudu şekere can verir ama
Pervane gibi aşk ateşine yananyoktur.

§
Def’eylemeye nâvekini tîr-i kazânın
Bî-şüphe tevekkül gibi muhkem siper olmaz
= Savmaya kader yayının oklarını,
Kuşkusuz tevekkül gibi sağlam siper olmaz.

§
Sebeb-i rif’at olur gam yeme üftâde isen
Bir binâ ta ki harâb olmaya ma’mûr olmaz
= Yükselme nedenin olur, üzülme düştüysen,
Yıkılmadıkça bir bina, yeniden yapılamaz?
Fehîm
§
Geldik ribât-ı dehre çekmek gerek cefâsın
Yoldur bu yolda âdem elbette râhat olmaz
= Geldik bu dünya konağına, çekmeli çilesini,
Yoldur bu, yolda insan, elbette rahat olmaz.
Nâmık Kemâl
§
Gönül sâf olsa sevdâ-yı cihândan pâk olur zîrâ
İbâdet-hâne-i İslâmiyânda putperest olmaz
= Gönül saf olursa dünya sevdasından arınır,
Çünkü Müslüman mabedinde putperest olmaz.
Belîğ
§
Buna kim âlem-i imkân derler
Olmaz olmaz deme olmaz olmaz
= Buna olumsallık dünyası derler,
Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz.

§
Firâk-ı yâre sabr eyle visâl-i sermed istersen
Ki zîrâ ölmeden kimse hayât-ı cavidân bulmaz
= Sevgiliden ayrılığa sabret, sonsuz vuslat istersen,
Çünkü ölmeden kimse, ölümsüz hayata ulaşamaz.

§
Kâşâne-i gerdûn yıkılır âha dayanmaz
Canlar yakanın sanma ki cân u dili yanmaz
= Dünya köşkü yıkılır, ilence dayanmaz,
Canlar yakanın sanma ki canı yanmaz.
Sünbülzâde Vehbî
§
Her kime sorsam ârifiz derler
Benden özge nâ-dân bulunmaz
= Her kime sorsam bilirim der,
Benden başka bilmez bulunmaz.
Türâbî
§
Cemâlin mushafın açma rakîbe
Önünde kâfirin Kur’ân yaraşmaz
= Güzellik kitabını açma rakibe,
Önünde kâfirin Kur’an yaraşmaz.
Ahmed Paşa
§
Hûbân-ı bî-vefâ gibi dehr-i desise-bâz
Nâz ehline niyâz eder ehl-i niyâza nâz
= Vefasız güzeller gibi düzenbaz dünya,
Nazlanana niyaz eder, niyaz edene naz.
Ahmed Cevdet Paşa
§
Kendinin zarfına bir ârızâ eyler îrâs
Müterâkim olıcak sînede icrâ-yı garaz
= Kendine zarar vermeye başlar,
Biriktikçe kalpte kötü niyetler.
Belîğ
§
Seni telvîse murâd eyleyeni pâke çıkar
Sâf u deryâ-dil olup eyleme icrâ-yı garaz
= Seni kirletmeye çalışanı temize çıkar,
Saf ve yüce gönüllü ol, kin güdücü olma.
Belîğ
§
Seyr-i mahbûb etmeyi sanma hevâ-yı nefs ola
Kudret-i Hakk’a nazardır ol temâşâdan garaz
= Güzeller seyrini nefsin hevesi sanma,
Hakk’ın gücünü düşünmektir o seyirden amaç.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Yâr kendin görmeye âyine intihâb eylemiş
Sûret-i icâd-i âlemden bu ma’nâdır garaz
= Sevgili kendin görmeye ayna olsun istemiş,
Evrenivar etmekten bu anlamdır amaç.
Bahariye Şeyhi Hüseyin Mevlevî Efendi
§
Cevher-i aslî-i zâtîdir hakîkatten murâd
Sanma insândan fakat şekl ü şemâ’ildir garaz
= Özünün asıl cevheridir hakikatten murat,
Sanma insandan şekil ve görünüştür maksat.
Nâbî
§
Sen vücûdundan sakın Allah zulm etmez sana
Var iken nefsin ne lâzımdır Hudâ’dan ihtirâz
= Sen kendinden sakın, Allah zulmetmez sana,
Nefsin varken, ne gerek var Hak’tan korkmaya.
Yenişehirli Avnî
§
Ârifin gönlün Hudâ gam-gîn eder şâd eylemez
Bende-i makbûlini mevlâsı âzâd eylemez
= Arife Allah gam verir, onu sevindirmez,
Beğendiği kulunu efendisi azat eylemez.
Nev’î
§
Ders-i aşkın müşkülün âşık nice halleylesin
Söyleyenler kendisin bilmez bilenler söylemez
= Aşk dersinin sorunlarını âşık nasıl çözsün,
Söyleyenler kendini bilmez, bilenler söylemez.
Yahyâ Efendi
§
Girmeden tefrika bir millete düşman giremez
Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez
= Girmeden ayrılık bir millete düşman giremez,
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.
Mehmed Âkif
§
Şol ki aşk ehlidir olur kûy-i dil-berde mukîm
Eyleyip dîvânelik dâğ ü beyâban istemez
= Âşık olan sevgilinin semtinde oturur,
Delilik edip dağ ve çöllere vurmaz kendini.
Muhibbî (Kanûnî Sultan Süleymân)
§
Ey Muhibbî yâr elinden bir kadeh nûş eyleyen
Hızır elinden ger olursa âb-ı hayvân istemez
= Ey Muhibbî, sevgili elinden bir kadeh içen,
Hızır’ın elinden de olsa hayat suyunu istemez.
Muhibbî (Kanûnî Sultan Süleymân)
§
Cânı teslîm eyleme fikr-i zer-i medfûn ile
Hâne-i zîr-i zemîn ey hâce altun istemez
= Can verme altın gömüsü düşüncesiyle,
Yer altındaki ev, ey hoca, altın istemez.
Arpaeminizâde Sâmî
§
İnsânlığı pâ-mâl eden alçaklığı yık, ez
Billâh yaşamak yerde sürüklenmeye değmez
= İnsanlığı ayaklar altına alan alçaklığı yık, ez,
İnan ki yaşamak, yerde sürüklenmeye değmez.
Tevfik Fikret
§
Gerdûn sitem-i baht-ı siyeh etmeye değmez
Billâh bu gam-hâne bir âh etmeye değmez
= Dünya kara bahttan yakınmaya değmez,
İnan ki bu gam evi, bir ah etmeye değmez.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
İdrâk-i maâlî bu küçük akla gerekmez
Zîrâ bu terâzû o kadar sıkleti çekmez
= Derin fikirleri kavramak bu küçük akla gerekmez,
Çükü bu terazi bu kadar ağırlığı çekmez.
Ziyâ Paşa
§
Mezâk-ı rind-i âlî-himmeti ey hâce benden sor
Çeker her mihneti âlemde ammâ imtinân çekmez
= Onurlu rindin zevkini, ey hoca, benden sor,
Çeker her sıkıntıyı dünyada ama minneti çekmez.
Belîğ
§
Eden her kârını mîzân-ı insâf ile sencîde
Bu bâzâr-ı fânîde sûd görmezse ziyân çekmez
= Ölçen her işini adalet tartısıyla,
Bu ölümlü dünyada kazanamazsa zarar da etmez.
Sünbülzâde Vehbî
§
Anlayan âlemi tahsîline zahmet çekmez
Âkıl olan kişi âb üstüne sûret çekmez
= Anlayan dünyayı, dermeye zahmet çekmez,
Akıllı olan kişi, su üstüne resim çizmez.
Diyarbakırlı Hâmî
§
Bize dîdâr gerek dünyâ gerekmez
Bize ma’nî gerek da’vî gerekmez
= Bize sevgili gerek, dünya gerekmez,
Bize gerçek gerek, kavga gerekmez.
Yûnus Emre
§
Ben âşık-ı dîdârım eyâ zâhid-i câhil
Arz etme bana hûr ile cennet gerekmez
= Ben Hakk’a âşığım ey bilgisiz sofu,
Anlatma, bana huri ile cennet gerekmez.
Bursalı Lâmiî Çelebi
§
Dil-i pür-zahmdır her âşıkın feryâdına bâdî
Eğer sûrâh sûrâh olmasa neyden sadâ gelmez
= Yaralarla dolu gönüldür âşığın feryat nedeni,
Eğer delik delik olmazsa neyden ses gelmez.
Fâik Memdûh Paşa
§
Hayâlinden gelir gam hâtıra cânâneden gelmez
Sitem hep âşinâlardan gelir bî-gâneden gelmez
= Hayalinden gelir keder gönle, sevgiliden gelmez,
Kötülük hep tanıdıklardan gelir, yabancıdan gelmez.
Nâbî
§
Gayba îmân getir ey mülhid-i fâcir ki sana
Âhiretten hatt-ı ta’lîk ile hüccet gelmez
= Gayba iman et ey günaha batmış sapkın ki sana,
Öte dünyadan talik yazıyla yazılmış belge gelmez.
Sâbit
§
Pây-fersûde-i sahrâ-yı taleb olmayıcak
Âdeme kendi ayâğı ile devlet gelmez
= İstek çölünde çok pabuç eskitmedikçe,
İnsana kendi ayağıyla mutluluk gelmez.
Seyyid Vehbî
§
Hubs-i agrâz ile endîşesi murdâr olana
Günde beş kerre vuzu’ ile tahâret gelmez
= Kötü niyetlerle düşüncesi kirlenmiş olan,
Günde beş kez abdest alsa da temizlenemez.
Yenişehirli Avnî
§
Lütûfla hâsid-i bed-hâha nedâmet gelmez
Telh olan meyveye sükkerle halâvet gelmez
= Lütufla kötücül kıskanca pişmanlık gelmez,
Acı olan meyveye şekerle tatlılık gelmez.
Nâbî
§
Âkıl kitâb-ı aklı hall eylemekte gâfil
Keyfiyet-i cünûnu dîvâneler de bilmez
= Akıllı akıl kitabını anlamaktan uzak,
Deliliğin niteliğini deliler de bilmez.
Nâbî
§
Bu gül-sitânda bilir kendi çektiğin herkes
Cefâ-yı gül ne imiş bülbül olmayan bilmez
= Bu gülşende bilir kendi çektiğini herkes,
Gülün cefası neymiş, bülbül olmayan bilmez.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Cünûnum mübtelâ-yı zülf-i cânân olmayan bilmez
Perîşân-hâtırın hâlin perîşân olmayan bilmez
= Deliliğimi, sevgilinin zülfüne tutulmayan bilmez,
Gönlü perişanın hâlini, perişan olmayan bilmez.
Sehâbî (Bursalı)
§
Benim derd-i derûnum âşık-ı zâr olmayan bilmez
Mahabbet bir belâdır ki giriftâr olmayan bilmez
= Benim içimdeki derdi âşık olmayan bilmez,
Aşk öyle bir belâdır ki düşmeyen bilmez.
Bursalı Halimî
§
Afveyliyelim ki belki bilmez
Bir sürçen atın başı kesilmez
= Bağışlayalım ki, belki bilmez,
Bir sürçen atın başı kesilmez.
Şeyh Gâlib
§
Birer âyine-i dîdâr-ı vahdettir kevâkib hep
Temâşâ eyleyen ârifte hayret artar eksilmez
= Birliğin yüzünü gösteren birer aynadır yıldızlar hep,
Onları seyreden gönül erinde hayret artar, eksilmez.
Fâik Memdûh Paşa
§
Âşık öldü deyu salâ’ verirler
Ölen hayvândurur âşıklar ölmez
= Âşık öldü diye sala verirler,
Ölen hayvandır, âşıklar ölmez.
Yûnus Emre
§
Takdîr-i Hudâ kuvve-i bâzû ile dönmez
Bir şem’i ki Mevlâ yaka bir vechile sönmez
= Hakk’ın yazdığı kol gücüyle değişmez,
Bir mum ki Allah yakar, hiçbir nedenle sönmez.
Ziyâ Paşa
§
Feyzi yoktur ne kadar olsa da zibâ taklid
Gül-bün-i bâğ-ı musavver gül-i bûyâ vermez
= Verimsizdir, ne kadar olsa da güzel taklit,
Resimdeki güllüğün fidanı, kokulu gül vermez.
Koca Râgıb Paşa
§
Âşık seni dünyâya gamın âleme vermez
Bin ömre firâkınla geçen bir demi vermez
= Âşık seni dünyaya, tasanı insanlara vermez,
Bin ömre, ayrılığınla geçen bir anı vermez.
Nâilî-i Kadîm
§
Fırsat bulunur dâmen-i cânân ele girmez
Cânân bulunur kûşe-i imkân ele girmez
= Fırsat bulunur, sevgili ele geçmez,
Sevgili bulunur, uygun yer bulunmaz.
Haşmet
§
Ne kadar şu’le-fürûz olsa da şem’-i zâlim
Âh-i mazlûm ile elbette söner çok sürmez
= Ne kadar parlak yansa da zalimin mumu,
Mazlumun ahı ile elbette söner, çok sürmez.

§
Hayâliyle tesellidir gönül meyl-i visâl etmez
Gönülden taşra bir yâr olduğun âşık hayâl etmez
= Hayaliyle avunur gönül, kavuşmayı istemez,
Gönül dışında bir sevgili olduğunu âşık hayal etmez.
Fuzûlî
§
Biz ol âşıklarız kim dâğımız merhem kabul etmez
O gül-zârız ki âteştir gülü şebnem kabul etmez
= Biz o âşıklarız ki, yaramız merhem kabul etmez,
O gülşeniz ki ateştir gülümüz, şebnem kabul etmez.
Râmî Mehmed Paşa
§
Nizâm-ı halk-ı âlem mültezemdir ind-i Bârî’de
Hudâ kâdirdir ammâ sîmi zer leyli nehâr etmez
= Dünyanın yaratılış düzeni bellidir Allah katında,
Allah güçlüdür ama gümüşü altın, geceyi gündüz etmez.
Ziyâ Paşa
§
Yıkardı Kûh-ken âhiyle dağlar duymadı Şîrin
Acebdir kâh söz taşa geçer insâna kâr etmez
= Yıkardı Ferhat ahıyla dağları, duymadı Şirin,
Tuhaftır, kimileyin söz taşa geçer, insana işlemez.
Ziyâ Paşa
§
Meyân-ı lücce-i mihnette çâresiz kaldık
Biraz müsâde-i rûzgâra mahtâcız
= Bela denizinin ortasında çaresiz kaldık,
Biraz rüzgârın uygun esmesine muhtacız.

§
Kelâm-ı hakkı her kimden işitsen istimâ’ et kim
Bozulmaz ma’nî-i Kur’ân olursa bed-sadâ hâfız
= Doğru sözü kimden duyarsan kabul et ki,
Bozulmaz Kur’an’ın anlamı, sesi çirkin olsa da hafızın.
Sünbülzâde Vehbî
§
Kitâbın râz-ı mektûmundan olmaz mahfaza âgâh
Yine ihlâs bilmez olsa da ehl-i riyâ hâfız
= Kitapta yazılı sırlardan habersizdir kabı,
Öyledir içtenlikten uzak ikiyüzlü hafız da.
Sünbülzâde Vehbî
§
Mecnûn ile bahs etmeğe gitti ukalâmız
Var âna kıyas eyle ne söyler budalâmız
= Mecnun ile tartışmaya gitti akıllılarımız,
Var ona kıyas eyle, ne söyler alıklarımız.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Baş eğmeziz edânîye dünyâ-yı dûn için
Allah’adır tevekkülümüz i’timâdımız
= Baş eğmeyiz adilere alçak dünya için,
Allah’adır tevekkülümüz, güvenimiz.
Bâkî
§
Fermân-ı aşka cân iledir inkıyâdımız
Hükm-i kazâya zerre kadar yok inâdımız
= Aşkın fermanına candan teslim olmuşuz,
Kaderin hükmüne zerre kadar direnmeyiz.
Bâkî
§
Şebnem gibi fütâde-i hâk-i mahabbetiz
Kalmaz bir âf-tâbı görünce karârımız
= Çiy damlası gibi aşk toprağının tutkunuyuz,
Kalmaz bir güneş yüzlüyü görünce kararımız.
Nâbî
§
Çoktur eğerçi derd ü belâsı mahabbetin
Ammâ ne çâre elde değil ihtiyârımız
= Gerçi çoktur dert ve belası aşkın,
Ama ne çare, elde değil irademiz.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Biz hazân u hâr kaydından berî bülbülleriz
Sîne-i pür-dâğımızdır bağımız gül-zârımız
= Biz güz ve diken kaygısından kurtulmuş bülbülleriz,
Yaralarla dolu göğsümüzdür bahçemiz, gülşenimiz.
Nef’î
§
Ettik o kadar ref’-i taayyün ki Neşâtî
Âyine-i pür-tâb-ı mücellâda nihânız
= O denli soyulduk ki varlığımızdan Neşâtî,
Cilalanmış parlak aynada bile görünmeyiz.
Neşâtî
§
Bize versin mi Hudâ âb-ı hayât-ı tevfîk
Hızr’ı bulsak reh-i zulmette külâhın kaparız
= Bize verir mi Allah yardımın hayat suyunu,
Hızır’ı bulsak karanlık yolda külahını kaparız.
Keçecizâde İzzet Mollâ
§
Yanıp yakılmada herkes birer bahâne ile
Yine bu bezm-i fenâda yanar çerâğ ararız
= Yanıp yakılmada herkes birer bahaneyle,
Yine bu yokluk meclisinde yanar kandil ararız.
Haşmet
§
Konsa ne gam derûna gehî gerd-i mâ-sivâ
Âyine sâf olursa da kalmaz gubârsız
= Konsa ne gam gönle bazen dünya kaygısı,
Ayna temiz olsa da kalmaz tozsuz.
Hersekli Ârif Hikmet
§
Görmedim bir hûb kim yanında olmaya rakîb
Bu cihân bâğında hiç gül olmaz imiş hârsız
= Görmedim bir güzel ki yanında olmasın rakip,
Bu dünya bahçesinde hiç gül olmazmış dikensiz.
Mihrî Hatun
§
Muhît-i dâ’ire-i aşktan hurûc muhâl
Ne çâre kabza-i takdîr-i kird-gârdayız
= Aşkın çemberinden çıkmak imkânsız,
Çare yok, Allah’ın yazgısı elindeyiz.

§
Pây-mâl etme bizi mûr görüb ey gâfil
Mûr iken mâr oluruz mâr iken ejderhâyız
= Çiğneme bizi karınca görüp ey aymaz,
Karınca iken yılan oluruz, yılan iken ejderiz.
Yeniceli Hayâlî
§
Ashâb-ı fazîlet âna muhtâc değildir
Câhillere nâ-dânlaradır hizmet-i vâiz
= Erdemli kimseler ona muhtaç değildir,
Toylara, bilmezleredir vaizin hizmeti.
Nâbî
§
Sıkletin bezmi harâb etti yıkıl ey zâhid
Yeter ezdin bizi biz seng-i musallâ değiliz
= Sıkıntın meclisi harap etti, yıkıl ey kaba sofu,
Yeter ezdiğin bizi, biz musalla taşı değiliz.
Adanalı Ziyâ
§
Kanı ol gül gülerek geldiği demler şimdi
Ağlarım hâtıra geldikçe gülüştüklerimiz
= Hani o gülün gülerek geldiği demler şimdi,
Ağlarım, aklıma geldikçe gülüştüklerimiz.
Mâhir
§
Ederiz mâsiyeti lûtf umarız Mevlâ’dan
Biz bu mihnet-kedede hâr ekeriz gül biçeriz
= İşleriz günahı, bağış umarız Mevlâ’dan,
Biz bu bela yurdunda diken eker gül biçeriz.
Nevres
§
Hevâ-yı aşka uyup kûy-i yâre dek gideriz
Nesîm-i subha refîkiz bahâra dek gideriz
= Aşk yeline uyup sevgilinin semtine dek gideriz,
Sabah esintisinin arkadaşıyız, bahara dek gideriz.
Nâilî-i Kadîm
§
Cîfe-i dünyâ değil kerkes gibi matlûbumuz
Bir bölük Ankâlarız Kâf-ı kanâ’at bekleriz
= Dünya leşi değil akbaba gibi isteğimiz,
Bir bölük Anka’yız ki kanaat Kaf ’ını bekleriz.
Fuzûlî
§
Kârbân-ı râh-ı tecrîdiz hatar havfın çekip
Kâh Mecnûn kâh men devr ile nevbet bekleriz
= Arınma yolunun kervanıyız, baskın korkusuyla,
Bir Mecnun, bir ben, dönüşümlü nöbet bekleriz.
Fuzûlî
§
Hırmen-i ömrü savurduk dâneyi dermekteyiz
Âsiyâb-ı çerhe geldik şimdi nevbet bekleriz
= Ömür harmanını savurduk, ürünü dermekteyiz,
Feleğin değirmenine geldik, şimdi nöbet bekleriz.

§
Pûte-i aşk içre Adlî kâl idelden kalbimiz
Gıll ü gıştan hâlîyiz âlemde sâfî dilleriz
= Aşk potası içinde Adlî, pişeli beri kalbimiz,
Kin ve hileden uzağız, dünyada saf gönülleriz.
Adlî (Sultan III. Mehmed)
§
Sen bî-haber hayâlin ile kûşelerde biz
Tâ subh olunca her gece ayş ü dem eyleriz
= Senin haberin yok, hayalinle tenhalarda biz,
Ta sabahlara kadar her gece içip eğleniriz.
Nedîm
§
Ser-te-ser bu kâinâtı almazız bir habbeye
Kâf-ı istiğnâda biz Ankâ ile mahremleriz
= Baştan başa bu evreni almayız bir taneye,
Gönül tokluğunda biz Anka’nın sırdaşlarıyız.
Muhibbî (Kanunî Sultan Süleymân)
§
İstikâmet satma pek de âşıka ey serv-i nâz
Biz senin de eğrilip doğrulduğun seyr eyleriz
= Doğruluk satma çok da âşığa ey nazlı servi,
Biz senin de eğrilip doğrulduğunu seyrederiz.

§
Geh câm-ı bâde nûş ederiz kâh hûn-i dil
Biz ruhsat-ı zamâna göre işret eyleriz
= Bazen şarap içeriz, bazen yürek kanı,
Biz zamanın şartlarına göre eğleniriz.
Sabrî-i Şâkir
§
Âşıkız dîvâneyiz bâğ ile gül-zâr isteriz
Bir güle dil bağlarız illâ ki bî-hâr isteriz
= Âşığız, deliyiz, bahçe ile gülşen isteriz,
Bir güle gönül bağlarız, onu da dikensiz isteriz.
Nev’î
§
Zengin sanırız kendimizi lîk fakîriz
Hürrüz deriz amma ki hakîkatte esîriz
= Zengin sanırız kendimizi ama yoksuluz,
Özgürüz deriz ama gerçekte tutsağız.
Muallim Nâcî
§
Gıdâ-yı cân gerek ehl-i dil olana şeksiz
Güzelsiz olmayız oluruz etsiz ekmeksiz
= Ruh besini gerek gönül erlerine şüphesiz,
Güzelsiz olmayız, oluruz etsiz ekmeksiz.
Necâtî Bey
§
Gönül ağyâr için incinme yâre
Gül olmaz bâğ-ı âlemde dikensiz
= Gönül, rakipler için incinme sevgiliye,
Gül olmaz dünya bahçesinde dikensiz.
Neylî
§
Biz ki dilden emel ü râhatı dûr eylemişiz
Çekilip kûşe-i gam-gâha huzûr eylemişiz
= Biz ki gönülden istek ve rahatı uzak eylemişiz,
Çekilip gam köşesine, huzur eylemişiz.
Halil Fâiz Efendi
§
Bu âlem-i fânîde ne mîr ü ne gedâyız
A’lâlara a’lâlanırız pest ile pestiz
= Bu ölümlü dünyada ne bey ne köleyiz,
Ululara ululanırız, küçüklerle küçüğüz.
Rûhî-i Bağdâdî
§
Kâm almadık müsâferetinden bu âlemin
Cânânla meyle son günü ey mevt sendeyiz
= Zevk almadık misafirliğinden bu dünyanın,
Sevgiliyle, şarapla ey ölüm, son gün sendeyiz.
Yahyâ Kemâl
§
Fâriğiz kayd-i cihândan âşık-ı dîvâneyiz
Âşinâya âşinâ bî-gâneye bî-gâneyiz
= Dünya bağlarını kesmişiz, divane âşıklarız,
Dosta dost, yabancıya yabancıyız.
Fehîm
§
Halk eder dâd ü sited biz pür-telaş ü bî-nisâb
Çârsû-yı âlemin biz onmadık dellâliyiz
= Halk alış-veriş eder, biz telaşlı ve parasız,
Dünya çarşısının onmadık çağırtmacıyız.
Nesib-i Mevlevî
§
Âlim oldur ki bile rütbe-i cehl ü aczin
Âkıl oldur ki ede kendi cünûnun temyîz
= Bilgin, bilgisizlik ve güçsüzlüğünü bilendir,
Akıllı, kendi cinnetinin bilincinde olandır.
Ziyâ Paşa
§
Âlâyiş-i mezâk-ı cihân gûne gûnedir
Kimine zerde kimine kurs-i zer lezîz
= Dünya zevklerinin görünüşü türlü türlüdür,
Kimine zerde, kimine altın bilezik tatlı gelir.
Hâtem
§
Esbâb-ı tehâlüfle bulur halk teselli
Her birisi bir gûne safâdan mütelezziz
= Farklı nedenlerle avunur halk,
Her birisi bir tür eğlenceden hoşlanır.
Nâbî
§
Hoş meseldir cihân içre bu söz
Ki gönül katlanır çü görmeye göz
= Hoş meseldir halk içinde bu söz
Gönül katlanır, görmeyince göz.
Hamdullah Hamdî
§
Kişi bile söz demini demeye sözün kemini
Bu cihân cehennemini sekiz uçmak ede bir söz
= Kişi bile söz demini, demeye sözün kemini,
Bu dünya cehennemini, sekiz uçmak ede bir söz.
Yûnus Emre
§
Mahmûr gözlerin beni mest etti öyle kim
Mahşer gününde dahi ayılmaz humârumuz
= Baygın gözlerin beni mest etti, öyle ki,
Mahşer gününde bile gitmez sersemliğimiz.
Şeyhî
§
Nedir bu nahvet-i Nemrûd ü nefs-i emmâre
Değil mi en sonu bir kabzacık türâb oluruz
= Nedir bu Nemrut kibri ve kötücül benlik?
Sonunda bir avuç toprak olmayacak mıyız?
Andelîb
§
Aklın var ise asl-ı kemân-gîrini fehm et
Ne nâvekine eyle ne peykâna taarruz
= Aklın varsa asıl oku atan okçuyu anla,
Ne oka saldır, ne okun ucundaki demire.
Nâbî
§
Bir gûne zevk-yâb-ı gam-ı firkat olmuşuz
Kim yâre hasretiz demeğe hasret olmuşuz
= Ayrılık kederinden bir tür zevk alır olmuşuz,
Ki sevgiliye hasretiz demeye hasret olmuşuz.
Nâbî
§
Gam yeriz kan yutarız kûşe-i mihnette müdâm
Sanma biz kevser-i cennât-ı naîmin kuluyuz
= Gam yeriz, kan yutarız ezinç köşesinde sürekli,
Sanma biz nimet cennetleri kevserinin kuluyuz.
Hayretî
§
Kerbelâ-yı aşka im’ân ile eylersen nazar
Sû-be-sû seylâbe-i hûn-i şehidândır henüz
= Aşk Kerbela’sına dikkatle bakarsan, görürsün,
Her yerde, şehitlerin kanı sel gibi akmaktadır.
Manastırlı Fâik Bey
§
Dünyâ-perestin anlamışız secde-gâhını
Pür-nakş-ı sim ü zer nice seccâde görmüşüz
= Dünyaya tapınanın anlamışız neye secde ettiğini,
Gümüş ve altınla işlenmiş nice seccade görmüşüz.
Nâbî
§
Çok da mağrûr olma kim mey-hâne-i ikbâlde
Biz hezârân mest-i mağrûrun humârın görmüşüz
= Çok da mağrur olma ki, mutluluk meyhanesinde,
Biz binlerce mağrur sarhoşun sersemliğini görmüşüz.
Nâbî
§
Bir hurûşiyle eder bin hâne-i ikbâli pest
Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisârın görmüşüz
= Bir dalgasıyla bin mutluluk evini yerle bir eder,
Gönlü kırık dertlilerin gözyaşı selini görmüşüz.
Nâbî
§
Bir hadeng-i cân-güdâz-ı âhtır sermâyesi
Biz bu meydânın nice çabük-süvârın görmüşüz
= İlencin can alıcı bir okudur bütün sermayesi,
Biz bu meydanın nice usta atlısını görmüşüz.
Nâbî
Yoluna cânâ revân etsem gerek cânım dedim
Yüzüme bin hışm ile baktı dedi cânın mı var.
Zâti
= Ey sevgili senin yoluna canımı vermeli, sana kurban olmalıyım, dedim. Yüzüme öfke ile baktı senin canında mı var diye söylendi.
§
Ne çâre var ki firâkunla eglenem bir dem
Ne tâli ’üm meded eyler visâle fırsat olur.
Nefî
= Ne senin ayrüığm yüzünden bir an oturup kalmanın çaresi var. Ne de talihim yardım eder de sana kavuşma fırsatı bulabilirim.
§
Ey dil hele âlemde bir âdem yoğ imiş
Var ise de ehl-i dile mahrem yoğ imiş
Gam çekme hakikatte eğer arif isen
Farz eyle ki el’ân yine âlem yoğ imiş
Nefî
= Ey gönül, bu âlemde bir insan yok imiş, Var ise de, gönül ehline sırdaş yok imiş, Eğer gerçekten arif isen, gam çekme, Farz eyle ki, şimdi yine âlem yok imiş.
§
Eczamızı hep rik-i beyâhan-ı gam etsek
Cânâne giden nâme-i hicrana dökülsek
Lâ Edrî
= Ey Gönül! Bir ela göze bakar yanarsın, o bir hayaldir gerçek sanırsın; bir al yanağı öper doyarsın, o bir topraktır mahbub sanırsın; bir sarı saçı okşar kanarsın, o bir gölgedir varlık sanırsın.
§
Ey itti ol perî bir düşüne girüren bir şeb
Sevincimden nice yıllar geçipdür görmedim uyku
Zatî
= O peri gibi güzel sevgili bir gün bana Bir gece rüyana gireceğim dedi. Nice yıllar geçiyor ki bu iyi haberre sevincimden bir türlü gözüme uyku girmiyor.
§
Ey dilber-i rânâ; Aşık olmuştur güneş ey dılber-i ra’na sana
Dolanır dünyâyı hergiz bulamaz hem-tâ sana.
Necati Beğ
= Ey sevgili. Güneş sana âşık olmuştur. Acaba senin bir benzerini bulabililir miyim diye dünyayı dolaşmaktadır. Senin bir eşin benzerin olmadığı için de dünyanın etrafmda sürekli dolanmaktadır.
§
Kaşın üzre târ-ı mûıyınle cebinin gördüler
Nurdan kandil asılmış sandılar mihrâbda
Bâki
= Kaşının üstüne düşmüş saçlarının telini ve alnını görenler sanki mihraba nurdan bir kandil asılmış samrlar.
§
Cânân ise matlûb tama’ candan kes
Matlûb ise can ümîd cânandan kes
Can sevmek ile müyesser olmaz canan
Ya bundan ümîd yâ tama’ ondan kes
Fuzûlî
§
Zaman o gül gibi gül görmemiş zamân olalı
Gülün güzelliği dillerde dâstân olalı
Ne serve bakmadadır şimdi gözlerim ne güle
O şîvekâr bu kaamette nev-cıvân olalı
Ya şevk içinde har ab ol, ya aşk içinde gönül!
Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahud gül
Yahya Kemal Beyatlı
§
Demen kim adli yok yâ zulmü çok her hâl ile olsa
Gönül tahtına andan özge sultân olmasın yâ Rab
Fuzûlî
§
Şimdilik, hüsnü sana aşkı bana vermişler,
Ariyettir bunlar cana, ne senindir ne benim.
Lâ Edrî
= Ey sevgili, şimdüik aşk bana güzellik ise sana nasip olmuş, Ama bunlar bize ödünçtür, ne güzellik şenindir ne de aşk benim.
§
Her hâr ile sen sohbet edersin dün ü gün ben
Derdin ederim mûnis-i can yandım elinden
Ahmed Paşa
Sen gece gündüz her rakiple sohbet edersin, Bense derdini can dostu edinirim; yandım elinden.
§
Aşık u ma ’şûka benzer âsmân ile zemîn
Kim biri ağlayınca birisi handân olur.
Ahmed Paşa
= Aşık gökyüzüne benzer, ma’şuk ise yeryüzüne. Biri ağlaymca diğeri güler.
§
Mihrim artar dil-ı sengînini yâd etmek ile
Kim bınâ muhkem olur seng ile bünyâd edıcek
Ahmed Paşa
= Senin taş kalbini hatırladığım zaman sevgim artar, Binanın temelim taş üe yapınca, bina sağlam olur.
§
Cihanı ten dilerem ben ki oduna yananı
Bu varlıkta yanarsam oduna kem yanaram
Kadı Burhaneddin
= Bütün dünyanın bedenim olmasını, o bedenle senin aşkına yanmayı dilerim. Çünkü bu bedenimle-kendi bedenimle-yanarsam senin ateşine gerektiği gibi yanmamış olurum.
§
İftirâkınla efendim bende takat kalmadı,
Yekpâre oldu bu dil aşkda muhabbet kalmadı,
Şol kadar ağlatdı ben bîçâreyi hükm-i kazâ,
Giryeden hiç hazret-i Ya’kûba nevbet kalmadı.
Sultan Ahmed
= Efendim! Ayrılığın yüzünden bende zerre kadar güç ve takat kalmadı. Gönül, onca aşk ateşiyle bir buz parçası kesüdi de (eyvah) aşktaki sevgi eriyip gitti. Ahn yazım, zavallı beni öylesine ağlattı ki; akıttığım göz yaşlarmdan dolayı Yusuf u için ağlayan Hz. Yakub, gözlerinden elemini ve hasretini akıtmaya bir türlü fırsat bulamadı.
§
Bağrımı doğrar firakın hârı ey cennet gülü
Nev-bahar olsun gül olsun arada hâr olmasın
Nesimi
= Ey cennet gülü, ayrılığın dikeni bağrımı parçalar, İlkbahar olsun, gül olsun, ama arada diken olmasın.
§
Bir lebi gonca yüzü gülzâr dersen işte sen
Hâr-ı gâmda andelib-i zâr dersen işte ben
Bâkî
= Dudağı gül goncası, yüzü gül bahçesi bir güzel görmek isteyen sana baksın
Bağrına gam dikeni saplanmış, feryad eden bülbül görmek isteyen bana baksın!
§
Çeşmem andem ki zi şovk-i tu nihecl ser be lahd
Tâ dem-i subh-i kıyamet nigerân hâhed bûd
Hâfız-ı Şirâzî
= Senin arzulayarak mezara giren gözlerim; Kıyamet sabahına kadar açık kalacak, seni arayacak.
§
Sürdü Mecnûn nevbetin şimdi benim rüsvâ-yı aşk
Doğru dirler her zaman bir âşıktın devrânıdır.
Fuzûlî
= Mecnun nöbetini bitirdi, şimdi aşktan rezil olan benim, Doğru derler; her devirde bir aşık hükmünü sürer
§
Dil mübtelâ-yı derddür ammâ belâ degül
Dil-dâv hâl-i zârumı sormaz belâ budur.
Sehabî
= Gönül derde tutulmuştur, ama bu bela değildir, Sevgili bu dermansız halimi sormaz, asıl bela budur.
§
Gönüller murgı konmakdan eğilmiş
Nihâl-ı tâzedür ol iki ebru
Nakşî
= Sevgilinin kaşları iki taze fidandır, Gönül kuşları konduğu için eğilmiştir.
§
Sabr it cefâ-yı yâre ki şart-ı vefâ budur
Cân ile derdin iste ki ayn-ı devâ budur
Sehâbî
= Sevgilinin eziyetlerine sabır göster ki, vefa şartı budur, Can ile derdini iste ki; devanınkendisi budur.
§
Uşşak ten ü habîb cândur
Ten zahir ü tende cân nıhândur.
Fuzulî
= Aşıklar ten; sevgili ise candır. Ten görünür; can ise tenin içinde gizli olandır.
§
Esîr-i derd-i ışk u mest-i câm-ı hüsn çoh amma
Bızüz meşkûr olan Leylî sana Mecnûn mana dirler
Fuzûlî
= Aşk derdinin esiri ve güzellik kadehinin sarhoşu çoktur amma, Meşhur olan biziz, Leyla sana Mecnun bana derler.
§
Kalem yanar odayazüsa ger beyân-ıfirak
Ya nice şerh olasın yâra dâstân-ı firak
Cem Sultan
= Ayrılık destanım sevgiliye nasü açıklayacaksın? Ayrılığın izahı yazdacak olsa, kalem ayrüığm ateşinden yanar.
§
Bir hayâl ola meğer gördüğümüz yoksa nigâr
Mutlaka hâtıra gelmez ki gele yanımıza.
Fuzûlî
= Bu gördüğümüz bir hayal olmalı. Yoksa bizim yanımıza gelmek onun hatırma bile gelmezdi.
§
Cihanda âdem olan bî-gam olmaz
Anunçün bî-gam olan âdem olmaz
Necâti Beg
= Dünyada insan olan gamsız olmaz, Onun için gamsız olan insan olmaz.
§
Mubtelâ-yı aşk olan elbette cânanın arar
Böyledır kânun-ı Hakk derd ehli dermânın arar
Leskofçalı Galip
= Aşka tutulmuş olan kişi elbette sevgilisini arar, Allah’ın kanunu böyledir, derdi olan dermanım arar.
§
Sühan-ı bîhudeden hoş gelür âvâz-ı horûs
Bârı ma ’nâsını bilmez ise hengâmı bilür
Nâbî
= Horozun ötüşü boş sözden daha hoştur, Manasım bilmese de, bari öteceği zamam bilir.
§
Cânân mahallesinde ne dil kim gedâ degül
Milk-i cihâna mâlikise pâdişâ degül
Adni
= Sevgilinin mahallesinde dilenci olmayan gönül, Bütün dünyanın mülküne sahip olsa da padişah değildir.
§
Sevdiğin kimdir bana göster dese ol mâh-rû
Destine sad-şerm ile sunsam hemân âyîneyi
Nazım
= O ay yüzlü, sevdiğin kimdir bana göster dese; Yüzlerce utanç ile hemen eline versem aynayı.
§
Gel hakiki ışkı örgen şem ile pervaneden
Bülbülün ışkı mecazidür ü hem çok sözlüdür
Muhibbi
= Gel gerçek aşkı mum ile kelebekten öğren ki, Bülbülün aşkı mecazidir hemde gereksiz konuşur.
§
Yârdın ayrıt gönül mülkı durur sultânı yok
Mülk kim sultânı yok cismi durur kim câm yok
Ali Şîr Nevaî
= Sevgiliden ayrı olan gönül, sultam olmayan ülke gibidir, Sultam olmayan bir ülke ise, cam olmayan bir cisimdir.
§
Aklyâr olsaydı terk-i aşk-ı yâr etmez m’idüm,
İhtiyar olsaydı rahat ihtiyâr etmez m’idüm.
Fuzûlî
= Akü bana yar olsaydı yârin aşkım terk etmezmiydim, İradem elimde olsaydı hiç rahat etmeye karar vermezmiydim.
§
Yazdılar aşkın sicillini ezel Ferhâd u Kay
Bana irişdi çün nevbet ben de imza eyledüm
Muhibbi
= Aşkın sicil defterini önce Ferhad ile Mecnun yazdılar, Şimdi nöbet sırası bana geldi, imzamı atarak devraldım.
§
Sen hilâl ebrîıdan aynı lyd matemdir bana
Kimse bayram eylemez çün lam görünmeye hilâl
Aşkı
= Sen hilal kaşlıdan ayn iken bayram bana matemdir, Çünkü hilal görünmezse kimse bayram yapmaz.
§
Cânâna cân olan bilmez canının kıymetini,
Cânân da bilmez cânına cân olanın kıymetini.
Cem Sultan
= Sevgiliye can olan, kendi canının kıymetini bilmez, Sevgih de, canına can olanınkıymetini bümez.
§
Didıler zülfini virmısr ile Şâmı virelüm,
Virmeyem bir kılın anım kamu mülk-i Aceme.
Karamanlı Aynî
= Sevgilinin zülfünü ver, Mısır ile Şam ı verelim dediler, Onun saçının bir kılını, Iran topraklarının tamamına vermem!
§
Tâketim tâk oldu gemden keçdı ömrüm hah ile,
Derdime derman ne dersiz neyleyim yoldaşlar?
Nesîmî
= Gamdan gücüm tükendi, ömrüm ah ile geçti. Derdime derman söyleyin, ne yapayım yoldaşlar? Gülün derdi bülbüldendir, bülbüle sorsan güldendir. Ne güldendir ne bülbüldendir, asıl dert gönüldendir.
§
Gel gel beri kim savm u salâtın kazâsı var
Sensiz geçen zaman-ı hayâtın kazâsı yoh
Nesîmî
§
Fakrıma bakma şehâ eyleme tahkir beni
Kulfakîr ise ne var yaradan Allâh ganî
Semâ’î
= Ey sultanım, fakirliğime bakıp beni küçük görme, Kul fakir ise ne olur, yaratan Allah zengin.
§
Sen mana yar ol ki könlüm ol dahi yar istemez
Könlümın dıldarı sensen özge dil-dar istemez
Nesimi
= Sen bana yar ol, gönlüm başka yar istemez, Gönlümün hâkimi sensin, başka sevgili istemez.
§
Sana ne gam ki henüm gibi durur cümle sana
Gam banadur ki semin gibi değil kimse bana
Cem Sultan
= Senin için dert değil, çünkü herkes sana benim gibidir, Ask dert banadır, çünkü kimse bana senin gibi değüdir.
§
Derd-i ışkım zerrece kılmadılar dermanını
Alem içre nıçeler Lokman u Eflâtun olup
Taşlıcalı Yahya
= Alem içinde nice Lokman Hekim’ler, Eflatun’lar var ama; Aşk derdine, zerre kadar derman bulamaddar.
§
Aşık u ma ‘şûka benzer âsmân ile zemîn
Kim bui ağladugınca birisi handân olur
Ahmed
= Yer ile gök, sevenle sevilene benzer, Biri ağladıkça diğeri güler.
§
Âşık-ı sâdıkda dil birdir olur mu yâr iki
Hangi taht üstünde mümkündür hünkâr iki
Ahmed Paşa
= Sadık olan aşıkta gönül birdir, nasd olur iki yâr?
Bir tahtta iki padişah olması mümkün müdür?
§
Didüm vasluna niçün cân dilersün
Didı kim lyddur kurbânsın olmaz
Celilî
= Dedim sana kavuşmak için neden can istersin, Dedi ki; bayramdır, kurbansız olmaz.
§
Ahvâl-i perîşânımı söylersem o yâra
Dir ki şu ’arâ sözleri hep böyle yalandır
Râ’if
O sevgiliye perişan halimi söylesem, Der ki, şair sözleri hep böyle yalandır.
§
Efendımsın cihanda itibarım varsa şendendir
Meyân-âşıkânda ıştıhârım varsa şendendir
Şeyh Galib
= Sen efendimsin dünyada saygınlığım varsa şendendir, Âşıklar arasmda bir şöhretim varsa, bu da şendendir.
§
Âlimleri irfan sahib eden üç harf ile beş noktadır
Mü ’minleri duhûlü cennet eyleyen beş harf ile üç noktadır (aşk)
Yunus Emre
= Alimleri irfan sahibi eden, üç harf ile beş noktadır (aşk) , Müminleri cennete sokan, beş harf ile üç noktadır. (iman) .
§
Ehl-i dünyâ kim cihân zevkin demâdem sandılar
Veh ki bu mâtem-serâyı cây-ı hürrem sandılar
Rahmi
= Dünyaya düşkün olanlar, buradaki zevki devandı sandüar, Yazıktır ki; matem evini düğün evi samp aldandılar.
§
Taşlar yedirdi nan yerine bir zaman felek
Nan verdi şimdi ah ki dendâne kalmadı
Ziyâ Paşa
= Felek bir zamanlar ekmek yerine taşlar yedirdi, Şimdi ekmek verdi ama, ah ki ağızda diş kalmadı.
§
Sanman taleb-ı devlet ü câh etmeğe geldik
Biz âleme bir yâr için âh etmeğe geldik
Yenişehirli Avnî Bey
= Makam ve mevki için geldiğimizi sanmayınız, Biz bu âleme, bir Yâr için âh etmeğe geldik
§
Zâlimlere mehl olmasa matlûb-ı İlâhî
Bir demde yıkar âlemi mazlûmların âhı
Sırrı Paşa
= Allahın takdir ettiği zamana kadar zalimlere mühlet olmasaydı, Zulme uğrayanların ettiği ahlar, âlemi bir anda yıkardı.
§
Her kesî bir kimseyi idindi âlemde kesî
Kımsenem sensin menüm iy kimsesüzler kimsesi
= Herkes âlemde bir kişiyi kimsesi edindi, Benim kimsem sensin, ey kimsesizler kimsesi.
§
Hak müyesser edeferhurıde hilâlin bir dahi
Kim bile kime nasîb ola visalin bir dahi
Aşkî
= Allah mübarek hilalini görmeyi, bir daha nasib etsin, Sana tekrar kavuşmanın kime nasip olacağım kim bilir.
§
Mırât-ı ruhında nazar itdüm kederün yok
Cânum gibi sevdüm seni cânâ haberim yok
Râcih Ahmed Bâdı
= Yanağının aynasma baktım, hiç bulanıldık yok, Ey sevgüi, seni canım gibi sevdim haberin yok.
§
Etme âr öğren oku ehlinden
Her şeyin ilmi güzel cehlinden
Nabî
= Utanma, oku öğren ehlinden, Her şeyin ilmi güzeldir, cahilbğinden.
§
Firkâtin derdinden ey cân yüreğim kan oldu gel
Gözlerim yaşı cıhânı dutdu tufan oldu gel
Nefi
= Ey can sevgili, ayrılığının derdinden yüreğim kan oldu, gel Gözlerimin yaşı cihanı doldurdu, tufan oldu gel
§
Kaçan âh eylesem mihrün gönülde artar ey meh-rû
Bell bâd ile olurmış ziyâde her zamân âteş
Revânî.
= Ey ay yüzlü, ne zaman âh eylesem gönülde sevgin artar, Evet, ateş her zaman rüzgâr ile alevlenilmiş.
§
Çâresi bî-çârelikdür yine bu derdim hemân
Çün belâ burcındadur âşıklarım sıtâresı
Eşrefoğlu Rûmî
= Bu derdin çaresi yine çaresizliktir, Çünkü âşıkların yddızı bela burcundadır.
§
Muhâl oldı bana hâlüm yazub dildâra bildürmek
Kı bir harfin komaz eşkümyuyar her ne k’ıdem tahrîr
Tâcî-zâde Cafer Çelebi
= Sevgiliye halimi yazıp bildirmek imkânsız oldu, Çünkü bir harf yazacak olsam, gözyaşlarını yıkayarak siliyor.
§
Görmesem bir gün yüzün ey meh beni gam öldürür
Ger görürsem zevk ü şâdî gördügüm dem öldürür
Zâtı
= Ey ay yüzlü, yüzünü bir gün görmesem beni gam öldürür, Gördüğüm zaman ise, zevk ve mutluluk beni oldurur.
§
Derd-i dili açma sakın herkese
Derde deva derdi çekenden gelir
Şeyh Ali Fakri
= Gönül derdim sakın herkese açma, Derde deva, derdi bilenden gelir.
§
Derdimi ey yâr derdim kimse yok benden yana
Gönlüme derdim velî gönlüm dahi senden yana
Refiki
= Ey sevgili, derdimi söylerdim ama kimse yok benden yana, Derdimi gönlüme söylerdim ama o bile senden yana.
§
Ey gözım nün sana tan mı raldb olsa karîb
Çün meseldim bu ki çıib dîde-ı pınhâna düşer
Sevdâyî
= Ey gözümün nuru! Aşk rakibim sana yakın olsa şaşılır mı? Çünkü bu atasözüdür. Sakınan göze çöp batar .
§
Ben andan iren cefâya döydüm
Ol benden olan vefâya döymez
Ahmed Paşa
= Ben sevgiliden gelen eziyete dayanırım, O benden olan vefaya dayanamaz.
§
Âşık olan şem ‘den görmek gerekdür yanmağı
Yüregı yanar yaşı akar velî efgânı yok
Kadızade Cevanı
= Aşık olan kişi yanmayı mumdan öğrenmelidir, Yüreği yanar, yaşı akar fakat feryadı yoktur.
§
Kasd eyledüm ki ışkumi sinemde saklayam
Penbe içinde ola mı âteş nihân dahi
Muhibbi
= Aşkımı gönlümde saklamak işedim ama, Pamuk içinde ateş saklamak mümkün mü?
§
Leylâ başında mürgü var Mecnûn
Benim deşt-i cünûnumdan kuş uçmaz kâr-bân geçmez
Lâ Edrî
= Elinde Leylânındevesi, başında yuva yapmış kuş vardı. Mecnûn’un. Oysa ben kuş uçmaz, kervan geçmez çöllerdeyim.
§
Nazarda merhametden yok eser ey şûh-ı sengin-dil
Kıya bakışlarımdan anlanur kalbün kaya ancak baki
= Ey taş gönüllü sevgili, bakışlarında merhametten eser yok, Kaya gibi bir kalbinin olduğu, öldürücü bakışlarından anlaşdıyor.
§
Bâkigördüm gam üzre ser-be-ser ebnâ-yı âdemi
Bildüm çeken bu bende de gül yalımız gamı
Lâ Edrî
= İnsan oğullarım baştan başa gam içinde gördüm, Anladım ki, dert çeken sadece bu esir değilmiş.
§
Bir aceb bîmâr-hâne bu cihan ey hasta dil
Derd derd üzre olur bunda müdâvâ böyledür
Lâ Edrî
= Ey hasta gönül, bu dünya bir acayip hastanedir, Dert dert üstüne olur, burda tedavi böyledir.
§
Kana ’at ehli ol dâ ’im ki aslâ bakma âlâya
Elin atlâs kabâsından yeğdir bu köhne şâl
Trabzonlu Osman Avni
= Daima kanâat et, senden yüksekte olanlara bakma, Başkasının atlas kaftanından, bu eski şalımız daha iyidir.
§
Derûn-ı dilden âh itsem olur dûd-belâ peydâ
Ayândur nâr-ı ışk olmaz dil-i âşıkda nâ-peydâ
Taşlıcalı Yahyâ
= Gönlün derinlerinden ah etsem, bela dumanı ortaya çıkar. Aşk ateşi belhdir, aşığın gönlünde saklanmaz.
§
Ey hûblerin şâhı könüldür sene âşık
Alem hamı hıiban ola könlüm seni ister
Seyyid Azim Şirvânî
= Ey güzellerin sultam! Gönlüm sana âşıktır, Bütün dünya güzellerle dolu da olsa, gönlüm seni ister.
§
Ne kadar çok ise mâlım ecel sana sunar elin
Ne assı eyledi Kânın bu dünyâya batmış iken
Yûnus Emre
= Malın ne kadar çok olsa da, ecel sana elini sunacaktır, Yerin dibine gömülen
Karun, malından ne fayda gördü.
§
Açılup bir dem bu bâg-ı dil bahâr olmaz mı hîç
Nahl-ı ümîdümde ya Rab berg ü bâr olmaz mı hîç
Râşid
= Bu gönül bağım bir an açıbp da bahar olmaz mı? Ya Rab! Ümit ağacımda, yaprak ve meyve olmaz mı?
§
Süleymân tahtını verdi yele bu rüzgâr ey dil
Bu âlem mülkini âhir kamu berbâd-ımış bildüm
Selîkî
= Ey gönül! Bu felek, Hz. Süleyman’ın bile tahtım yele verdi; Bu âlem ülkesinin sonu, tamamen perişanlıkmış anladım.
§
Kimdir o kim arsa-ı dünyâya geldi gitmedi
Kimdir o kim kasr-ı ömrün çarh viran etmedi
Fuzûlî
= Dünya arsasına gelip de gitmeyen kimdir? Ömrünün sarayını zaman viran etmeyen kimdir?
§
Der-ı gencîne-ı ikbâlümün ahenger-i dehr
Eylemiş kuflini âmâde kılîdın ihmâl
Şeyhülislam Bahâyi
= Felek demircisi, talih hâzinemin kapışırım kilidim hazırlamış, Fakat, o kilidi açacak anahtan yapmayı ihmal etmiştir.
§
Gâh sağan gâh hasta gâh şâd u geh melûl
Gâh sultân-ı cihânem gâh bir âzâde kul
Rahmi
= Bazen sağlam, bazen hasta, bazen mutlu, bazen mahzun, Bazen ciharım sultanryrm, bazen bir âzâde kul.
§
Bir dem âbid bir dem zâhid bir dem âsî bir idem mutî
Bir dem gelür ki ey gönül ne dînde ne îmândasın
Yûnus Emre
= Bir an ibadet eder, bir an ibadeti çıkar için yapar, bir an âsi, bir an itaatlisin, Bir an gelir ki ey gönül, ne dinde ne imandasın.
§
Vakti hep âlâm ile geçdı nedür sırrı aceb
Şâd-kâm olmış cihânda görmedük dârıâyı hîç
Râşid
= Alimleri bu cihanda hiç sevinçli göremedik. Vakitleri hep üzüntülerle geçti, bunun sırrı nedir acaba?
§
Göreyim tur seni bir lahza dısem yollarda
Bana ol şûh-ı cihân şiveyi turmaz eyler
Bâki
= Sevgiliye; dur! Bir an seni yollarda göreyim desem, O dünya güzeli, Durmadan! Bana naz eder!
§
Kûşe-i fürkatde bir gün sabr çok mihnet velî
Alem-ı vuslatda bin yıl ömr sürmek az imiş
Behiştî
= Ayrılık köşesinde, bir günlük sabır çok eziyetlidir, Ama, kavuşma âleminde bin yd ömür süımek Azdır.
§
Derd-ı ışkımdan ayag üzre bir âdem kalmadı
Pister-i hicrâna düşmişler bütün âlem yatar
Süheylî
= Aşkının derdinden, ayaklan üstünde duran kimse kalmadı, Bütün alem, ayrılık döşeğine düşmüş yatmaktadır.
§
Gözüm yaşı yir itse yüzümde aceb mıdür
Her kanda ki su aksa müdâm anda yol olur
Münîrî
= Gözyaşlarını yüzümde yer edip iz bıraksa şaşılır mı?
Suyun devamlı aktığı yerde iz olur.
§
Uzime gaşına anın özümü benzedem deyib
Gah döner ay bedr olur gah özünü hilâl eder
Nesîmî
= Ay, kendini senin yüzüne ve kaşma benzetmek için, Bazen döner dolunay olur, bazen kendim hilâl eyler.
§
Bir berg-i sebzi çok görür sîrıemde bunca dağına
Bu bâg-ı dehrün degmedük biz bir ye çil yaprağına
Veysî
= Sinemde açtığı bunca yaraşma, bir yeşil yaprağı çok görür, Biz bu felek bahçesinin bir yeşil yaprağına değmedik gitti.
§
Alemde gönül var mı ki anda elem olmaz
Adem bulınur mı ki derûnında gam olmaz
Lâ Edrî
= Alemde derdi olmayan bir gönül var mı? İçinde gam olmayan bir insan bulunur mu?
§
Mihnet ü derd ü belâ vü gussa vü endûh u gam
Şeş cihetden cana oldılar havale n ’eyleyem
Selîkî
= Eziyet, dert, belâ, sıkıntı, keder ve gam. Altı yönden canıma saldırdüar, ne yapayım?
§
Ayine düşmüyor gıce gündüz elinden âh
Hayrân mısın cemâline hayrânın oldıgım
Mehmed Bahâeddîn Beg
= Gece gündüz elinden ayna düşmüyor, Ey hayran olduğum, sende mi kendine
Hayransm?
§
Şöyle muhkemdür şeh-ı ışkım hisârı dilde kim
Zerrece gel mez ana top-ı havâdisden halel
Selîkî
= Aşk sultanının gönlümdeki kalesi öyle sağlamdır ki; Felâketlerin topundan ona zerre kadar zarar gelmez.
§
Hey yâr ânlar hey kardaşlar nic’edeyın n’ideyin ben
Sen benüm kulum değilisin dır olursa n’ideyin ben
Yûnus Emre
= Ey dostlarım, kardeşlerim! Ne ederim ne yaparım ben?
Yarın, sen benim kulum değilsin derse, ne yapayım ben?
§
Uftâdeler şikeste vü mecruh ü pâymâl
Hûbân semend-ı nâza bınüp türktâzda
Bâki
= Sevgiliye tutkun aşıklar; kınk, yaralı ve ayaklar altmda. Güzeller ise; naz atma binip coşkuyla koşturmakta.
§
Tolaşalı zülfinün bendine bu ınıskîn gönül
Bildi kim bağrı nedendür pâre pare şânenün
Selîkî
= Bu miskin gönül saçlarının düğümüne dolaşalı, Tarağın bağrının neden dilim dilim olduğunu anladı.
§
Di iş de gördüm bir denizde mâh aksı var imiş
Ol meğer bu yaşla gözümde hayâl-ı yâr imiş
Behiştî
= Rüyamda, bir denizde aym yansımasını gördüm, Meğerse gördüğüm, yaşlı gözümde sevgüinin hayaliymiş.
§
İstemez mı kendi hüsnün görmegı söylen o şûh
Sîne-i safım gibi mir ‘âtı tekdir etmesin
Nedim
= O sevgili, kendi güzelliğini görmeyi istemez mi? Söyleyin ona, ayna gibi saf gönlümü bulandırmasın!
§
Cıhân eyler şikâyet pâdişâha zulm-i zâlimden
Belâ bu kim bana zulm eyleyen olpâdişâhumdur
= Dünya halkı, zalimin zulmünü padişaha şikayet ederler, Bela bu ki, bana zulüm eyleyen o padişahımdır.
§
Katre-i bârân değili dürler dökerdi çekseler
Hâk-ı pâyun tûtiyâsından sehâburı aynına
Bâki
= Sevgilinin ayağının toprağından, bulutun gözüne sürme çekilse, Gökten, yağmur damlaları yerine incüer dökülürdü.
§
Hem dahi cümle fena buldukta aşk bâki kalır
Bu sebebden dediler kim aşka yoktur intihâ
Niyazi Mısrî
= Her şey yok olur ama aşk ebedi kabr, Bu sebeple, aşkın sonu yoktur dediler.
§
Ben gedâ sen şaha kul olmak yok amma neyleyim
Arzû sergeşte-ifikr-i muhal eyler beni
Fuzulî
= Benim gibi bir dilencinin senin gibi bir padişaha kul olması uygun değil, Ama ne yapayım? Aşk, olmayacak düşüncelerle Başımı döndürüyor.
§
Şah-ı dehr oldun sipihr üstünde eyvan oldu tut
Sen göçüp gittin bu menzilden o viran oldu tut
Aşkî
= Diyelim ki âleme sultan oldun, gökyüzü de sarayının çadırı oldu, Sen bu dünyadan göçüp gideceksin ve bu konak da viraneye dönecek.
§
Şeytâna uyub zinhâr aldanma o melckâra
Ukbâya tedârik kıl dünyâda ne râhat var
Sutûrî
= Şeytana uyup, sakın o hilekâra aldanma, Ahiret için hazırbk yap, dünyada ne rahat var.
§
İlâhî bir ışk vir bana ben benligüm bilmeyeyin
Yavu küayın ben beni isteyüben bulmayayın
Yûnus Emre
= Ey Allah’ım bir aşk ver bana, benliğimi bilmeyeyim, Kaybedeyim ben beni, isteyince bulmayayım.
§
Ten esâsın yıkdı kıldı cân evin âbâb aşk
Dilde seng-i hecr ile saldı ağır bünyâd aşk
Necatı Beg
= Aşk; beden binasının temellerini yıkarak can evini yaptı, Aşk, ayrılık taşları ile gönülde sağlam bir bina kurdu.
§
Gelenler ekseri ser-mest-i gaflet gitdi huşyâr ol
Humârın neşvesi değmez aceb mey-hânedür dünyâ
Râşid
= Gelenler genellikle gaflet sarhoşluğu ile gitti bu dünyadan, Sarhoşluk neşesine değmez, şaşüacak bir meyhanedir dünya.
§
Kurbiyyet-ı gül bülbüle de hâre de kalmaz
Hengâm-ı tarab meste de hüşyâre de kalmaz
Vâli
= Güle yakıldık, bülbüle de dikenede kalmaz, Mutluluk zamam, mest olana da, ayık olana da kalmaz.
§
Âhumla çerh döner bir yıldegırmenıdür
Şâm u seherde tan mı turmazsa bâdı vardur
= Felek, âhımın rüzgârıyla dönen bir yel değirmenidir, Gece gündüz durmasa şaşılmaz, (ahimin) rüzgârı eksik olmuyor.
§
Yandı sînem ışk odıyla gözlerüm ya dökdügi
Bir evi od tutsa lâ-büd merdüm ana su seper
Münîrî
= Aşk ateşiyle sinem yandı, gözlerim yaş dökmededir, Bir evde yangın çıksa, insanlar ona su seperler.
§
Gündüzün halk çer âğ ile ararlar güneşi
Bulmayup derd ile bir pare od oldu her dil
Necâtî Beg
= İnsanlar gündüz vakti güneşi mumla ararlar, Bulamayıp, her birinin gönlü bir pare ateş oldu.
§
Halka-ı sohbeti nâdânun olur dâm-ı belâ
Seni dîvâne gibi baglamasun kayd-ı cıhân
Taşlıcalı
Yahyâ
= Cahillerin sohbet meclisi, bela tuzağı olur sana, Bu dünya bağı, seni deliler gibi bağlamasm.
§
Ser-mâyemüz bir cânıdı anı dalu aldı bu ışk
Ne ser-mâye var ne dükkân bâzâra neye varayın
Yûnus Emre
= Tek sermayemiz kuru cammızdı, onu da aşk elimizden aldı, Ne sermayemiz var, ne dükkân, pazara neye varayım?
§
Gelıcek gam mülkine cân kar şu çıkar
Nasıl izzet itmesün memleket sultânıdur
Bâkî
= Gönül mülküne gam geleceği zaman, can onu karşüamaya çıkar, Nasıl kıymet vermesin ki, memleket sultanıdır.
§
Sûz-ı dilden ne aceb yansa ser-â-ser bedenüm
Şimdi m ’oldı kuru yanında nıçe yaş da yanar
Münîrî
= Gönlümdeki yangından, bedenim baştan başa yansa şaşdır mı? Kuru yanında yaşm yanması yeni mi çıktı sanki?
§
Neşve-ı aşk ile biz terk-i şu ‘ûr eylemişüz
Gam ile ülfet idüp redd-ı sürûr eylemişüz
Sâkıb
= Biz aşk neşesiyle, irademizi terk eylemişiz, Gam ile yakınlaşıp, sevinci reddeylemişiz.
§
Hırmerı-i dehrde takdir iledür cümle nasib
Kısmet-i gâv ile har arpa ile kâha düşer
Râşid
= Feleğin harmanında, bütün nasipler kader iledir, Eşekte öküzün kısmeti olursa, nasibine arpayla saman düşer.
§
Her kimi gülmekde görsem mahv eder hasret meni
Bes ki müşkil güldürür gerdûn asan ağladır
Mevcî
= Her kimi gülerken görsem, hasretlik beni mahveder, Bu felek demlen, kolay ağlatır ama zor güldürür.
§
Ne bülbüldür ne gül ne şem ne pervânedir âşık
Özün bilmez sözün zabt eylemez divânedir âşık
Gavsî
= Ne bülbüldür, ne gül, ne mum, ne de pervânedir âşık, Kendini bilmez, sözünü zabteylemez divanedir Âşık. *****
§
Kazâ-yı âsmânîden sakınmak sûd-mend olmaz
Rızâdur çâresi açkım görinmez bir belâ ancak
Bâkî
= Aşk görünmez bir belâ olduğu için; çaresi razı olmaktır, Gökten şimşek gibi inen beladan sakınmalım ne faydası var?
§
Âkıbet her verdiğin alır bilirsin dehr-i dûn
Bu harâb-âbadpür-gene-i fırâvan oldu tut
Aşkı
= Bilirsin ki, şu alçak dünya her verdiğini tekrar geri alır, Bu harabe dünya, sayısız hâzinelerle dolu olsa ne olur.
§
Geh geh harâbesıne rakîbün nedür varup
Menzil-geh-ı melek m ‘olur ol it yatağıdur
Münîrî
= Ey sevgili, ara sıra rakibin harabesine varmaktasm, Meleklerin gideceği yer değildir, orası it yatağıdır.
§
Hedef-i nâvek-i bî-dâd ki dırlev o bizüz
Küşte-i gamze-ı cellâd ki dirler o bizüz
Sâkıb
= Zalim okların hedefini derler, işte o biziz, Cellat bakışlarının ölüsü derler, o da biziz.
§
Söyledüm âşık ne yoldan tez yeter maksuduna
Söyledi sen dane sep Tanrıdan iste kirmeni
Meczub
= Sordum; Aşığın amacına en tez ulaştığı yol hangisidir?
Söyledi, sen tohumunu saç, harmanı Allah’tan iste.
§
İtmede eller safa vaslıyile her demde îd
Rûze-ı hicrine yârim biz bugün olduk resîd
Feyzi
= Herkes sevdiğine kavuştuğu için, hep bayram etmede; Bizse bugün sevgilinin ayrılık orucuna eriştik.
§
Çeker ehl-i tama bâr-ı gırân-ı dehri mâl içün
Bu sevdâda olanlarda aceb râhat mı kalmışdır
Fâzıl
= Aç gözlü insanlar, mal için dünyanın ağır yükünü çeker, Bu sevdada olanlarda, acaba rahatlık kalmış mıdır?
§
Rakîbı yâr ile gördik o meh-sîmâdarı el çekdik
Göıince zâgı gül-sende gül-ı ra ’nâdan el çekdik
Garibi
= Rakibi sevgili ve gördük, o ay yüzlüden elimizi çektik, Kargayı gül bahçesinde görünce, güzel gülden el çektik.
§
Bir dahi görmek cemâlin könlüm ey cân arzular
Hcısteyi-derdi-ferakın derde derman arzular
Nesimi
= Ey sevgili, gönlüm güzel yüzünü bir daha görmeyi arzular, Ayrılık derdi hastası, derdine derman arzular.
§
Gezdik bu zîr-i kubbe-i eflâki her taraf
Vîrân-serâ-yı dil gibi gam-hâne görmedik
Garibi
= Bu gökkubbe altında ki her tarafı gezdik, Bu virane gönlümüz gibi bir gam evi görmedik.
§
Bir gün bize va ’d ıtdi o meh îd-i visalin
Hûrşîd tulü itmeden akşamını gördük
Garibi
= O ay gibi sevgili, birgün kavuşma bayramım söz verdi, Daha güneş doğmadan, akşam olduğunu gördük.
§
Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen
Merdüm-i dide-i ekvan olan ademsin sen
Şeyh Gâlib
= Kendine şöyle bir güzelce bak, alemlerin özüsün, Yaratılmışların gözbebeği olan, insansın sen.
§
Binâ-yı kasr-ı dilim yıkmada mühendıs-i gam
Ne oldugın bılebılsem kusuruma bâ ’is
Sıdkî
= Gam mühendisi, gönül sarayımı yıkmadadır, Kusuruma neyin sebep olduğunu bir bilebilsem.
§
Şerbetin âhir sunar her şahsa kanûn-ı ecel
Derdine Lokmândan ey dil haste derman oldu tut
Aşkî
= Ey gönül hastası, ecel kanunu ölüm şerbetini herkese eşit sunar, Derdine
Lokman Hekim’ den derman oldu farzet ve mutlu ol.
§
Sebz olmadı bir dâne-ı ümmîdimiz ey dil
Çog sâl ü mehin ger di-i eyyamını gördük
Garibi
= Çokça aylar, yıllar ve günlerin geçtiğim gördük, Ey gönül, bir ümit tohumumuz yeşermedi gitti.
§
Beni ağlar görüp ey dost niye gülmeyesin
Ne bilür ağlayanım hâlini handân ehli
Mihrî
= Ey sevgili; beni ağlar görüp niye gülmeyesin ki?
Gülenler, ağlayanınhalini ne bilirler.
§
Câygâhın âkıbet bir iki tahte-pâredir
Hây gâfil menzilin taht-ı Süleyman oldu tut
Aşkî
= En son mekânın bir-iki tahta parçası olduktan sonra, Ey gafil, şimdiki durağın
Süleyman tahtı olsa ne olur.
§
Bir acaıp derde düştüm herkes gider kârına
Bugün buldum bugün yerim Hak kerimdir yarına
Nesîmi
= Zerrece tamahım yoktur şu dünyanın vanna Rızkımı veren Huda’dır kula minnet eylemem
§
Kimsemin ly tîr-i dil kalbine biz göz dikmemiz
Sineme dik tîrünı olsun cihânda dikmemiz
Fazlî
= Ey gönül oklan, kimsenin kalbindeki oklarda gözümüz yok, Ama bizimde gönlümüze bir ok sapla, âlemde bir dikmemiz olsun.
§
Ger mürekkeb olsa deryalar yazılmaz haşre dek
Mâcerâ-yı eşkı yâre nice şerh idem dinüz
Zâtı
= Denizler mürekkep olsa bile, kıyamete kadar aşkımı yazamaz, Siz söyleyin, aşk maceramı sevgiliye nasd açıklayayım.
§
Tenbe-hâk-i acz olan şebnem gibi üftâdenin
Cümleden evvel yeten hurşîd olur imdâdına
Nâ’bî
= Toprağa düşen, çiy damlası gibi aciz bir garibin, Herkesten önce imdadına güneş yetişip onu göklere çıranr.
§
Lutf u kerem görinmez ebrıâ-yı dehr içinde
Ancak virüp alınur sâde selâm kalmış
Lâ Edrî
= Lütuf ve kerem görünmez zamane oğullarında, Ancak verilip abnan bir kuru selam kalmıştır.
§
Lâzım gelirdi serv ü çenârda mîvedar
Fazl ü hünerde medhâli olsa kıyâfetın
Nâ’bî
= Eğer fazüet ve hüner sahibi olmada, görünüşün etkisi olsaydı, Servi ve çmar ağaçlarının meyve vermesi gerekirdi.
§
Lezzeti inkâr olunmaz bezi ü isrâf etmenin
Ah zımnındâ eğer endîşe-i vâm olmasa
Nâbî
= Sonunda borçlara girip iflas korkusu olmasa, Bol bol para harcamanin zevkini inkâr olmaz.
§
Bir kapı bend ederse bin kapı eyler küşad
Hazret-i Allah’dır malık-i Fatihu’l-ebvab
Şemsî
= Hazreti Allah, bir kapıyı kapatırsa bin kapıyı açar, Kapab kapıları açaçak (anahtarlar) sahibi O’dur.
§
Halk hep bigâne erbâb-ı dile yok âşinâ
Bulmadum âlemde bir râz-ı nihânumdan bilür
Lâ Edrî
= İnsanlar hep yabancı, gönül sahiplerine tanıdık. Yok, Alemde gizli sırlarımdan anlayacak bilini bulamadım.
§
Taşdun yine deli gönül sular gibi çağlar mısın?
Akdun yine kanlu yaşum yollarumı bağlar mısın?
Yûnus Emre
Celb-i dünyâdan hâzer kıl çekme rızkım kaydını
Mâl olur mîrâsa taksim olmaz ana i ’tıbâr
Sutûri
= Dünya kazancmdan kendine koru, rızkım dert etme! Mal dediğin; mirasta taksim olunur o kadar, ona itibar etme.
§
Bâd-ı âhumdarı hazer küsun sehâba söylemiz
Çok karaltular asarmış kûy-ı cânân üstüne
Fütûhî (Hüsâm)
= Buluta söyleyin, ahimin rüzgarından sakınsın!!! Sevgilinin köyünün üstünde çok karaltılar edermiş.
§
Ah kim her dem felek der d üzre derdim arttırır
Gösterir bin derd bir derdine derman etmeden
Fuzûlî
= Ah ki, felek her an derd üstüne derdimi arttırır, Bir derdine derman etmeden, bin dert gösterir.
§
Hırmen-i ömri savnrub dânemüz dirmekdeyüz
Bir değirmendin cihan biz bunda nevbet beklerüz
Enverî
= Ekinimizi derip, ömür harmanımızı savurmaktayız, Bu dünya bir değirmendir, orada sıramızı bekliyoruz.
§
Yolında eylesem de feda câri ne fâide
Gûş eylemez niyâznmı cânân ne fâide
Feyzî
= Yolunda canımı versem de, faydası yok. Sevgili benim yalvarmamı bile duymaz.
§
Kddı sıdtân-ı şitâ hükmini icrâ hâlâ
Alemün hâlini gördükçe felekler ağlar
Lâ Edrî
= Kış sultam görevini yapmaktadır, Alemin halini gördükçe felekler ağlar.
§
Ol zemân kim dîır olup cânâna ıtdüm elvedâ
Öyle zann ıtdüm ki cism ü cana, itdüm elvedâ
Fasih
= Sevgiliden ayulıp, ona elveda dediğim zaman, Öyle sandım ki, canıma ve varlığıma elveda dedim.
§
Siper tutmam belâ peykânlarına geçmişim cândan
Çü men deryaya gark oldum ne bakim var bârândan
Fuzûlî
= Bela oklarından kendimi korumam, canımdan vazgeçmişim, Çünkü ben denizde boğulmuşum, ne korkum olur yağmurdan.
§
Bir devr de geldik bu bâzâr-ı fenaya
Sermâye-i irfanı olanlar zarar eyler
Nâmık Kemâl
= Bu dünya pazarma öyle bir zamanda geldik ki, Sermayesi irfan olanlar zarar eyler.
§
Hâsıl olmaz cev kadar mihr-i giyâ iy ehl-ı ışk
Siz vefa bûstânına tohm-ı mahabbet ekmemiz
Sebzî
= Ey aşk ehli, bu aşk otunun arpa kadar kazancı yoktur, Siz vefa bahçesine, sakın sevgi tohumu ekmeyiniz.
§
Sabrum binasını ne kadar muhkem eylesem
Eyler harâb zelzele-i ıztırâb-ı ışk
Emri
= Sabır binamı ne kadar sağlam yapsam da, Aşk acısının depremi, onu perişan eder.
§
Alem-i zahirde gerçi sûretâ bir katreyüz
Lîk ma ‘nîde ma ’ârif dürrinün ummânıyuz
Sinânî
= Görünür alemde, görünüşte bir damlayız, Ama gerçekte, ilim incisinin deniziyiz.
§
Gelen cihâna heme derd-nâk olmış gitmiş
İlâç bulmayup âhır helak, olup gitmiş
Birrî
= Dünyaya gelenlerin hepsi dertli olarak gitmiş, ilaç bulamayıp, sonunda helâk olmuş gitmiş.
§
Ârız-ile dılberün haddi yiter iy bâg-bân
Gülşene zahmet çeküben serv ü lâle dikmemiz
Sebzî
= Ey bahçıvan, sevgilinin boyu ve yanağı yeter, Boşuna zahmet çekip, bahçeye selvi ağacı ve lale dikme.
§
Her ne kim takdirdir tağyir bulmaz ey gönül
Levh-i takdirin hattı ergiz bozulmaz ey gönül
Fuzûlî
= Ey gönül, alnımıza yazılandan başkası olmaz, Ey gönül, kader levasının yazısı hiç bozulmaz.
§
Dilim sevdâ-yı zülfünle perişan oldıgım yerdir
Devımum âteş-i aşkınla sûzân oldıgım yerdir
Sıdkî
= Gönlüm, saçının sevdasıyla perişan olduğum yerdir, Kalbim, aşkının ateşiyle yandığım yerdir.
§
Çihre-i zerdüm görüb nilûfer-i gam dirseniz
Lutf idüb bu mâcerâ-yı eşküme derya dinüz
Sebzî
= Solgun yüzümü görüp, ona gam nilüferi derseniz, Lütfedip, bu gözyaşı macerama da, derya deyiniz.
§
Olürüz gayret-ile câhile paşa dımezüz
Ayağı topragıyuz ehl-ı kemâlim kulıyuz
Tâli
= Çalışmaktan ölürüz, yine de câhile paşa demeyiz, Kâmil kişelerin kuluyuz, onların ayağının toprağıyız.
§
Şîşe şikeste olsa turmaz içinde çim âb
Gönlüm sınuklıgına yaştım alâmet ancak
Emri
= Eğer şişe kırık olursa, içinde su durmaz, Gönül şişemin kırık olduğuna gözyaşlarını delildir.
§
Asâr-ı kerem gıtdigı lâ-rayb oldı
Erbâb-ı emel cümle tehî-ceyb oldı
Vehbî
= Yâ Rab kime arz-ı recâ eyleyelim. Bir asra yetişdik ki kerem gayb oldı
§
O rütbe hodpeserıdî cây-gir tab ’ı merdümdür
Ki câhil aklın ehl-i ilm olan haysiyetin söyler
Şerîf
= İnsan tabiatı kendini o kadar beğenmiştir ki, Cahil olan aklım, ilim sahibi de itibarım söyler.
§
Felek tersine dövr eyler meğer ahır zaman oldu
Kafesde tutiyü gumru çemenlerde gurab oynar
Nesimi
= Felek tersine devreyler, artık dünyanın sonu gelmiştir, Papağan ve kumru kafeste, kargalar bahçelerde oynar.
§
Işkın odına gönül pervânedür
Takatlim yoh bılmezem pervâ nedür
Fursat olınca gönül sen yanadur
Aşıkun âyînı budur ya nedür
Nesîmi
= Gönül, senin aşk ateşinin etrafmda dönen kelebektir, Takatim kalmadı, çekinecek ne var bilmiyorum, Ey gönül, sen fırsat buldukça yanmaya devam et, Aşığın âdeti bundan başka ne olabilir ki?
§
Mecnûn veş ah edeyim
Ferhâd veş vah edeyim
Bu virdi her-gâlı edeyim
ah hasretâ vah hasretâ
Niyâzî-i Mısrî
= Mecnun gibi ah edeyim, Ferhad gibi vah edeyim, Her zaman bu duayı söyleyim, ah hasretlik vah hasretlik.
§
Cân verme gam-ı aşka ki aşk âfet-i cândur
Aşk âfet-i cân olduğı meşhûr-ı cihândur.
Fuzuli
= Aşkın gamım almak için sakın canım verme! Çünkü, aşk, canınâfetidir. Aşkın can için bir âfet, bir belâ olduğu, herkes tarafmdan bilinen bir gerçektir.
§
Kadem kadem gıce teşrifi o mehün
Cihan cihan elem-i intizâra değmez mi.
Nailî-i Kadîm
= O ay yüzlü sevgüinin gece adım adım gelişi, Dünyalar dolusu bekleyiş sıkıntısına değmez mi?
§
Avniyâ gerçi ölüm dünyede müşkil işdir
Gamze-i dilber ile biz anı âsân ederiz.
Avnî
= Ey Avnî, dünyada ölüm gerçi müşkil bir iştir; Sevgilinin bakışı ve biz onu kolay ederiz.
§
Bezm-ı cânânı Necâtî etme zinhar âşikâr
Gizlice hoş dur benim bâğ-ı cınânım gizlice.
Necati
= Sevgilinin meclisim ey Necâtî sakın belli etme; Gizlice hoştur benim cennet bahçem, gizlice.
§
Figânî yaşını dök rûz-ı hecr-i zülfünde
Ak akçe kara gün için denir meseldir bu.
Figanı
= Ey Figânî, sevgilinin saçlarmdan ayrddığm gün Göz yaşım dök; zira ak akçe kara gün içindir.
§
Gerdim sitem-i baht-ı siyah etmeğe değmez
Billâh bu gam-hâne bir âh etmeğe değmez, izzet
Molla
= Lanet edip kara bahta sitem etmeye değmez, vallahi bu dert, Keder evi bir âh etmeye değmez !. .
§
Şol’ömr kim sensüz geçer ol’ömr zayi’ömr imiş
Bir câri k’anurı cananı yok ol cân dahi cân olmamış
Ahmet Paşa
= Şu ömür ki sensiz geçer, o ömür kaybolmuş Ömür imiş bir can ki onun canam yok, o can henüz can olmamış.
§
Gelir mihmân-ı gam cânâ şeb-i firkat hücum eyler
Gönül zenbûr-veş inler ne bal eyler ne mum eyler.
= Açıklama: Gam gelip cana misafir olur, ayrıkk gecesi hücuma geçer. Zavalb gönül eşek ansı gibi inler ama ortaya ne bal çıkar ne de mum.
§
Giydin boyunca nâz ü letâfet libâsını
Optür doyunca dâmenini bînevâlara.
= Boyunca naz ve incelik elbisesini giydin. Gel, sana düşkün olanlara peşinden koşanlara eteğini doyasıya öptür. .
§
Mecnun ile bir mektebi-ı aşk ıcre okuduk
Benmushafı hatmettim, o Leyli’de kaldı.
= Mecnun ile bir aşk mektebinde okurken (ki o mektebin kitabı Kur’andır) ben Kur’an’ı ezberledim, o velleyli de kaldı (Kur’an’m daha başlangıcındaki surelerden Duha suresinin içerisinde velleyli leyla ifadesinde takılıp kaldı.
§
Yandırıp yaşımı dökse ne aceb zülfü ruhun
Ki biri ateşe benzer biri dütün gibidir.
Karamanlı Nizami
= Kara zülfün ile kırmızı yanağın beni yandırıp yaşımı dökse şaşılmaz. Çünkü zaten onlardan birincisi duman misali, İkincisi de ateş gibidir.
§
Neşv ü nemâ bulamaz düşmeyıcek hâke nebât
Mütevâzı olanı rahmet-i Rahmân büyütür.
Laedıî
= Bir tohum, toprağa düşmeyince asla büyüyüp gelişme gösteremez. Çünkü mütevazı olup başım yere indireni Allah’m rahmeti büyütür.
§
Gülsitan-ı derhe geldik renk yok bu kalmamış.
Sayendaz-ı kerem bir nahl-i dil-cu kalmamış.
Nabi
= Dünya denen gülbahçesine geldik amma ne renk var ne de koku. Hatta sayesi kerem ve iyilikle ölçülen (gölgesinde dinlenilecek, himayesinde mesut olunacak) bir fidan bile yok artık orada.
§
Sinemde aşkını tutalım etmişim nihân
Amma ki kande saklayalım âh-ı hasreti
Nedim
= Farz edelim ki aşkım kalbimde saklamış herkesten gizlemişim. Peki ya hasret ahlarım nerede (nasü) saklayalım?
§
Bir bûse mı bir gül mü verirsin dedi gönlüm
Bir nîm tebessümle o âfet gülü verdi
Zâtı
= Gönlüm [o güzele] bir öpücük mü, bir gül mü verirsin diye sordu. O âfet sevgili ise yarım bir tebessümle gülü verdi.
§
M eh durdu mukabil sana buldukça kemâl
Gördü ki özünde sence yok hüsn-i cemâl
Bu gayete yetti incelip gamdan kim
Za’f beden ile bedr iken oldu hilâl
Fuzuli
= Ay büyüyüp dolunay olunca kendini seninle Karşılaştırmaya, Boy ölçüşmeye kalkıştı; Fakat gördü ki kendinde seninki gibi güzellik yok. Bu düşünceyle-kıskançhkla-öyle kederlendi ki eriyip gitti ve aym ondördü iken hilâl haline geldi.
§
Ger huzur itmek dılesen ey Muhibbi fârig ol
Var mıdur vahdet makaamı gûşe-i uzlet gibi.
Kanuni Sultan Süleyman
= Ey Kanuni, eğer huzurlu olmak istiyorsan bütün mah mülkü bırak, vazgeç. Sessiz, tenha bir yer gibi vahdet (birlik) makamı var mıdır?
§
Güllü dibâ giydin emmâ korkarım âzâr seni
Nâzenînim sâye-ı hâr-ı gül-i dıbâ seni
Nedim
= Ey sevgili, üz erinde gül işlemeli motifler bulunan bir elbise giydin; Fakat korkarım ki o elbisenin gülünün dikeninin gölgesi seni incitir.
§
Dem-â-dem cevrlerdir çekdığım bî-rahm bütlerden
Bu kâfirler esîri bir müselmân olmasın Yâ Rab
= Her zaman, bu put kadar güzellerden eziyetler çekerim; Bu kâfirlerin esiri bir müslüman olmasın ey Rabbim!
§
Bi-baht olanın bağına bir katresı düşmez
Baran yerine dürrü güher yağsa semadan.
Ziya Paşa
= Gökyüzünden yağmur yerine inci ve cevher Yağsa bahtsız olanınbahçesine bir damla düşmez!
§
Ne beyân-ı hâle cür’et, ne figâna tâkatım var
Ne recâ-yı vasla gayret, ne fır âka kudretim var.
Enderunlu Vasıf Efendi
= Ne hâlimi arz etmeye cür’et edebiliyorum, ne de feryad etmeye takatim var. Ne vuslat umudu için gayrete geliyorum, ne de ayrılığa güç yetirebiliyorum.
§
Bir kâsedir alev dolu gönlüm yamayana
Ben tâ senin yanında dahi hasretim sana İsmail
Hami
Danişment
= Kimsesiz hiç kimse yok, herkesin var bir kimsesi, Kimsesiz kaldım, yetiş ey kimsesizler kimsesi.
§
Hem demde elinden işim âh olmuştur
Ömrüm bu hevâ ile tebâh olmuştur
Günden güne âhım benim artırdın
Benden sana bilsem ne günah olmuştur.
Necatı
= Senin elinden her an ah ediyorum. Ömrüm bu hevesle, bu aşk rüzgârıyla geçip gitti, zayi oldu. Günden güne ahimi artırıyorsun. Bilsem ki sana karşı nasıl bir kusur işledim, sana ne yaptım?
§
Sabuh içmedi gündüz çemende gül-ruhsâr
Bu nergisin gözü nedir humardan bu gece.
Ahmedi
= O gül yüzlü sevgili sabah içkisini içmedi. Öyleyse bu nergisin gözünün böyle mahmur oluşunun sebebi nedir?
§
Kasr-ı cefâyı yapmağa şâhân-ı mülk-i hüsn
Ferhâdı taşlara beni toprağa saldılar.
Hayâlı
= Güzellik ülkesinin sultanları cefa köşkünü bina etmek için Ferhad’ı taşlara beni toprağa saldılar.
§
Kay s’a ey dün ben belâ deştinde sergerdân iken
Uğramasın yanıma billâh o sersem yanar.
Hayâlı
= Kays’a (Mecnun) söyleyin ben bela çöllerinde dolaşırken yanıma yaklaşmasın. Yoksa benim ateşimden yanar, kül olur.
§
Dağıt benefşe saçları gülyanağ üstüne
Saçgıl abîr ü anberi gülzâre ey sabâ.
Ahmedî
= Ey sabah rüzgarı, o menekşe saçlan gül yanaklar üstüne dağıt. Böylece çok güzel kokuları gül bahçesine saç.
§
Gönül muhabbet-i cânânı özle cân kim olur
Safâ-yı cân var iken mılket-i cihân kim olur.
Şeyhi
= Ey gönül sen sevgilinin aşkım ve rızasını özle, can dediğin de nedir ki? Canın asd mutluluğu sevgiliye kavuşmaktır. Hal böyle iken şu cihan mülkü-dünya varlığı-da ne demektir.
§
Ne haber verdi sabâ zülf-i perişânın içtin
Kı benefşe kara yaslı görünür ânın içün.
Şeyhi
= Bahar rüzgârı senin perişan zülfüne dair ne haberler verdi ki, Menekşe böyle kara yash görünüyor.
§
Let benim selâmımı dildâre ey sabâ
Arzeylegil peyâmımı ol yâre ey sabâ.
Ahmedî
= Ey sabah rüzgan selamımı o sevgüiye ulaştır. Ona benim bu perişan halimden haberler arzet.
§
Subh-dem dıldârımı gördüm otağından gelir
Öyle sandım hinidir fır dev s bağından gelir.
Nesimi
= Sabah vakti sevgilimi gördüm, otağından geliyordu. Öyle sandım ki bir huridir; cennet bahçesinden çıkmış geliyordu.
§
Gel gel beri ki savm u sâlatın kazası var
Sensiz geçen zaman-ı hayâtın kazası yoh.
Nesimi
= Gel, gel beri ki namazm ve orucun kazası var. Fakat sensiz geçen zamanın bir daha geri gelmesi mümkün değil.
§
Şâhâ senin cemâlini göreyim andan öleyim
Susamışım visâline ereyim andan öleyim.
= Ey padişahım senin yüzünün güzelliğini göreyim sonra öleyim. Sana kavuşmaya susamışım, sana kavuşayım, sonra öleyim.
§
Ne ki ederse gözün dil-firîb sanemâ
Ne kılar ise saçın cümlesin dıl-keş eder.
Hoca Dehhani
= Ey put gibi güzel olan; gözlerin ne yapsa güzeldir. Saçın ne ederse o da gönül çekicidir.
§
Anı ki zülf-i keşişleri eyledi gönüle
Cihanda ancılayın işi hangi serkeş eder.
Kadı Burhaneddin
= Onun zülfünün keşişlerinin bu gönüle yaptığını, Dünyada hangi asi ve imansız kimse yapar?
§
Hevâ ki şol sanemin zülfünü müşevveş eder
Kokusunu er ürür bu dimağıma hoş eder.
Kadı Burhaneddin
= Hava, o put gibi güzelin saçlarım dağıtır. Dimağıma onun kokusunu getirerek, onu hoş eder.
§
Ay yüzünde hat belirse gözlerim giryân olur
Hâle görünce kenâr-ı mâhda bârân olur.
Dehhanî
= Ay yüzünde çizgiler belirse gözlerim ağlamaya başlar. Nitekim aym kenarında hâle görününce yağmur yağar.
§
Gözün sadefınden nice dürdâne dökersin
Şol dişi güher mercan ere umma.
Hoca Dehhanî
= Gözünün sadefınden ne zamana kadar gözyaşı dökeceksin?
Şu dişleri inciye, dudağı mercana benzeyen sevgilinin geleceğini hiç ümit etme.
§
Sabreyle gönül derdine derman ere umma
Can atma oda bîhûde cânân ere umma.
Hoca
Dehhanî
= Ey gönül sabret; derdine derman bulacağım sanma-sabretmekten başka çare yoktur-. Boş yere camm ateşe atma; sevgilinin geleceğini sanma sevgili gelmeyecek.
§
Lâle-hadler yine gül şende neler etmediler
Servi yürütmediler goncayı söyletmediler.
Necati
= Al yanaklı güzeller, gül bahçesinde gene neler yapmaddar! Selviye nazh nazh sallanmak cesareti ve koncaya açılmak fırsatı vermediler.
§
Aktı gönlüm sn gibi sen serv-i dil-i cüdan yana
Sen de mâyıl ol revân ey serv akar sudan yana.
Zâtî
= Gönlüm, su gibi gönlü çeken servi boylu sen sevgüiden yana aktı. Ey servi boylu güzel, sende akar sudan yana akmaya eğilimli ol.
§
Gözyaşı encümünü reh-ber edinmezse eğer
Şeb-ı gamda eremez âşık-ı güm-râh sana
Necâti
= Yolunu şaşırmış aşık, eğer gözyaşı kdavuzunu Rehber edinmezse gam gecesinde sana ulaşamaz.
§
Tab ’-ı şair andelîb-ı zârdur gülzâr şi ’r
Nutk sahil, akl gavvâs ü dür-i şehvâr şi ’r.
Aşkı
= Şairin yaratılışı inleyen bir bülbüle benzer, şür de gül bahçesidir. Yahut söz sahildir de, akıl orada dalgıç; şür ise şahane bir inci
§
Bende Mecnûndan füzûn âşıklık ıstı’ dadı var
Aşık-ı sâdık benim
Mecnûn’un ancak adı var
Fuzûlî
= Bende Mecnûn’dan da öte bir aşıldık yeteneği var. Gerçek âşık benim ama Mecnûn’un adı çıkmış bir kere!.
§
Ayıttı olperî bir gün düşüne girüren bir şeb
Sevincimden nice yıllar geçiptir görmedim uyku.
Zâtî
= O periler güzeli, Günün birinde, bir gece rüyana gireceğim! diye söz verdi. Bu sözün sevinciyle nice yıllar geçiyor ki gözüme uyku girmedi!
§
Kârbân-ı râh-ı tecridiz batar havfın çekip
Gâh Mecnûn gâh ben devr ile nevbet bekleriz.
Fuzûlî
= Mecnûn ile ben, soyutlanmıştık yolunun kervanıyız. Yolkesicüer kervanımıza saldırıp da tekilliğimizi bozmasınlar diye bazen o, bazen de ben, sıra üe şu dünyanın aşk nöbetim tutuyoruz.
§
Bil illeti kıl sonra müdâvâta tasaddî
Her merhemi her yâr ey e merhem mı sanırsın?
Ziya Paşa
= Önce hastalığı teşhis eyle; ancak ondan sonra deva için çareler ara. Her merhemi her yaraya iyi gelecek samrsan aldanırsın!.
§
Gece, gül bahçesinde ararken seni, Gülden gelen kokun sarhoş etti beni;
Seni anlatmaya başlayınca güle
Baktım kuşlar da dinliyor hikayemi.
Ömer Hayyam
§
Ne içün baş açar ü el götürür serv ü çenar
Kı duâ eyleyeler kadd-i hır âmânın içürı.
Şeyhi
= Servi ve çmar neden baş açıp el uzatıyorlar, bilir misin? Onlar senin salman endamın için dua ediyorlar.
§
Bin cân olaydı kâş men-i dil-şıkestede
Tâ her biriyle bir kez olaydım fedâ sana.
Fuzûlî
= Keşke bir değil, bin canım olaydı da bin kez her birini senin için verseydim.
§
Hey ne kâfirdir gelir imâna sanman zülfünü
Dem mı vardır ruhları arzetmeye imân ana.
Muhibbî
= Sevgilinin saçı öyle kâfirdir ki, imana gelir sanmayın. Yanaklarının onu imana getirmeğe uğraşmadığı bir an mı vardır?
§
Ravza-ı kûyıma her dem durmayıp eyler güzâr
Aşık olmuş galiba ol serv-i hoş-reftâre su
Fuzuli
= Su, her zaman senin cennet misâli mahallenin bahçesine (Ravza) doğru akar. Galiba o da, o serviye benzeyen nazb gidişli güzele âşık olmuş.
§
Başımdan akl ise gitti dil ile cân revân oldu
Ten-i bî-itibâr adlı kuru viranemiz kaldı.
Hayâlı
= Akü başımdan gitti, gönül ve can yollara düştü. Biz e; itibarsız, değersiz kuru bir bedenden başka bir şey kalmadı.
§
Cihânın izz ü câhını böyle izan eyledim ben kim
Eşiğinde kul olmak dehre sultân olmadan tegdür.
Nevî
= Cihanda yücehğin, itibarın ne olduğunu şöyle anladım: Senin eşiğinde kul olmak, dünyaya sultan olmaktan daha iyidir.
§
Senin mahzunun olmak bana şâdân olmadan yegdür
Gamınla, ağlamak ellerle handan olmadan yegdür.
Nevî
= Senin yüzünden mahzun olmak benim nazarımda mutlu olmadan daha iyidir. Senin gamınla ağlamak, başkalarıyla gülüp söylemekten iyidir.
§
Gönül muhabbet-i cânânı özle cân kim olur
Safâ-yı cân var iken milket-i cihân kim olur.
Şeyhi
= Ey gönül sen sevgilinin aşkım ve nzasım özle, can dediğin de nedir ki? Canın asd mutluluğu sevgiliye kavuşmaktır. Hal böyle iken şu cihan mülkü-dünya varlığı-da ne demektir.
§
İste peykânın gönül hecrinde şevklim sakin ıt
Susuzam bir kez bu sahrada menüm-çün ara su
Fuzuli
= Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste ve ayrılığında özlemimi yatıştır; Susuzum, bu çölde bir defa da benim için su ara.
§
Diler kirpiklerini zâr könlüm
Bolur bülbül yeri dâim tikende.
Nevâî
Bu ağlayan gönlüm kirpiklerini diler. Çünkü bülbülün yeri daima dikenin bulunduğu yerdir.
§
Gül yüzünde göreli zülf-semen-sây gönül
Kuru sevdada yeler bıser ü bı pây gönül
Demedim mı sana dolaşma ana hây gönül
Vây bu gönül, vây gönül, ey vây gönül.
Ahmet paşa
= Gül yüzünde yasemin kokulu saçlarını gördüğümden beri gönül perişan bir halde ve kuru sevda uğruna dolamp durmaktadır. Ey gönül ben sana onun peşinde dolanma demedim mi?
§
Bende yok sabr-ı silkim, sende vefadan zerre
İki yoktan ne çıkar fıkredelim bir kere.
Nabi
§
Zevk-i tîgundan aceb yoh olsa gönlüm çak çâk
Kim mürûr ilen bırağur rahneler divâra su.
Fuzuli
= Senin küıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim akarsu da gelip geçerken duvarda yarıklar açar.
§
Bîm-ı dûzah nâr-ı gam salmış dıl-i sûzânuma
Var ümîdüm ebr-i ihsârıun sepe ol nâra su.
Fuzuli
= Cehennem korkusu, yamk gönlüme gam ateşi salmış ama O ateşe senin ihsan bulutunun su serpeceğinden umutluyum.
§
Bulmaz safa hazarını terketmeyenler ârını
Aşkın melâmet darını makbul edermansur’u gör.
Şeyhi
= Utanma, ayıplanma düşüncesini terketmeyenler saadet pazarına kavuşamazlar. Nitekim Mansur aşktan ayıplanmayı, o yolda can vermeyi göze aldı da istediğine kavuştu.
§
Hâlimi âyıne-i rûhsârın içinde görüp
Ustüne bir nokta kodun adımı hâl eyledin
Hayâlı
= Yüzünün aynasmda perişan halimi görünce
Üstüne bir nokta koyup adım hal (ben) eyledin.
§
Ne gülde reng ü bû varidi ne sabâda fer
Ben gülşenınde bülbül-i nalân idim sana
Hayâlı
= Gülde renk ve koku, sabah rüzgârında takat kalmamıştı. Ama ben yine de senin bahçende inleyen bir bülbül idim.
§
Arz u semâda mesken edinmem sehâb-veş
Tâ yerde gökte zerre kadar minnet olmasun.
Necati
= Hiçbir yerde, hiç kimseye karşı minnet altmda kalmamak için elimden gelse bulutlar gibi gezer, Ne arzda ne de semâda yer tutmam.
§
Firkatinden gözlerim geh yaş akıtır gâh kan
Yoluna işar için dürr ile mercan yağdurur.
Necati
= Senin ayrüığmdan dolayı gözlerimden bazan yaş gelir bazan kan. Sanki gözlerim sana armağan olsun diye ini mercan saçar.
§
Tâb-ı ruhumla sûzunu yazarken
Ahmed’in, Şevkinde odlara tutuşup yane yazını şam.
Ahmet paşa
= Ruhumun hararetiyle ateşini yazarken Ahmed’in, heyecan ve şevkinden ateşlere tutuşup yanayazmışım.
§
Levh-i çehremde okunmağa lîikâyât-ı gamı
Geceler subha değin sem tatar âh sana.
Necati
= Çektiğim ızdırabı yüzümün levhasmda okuyabilmem için, Geceleri, ahım, sabaha kadar sana kandü tutar.
§
Gözüm seni görmek için elim sana ermek için
Bu gün canım yolda kodum yarın seni bulmak için.
Yunus Emre
§
Ey Fuzulî kalmamış gavgâ-yı Mecnun ‘dan eser
Gâlıbâ efsâne-ı Leylî getürmüş hâb ana.
Fuzuli
= Ey Fuzûlî, Mecmın’un aşk macerasından eser kalmamış. Galiba Leylâ masalı onu uyutmuş.
§
Diyâr-ı sûzurı oldum sem gibi ben de serdârı
Nice Ferhâd ile Mecnûn gibi yanar çerağım var.
Hayâli
= Bende mum gibi, ateşler ülkesinin önde geleni oldum. Ferhad ve Mecnun gibi nice kandillerim var.
§
Bilmez kimesne kafile-i dosttan haber
Geh geh budur kulağıma bang-i ceres gelir.
Şeyhi
= Kimsenin sevgiliye giden kafileden haberi yoktur. Halbuki benim kulağıma çan sesleri gelmeye başladı.
§
Vuslat gülüne ermez elim pes nicesi ben
Bunca tahammül eyleyem ol hâre ey sabâ.
Ahmedi
Vuslat gülüne elim ulaşmaz. Oyleyse ben ne zamana kadar dikene tahammül edeceğim.
§
Cihân-ârâ ciharı içindedir arayı bilmezler
O mâhîler ki derya içredir deryayı bilmezler.
Hayâlı
= Dünyayı süsleyen yine dünyanın içindedir, ama insanlar onu aramasını bilmezler. Tıpkı denizin içinde olup da denizi bilmeyen bakklar gibi.
§
Ne içün baş açar ü el götürür serv ü çenar
Ki duâ eyleyeler kadd-ı hıramânın içün.
Şeyhi
= Servi ve çmar neden baş açıp el uzatıyorlar, bilirmisin? Onlar senin salman endamın için dua ediyorlar.
§
Cân-ı âlem suretâ çoktur velî cananı bir
Nice yüzbin encümün oldu meh-i tabanı bir.
Hayâli
= Sevenler çok; fakat sevilen ancak bir tanedir. Nitekim gökte de yüzbinlerce yıldıza karşdık bir tane ay vardır.
§
Kadem basalı yoluna kadem kadem yanaram
Tapunda şem gibi uşda dem-be-dem yanaram.
Kadı Burhaneddin
= Ey sevgili senin yoluna ayak basalı, adım adım yanarım. Mum nasıl durmadan yamp tükenirse, bende senin yolunda öyle durmadan yamp tükeniyorum.
§
Aşk bir şem-i İlâhîdir benim pervânesi
Şevk bir zincirdir gönlüm de onun divanesidir.
Hayâli
= Aşk, ilahi bir mumdur-ışıktır-ben de onun pervanesiyim. Şevk ise bir zincirdir ki gönlüm de onun divanesdir.
§
Temâşâ-çün beri gel kim göresin
Nite gözüm yaşı ırmak u çaydır.
Sultan Veled
= Seyretmek için yakma gel; Senin yüzünden-gözümden akan yaşlarm ırmak ve çay gibi akıp gittiğim göresin.
§
Gerçek hadis imiş bu kim hubun vefası yoh
Kim sevdi hubu kim dedi hubun cefâsı yoh.
Nesimi
= Güzellerin vefâsı yok diyenler doğru Söylüyorlarmış. Öyle ki kim güzel sevdi de güzelin cefâsı yok diyebildi.
§
Ozıni sende yitirdi bulamadı dahi hiç
Ozini bula meğer özın ile deli gönül.
Kadı
Burhaneddin
= Deli gönlüm kendisini sende kaybetti; bir daha da bulamadı. O, ancak kendini seninle olmakla bulabilir.
§
Senin yüzün güne dür yoksa ay dur
Canım aldı gözün dakı ne aydur. Sultan
Veled
= Senin yüzün güneş mi yoksa ayinidir? Gözün-bakışlarm-cammı aldı, daha ne söyler, ne ister?
§
Dest-busi arzusuyla ger ölürsem dostlar
Kûze eylen toprağım sunun anımla yare su.
Fuzuli
= Dostlarım, eğer sevgilinin elini öpmeden, Bu arzuyla ölürsem, toprağımdan testi yapıp onunla sevgiliye su verin.
§
Arızım yâdıyla nemnâk olsa müjganum nola
Zâyı olmaz gül temennâsıyla vermek hâre su.
= Yanağını andığımda kirpiklerim ıslansa, ağlasam şaşılır mı? Çünkü gül elde etmek dileğiyle dikene su verilirse boşa gitmez.
§
Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-ı devvâre su.
Fuzuli
= Şu dönen kubbenin rengi su renginde midir? Yoksa gözümden akan yaşlar mı bu dönen kubbeyi kaplamıştır, büemiyorum. .
§
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü tutuşan odlara kılmaz çâre su.
Fuzuli
= Ey göz (üm) (ey gözlerim) , gönlümdeki ateşe göz yaşından (göz yaşlarımdan) su saçma; zira bu denli tutuşmuş (tutuşan) ateşlere suyun yapacağı bir şey yoktur. (Böylesine bir ateşi söndüremez.
§
Bu gül devrinde ömrünü geçirme zayi ’ ey gafil
Ki gül devri bigı tezcek geçer bu ömr devran.
Hoca
Dehhani
= Gül mevsimine benzeyen şu gençliğim boş yere harcama; zira insanoğlunun ömrü hakikaten gül zamam kadar kısadır; hızlı akıp geçer, farkında bile olmazsın.
§
Vefâ her kimseden kim istedim andan cefa gördüm
Kimi kim bıvefa dünyada gördüm, bivefa gördüm.
Fuzuli
= Şu vefasız dünyada kimden vefa bekledimse ondan cefa gördüm. Vefakâr bir insana rastlamak nasip olmadı
§
Ben gedâ sen şaha kul olmak yok amma neyleyim
Arzû sergeşte-i fikr-i muhal eyler beni.
Fuzulî
Benim gibi bir dilencinin senin gibi bir padişaha kul olması uygun değil ama; ne yapayım ki, Aşk ve arzu beni olmayacak düşüncelerin vadisinde şaşkın şaşkın dolaştırıp duruyor.
§
Yılda bir kurban keserler halk-ı âlem lyd içim
Dem-be-dem saat-be-saat men senün kurbanınam.
Fuzuli
= Ey Sevgili! Dünya halkı yılda bir kez bayram için kurban keserler; Ama ben her an senin için kurbanım.
§
Nâzdan hâmûşsun yoksa zebânun duymadan
Istesen bin dâstân söylersün ebrularla sen.
Nedim
= Ey sevgili, Nazdan sus pus olmuşsun. Ama istesen, dilin bile duymadan, kaşınla (gözünle) bin destan söylersin.
§
Biz bülbül-i muhrik-dem-ı gülzâr-ı firâkuz
Ateş kesilür geçse sabâ gülşemmüzden.
Sultan II. Selim
= Biz, ayrdık gülzarının yakıcı nefesb bülbülüyüz. Eğer saba (aşkımızın) gül bahçesinden geçse, ateş rüzgârına dönüşür.
§
Nakd-ı ömrün bir sanem uğrunda Temam
Ey Fuzulî âh eğer senden sorulsa bu hisâb serf etdün
Fuzulî
= Ey Fuzuli! Ömrünün bütün nakdini put (gibi bir güzelin) uğruna harcadm. Ah, eğer (ahirette) senden bunun hesabı sorulursa ne yapacaksın?
§
Şîrler perıçe-i kahrumdarı olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn itdı felek.
Yavuz Sultan Selim
Arslanlar bile kahrımın pençesinde tir tir titrerken; Felek beni bir ahu gözlü güzelin karşısmda âciz hâle getirdi.
§
Bi-baht olanın bağına bir katresi düşmez
Baran yeline dürrü güher yağsa semadan.
= Gökyüzünden yağmur yerine inci ve cevher yağsa
Bahtsız olanınbahçesine bir damla düşmez!
§
Ger günahım Kuh-i Kaf olsa ne gam yâ Celil
Rahmetin bahrine nisbet ennehû şey’un kalîl.
Lâedri
= Günahım kaf dağı kadar olsa ne gam ey Allah’ım! Senin rahmet denizine göre, Kaf Dağı büyüklüğündeki günah küçük bir şeydir.
§
Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana
Mey süzülmüş şişeden ruhsar-ı âl olmuş sana.
Nedim
= Nezaket, kuyumcuların altım tel halinde incelttiği araçtan (haddeden) geçerek senin boyunu poşunu oluşturmuş. Şarap, şişeden süzülerek yanağındaki allığı oluşturmuş.
§
Tiz-i reftâr olanın pâyıne dâmen dolaşır
Erişir menzil-ı maksûduna aheste giden.
Edirneli Hatemî
= Acelesi olanıneteği ayağına dolaşır, Yavaş giden amacma ulaşır.
§
Behâne-cûy-ı vuslat olduğum yâre duyarmışlar
Nifak itmişler amma ma ’nevî himmet buyurmışlar
Nûrî
= Sevgiliye, vuslat için bahaneler aradığımı duyurmuşlar. Ara bozuculuk yapmışlar, ama, manen himmet etmişler, yardımda bulunmuşlar.
§
Ney kimi her dem ki bezin-i vasimi yâd eyler em
Tâ nefes vardır kuru cismimde feryâd eylerem.
Fuzulî
= Ney gibi, senin vuslat bezinim her an yâd eder, hatırlarım. Kuru cismimde nefes var olduğu sürece feryâd ederim.
§
Mugaylân-ı gam-ı dilber safâdur Merve hakkıyçün
Başım gitse yüzüm dönmezem ben kıble-gâhımdan.
Usulî
= Sevgilinin verdiği kederin dikenleri, Merve hakkı için söylerim ki cana safadır, mutluluk vesilesidir. Başım gitse bile bu kıblegâhtan yüzümü dönemem.
§
Hûr-i în ü ravza-ı Rıdvan havâyîlıkdürüv
Nefsden geçmişdür ol senden rızâ ister hemîn.
Güzel gözlü hurüer ve
= Rıza cenneti (bir çeşit) havayîliktir; Hâlbuki o (Fuzuli) , nefsden geçmiştir ve senden sadece nza istemektedir.
§
Gelı hâme gibi şekve-tırâz-ı gam-ı aşkız
Geh nâle gibi hâme-ı şekvâda nihânız.
Neşâtî
= Bazen kalem gibi, aşkın gamından şikâyet etmekteyiz. Bazen de inilti gibi şikayetleri dile getiren kalemin içinde gizliyiz.
§
Sensen ol şâh-ı felek mertebe kim leyi ü nehâr
Yüz sürer eşiğine şems ü kamer döne döne.
Necatı
= Sen, mertebesi felekten daha yüksek bir insansın ki Ay ve güneş gece gündüz demeden eşiğine yüz sürer.
§
Artırmaz âdemîyı meğer kim mezâd-ı aşk
Her nesnenin bahâsını bazâr yeg bilir.
Necatı
= Aşk pazarmda her olur olmaz insanın değeri artmaz. Her nesnenin değerim o pazarm ehli olan insanlar iyi bilir.
§
Bin zeban söylersün ol çeşm-ı sühan-perdâz ile
Dâstânlar şerh ıdersün bir nigâh-ı nâz ile.
Nedim
= Ey sevgili, Sen, o tatlı dilli gözlerin yardımı ile bin dilden konuşuyorsun; Bir nazlı bakışınla destanlar şerh ediyorsun.
§
Ol dem kani ki Kâb-ı kûyun mekân idi
Arâmgâhı gönlümün ol âsitân idi.
Cem Sultan
= Nerde o günler ki senin bulunduğun yer benim mekânımdı. Gönlümün o eşikte huzur bulduğu günler nerde?
§
Ta geçmeyince medrese-i kıyl ü kaiden
Anlanmaz ıstılâhı kitâb-ı muhabbetin.
Nâbî
= Dedikodu üniversitesini terk etmedikten sonra Sevgi kitabının ne dediği asla anlaşüamaz.
§
Sırrını âşık olan nihân etsin kim
Duymasın ağladığını dîde-ı gıryân bile.
Riyazi
= Aşık olan sırnın öyle gizlesin ki, Ağladığında gözyaşı bile ağladığım duymasın.
§
Hidâyet senden olmazsa, dirayet neylesin Yâ Rab!
Arabça bilse de Bû Cehle âyet neylesin Yâ Rab!
Merzifonlu Cûdi
§
Yâ Rab hemîşe et lutfunu reh-nümâ mana
Gösterme ol tarîki ki gitmez sana mana.
Fuzûlî
= Ya Rabbi lütfunu her zaman bana yol gösterici kıl. Sana ulaşmayan yolu bana gösterme.
§
Can firakınla fitil oldu gönül hânesine
Ten hayâlinle fener oldu yanar döne döne.
Mihrî Hâtûn
= Can senin aynbğmdan dolayı gönül evine fitil oldu. Ten, senin hayalin ile fener oldu; döne döne yamyor.
§
Nolaydı sihr hileydim ki hecre doymak için
Yüreğimi yüreğin gibi seng-i hâre kılam.
Ahmed Paşa
= Ne olurdu, sihir bilseydim de senin ayrdığma dayanabilmek için yüreğimi senin yüreğin gibi mermer taşı haline getirebilseydim.
§
Ömrüm içinde senden ger bir vefâ göreydim
Râzı idim gâmînla ömrüm tebâh olaydı.
= Yaşadığım süre zarfmda eğer senden bir kez olsun vefâ görseydim, Tüm ömrüm senin gamınla mahvolsaydı (razıydım)
§
Göz yaşlıların halin ne bilsin merdüm-i gafil
Kevakıb seyrine şeb ta seher bıdar olandan sor.
Fuzulî
= Gaflet uykusundaki göz, ne bilsin gözü yaşhların halini? Yddızlara bakarak sevgiliyi düşünmeyi ancak sabaha kadar gözüne uyku girmeyenden sor.
§
Mâsivâ nakşına iplik kadar olma mâil
Ehl-ı tecridi yolundan alıkor bir iğne.
Esrar Dede
= Mâsivânın (inşam cezbeden) güzelliklerine iplik kadar bile meyletme. Çünkü kendim dünyadan soyutlayanları o yoldan abkoymak için bir iğne yeterlidir.
§
Ta’at ıtsün diyüallaha cemahir-i enam
Bir güzel mihrab göstermiş idü mah-ı siyam.
Meshi
= Tüm mahlûkat Allah’a itaat, İbadet etsin diye bir güzel mihrab oruç ayım Göstermiştir.
§
Önün ardın gözet fikr-i dakik et onda bir söyle
Oğütme ağzına her ne gelirse âsiyâb-âsâ.
Nevres
= Sözün önünü ardım gözet, ince düşün, onda bir söyle. Değirmen gibi ağzına her ne gelirse hemen öğütme.
§
Temim aşk âteşi yaksa gam ü derde günah olmaz
Mahabbet şehridür bunda vezîr ü pâdişâh olmaz.
Hayalî Beg
= Aşk, tenimi yaksa, gam ve derde günah olmaz. Bu, muhabbet şehridir; burada vezir ve padişah bulunmaz.
§
Cihana aşk ile geldim, ne malım ne menalim var
Kanaat gencine kani olalı, hoşça halim var.
Figani
= Dünyaya aşk ile geldim ne mabm ne mülküm var. Kanaat hâzinesine sahip olah çok hoş halim var.
§
Kimden istifsar idem keyfiyyet-i aşkı aceb
Arıf-ı agâh serhoş vâkıfı esrar mest.
= Bilgi sahibi arifler sarhoş; sırlara vâkıf olanlar mest. Bu durumda aşkın ne olduğunu acaba kimden sorup öğrensem?
§
Alemi pervâne-i şem ’-ı cemâlim kıldı aşk
Cân-ı âlemsün feda her lahza bin cândur sana.
Fuzulî
= Aşk, âlemi senin cemalinin kandiline pervane yaptı. Sen âlemin camsm; her lâhza sana bin can feda olsa, yerindedir.
§
Hiç durmadan, hayat öğütür devreden bu çark,
Ölmek sırayladır, sıralanmakta varsa fark.
Yahya Kemâl
§
Lebin sırrın gelip güftara. Benden özgeden sorma
Bu pınhan nükteni bir vakıfı esrar olandan sor.
Fuzulî
= Konuşmak gibi bir lütufta bulunursan eğer, Benden başkasına sorma dudağının sırrım. Bencileyin sırları bilen birisinden sor bu gizli nükteyi.
§
Yâ Rab hemîşe et lutfunu reh-rıümâ mana
Gösterme ol tarîki ki gitmez sana mana.
Fuzûlî
= Ya Rabbi lütfunu her zaman bana yol gösterici kıl. Sana ulaşmayan yolu bana gösterme.
§
Böyle bî-hâlet degüldi gördüğüm sahrâ-yı aşk
Anda mecnûn bîdler dîvâne cûlar var idi.
Nedim
= Benim bildiğim aşk sahrası böyle renksiz, cansız, hareketsiz değildi; Orada mecnun olmuş salkım söğütler, deli divane akarsular vardı.
§
Bin zeban söylersün ol çeşm-i sühan-perdâz ile
Dâstânlar şerh ıdersün bir nigâh-ı nâz ile.
Nedim
= Ey sevgili, Sen, o tath dilli gözlerin yardımı ile bin dilden konuşuyorsun; Bir nazh bakışınla destanlar şerh ediyorsun.
§
Sinede bir lahza ârâm eyle gel camım gibi
Geçme ey rûh-i revân ömr-i şitâbum gibi.
Nedîm
= Gel de, sinemde camm gibi bir an olsun karar kıl. Ey, benim akıp giden ruhum (sevgilim) ; koşup giden ömrüm gibi böyle geçip gitme!
§
Belâ dildendir ol dildâr elinden dâdımız yoktur
Gönüldendir şikâyet kimseden feryâdımız yoktur.
Nevî
= Bela gönlümüzden geliyor. Yoksa o sevgiliden zerrece bir şikayetimiz yoktur. Bizim şikayetimiz gönlümüz dendir, başka kimseden şikayetimiz yoktur.
§
Aşıkım amma yine dûşîze-gân-ı fikrüme
Cebraîlim Meryem-i endîşe mahremdür bana.
Nefî
= Aşığım ama; yine, fikrimin el değmemiş bakiresine. Ben Cebrail’im; düşünce ve hayâl Meryem’i benim mahremimdir.
§
Gelicek gam mülkine cân kar şu çıkar
Nasıl izzet ıtmesün memleket sultânıdur.
Necâtî
= Gam, kendi ülkesi olan gönüle geldiği zaman, can karşı çıkar. Can nasd saygı göstermesin ki, o (gam) , bir memleket sultanıdır.
§
Ten esâsın yıkdı kıldı cân evin âbâb aşk
Dilde seng-i hecr ile saldı ağır bünyâd aşk.
Necati
= Aşk, beden binasının temellerim yıktı ve can evini âbâd etti. Aşk, ayrdığm taşları ile gönülde güçlü bir bina kurdu.
§
Aşık seni dünyâya gamın âleme vermez
Bin ömre fır âkımla geçen bir demi vermez.
Nailî-i Kadîm
= Ey sevgili, Aşıklar seni dünyaya, aşkının elemini bütün âleme vermez; Ayrdığınla geçen bir am, bin ömre bile değişmezler.
§
Su uyur düşman uyur haste-i hicran uyumaz.
Şeyh Gâlib
= Su uyur, düşman uyur; ama, aşk ve ayrılık hastası asla uyumaz.
§
Şekl-i aşkı gönlümün levhinde tahrîr eyledüm
Yanar odı bir akar su üzre tasvîr eyledüm.
Zâtî
= Aşkın şeklim gönlümün sayfasma işledim ve bir akarsu üzerinde alevli bîr ateş resmi çizdim.
§
Ey meh leyal-i vesvese-hiz-i firakta
Sen gelmeyince hatıra bilsen neler gelir.
= Ey ay sevgili, ayrıhğın kuruntu artırıcı Gecelerinde sen gelmeyince bilsen aklıma neler gelir.
§
Dilde ger aşk ola akl eyleyemez anda karâr
Düzde zindan olur ol dâr ki mihmân uyumaz.
Şeyh Gâlib
= Eğer gönülde aşk varsa, orada akd karar edemez. Çünkü misafirin uyumadığı ev, hırsıza zindan olur.
§
Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber Nedîm
Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana.
= Ey Nedim! Senin anlattığın gibi böyle güzel bir kadm bu şehirde yok. Bu güzelliklere sahip olan varkk bir kadm, bir insan olamaz. Olsa olsa sana bir perinin yüzü görünmüştür. Sen ancak bir hayale aşık olmuşsun.
§
Hoşça bak zâtına kim zübde-ı âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.
Şeyh Gâlib
= Kendine iyi bak, çünkü âlemin özüsün sen. Kâinatın göz bebeği olan insansın sen. Hoşça Bakın Zatınıza.
§
Habda busesin almak nice mümkin zira
Busenin sayesi ruhsarına düşse uyanır.
Nâbî
= Uykuda sevgiliden öpücük almak ne mümkündür; Çünkü öpücüğün gölgesi yanağına düştüğü anda uyanır.
§
Gonca gülsün gül açılsın cûy feryâd eylesin
Sen dur ey bülbül biraz gülşende yârim söylesin.
Nâbî
= Gonca gülsün, gül açılsın, ırmak feryat eylesin. Sen sus ey bülbül, biraz da gül bahçesinde yarim söylesin.
§
Sûzişüm olmasa yapım gark iderdı âlemi
Eşk-i çepnüm olmasa yanardı sûzumdan cihân.
Sinânî
= Eğer yangınım olmasa, gözyaşını alemi suya boğardı, Gözlerimin yaşı olmasa, gönlümün ateşinden cihan yanardı.
§
Ten esâsın yıkdı kıldı cân evin âbâb aşk
Dilde seng-i hecr ile saldı ağır bünyâd aşk.
Necati
= Aşk, beden binasının temellerim yıktı ve can evini âbâd etti. Aşk, ayrdığm taşları ile gönülde güçlü bir bina kurdu.
§
Ey Fuzulî çıksa cân çıkman tarîk-i aşkdan
Reh-güzâr-ı ehl-i aşk üzre kılın medfen bana.
= Ey Fuzulî! Bu canım bedenimden çıksa da, aşk yolundan asla ayrılmam. Bana (öldüğüm zaman) , âşıkların gelip geçtiği yol üzerinde bir mezar yapın.
§
Bâr-ı belâ-yı aşka heves kılma Bâkiyâ
Zîrâ tahammül itmeyesim ihtimâldim.
Bakî
= Aşkın belâlı meyvesine heves etme ey Bakı! Çünkü bu ağır yükü taşıyamayacağından korkarım.
§
Perde çek çehreme hicrân günü ey kanlı sirîşk
Kı gözüm görmeye ol mâh-lıkâdan gayrı.
Fuzûlî
= Ayrıkk günü yüzüme perde çek ey kanlı gözyaşı! ki gözüm o ay yüzlüden başka bir şey görmesin.
§
Mın cân olaydı kâş men-i dil-şikestede
Tâ her biriyle bir kez olaydım feda sana.
Fuzulî
= Ey sevgili, Keşke benim gibi gönlü kırığın bin cam olsaydı da, her biri ile sana bir kez feda olsaydım.
§
Ağlasa derd-ı derûnum çeşm-i giryânım sana
Aşikâr olurdu gâlib râz-ı pinhânım sana.
Avnî
= İçimdeki dertler ile, yaş dolu gözlerim senin için ağlayacak olsa, Gönlümdeki gizli sırlarım gözyaşlarıma galip gelir ve sırlar sana aşikâr olurdu.
§
Ben umardım ki seni yâr-ı vefâ-dâr olasın
Ne hileydim ki seni böyle cefâ-kâr olasın.
Mihri Hatun
= Ben sanıyordum ki sen vefa bilen birisin. Böyle cefakâr olduğunu bilmiyordum.
§
Kadem kadem gice teşrifi o mehün
Cihan cihan elem-i intizâra değmez mi.
Nailî-i Kadîm
= O ay yüzlü sevgüinin gece adım adım gelişi, Dünyalar dolusu bekleyiş sıkıntısına değmez mi?
§
Süzme çeşmın gelinesim müjgan müjgan üstine
Urma zahm-ı sineme peykan peykan üstıne.
Rasih Bey
= Ey sevgili! Gözlerini süzme ki, kirpik kirpik üstüne gelmesin; böylece bağrımda (gönlümde) açtığın yaraya ok üstüne ok atmış olma (üst üste kirpikler; üst üste ok demektir)
§
Mürûr-i vâde-i yâre inanma sen Ahmed
Gama inan inanırsan ki eski yârindir.
Ahmed Paşa
= Ey Ahmet! Sevgilinin verdiği söze sakın inanma. Inamrsan gama inan ki, o, senin eski dostundur; vefasızkk etmez.
§
Gönül diler ki ayağına yüz süre heyhât
Bu arzuya ol erince ben gubâr oluram.
Hümâni
= Gönül, senin ayağının toprağına yüz sürmek ister; Ama ne yazık ki o bu arzusuna kavuşuncaya kadar ben toz, toprak olurum.
§
Aşk derdiyle hoşem el çek ilâçlımdan tabîb
Kılma derman kim helâküm zehri dermânundadur.
= Ey tabibi Ben aşk derdinden memnunum; beni iyileştirmeye çalışma!. Bil ki, senin vereceğin bu derman, asıl benim helakimi hazırlayan zehir olacaktır.
§
Kazâ-yı âsmânîden sakınmak sûd-mend olmaz
Rızâdur çâresi aşkım görinmez bir belâ ancak.
= Aşk görünmez bir belâ olduğu için; bunun çaresi, razı olmaktan ibarettir. Gökyüzünden yüdırım gibi inen kazadan sakınmalım ne faydası var?
§
Efendımsin cıhânda i’tibârım varsa şendendir
Miyân-ı âşıkânda işti bârım varsa şendendir.
Şeyh Gâlib
= Sen benim Efendimsin, benim bu cihanda itibarım varsa şendendir. Âşıklar arasmda bir şöhretim varsa yine şendendir.
§
Ne beyân-ı hâle cür’et ne figâna tâkatüm var
Ne recâyı vasla gayret ne firaka kudretim var
Vasıf-ı Enderuni
Ne sevgiliye hâlimi arz etmeye cür’etim, ne ağlayıp inlemeye takatim var. Ne vuslat ricası için bir gayretim kaldı; ne de ayrılık sıkıntısını çekmeye kudretim.
§
Bezm-ı şevkim içre devr eyler felek bir câmdur
Camda bir cür ’adur aşkım şarâbından şafak.
= Ey sevgili, Felek, seni arzulamanın meclisinde dönüp dolaşan bir kadehtir. Şafağın kırmızılığı ise, senin aşkının şarabından o kadehin dibinde kalmış bir yudumdur.
§
Cân verme gam-ı aşka ki aşk âfet-i cândur
Aşk âfet-i cân olduğı meşkûr-ı cihândur.
= Aşkın gamım almak için sakın camm verme! Çünkü, aşk, canınâfetidir. Aşkın can için bir âfet, bir belâ olduğu, herkes tarafmdan bilinen bir gerçektir.
§
Bu gamlar kim benim vardır bâirin başına koysan çıkar kafir cehennemden güler ehl-i azap oynar.
= Benim öyle gamlarım var ki, bu gamlan bir devenin sırtına koysan kafirler cehennemden çıkar; azap ehli de gülüp oynamaya başlar.
§
Kılsa vaslında gönül bûsen temennâ etme ayb
Dûstum âdettir eyler cenini cerrâr-ı îyd.
Aşkı
= Sevgilim! Gönlüm vuslatım yaşarken, buseni istese onu ayıplama. Bilirsin ki bayram düencisinin dilediğim istemesi âdettendir.
§
Öldükte bu ben hasteyı eşk ile yusunlar
Cânâne güzâr ettiği yollarda koşunlar
Celilî
= Devasız bir aşk hastası olan beni, Öldüğüm zaman gözyaşı üe yıkasınlar ve sevgilinin geçtiği yolların kenarında bir yere defnetsinler.
§
Aşk bir nakkâşdur kim sûret-i uşşâkda
Za’ferân ile gelür şekl-i ecel tasvir ider.
Zatî
= Aşk öyle bir ressamdır ki; elinde safran ile Gelip, Aşıkların yüzlerinde ecelin şeklim resmeder.
§
Alemi pervâne-i şem ’-i cemâlim kıldı ış
Cân-ı âlemsin feda her lahza min cândır sana.
Fuzulî
= Aşk bütün âlemi güzelliğinin mumu etrafmda pervâne etmiştir. Sen âlemin câmsm. Her an sana bin cân fedâ olsun.
§
Asude olam dersen eğer gelme cihane
Meydane düşen kurtulmaz seng-i kazadan.
Ziya paşa
= Huzurlu olmak istersen eğer gelme bu dünyaya. Çünkü yaşam meydanına bir kez düşen kaza taşlarmdan-yani ızdırap veren olaylardan-kurtulamaz.
§
Susuz değirmenlerin ne ile döner çarkı
Kerem etmeyen bayın fakirden nedir farkı.
Lâ-edrî
§
Dilde gamzen okı var iken gamım gönderme kim
Konmak olmaz ly sanem mihmân mıhmân üstüne.
Cem Sultan
= Gönülde gamzen oku varken gamını gönderme ki, Ey sevgili, misafir üstüne misafir uygun olmaz.
§
Hezararı gül şikeftend ez nesim-i subh der yekdem
Çû dilhâyı murîdârı ez rıigah-i kutb-ı Rabbânî.
Mevlana Halidi Bağdadi
= Seher yeliyle bir anda binlerce gül açddı Tıpkı Kutub (büyük velinin) bakışından müridlerin kalplerinin açılması gibi.
§
Ey beni hicriyle hâk eden sana yalvarmağa
Başdan ayağa dil olmuş dur gıyâhım gitme gel.
Necâtî
= Ey beni ayrıhğıyla toprak eden sevgili, sana yalvarmak için, (mezarınım üstündeki) otlar baştan ayağa dil olmuştur. Gitme, gel!
§
Sırrını âşık olan nıhân etsin kim
Duymasın ağladığını dîde-ı giryân bile.
Riyâzî
= Aşık olan sırrını öyle gizlesin ki ağladığında gözyaşı büe ağladığım duymasm.
§
Kendimi bir dahi mir’atı bilirdim hayran
Hüsnüne kendi de hayretde imiş bilmez idim.
Îzzet Molla
= O sevgilinin güzelliğine bir kendimi bir de aynayı hayran bilirdim; Meğer kendisi de hayretde imiş, bilmez idim.
§
Temâşâ-yı ruhun azmine çıkdı âfitâb ammâ
Gelirken sür’at ile düşdü yüz yerde şıtâbından.
Fuzûlî
= Ey sevgili, güneş senin yanağım izleme azmiyle çıktı ama; Gelirken hızından yüz yerde yere düştü.
§
Sırışk-i dîde teskin etmeseydi hâl müşkıldı
Mahabbet gerçi kim âteş di r ammâ dil de deryâdır.
Fasih Ahmed Dede
= Gözyaşı rahatlatmasa, sakinleştirmeseydi hal müşkildi; Muhabbet gerçi ateştir ama gönül de denizdir.
§
Bu alem-i fanide ne mir ü ne gedayız,
A’lalara a’lalanuruzpest ilepestuz.
Bağdatlı Ruhi
= Bu fani dünyada ne beyefendi ne de dilenciyiz. Büyüklenene büyüklenir, mütevazi üe mütevazi oluruz.
§
İlim bir lücce-i bi-sahildir
Anda alim geçinen, cahildir.
Nabi
= İlim, kıyısı olmayan engin bir deryadır, Bu deryada alim geçinen ise cahildir.
§
Işk aybını bilürsen hüner ey zahid-i gafil
Hünerim aybdur amma dedüğün ayb hüner dür.
Fuzûlî
= Aşkı ayıplamayı hüner zanneden ey gafil zahid! Aşkı ayıplamakta ki hünerindir asü ayıp olan. Asü hüner ayıp dediğin aşıklıktır.
§
Bir nihânîce tebessüm de mi sığmaz cânâ
Söyle billâh dehenün o kadar teng midür.
Nedim
= Ey Sevgili! Söyle, dudağın o kadar mı küçüktür? Gizli bir tebessüm de mi sığmaz.
§
Baş egmezüz edâniye dünyâ-yı dûn içün
Allah ’adur tevekkülümüz i ’timâdumuz.
Bâkî
= Bu aşağılık dünya için alçaklara baş eğmeyiz. Tevekkülümüz, itimadımız ancak Allah’adır.
§
Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil.
Fuzûlî
§
Bağ-ı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz
Biz neşatın da gamın da rüzigarın görmüşüz.
Nabi
= Dünya bağının hem ilk hem de sonbaharım görmüşüz. Biz neşenin de gamında-yaşandığı-zamanlar görmüşüz.
§
Çeşmımin yaşını sil, deme benim nemdir bu
Kim bilir acıyasın, iki gözüm demdir bu.
Cinani
= Gözümün yaşım sil bu benim neyim ki sileyim deme, Kim bilir belki acırsm a iki gözüm akan su değü kandır bu.
§
Nâme vaslunla müşerref ola ben hecr ile zâr
Hâme bu hâleti şerh eylemeğe ne dili var.
Ahmed Paşa
= Yazdığım mektup, sana kavuşmakla mutlu; bense ayrılıktan Ağlamaktayım, mektubu yazan kaleminse bunu anlatacak dili yok.
§
Gülmek ol gonceye münâsiptir
Ağlamak bu dil-i hazîne gerek.
Bâkî
= Gülmek o goncaya yakışır. Ağlamaksa bu hüzünlü gönlüme gerektir.
§
Sanman taleb-i devlet ü câh etmeye geldik
Biz âleme bir yâr için âh etmeye geldik.
Yenişehirli Avnî
= Dünyaya talih, devlet işi ve makam istemeye geldiğimizi zannetmeyin. Biz dünyaya bir sevgili ah çekmeye geldik.
§
Cihana aşk ile geldim, ne malım ne menalim var;
Kanaat gencine kanı olalı, hoşça halım var.
Figanî
= Dünyaya aşk ile geldim ne malım ne mülküm Var Kanaat hâzinesine sahip olah çok hoş halim var.
§
Arif isen bir gül yeter kokmağa
Cahil isen gır bahçeyi yıkmağa.
Lâ Edrî
§
İncitmesin ahım o güzel kalbini, ey gül
Ben gizli yanıp mahvolayım, olma haberdar.
Fitnat Hanım
§
Bir peri peyker mi var yanınca ağyar olmaya
Var mıdır bir gül ki ânın çevresi hâr olmaya.
Muhibbi
= Dikeni olmayan bir gül nasıl bulunmazsa yanında yabancdann, Rakiplerin bulunmadığı peri yüzlü sevgili yoktur.
§
Şemîm-i kâkülün almış nesîm gülşende
Demışki sümbüle sende emanet olsun bu.
Figanî
= Sabah esen hafif tath rüzgar, gül bahçesinde senin kâkülünün güzel kokusunu almış ve sünbüle demiş ki, sende emanet olsun bu koku.
§
Lâle-hadler yine güllende neler etmediler
Servi yürütmediler goncayı söyletmediler.
Necatî
= Al yanaklı güzeller, gül bahçesinde gene neler yapmadılar! Selviye nazlı nazlı sallanmak cesareti ve koncaya açılmak fırsatı vermediler.
§
Bakma ya Rab sevad-ı defterime
Onu yak ateşe benim yenme.
Lâ Edrî
= Allah’ım günah defterimin bunca dolu oluşuna bakma Hatta benim yerime onu yakıver gitsin.
§
Miyân-ı güft u gûda bed-meniş iham eder kubhun
Şecaât arzederken merd-i kıptı sirkatin söyler.
Ragıp Paşa
= Kötü tabiatklar dedikodu sırasmda kendi çirkinliklerini de ortaya dökerler. Çingene delikanlısı kahramanlık göstereyim derken yaptığı hırsızlığı anlatır.
§
Erbab-ı kemali çekemez nakıs olanlar
Rencide olur dide-ı hujfuş ziyadan.
Ziya Paşa
= Yarasanın gözleri nasıl ışığa dayanamazsa, Cahil insanlarda olgun kişilere tahammül edemezler.
§
Halletmediler bu lugazın sırrını kimse
Bin kafile geçti hükemadan, fuzaladan.
Ziya Paşa
= Bilgi ve erdem sahibi binlerce insan bu dünyaya gelse, Yine de bu yaşam bilmecesinin manasını çözemediler.
§
Gül gülse daim, ağlasa bülbül aceb değil,
Zira kimine ağla demişler, kimine gül.
Bâkî
= Gül her vakit gülse; bülbülde sürekli ağlasa bunda gariplik yok! Çünkü ezelde kimine ağla demişler kimine gül.
§
Kaimi bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan.
Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı.
Fuzûlî
= Ey sevgili herkesin hastalığına bir çare bulursunda Neden benim gönül yarama bir çare bulmazsın yoksa beni hasta bilmezmisin.
§
Sen usandırmâ eli, el de usandırmaz seni
Hilekârlık eyleme kimse dolandırmaz seni.
Said Paşa
§
Mürg-i dil dâim hevâ-yı aşk sergerdânıdır
Bülbülün gülzârı var bûmun olur viranesi.
Hayali
= Bülbülün gül bahçesi var, baykuşun da viranesi. . Gönül kuşu ise yersiz yurtsuz başı dönmüş bir halde dönüp duruyor.
§
Beni reşk oduna pervane tek ey şem ‘ yandurma
Yeter horşid-i ruhsarun çerağ-ı bezm-ı ağyar et.
Fuzûlî
= Beni kıskançlık ateşine pervane gibi yakma Rakiplerin meclisim güneş yanağınla mum gibi aydınlattığın yeter artık.
§
Her hâr ile sen sohbet edersin dün ü gün ben
Derdin ederim mûnis-i can yandım elinden.
= Sen gece gündüz her dikenle (yani rakiple) sohbet edersin, Bense senin derdini can dostu edinirim; yandım elinden.
§
Zülfün görenlerin hep bahtı siyah olurmuş
Tek zülfünü gör eydim bahtım siyah olaydı. .
Nevres
= Senin zülfünü gören herkesin bahtı siyah olurmuş. Tek senin zülfünün bir telini büe görseydim de benim de bahtım siyah olsaydı
§
Dilde gam var şimdilik lutfeyle gelme ey sürûr
Olamaz bir hânede mıhmân mihmân üstüne.
Şeyhülislam Yahya
= Gönülde şu anda gam bulunmaktadır ey sevinç bundan dolayı şimdilik gelme, (çünkü) bir hanede misafir üstüne misafir olmaz.
§
Derd-i aşkı gayrıdan sorman ne bilsün çekmeyen
Anı yine âşık-ı nâlâne söylen söylesün.
Bâkî
= Aşk derdini başkalarından sormayın; onu çekmeyen ne bilsin? Siz onu yine, ağlayan inleyen âşığa sorun da o söylesin.
§
Suya virsün bağban gülzârı zahmet çekinesim
Bir gül açılmaz yüzün teg vırse min gülzâra su.
Fuzûlî
= Bahçıvan boşuna uğraşmasm, gönül bahçesini sele versin zirâ Bin tane gül bahçesini de sulasa senin yüzün gibi bir gül yetişmez, açılmaz.
§
Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım
Kurbânın olam var mı benim bunda günâhım.
Nâhîfî
= Mâh: ay
§
Nîk ü bed herkes bulur âlemde bir gün ettiğin
Kendi çekmezse cezâ mîrâs kalır evlâdına.
Ziya Paşa
= Nîk: iyi bed: kötü
§
Ne denlü cehd ederse bir murâde
Nasîb olmaz mukadderden ziyâde.
Lâ Edrî
= Muradına ulaşmak için ne kadar çaba harcarsan harca, Kaderinde olandan fazlası nasip olmayacaktır.
§
Zâr zâr et kâ’ilim âzâra Allâh aşkına
Yâre aç tek olma yâr ağyâra Allâh aşkına.
Senih-i Mevlevî
= Senin tüm eziyetlerine razıyım. Allâh aşkına başkasma yâr olma da istersen sinemde yaralar aç. Bir gül dedi bülbül güle, Gül gülmedi gitti Gül bülbüle, bülbül güle, Yar olmadı gitti.
§
Îlim meclisine girdim kıldım talep
İlim ta gerilerde kaldı illa edeb illa edeb) .
Figanî
§
Akıl, aşk ve can bu üçü üçgendir
Her derde çare her yaraya merhemdir.
Mevlânâ
§
Öldükte bu ben hasteyi eşk ile yusunlar
Canane güzar ettiği yollarda koşunlar.
Celilî
= Aşk derdine tutulan beni öldüğüm zaman gözyaşı ile yıkasınlar ve sevgilinin geçtiği yollarda defnetsinler.
§
Size tuhfe getirdik biz bu canı
Hakir olur fakirin armağanı.
Lâ Edrî
= tuhfe: hediye
§
Ne senden rüku artık ne de benden kıyam
Bundan sonra selam aleykum aleykum selam.
Fuzûlî
= Gün yüzün görmeyeliden ki günüm dün gibidir, Bana bin yılca gelir gerçi sana dün gibidir.
§
Karamanlı Nizami
Sultanım! Güneş yüzünü görmeyeli gündüzüm gece gibidir. Belki sana dün gibi gelir ama, bana bin yd geçmiş gibidir.
§
Derd-i ışkım zerrece kılmadılar dermânını
Alem ıçre nıçeler Lokman u Eflâtun olup.
Taşlıcalı Yahya
= Alem içinde nice LokmanHekim’ler, Eflatun’lar var ama; Aşk derdine, zerre kadar derman bulamadılar.
§
Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir;
Müptela-yı gâma sor kim geceler kaç saat.
Sabit
= Uzun gecenin ne olduğunu, ne müneccimler ne de takvim hazırlayanlar bilir, gecenin kaç saat olduğunu-ne kadar uzun olduğunu-gam çekene soracaksın ancak o bilir.
§
Saye-ı servi bitlendin yollar üstünde görüp,
Hasseten der gönül yâ leytenı küntü tür ab.
Bâkî
= Serviye benzeyen endamının gölgesinin yollar üstüne düştüğünü gördüğünde gönlüm der kı: Keşke (üstüne gölgenin düştüğü) toprak olaydım.
§
Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni,
Böyle y azmi ş alnıma kilk-i kazâ sevdim seni,
Ben bu sözden dönmezem devr eyledikçe nüh felek,
Şâhid olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni.
Şeyh Galib
= Yüz bin keder versen bile bırakmam, sevdim seni, Kaderin kalemi böyle yazmış alnıma, sevdim seni, Dokuz gök kubbe dönse bile, ben sözümden dönmeyeceğim, Gökyüzü ve yeryüzü aşkıma şahid olsun, sevdim seni.
§
Aşık olanın ışk odından nişan gerek,
Bağrı kebâb gözlerimin yaşı kan gerek.
Ahmedî
= Aşık olanın, aşk ateşinden bir belirtisi olması gerekir. Bağn yanık, gözlerinin yaşı da kanlı olmahdır.
§
Âşık-ı sâdıkda dil birdir olur mu yâr iki
Hangi taht üstünde mümkündür hünkâr iki.
Ahmed Paşa
= Sadık olan aşıkta gönül birdir, orada nasü iki yâr olur? Bir tahtta iki padişah olması mümkün müdür?
§
Olur insanda zeban bir, iki guş
Sen dahî söyle bir, ol ıkı hamûş.
Nabi
= İnsanda iki kulak olmasına rağmen bir tane ağız vardır. Bu nedenle-sen de iki defa dinle ve sessiz ol bir defa söyle.
§
Kâfi bana bilmek beni, hiç bilmesin âlem
Zira büyük afettir o şöhret, neme lazım.
Sırrî Paşa
= Benim kendimi bilmem bana yeter. Başka insanların bilmesine gerek yok çünkü fazla tanınmak şöhret sahibi olmak iyi değildir, bana gerekmez.
§
Güle gûş ettiremez, boş yere bülbül inler
Varâk-ı mihr ü vefayı kim okur kim dinler.
Kamî
= Bülbül, sesini güle dinletemeden boş yere inler durur. Vefa ve sevgi say faşım, kitabım kim okur, kim dinler
§
Yılda, bir kurban keserler halk-ı âlem lyd içim,
Ben senin saat-be-saat dem-be-dem kurbânındın.
Fuzûlî
= Halk senin için senede bir kurban keser, Ben her an, her saat Senin kurbânınım.
§
Derûnî âşinâ ol taşradan bigâne sansınlar
Bu bir zîbâ revişdir âkil ol dîvâne sansınlar.
Yahya Bey
= Kalp gözüyle görenlerden ol, dışarıdan câhil sansınlar seni. Husûsî ve güzel bir gidiştir şu ki; sen akıllı ol da seni deli sansınlar.
§
Gönül Mecnûn gibi dıl-beste olma zülf-i Leylâ ’ya
Seni sâhra-neverd-i aşk eden zîrâhudâ’dır hep.
Haşmet
= Ah gönül! Mecnun misali, Leyla’nın zülfüne hemen gönül bağlama. Çünkü seni aşk çöllerinde gezdirip duran Leyla değü, Mevlâ’dır hep.
§
Bir lebi gonca yüzü gülzâr dersen işte sen
Hâr-ı gâmda andelıb-i zâr dersen işte ben.
Bâkî
= Dudağı gül goncası, yüzü gül bahçesi bir güzel görmek isteyen sana baksın. Bağıma gam dikeni saplanmış, feryad eden bülbül görmek isteyen bana baksın.
§
Gerekmez zerrece zahicl cihanım mihr ile mahı
Benüm biryüzi gün alm kamer kaşı hılalüm var.
Figanî
= Ey zahid, cihanın ayı ve güneşi beni zerre kadar ilgilendirmez; Benim yüzü gün, alm ay, kaşı hüal olan bir sevgilim var.
§
Senin gönlün daima mesrûr ve muhassardır mazursun
Gamın ne olduğunu asla bilmedin mazursun
GAZALİ
= Ben sensiz bin gece kan yuttum Sen bir gece sensiz kalmadın mazursun.
§
Şeb-i yeldâda uzar fecre kadar kıssa-i aşk
Ta kı Mecnun bitirir nutkunu Leylâ söyler.
Fuzûlî
= Aşk hikâyesi yılın en uzun gecesinde bile şafak sökene kadar sürer; öyle ki Mecnun sözünü bitirse Leylâ başlar; Leylâ sussa Mecnun anlatır.
§
Yar içün ağyare minnet ettiğüm aybeyleme
Bağban bir gül için min hare hizmetkâr olur.
Fuzûlî
= Sevgili için düşmana, rakibime minnet ettiğimi ayıplama; Zira bahçivan bir gül elde edebilmek için bin tane dikene hizmetkâr olur)
§
Ne beyan-ı hale cüret, ne figana takatim var
Ne reca-yı vasla gayret, ne firaka kudretim var.
= Enderunlu Vasıf Ne halimi arz etmeye cüret edebiliyorum, ne de feryad etmeye takatim var. . Ne vuslat umudu için gayrete gelebiliyorum, ne de ayrıhğa güç yetirebüiyonım.
§
Alan sensın veren sensın kılan sen
Ne verdinse o dur gayrı nemiz var.
Aziz Mahmud Hüdâî
= Ey Allahım-alan da veren de kılan da sensiz. Senin bize verdiğinden başka neyimiz varki
§
Mağrûr olma cübbe vü destâr ile rakîb
Destâr u cübbe çoğ olur elde hüner gerek.
Celilî
= Ey-rakip cübbe ve sarıkla övünme, mağrur olmana sebep değüdir. Asd önemli olan bir hünerinin olmasıdır.
§
Bu bezm-i dil-güşâya mahrem olmaz Bâkiyâ herkes
De gelsün ehl-ı diller gelinesim bigâneler dönsün.
Bâkî
= Bu gönül açıcı topluluğa herkes katılmaz Ey Baki; Söyle gönül erleri (ehl-i diller) gelsin, gönülden anlamayan yabancılar geri dönsün
§
Veren bû suret-i mevhuma revnak reng-i hüsnündür
Gülıstân-ı hayâlim nev-bahârım varsa şendendir.
Şeyh Galib
= Bu kuruntuya dayanan hayal ürünü olan şekle parlaklık veren senin güzelliğinin rengidir. Hayalimin bir gül bahçesi, ükbaharım varsa senden dolayıdır.
§
Sırrını âşık olan şöyle nıhân etsin kim
Duymasın ağladığın dîde-i giryânı bile. .
Riyâzî
= Aşık kişi, sırrım öyle saklamak ki, Ağladığım yaşb gözleri bile duymamalıdır.
§
Şekl-i aşkı gönlümün levhınde tahrîr eyledüm
Yanar odı bir akar su üzre tasvir eyledüm.
Zatî
= Aşkın şeklim gönlümün sayfasma işledim ve bir akarsu üzerinde alevb bîr ateş resmi çizdim.
§
Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen
Merdüm-i dide-i ekvan olan ademsin sen.
Şeyh Galib
= Kendine bir hoşça bak, âlemin özüsün sen, Varkkların gözbebeği olan insansın sen.
§
Ders-i aşkın müşkilin Yahya nice haileylesin
Söyleyenler kendini bilmez bilenler söylemez.
Şeyhülislam Yahya
= Aşk dersinin zorluklarım yahya nasıl çözebilsin. Bu sırn bilenler konuşmaz, konuşanlar ise kendini bilmeyenlerdir.
§
Güzelsin, bi-bedelsin, tarz u tavrın hep müsellemdir.
Ne çare bi-vefasın, ah ınsaniyyetın yoktur.
Halet Çelebi
= Ey sevgili çok güzelsin herkesin beğendiği Tavırların bulunmakta ama Ne yapayım ki vefasızsın, insaniyetin yoktur
§
Kendünün bâşınâ ederdi anı
Kellerin olsa idi dermanı.
Sırrî
= Kelin üacı olsa kendi basma sürer
§
Belâ dildendir ol dildâr elinden dadımız yoktur.
Gönüldendir şikâyet kimseden feryâdımız yoktur.
Nev’î
= Belâ gönlümüzden geliyor yoksa o sevgiliden zerrece bir şikâyetimiz yoktur. Bizim şikâyetimiz gönlümüz dendir başka kimseden şikâyetçi değiliz.
§
Ey beni’ım cânum soran ol rûy-ı zîbâdan cüdâ
Mâhî-ı sekbenün ahvâlin n ’olur mâdan cüdâ.
Makalî
= Ey benim o güzel yüzlü sevgiliden ayn halimi soranlar, Sudan çıkmış bakğın hali nasılsa, bende öyleyim.
§
Şol kadar suz-i gam-ı aşk derunum yaktı
Ki yakar alemi derd ile dilimden çıkan ah
O bahaneyle duhan nuş ederim gülşende
Olmaya ta ki aclu dud-ı dilimde agah
= Aşk derdinin ateşi içimi öylesine yaktı ki yüreğimden dert ile çıkan bir ah tüm alemi yakar, işte gön Kimdeki bu yangın dumanım düşmanlar fark etmesinler diye gülşende sigara içerim. .
§
D il-sîr-ı felâketsin her gece hayâliyle
Gâlib aceb ol mâhın gönlünde yerin yok mu. .
Şeyh Galib
= Ey Galib sen o sevgili için her gece gönlünü felaketlerle acıyla gamla doldurmaktasm, buna rağmen senin o sevgilinin gönlünde yerin yok mu?
§
Çekdiğim derdi ne hem-hâne ne hem-râh bilir
Aşıkım hâl-i dil-i zarımı Allah bilir.
Nef’î
= Derdimi ne ev halkı ne de yoldaşlarım bilir; Aşığım bu içten içe yanan halimi ancak Allah bilir.
§
Merdüm-i dîdeme bilmem nefüsûn etti felek
Eşkımı kıldı füzûn giryemi hûn etti felek
Şü’ler pençe-i kahrımda olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek. .
Yavuz Sultan Selim
= Bilmem ki gözlerime felek nasıl bir büyü yaptı ki gözümü kan içinde bıraktı, askımı artırdı benim pençemin (gücümün) korkusundan arslanlar (bile) titrerken felek beni bir ahu gözlüye esir etti.
§
Ben göz açmam hâbdan bîdârdır gönlümdeki
Gerçi ben mestim velî hûşyârdır gönlümdeki.
Enderunlu Vasıf
= Gönlümde öyle bir aşk var ki, ben uyurken bile uyamk, Ben gerçi mest olmuşum amma gönlümdeki her an uyamk.
§
Dehrin ne safâ var acaba sîm ü zerinde
İnsan bırakır hepsini hîn-i seferinde. .
Ziya Paşa
= Dünyanın altınında ve gümüşünde ne mutluluk olabilir ki? İnsanlar ahiret yolculuğuna çıkarken bunların hepsini geride bırakır.
§
Âzâd-ser olurdum asîb-i derd ü gamdan
Ya dehre gelme şeydim ya aklım olmasaydı.
Ziya Paşa
= Bu dünyaya gelmeseydim, ya da aklım olmasaydı. Dert ve gam belasmdan böylece kurtulmuş olurdum.
§
Her âkile bir derd bu âlemde mukarrer
Rahat yaşamış var mı gürûh-ı ukalâdan.
Ziya Paşa
= Bu alemde her akıllı kişinin bir derde uğraması kaçınılmazdır. Akdldar topluluğundan, rahat yaşamış olan kimse var mı.
§
Yâr’i görünce arzuhal edemedim ağlamaktan
Yılda bir bayram olur onda da baran oldu.
Rahmî
= Sevgiliyi görünce ağlamaktan halimi ona söyleyemedim. Sevgiliyi yılda bir ancak görebiliyorum, onda da yağmur yağınca bayramın tadı nasd olmuyorsa öyle oldu.
§
Rızkına kani olan gerdûna minnet eylemez,
Alemin sultanıdır muhtâc-ı sultân olmayan.
Ziya Paşa
= Rızkına razı olan feleğe boyun eğmez. Sultana muhtaç olmayan âlemin sultanıdır.
§
Bilmedim zevk-i visâlin çekmeyince firkatin,
Olmayınca hasta kadrin bilmez âdem sıhhatin.
İZZET MOLLA
= Ayrılığının acısını çekmeden seninle beraber olmanın kıymetini bilemedim, insanoğlu hasta olmayınca sağlığın kıymetini anlamaz.
§
Sakın ağyara gösterme cemalim,
Koma âyine nâbîyana karşı.
Hayali
= Ey Sevgili, güzel yüzünü aşk rakibime sakın Gösterme, Hiç kör karşısma ayna konulur mu.
§
Ne müşkil derd olursa bulunur âlemde dermânı
Ne müşkıl derd imiş ışkım ki dermân eylemek olmaz.
Fuzûlî
= Alemde ne kadar zor dert olursa derman bulunur, Senin aşkın ne zor dert imiş ki, derman bulmak mümkün değü.
§
Aşıka dünyâ vü cân terk eylemek âsân olur
Lîk cânân terkini itmekgelüpdür câna güç.
Ayni
= Aşık olana dünyayı ve cam terketmek kolaydır, Lâkin, sevgiliyi terk etmek cana güç gelmektedir.
§
Yâri benden tan degül ayırmağ isterse rakîb
Kasd ider şeytân belî her mü ’minün îmânına.
Revanî
= Rakibimin sevgiliyi benden ayırmak istemesine şaşılmaz, Şeytan her mü’minin imanım almaya çakşırmış.
§
Ezme bîçâregânı zulmünle
Ihtirâz eyle zîr ü bâlâdan
Demesinler gidince ukbâya
Bir köpek eksik oldu dünyadan.
Ferit Kam
= İster aşağıda, ister yukarıda, nerede olursan ol, zulümden uzak dur!. Zavallı çâresiz insanları zulmünle ezip perişan etme ki; Yârm ölüp de ahrete gidince arkandan, dünyadan bir köpek daha eksik oldu, demesinler!
§
Taşlar yedirdi nan yerine bir zaman felek
Nan verdi şimdi, ah ki dendâne kalmadı. .
Ziya Paşa
= Felek bana ekmek yerine taş yedirdi durdu, Şimdi ekmek verdi ama ah neyleyim ki o ekmeği yiyecek ağızda diş kalmadı.
§
Hüdâ âsâr-ı izmihlâl göstermesin bir yerde,
Ahıbbâ şıve-i yağma da mebhut eyler a ’dâyı.
Yenişehirli Avnî
= Allah, bir yerde yıkılmanın, yok olmanın alâmetlerini, emarelerini göstermesin. Böyle bir duruma düştüğünde, dostlarının sevdiklerinin yağması, talam, düşmanları bile geride bırakır, hayrete düşürür
§
Kimdir bizi men eyleyecek bağ-ı cınandan
Mevrûs-i pederdir gireriz hâne bizim.
Nabi
= Cennet bahçelerinden bizi men edebilecek olan da kimmiş? O ev bize Adem atamızdan mirastır, elbette gireriz.
§
Âşık ifnâ-yı vücûd eylemeden kasdı budur
İstemez yâr ânına bâr olduğunu tâbutun.
Nabi
= Aşığın, bedenini eritip-yok etmesindeki kastı şudur ki, Tabutunu taşıyan dostlarına yük olmak istemez.
§
Âfet-ı gamdan aceb dünyâda kim âzâdedir,
Herkesin bir derdi var madem ki Ademiâdedır.
Lâ Edrî
= Gamdan kederden kim uzak kalabilmiştir ki, Madem ki ademoğludur, dertlidir
§
Zahm-ı şemşir ile tenhâda rakibi öldür,
Eskiden darb-meseldür ki ibadet mahfi.
Sabit
= Kılıç yarası ile aşk rakibim tenhada öldür; Eski atasözüdür derler ki; ibadet gizli yapıkr.
§
Âlemde zerre denlû değil iken vücûdumuz.
Müşkül budur ki zerreden artık hasûdumuz.
Şeyhülislam Yahya
= Bu alemde varkğımız bir zerre kadar büe yoktur ama, gel gör ki zerreler sayısından fazla bize haset düşmanlık eden vardır.
§
Yıkma gönlüm hâne sin ey gözlerümün nûrı kim
Ka ’be yapmak gibidür yapmak gönül vîrânesin.
Revanî
= Ey gözlerimin nuru, gönül hanemi yıkma ki, Virane gönlü yapmak kabe yapmak gibidir.
§
Bu âlem-i fanîde ne mîr ü ne gedâyuz
Âlâlara a’lalanınızpest ilepestüz.
Bağdatlı Ruhi
= Bu geçici dünyada ne zengin bey ne de yoksul dilenciyiz. Büyüklük satanlara büyüklenir, alçak gönüllere de alçak gönüllü oluruz.
§
Benim tek hiç kim zar il perişan olmasın ya Rab
Esir-i derd-ı aşk u dağ-ı hicran olmasın ya Rab.
Fuzûlî
= Kimseye verme ağlayıp inlemeyi benden gayrı; kimse perişan olmasın, aman!. . Allah’ım! Aşk derdine tutsak etme hiç kimseyi ve aynbk yarasıyla başbaşa bırakma Allah’ım!
§
Gülüm şöyle gülüm böyle demektir yâre mu’tâdım
Seni ey gül sever câmm ki cânâne hitâbımsın.
Nedim
= Ey gül seni bu kadar sevmemin sebebi sevgiliye Hitabınım gülüm olmasıdır.
§
Çeşme-i çeşmem gehîpür-âb ü geh pür-hun şeved
Yâ Rab âb u âteş ez yek çeşme bîrim çiln şeved.
Şuhudî
= Gözümün çeşmesi bazen yaşla, bazen kanla dolar. Ya Rabbi aynı çeşmeden hem su, hem ateş nasıl çıkar?
§
Faldrüz gerçi kim amma gırıâ-yı kalb ile bizi
Gören kimse s amir yir gök götürmez malumuz vardur.
Emri
= Fakir kimseleriz, ama bu kalp zenginliği Ue bizi görenler, Yer gök götürmez malımız vardır zannederler.
§
Kanda bir ehl-ı kerem varsa yaşatmaz rüzgâr
Yer yüzünde şimdi bir âdem mı var âdem gibi.
Şeyhülislam Yahya
= Nerede bir kerem ehli varsa felek onu yaşatmaz, Yeryüzünde şimdi adam gibi bir adam mı var?
§
Âlemin âhır har âb olmasına budur sebeb
Gıtdı hayfâ kalmadı ehl-i kemâlin rağbeti.
Bağdatlı Ruhi
= Yazık ki, dünyada olgun insanın değeri kalmadı gitti. En sonunda, âlemin harap olmasına sebep budur.
§
Kırılsa rîze rîze olsa mir ’ât-ı dil-ı âlem
Yine her zerresinde rûnümâdır çehre-i cânân.
Faizi
= Aşıkların gönül aynaları kırıhp param parça olsa ne çıkar, Çünkü onun her zerresinde yine sevgilinin yüzü görünecektir.
§
Harâbât ehlini hor görme zalud
Hâzineye malik ne viraneler var.
Ragıp Paşa
= Ey zahid harabeye dönmüş kişileri hor görme, içinde hazine olan virane yapılar vardır.
§
Dil açılmaz dîde giryân olmasa
Tazelenmez sebze baran olmasa.
Kemal-paşazade
= Göz yaş dökmese, gönül açıhp mesud olmaz, Tıpkı yeşilliklerin yağmur olmazsa tazelenmeyeceği gibi.
§
Sana düşmez rakibâ olmak ol şûh ile hem-zanu
Eğerçi ben dahi küstahem amma sen ıgen küstah.
Bağdatlı Ruhi
= Ey rakip, o güzelle diz dize olmak sana düşmez, Gerçi ben de küstahım ama sen benden daha küstahsm
§
Güllü diba geydın amma korkarım azar ider
Nazenim saye-i har-ı gül-i diba seni.
Nedim
= Ey sevgili gül desenli ipekten yapılmış kumaş giydin ama korkarım o kumaştaki güllerin dikenlerinin gölgesi seni incitir.
§
Vuslat-ı canâna nakd-ı canı meşrût eylemiş
Padişah-ı kışver-ı aşkın aceb kanınınvar.
Esat Muhlis Paşa
= Aşk memleketinin padişahının ne garip kanunu var. Sevgiliye kavuşmak için can vermeyi şart koşmuştur.
§
Ağlatmayacaktın yola baktırmayacaktın
Ol va’de’-i tekrâr be tekrârı unutma.
Esrar Dede
= Ağlatmayacaktın, yolunu gözletmeyecektin, O tekrar tekrar verdiğin sözü unutma
§
Bir gün demez o şûh ki âyâ murâdı ne
Çokdan bu kûya Nâbî-i ey dâ gelür gider.
Nabi
= O sevgili, bir kerecik de akledip sormaz ki bu zavalk Nâbî çok zamandır etrafımda dolaşıp duruyor, acaba bir derdi anlatman istediği bir halimi var.
§
Mescide koymadılar meygededen sürdüler âh;
Ne helale yarar olduk ne harama nidelim.
Necati Beg
= Mescitden de kovdular meyhaneye de almadüar
Nedelim ki ne helale ne harama yaranamadık.
§
Her kime ki ben yâr dırem ol bana agyâr
Her kime ki ben dost direm ol bana a’dâ.
Cem Sultan
= Ben her kime yar desem o bana yabancı olur. . Kime dost desem o bana düşmandır.
§
Çeşm-ı sitâre gibi biz alçağa nâzır olmazuz
Himmetümüz bülenddür kaddünedür nezâremüz.
= Perdelenecek göz gibi biz alçağa bakmayız; Gayretimiz yücedir, seyrimiz boyunadır.
§
Yârdan cevr ü cefâ lutf u kerem gibi gelür
Gayrdan mihr ü vefâ der d ü elem gibi gelür.
Bâkî
= Sevgiliden gelen cefa lütuf ve kerem gibidir
Ondan başkasının göstereceği güzelliklerde derd ve elemdir
§
Etme âr öğren oku ehlinden
Her şeyin ilmi güzel cehlinden.
Nabi
= Çekinme ve bilmediklerini büenden öğren, Her şeyin ilmi bilinmemesinden güzeldir.
§
Gezdik bu zîr-i kubbe-i eflâki her taraf
Vîrân-serâ-yı dil gibi gam-hâne görmedik.
Garibi
= Bu gökkubbe altında ki her tarafı gezdik, Bu virane gönlümüz gibi bir gam evi görmedik.
§
Kûşe-i fürkatde bir gün sabr çok mihnet velî
Alem-i vuslatda bınyd ömr sürmek az imiş.
Behişti
= Ayrılık köşesinde, bir günlük sabır çok eziyetlidir, Ama kavuşma âleminde bin yıl ömür sürmek azdır.
§
Derûn-ı dilden âh itsem olur dûd-belâ peydâ
Ayândur nâr-ı ışk olmaz dil-i âşıkda nâ-peydâ.
Taşlıcalı Yahya
= Gönlün derinlerinden ah etsem, bela dumanı ortaya çıkar. Aşk ateşi bellidir, aşığın gönlünde saklanmaz.
§
Hemân bir ben sanırdım kâmet-i dildâre dıldâde
Meğer payına düşmüş sâyesı de olmuş üftâde.
Hisali
= O gönül alan uzun boylu güzele gönül veren sadece ben sanırdım. Meğer ayağına düşmüş olan gölgesi de ona düşkünmüş.
§
Pîş ü peşinde şevk ile rû-mâl olup gider
Sâyen de sana bencileyin mübtelâ mıdır.
Nahifi
= Önünde ve arkanda arzuyla yüz sürüp gider. Yoksa gölgende benim gibi sana düşkün müdür/ hayran mıdır/âşık mıdır?
§
Bir kapı berıd ederse bin kapı eyler kıt şad
Hazret-i Allah’dır malık-i Fatihu’l-ebvab.
Şemsi
= Hazreti Allah, bir kapıyı kapatırsa bin kapıyı Açar, Kapah kapdarı açaçak (anahtarlar) sahibi O’dur.
§
Dem geçer mı kim müjen cellâd olub kan istemez
Lahzâ mı var kâkülün hâlüm perîşân istemez.
Hayali Bey
= Kirpiklerinin cellat olup kan dökmek istemediği bir an var mı ki. Kâküllerinin beni perişan etmek istemediği bir an var mı ki
§
Oykünelden yüzüne her giz bakılmaz yüzüne
Bi-hayâdnr ki oldı bu vech ile müstahkar güneş.
Ahmed Paşa
= Güneş senin yüzünü taklide kalkıştığından beri yüzüne bakılmaz oldu, bu utanmazkğı yüzünden de hor görüldü küçümsendi.
§
Niçin sık sık bakarsın böyle mir’ât-i mücellâya
Meğer sen dahi kendi hüsnüne hayran mısın kâfir.
Nedîm
= Ey kâfir sevgili, neden cilalanmış aynaya öyle sık sık bakarsm. Yoksa sen de benim gibi güzelliğine hayran mısın?
§
Ne perisin ki dili hüsnüne pervane kılıp
Etdın ol şekl ü şemâyille giriftâr beni.
Ahmed Paşa
= Sen nasd bir perisin ki, gönlümü güzelliğine pervane küıp o şekl ü şemalinle beni kendine bağladm.
§
Bilen hâk-i Sitânbûl’dur rüsûm-ı şîve vü nâzı
Kenârın dilberi nâzük de olsa nâzenîn olmaz.
Haşmet
= İşve ve nazm usulünü büen İstanbul toprağıdır. Kenarm dilberi nazik olsa da nazenin, işveli olamaz.
§
Yârı diyen gerek kum ola gayrden berî
Cânânı isteyen kişiye terk-i cân gerek.
Ahmedi
= Sevgiliden söz eden kimsenin sevgili dışındaki şeylerden kurtulmuş olması gerekir. Zira sevgiliyi isteyen kişinin camm terk etmesi gerekir.
§
Misâl-i âb ederiz nîk ü bedle âmizeş
Bu kâr-gehde mu ’ayyen mi ’zâcımızyokdur.
Nabi
= Bizim bu yerde belirlenmiş, tayin edilmiş bir karekterimiz yoktur. Su gibiyiz iyi ile de kötü ile de geçiniriz.
§
Bir kaidedir bu cavidane
Elbette gider gelen bu cihane.
Ziya Paşa
= Bu sonsuz bir kuraldır ki: Bu âleme gelen elbette gidecektir.
§
Adem odur ki adını alemde andıra
Alemde ad kalır âdem gelir gider.
Adem Dede
= İnsan odur ki bu alem de adım andıracak, çünkü dünyada kalan nam dır. Yoksa insan dediğin gelir gider.
§
Aradıkça dıl-ıpür-cûşda ma’nâ bulunur
Ka’r-ı deryâda nice gevher-iyektâ bulunur.
Sünbülzade Vehbi
= Denizin derinliklerinde eşsiz güzellikte birçok inci bulunduğu gibi, coştukça coşan gönülde de aradıkça nice anlamlar bulunur.
§
Ey felek bin gün benim re fimle devrân itmedin
Der d çoh verdin velî bir derde derman itmedin.
Fuzûlî
= Ey felek, bir gün benim istediğim şekilde dönmedin, Çok dert verdin, ancak bir derdime derman etmedin.
§
Ömrüm oldukça güzel sevmeyeyim derdim lik
Nideyim bu dil-ı şeyde beni yalan etti.
Bâkî
= Ömrüm olduğu sürece güzel sevmeyeyim derdim ama ne edeyim ki bu divane gönlüm beni yalancı çıkardı.
§
Servim sala özge gışiye sâye revâ mı
Gün ki geçe sinsili ömüre saya revâ mı.
Kadı Burhanettin
= Selvi boyunun başka kişiye gölge salması reva mı. Sensiz geçen günlerin ömüre sayılması reva mı
§
Lâtif olsa lâtife hoştur elbet
Velâkin hariç olmaya edebten.
Beyânî
= Latife güzel olunca edeb dairesinin dışmda olmayınca güzeldir.
§
Olmuş o kadar halk-ı cihan mekirde üstad
Kim sâbıka-ı şöhret-i şeytan unutulmuş.
Nabî
= İnsanlar hile ve üçkağıtçdıkta o kadar ustalaşmışlar ki, Şeytanın bu konudaki şöhreti unutulup gitmiş.
§
Dür iken böyle yakar ol yüzi hûrşîd beni
Pertev-i vaslına ir sem nice olur hâl aceb.
Yakinî
= Yüzü göneş sevgili, uzak iken büe böyle yakar beni, Onun kavuşma ışığına ulaşsam, acaba halim ne olur?
§
Ahmed içtin çevrini çekmez der imiş müddeî
Seni candan sever yaraşmaz ol bühtan ona.
Ahmed Paşa
= Senin cefam çekmez der imiş iddia eden, O yalan ona-Ahmede yakışmaz zira o seni candan sever.
§
Nâdânlar eder muhabbet nadanla telezzüz
Divânelerin hemdemi divâne gerektür.
Ziya Paşa
= Cahillerin yine cahillerle muhabbet etmekten zevk ahrlar. Divanelerin arkadaşı yine divane olmak.
§
Ağzın ıçre dış midür yâ gonca içre jâle mi
Levkeb-i derr-î mı dür ya lü ’lü-i lâlâ mıdır.
Bâkî
= Senin ağzının içndeki diş midir yoksa gonca içinde çiğ tanesi mi, parlak bir yüdız mı yoksa parlak inci midir.
§
Terk-i serdir müddea meydârı-ı aşk içre bana
Gitse başım dönmezem bu müddeâdan dönmezem.
Fuzûlî
= Benim davam; aşk meydam içinde baş vermektir, Başım gitse bile, bu davadan asla dönmem.
§
Bizüm baht-ı siyehden şükûh u feryâdumuz yokdur
Hatâ bizdendür asla kimseye isnâdumuz yokdur.
RAŞİD
= Bizim kara bahtımızdan dolayı öfke ve feryadımız yoktur, Hata bizden kaynaklanmaktadır, asla kimseye iftiramız yoktur.
§
Bezlini evvel baharın kûha sor hamıma sor
Mâl-ı dünyâdan ne alıp gitdiğin Kâruna sor.
Hayali
= Baharm bolluğunu önce dağa, sonra bozkıra sor, Dünya malından ne alıp gittiğim Kârun’a sor.
§
Yüzin göreli gitmeyi s er yaş gözümden
Lâ-büdgüneşe kim ki baha gözi ola yaş.
Hoca Mesud
= Senin yüzünü göreli, gözlerimden yaş gitmiyor Şüphesiz güneşe kim bakarsa gözleri yaşarır.
§
Sağlığında nice ehl-i hünerin bir tutam tuz bile yoktur aşına.
Öldürüp onu evvel açlıktan sonra bir türbe yaparlar başına.
Ferit Kam
= Nice hüner ehli, marifet ehli insanların hayatta iken kıymeti bilinmez, ihtiyacı olduğunda görmemezlikten, duymamazlıktan gelerek, yemeğine bir kaşık tuz bile vermekten imtina ederler.
§
Hafızın kabri olan bahçede bir gül varmış
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle
Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
Eski
Şıraz’ı hayâl ettiren ahengiyle.
Suskunluğum asaletimdendir
Her lafa verilecek bir cevabım var
Lâkin; bir lafa bakarım laf mı diye
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye.
Mevlânâ
Anlayan âlemi, tahsiline zahmet çekmez
Akil olan kişi, âb üstüne sûr et çekmez.
Hâmi-i Âmidî
= Alemi anlayan tahsil noktasmda sıkıntı çekmez akıllı olan su üzerine yazı yazmaz.
§
Hâk-ı pâyın olduğum gördü dedi kâfir rakîb
Taş ile bağrın döğüp yâleyteni küntü tür âb.
Sezayi-İ Gülşeni
= Ey sevgili senin ayağının toprağı olduğumu gören kafir rakip bağrım döverek keşke ben de toprak olsaydım dedi
§Allah ne arifleri var mekteb-i aşkın
Mecnûnu ile âkıl-ı devrân edemez bahs.
Şeyh Galib
= Ey Allah’ım ! Aşk mektebinin ne arif kişileri Var, Oranın dekleriyle, zamanın alimleri bile iddialaşamaz.
§
İhtırâz-ı ta ’neden kalmakdadır ahım nihân
Bir hakikat kalmasın âlemde Allahım nihân.
Muallim Naci
= Onun bunun diline dolanmaktan çekindiğim için hissiyatımı açığa vuramıyorum. Allahım! Hiçbir hakikat gizli kalmasın.
§
Hüsn ile sana öykünemez çün gül-i rânâ
Hüzn ile bana benzeyemez bülbül-i şeydâ.
Bakî
= Parlak taze gül, nasd ki güzellikte sana benzeyemezse; çdgın bülbül de hüzünle şakıma konusunda bana benzeyemez.
§
Gam şebınle firkatinle canım aldın tınmadım
Gel beru sulh edelüm bir bûseye inkârdan.
Hayâli Bey
= Ayrılık gecesinde camım aldın aldırış etmedim. Gel beri inattan vazgeç bir bûse ile banş yapalım.
§
Sararmış çehremi sanman ki reng-i zafer ândır bu
Muhabbet âleminde dostum reng-i hazândır bu.
Hayali Bey
Bu sararmış çehremi sanmayın ki safran rengidir. Muhabbet aleminde sonbahar mevsimidir bu.
§
Pare-i elmas eker her açtığı zahma o şûh
Lûtfu var olsun eder ihsan ihsân üstüne.
RASİH
= Sevgili, açtığı her yaraya elmas tozu ekiyor (bu yaranınkapanmasını engelliyor) . Lütfediyor iyilik üstüne iyilikte bulunuyor.
§
Terk ıdüp rahâtı her kim heves-i câha düşer
Yonlur meşgaleden başı dönüp çâha düşer.
RAŞİD
= Her kim, rahatım barıkıp makam hevesine düşerse, Meşgıdiyetten yorulur, başı döner kuyuya düşer.
§
Bendeki gam olaydı
Ferhâd-ı müptelâda
Bir âh ile verirdi bin
Bı-sütün ’u bâda.
Fuzûlî
= Eğer bendeki gam Ferhatta olsaydı bir ah ile bin tane
Bi-sütûn dağım (
= Ferhatm aşmaya çalıştığı dağın ismi) rüzgara verirdi.
§
Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabıb
Kılma derman kim helakim zehr-i dermanındadır.
Fuzûlî
= Ey tabib! Bana ilaç vermekten vazgeç. Bana ilaç verme ki, Benim asıl sonum senin vereceğin ilaçtandır.
§
Cihan bağında ey akıl, budur maksud-u ıns ü cin;
Ne kimse senden incinsin, ne sen bir kimseden incin.
Lâ Edrî
= Ey akıl sahibi kişi, dünyadaki insanların en makûl olam; Kimseden incinmeyen ve kimseyi incitmeyendir.
§
Nedür ey çarh-ı cefâ-pîşe bu bî-dâd nedür
Nedür ehl-ı dil ile çak bu kadar ceng ü ciddi.
Şeyhülislam Bahayı
= Ey zalim felek, bu adaletsizliğinin sebebi nedir? Gönül ehliyle bu kadar uğraş ve kavga nedendir?
§
Dost bi-perva, felek bi-rahm, devran bi-sükûn
Der d çok hem-derd yok, düşman kavi, tali’ zebun
Fuzulî
= Dost pervasız, felek merhametsiz, dünya karışık Dert çok, derdi paylaşacak yok, düşman güçlü, talih güçsüz.
§
Pür-ateşim açtırma benim ağzımı zinhar
Zalim beni söyletme derunumda neler var.
= A acımasız sevgili Beni söyletme ki içimde neler Neler var! Öyle ateş doluyum ki sakın ağzımı açtırma yoksa dünya tutuşacak
§
Sevdin ol dilberi söz eslemedin vây gönül
Eyledin kendüzini âleme rıisvây gönül
Sana cevr eylemede kılmaz o pervây gönül
Çevre sabr eyleyemezsin nideyin hây gönül
Gönül eyvây gönül vay gönül eyvây gönül
Avni
= Ey gönül, söz dinlemedin, o dilberi sevdin. Böylece kendini âleme rüsvây ettin. O, sana eziyet etmekten bir an geri durmaz; eziyete de sen dayanamazsm. Ne yapayım ey gönül, eyvâh gönül!
§
Mest-i hab-ı naz olup cem’it dıl-i sadparemi
Ki anın her paresi bir nevk-ı müjganundadur
Fuzûlî
= Ey sevgili! Naz uykusunun sarhoşu olup da uyu. Sen uyu ki benim yüz parça olup kirpiklerinin ucuna Takılı gönlümün parçaları bir araya gelsin.
§
Câm-ı lâ lilnle şarâb-ı nâb hem-reng olmasa
Mezdi sâgar üstîne âvâreler küleyüb düş
Necati
= Dudağının kadehi üe saf şarap aym renk Olmasaydı Avâre (âşıklar) kadeh üstüne düşmezlerdi.
§
Zülfünün berg-ı gül üstünde siyah-pûş olduğu
Budurur kim âşıkının mevtine mâtem tutar
Cemâli
= Ey sevgili, saçının gül yaprağına benzeyen yüzüne siyah bir örtü olmasının sebebi âşığının öümüne yas tutmasıdır.
§
Abestir intihab-ı çay buse vech-i dilberde
Derun-u Kabede tayin-i mihrab olmaz.
Şeyhülislam Yahya Efendi
= Güzehn yüzünde öpülecek yer aramak Kabenin içinde kıble aramak kadar abestir.
§
Gönül ders-ı gamın çokdan unuttu hatırın hoş tut
O mürgü başka bir sayyad tuttu hatırın hoş tut
ŞEYH Galip
= Mürg: kuş sayyad: avcı
§
Sıhr ü efsûn ile dolmuşdur derûnun ey kalem
Zülfühârut’un demekmümkin ki nâl olmuş sana
Nedim
= Ey kalem için sihir ve büyü ile dolmuş; demekki senin için kalemin ortasındaki siyah yer
Harut’un saçmdan oluşmuş.
§
Sinene aşk ile elifler kes
Bilsin ol servi sevdiğin herkes
Bakî
= Ey âşık!. . Bağnna aşküe selvi hiçindi çizikler çek; Ta ki o selvi boyluyu sevdiğini herkes anlasın
§
Güllü dîbâ giydin ammâ korkarım âzâr eder
Nazeninim sâye-i hâr-ı gül-i dîbâ seni
= Güllü elbise giydin sevdiğim ama elbisenin üstündeki gülün dikeninin gölgesinden seni sakınırım.
§
Yoluna can vermeyen taksir eder
Düşünü kej tâbir eder
Her kişiye ne yazüganın görür
Anı bilmeyen dahi tedbir eder
Kadı Burhaneddin
= Senin yoluna can vermeyen kusur işlemiştir. Gördüğü rüyayı da yanlış yorumlamıştır. . Herkes alnına ne yazddıysa onu görür; ama bunu bilmeyen tedbir almaya kalkışır.
§
Çektim fırâkın savınım erdim cemâlin lydine
Ah leblerin mey-hânesın ney gibi nâlân et beni
Lâ Edrî
= Ey Sevgili! Ayrüığm orucunu sonuna kadar tuttum ve cemalim görmekle bayrama erdim. Artık dudaklarının meyhanesini açıver de bir ney gibi sevinç ile işlemeye başlayayım.
§
Sunar bir câm-ı memlû bin tehîpeymâneden sonra
Felek dilşad eder ehl-i dili amma neden sonra
Mezaki-i Mevlevi
= Felek bin tane boş şarap kadehinden sonra doldurulmuş kadeh sunar, Gönül ehlinin gönlünü hoş eder ama ne zaman sonra.
§
Yılda bir kurban keserler halk-ı alem lyd içün
Dem-be-dem saat-be-saat men senlin kurbanunam
Fuzuli
= Halk-ı alem: dünya halkı lyd: bayram Dem-be-dem: an ve an
§
Aşık öldürmek tutalım muktezâ-yı hüsn imiş
Tîğ-ı hicrân ile kati etmek kimin fermanıdır
Ahmet paşa
= Diyelim ki âşık öldürmek, güzelin güzellik hakkıdır. Peki de, âşıkı ayrılık denen kılıca mahkûm ederek canım almak, kimin fermanıdır?
§
Vermeyen canın sana bulmaz hayât-ı câvidân
Zinde-ı câvîd ana derler ki kurbândur sana
Fuzuli
= Sana canım vermeyen ebedî hayata erişemez. Ebedî hayata erişen ona derler ki sana kurbândır.
§
Bunca zaman lebin için saçın karangusundayam
Ab-ı hayat kandadur sorayım andan öleyim
Kadı Burhaneddin
= Bunca zamandır dudağına ulaşayım diye saçının karardıkları içinde dolamp duruyorum. Hayat suyu nerededir diye sorayım, ondan sonra öleyim.
§
Kadem basalı yoluna kadem kadem yanaram
Tapımda şem gibi u da dem-be-dem yanaram.
Kadı Burhaneddin
= Ey sevgili senin yoluna ayak basalı, adım adım yananm. Mum nasıl durmadan yamp tükenirse, bende senin yolunda öyle durmadan yamp tükeniyorum.
§
Hâk-ı pâyine yüzün sürmek içün şems ü kamer
Ser-i kuyuna gelir şam u seher döne döne.
Mihri Hâtûn
= Ay ve güneş senin ayağının tozuna yüz sürmek için sabah akşam demeden sevgilinin bulunduğu yere döne döne gelir.
§
Şehîd-i aşkın oldum iâle-zâr-ı dağdır sînem
Çerâğ-ı türbetim şem-i mezârım varsa şendendir
ŞEYH Galip
= Aşkının şehidi oldum. Göğsüm yaralarla lale bahçesine döndü. Eğer türbemin bir kandili varsa, mezarımda mum yamyorsa senin sayendedir.
§
Halâs olmak için ez-cân u dil aşkından ol yârin
Dua etsem de dergâhında ya Rab müstecab etme
Halım
= O sevgilinin aşkından kurtulmak için can u yürekten de dua edecek olsam, Onu dergâh-ı izzetinde kabul etme Allah’ım!. .
§
Rû-be rû âyıneveş safvet ile cilve edip
Kandadır bezm-i visâl içre görüştüklerimiz
= Aynalar gibi yüz yüze bakıp safiyane rilveleşip vuslat meclisinde görüştüğümüz zamanlar nerde?
§
Bezm-i ’ışk içre Fuzulî nice âh eylemeyem
Ne temeddu’ bulunur neyde sadâdan gayrı
Fuzûlî
= Fuzûlî ! Aşk meclisinde naşı olur da ah eylemem
Ney’in [yakıcı] sesinden başka ne kazancı vardır.
§
Hatt-ı leb dîvân-ı hüsne mısra‘-ı ber-cestedir
Anda gûyâ kim dehânın ma ‘nı-i ser-bestedir
= Dudağının ayva tüyleri, güzellik divanına en güzel mısra dır. Onda sanki ağzm gizli manadır.
§
Buydan hoş rengden pâkîzedir nâzük tenin
Beslemiş koynunda gûyâ kim gül-i ra ‘nâ seni
= Nazik tenin güzel kokudan daha hoş, renkten daha temizdir; Sanki güzel gül seni koynunda beslemiş.
§
Hâk-ı kademim kühli gelürse gözüm üzre
Kuyun yolınun hıdmetı baştım yüzüm üzre
= Sürme gibi siyah olan ayağının toprağı gözüm üstüne gelirse, Mahallenin yolunun hizmeti başım yüzüm üstüne.
§
Âbgûndur künbed-ı devvâr rengin bılmezem
Yâ muhit olmış gözümden künbed-i devvâre su
Fuzûlî
= Dönen kubbe mi (gökyüzü mü) su rengindedir, yoksa gözyaşlarım mı bütün gökyüzünü kapladı, bilmiyorum.
§
Abestir intihab-ı çay buse vech-i dilberde
Derun-u Kabede tayin-i mihrab olmaz.
Şeyhülislam Yahya Efendi
= Güzelin yüzünde öpülecek yer aramak Kabenin içinde kıble aramak kadar abestir. Notıkabenin içinde istediğiniz yöne dönerek ibadet edebilirsiniz.
§
Tutalum ımhrı gör em tal’at-i dilber yerine
Kime dil bağlayanı ol zülf-i muanber yerine
= Diyelim ki dilberin parlak yüzünün yerine güneşe baktık; Fakat o anber kokulu zülfün yerine gönlümüzü kime bağlayalım.
§
Hayâl-i şem-i ruhsârun ko yansım hâne-i dilde
Peıin ol şem ‘a yakup şevkıle pervâneler dönsün
= Senin yanağının mumunun hayali, bırak gönül evinde yansm; pervaneler kanadım o muma yakıp şevk ile dönsün.
§
Gice şem ‘-i ruhun şevkinde bir kaç beyti yandurdum
Aceb hûb u dıl-efruz eyledüm hoş dil-pesend ıtdüm
= Gece yanağın mumunun şevkinde birkaç beyti yandırdım; Ne hoş gönül yaktım ne hoş güzellikler eyledim ne hoş gönüller aldım. .
§
Yanar od içre girür şemruhun şevkıyla dil
Yanmadan pervası yok her hidmete pervânedür
= Gönül, yanağının mumunun şevkiyle ateş içine girer yanar; Yanmadan korkusu yok, her hizmete pervanedir.
§
Bir gün demez o şûh ki âyâ muradı ne
Çokdan bu kuya Nâbî-ı şeydâ gelür gider
Nâbî
= O sevgili, bir kerecik de akledip sormaz ki Mbu zavalk Nâbî çok zamandır etrafımda dolaşıp duruyor, Acaba bir derdi/merâmı, anlatmak istediği bir şey mi var?
§
Çeşm-ı sitâre gibi biz alçoğa nâzır olmazın
Himmetümüz bülenddür lcaddünedür nezâremüz
= Perdelenecek göz gibi biz alçağa bakmayız; gayretimiz yücedir, seyrimiz boyunadır.
§
Bin zeban söylersin ol çeşm-ı sühan-perdâz ile
Dâstanlar şerh edersin bir nigâh-ı nâz ile
NEDÎM
= O güzel söz söyleyen göz ile bin dil söylersin; bir naz bakışı ile destanlar açıklarsın.
§
Can ver gönül ol gamzeye kim bunca zamandır
Can içre seni beslediğim anın içindür
Fuzûlî
= O Sevgilinin uğrunda canını ver, Bu canı bunca zaman taşıyıp beslediğim zaten bunun için değil miydi?
§
Hâl kâfir zülf kâfir çeşm kâfir el-aman
Ser-be-ser ıklîm-ı hüsnün kâfiristân oldu hep
NEDÎM
= Ben kâfir, saç kâfir, göz kâfir imdat! Güzellik iklimi baştanbaşa hep kâfiristân oldu.
§
Nev-bahâr açdı cemâlün mushafından bir varak
Varakdan başladı gülşende bülbüller sebak
= İlkbahar, yüzünün sayfalarından bir yaprak açtı; bülbüller, gül bahçesinde o yapraktan derse başladı.
§
Dem-i âffırde dilüm bağlama ey dest-i ecel
K’ol vefasın Sanem içtin biraz efğân kılam
= Ey ecelin eh! Son anlarda dilimi bağlama ki o vefasız güzel için biraz haykırayım.
§
Ol lebi mül bana ger bir gıce mihman ola Âh ile cümle seher mürğini biryân kılam
= Eğer o şarap dudaklı bana bir gece misafir olsa Ah ile bütün sabah kuşlarım kebap yapanın.
§
Yine ol gonca-leb bülbüllerim kanına girmiş dür
Güzellik var bu gün gayet kızarmış al al olmış
= Yine o gonca dudak, bülbüllerin kanına girmişdir; Bugün güzelliği var, gayet kızarmış al al olmuş.
§
Dehân-ı gonca-ı hamrâda gûyâ jâleler yir yir
Olupdur la’l-i dil-berde dilâ tebhâleler yir yir
= Ey gönül! Kırmızı goncanınkenarmda yer yer bulunan jaleler, sanki Sevgilinin dudağında yer yer bulunan uçuklar gibidir.
§
Vasf-ı kaddünle hırâm itse alem gibi kalem
Leşker-ı satrı çeker defter ü dîvân saf saf
= Kalem senin soyunun vasfıyla bayrak gibi salınsa; Defter ve divan satır askerini saf saf çeker.
§
Temâşâ-gâh-ı hüsnünde cihanı hayret almış dur
Ganınün gözlen hayran fakirlin çeşmı dem-beste
BÂKÎ
= Dünyayı, güzelliğinin gezinti yerinde hayret almıştır. Zenginin gözleri Hayran, fakirin gözü bağlanmıştır.
§
Hüsnün zekâtınım eğer ey h (v) âce-ı cemâl
Bir müstehıkkın ister isen işte ben fakir
Bâkî
= Ey yüzü güzel hoca! Eğer güzelliğinin zekatım vermek istersen işte ben fakir.
§
Sultân-ı gam nışîmen idelden derûnumu
Sahrâ-yı kalbe leşker-i sevdâ gelür gider
Nâbî
= Gam sultam içimde yer edinip taht kurdu kurah Yüreğimin çöllerine gam askerleri dolar dolar boşahr.
§
Bîmâr tenim nergis-i mestin eleminden
Hûnîn ciğerim lâ ’l-ı dür-efşânın içindir
Fuzûlî
= Cismim, o nergisin kederinden hasta düştü Kana bulanmış yüreğim kızd yakutlar saçan dudakların için böyledir.
§
Âteş-ı dilden yine ıtdı alevler zuhur
Mevclerin gösterili’ var ise ummân-ı aşk
Şeyhülislam Yahya
= Gönlün içinden alevler çıkmaya başlayınca, o alevleri söndürecek bir su gerekir. Bu su da, aşk denizinde bulunmaktadır. Şeyhülislam Yahya, gönlünün ateşim, aşk denizinin dalgaları arasmda söndürmeye çalışır:
§
Oldür beni gel bir gün önürdı kerem eyle
Kamımı döküp camımı al dem kadem eyle
Taşlıcalı Yahyâ
= Sevgilisinin kendisini öldürmesini dahi lütuf Sayar ve bir an önce bu lütufa mazhar olmak ister:
§
Kasr-ı sürür künc-i kanâat değil midir
Sahn-ı behışt hûy-ı ferâgat değil mıdır
Nâbî
= Kanaat köşesi var ya, işte sevinç-huzur sarayı orasıdır El çekmeyi-vazgeçmeyi bilirsen, dünya sana cennet olur.
§
Bir onulmaz yaradur ışk u mahabbet yarası
Hâsılı sarılmayınca, çâre yok tîmâr güç
Nev’î
= Aşk ve muhabbet yarası zorlu bir yaradır Sözün özü, başka çaresi yok, sanlmayınca iyileşmesi çok güçtür.
§
Çeşm-ı pür-nemde safâdan gayrisi urmakda mevc
Gönlümüzde derd ü gamdan mâ-adâ eksilmede
Rûhî
= Yaş dolu gözümde her şey dalga dalga yüzer de bir tek safa yok Gönlümüzde her şey eksilip gidiyor, dert ve sıkıntı hariç!
§
Cıhânın nimetinden kendi âb u dânemiz yeğdir, Elin kâşanesinden kûşe-i vîrânemiz yeğdir.
Bakî
= Dünya dolusu maldan, kendimize ait bir tas su ile bir lokma ekmeğimiz yeğdir. Başkasma ait saraylardansa, köşesinde oturduğumuz viranemiz hoştur bize.
§
Kıldı aşkın beni âvâre elimden ne gelir
Düşdüm ol zülf-i siy eh-kâr a elimden ne gelir
Ahmed Paşa
= Aşkın beni perişan etti, elimden ne gelir. O günahkâr, siyah zülüflünün (sevgilinin) eline düştüm, zülüf tuzağına kapüdım elimden ne gelir.
§
Yollara bakmak ile pür-hûn olupdur gözlerim
Ah senin geç geç gelip tez tez durup gidişlerin
Necati Bey
= Sevgili âşığı bekletip çok geç gelmekte ve azıcık durup hemen gidivermektedir. Her ne kadar burada âşık sevgiliye kavuşuyormuş gibi görünse de bu çok kısacık bir görüşme olduğundan, âşığımız yine sevgilinin hasretini çekmeye devam eder
§
Kıl tefâhur kim semin hem var men tek âşıktın
Leyli’nün Mecnûn’ı Şîrîn’ün eğer Ferhâd’ı var
Fuzûlî
= Eğer Leylâ’nın Mecnun’u Şirin’in Ferhad’ı Varsa, Senin de benim gibi âşığın olduğu için övünmelisin.
§
Yâ Rab ol düsman bakisin yâra nitdüm neyledüm
Sevdügümden gayrı ol dıldâra nitdüm neyledüm
Necâtî
= Asık, genellikle düşman bakışlı olan sevgiliyi sevmekten başka bir sey yapmaz ve sevgilinin bu kadar çok eziyet etmesinin nedenini anlamakta zorlamr:
§
Yâr ile güft u şenîd içre hirâsânım kim
Gele mâbeyne gire dîdedeki nem-i küstah
Nâbî
= Sevgilimle söze sohbete dalmışken korkarım ki Gözümün küstah nemi gelip araya giriverir.
§
Lütf u kahr-ı yâr cümle âşıka yeksân iken
Yâ nedir ey sâde-dıl bilsem bu gavgâdan murâd
Nâbî
= Aşık olan için Sevgili’nin lütfü da kahrı da birdir; hal böyle iken Ey safderun adam, bu kavgadan (çırpınıp durmaktan, aldım/sattım kaygısından, üzüldüm/sevindim derdinden) muradın nedir!
§
Olmış o kadar halk-ı cıhân mekrde üstâd
Kim sâbıka-ı şöhret-i şeytân unudulmış
Nâbî
= Dünya halkı hilede öyle ustalaşmış ki şeytânın ününün geçmişi unutulmuş
§
Çeşm-ı pür-nemde safâdan gayrisi urmakda mevc
Gönlümüzde derd ü gamdan mâ-adâ eksilmede
Rûhî
= Yaş dolu gözümde her şey dalga dalga yüzer de bir tek safa yok Gönlümüzde her şey eksilip gidiyor, dert ve sıkıntı hariç!
§
Yine vâreste değildir kürre-i hâtırdan
Pâyihe düşse bile perçem-i pür-ham-ı küstah
Nâbî
= Yine de aklım gönlüm ona takılı kalmaktan kendini alamaz Küstah küstah kıvrılmış kâküllerinden bir parça ayağına düşse büe!
§
Zahm-ı bâtın yine bâtından olur vâye-pezîr
Giremez hâne-i zahm-ı dile merhem-i küstah
Nâbî
= Yara derinlerde bir yerde (!) İse şifasım da ancak içeriden kabul eder Dışarıdan küstah bir merhem, gönül yarasının kapısmdan içeri giremez.
§
Dil açılmaz dîde giryân olmasa
Tazelenmez sebze bâran olmasa
Kemal paşazade
= Göz yaş dökmese, gönül açılıp mes’ûd olmaz, tıpkı otların, Yeşilüklerin yağmur olmazsa tazelenmeyeceği gibi.
§
Mısâl-ı âb ederiz nîk ü bedle âmizeş
Bu kâr-gehde mu ’ayyen mi ’zâcımızyokdur.
Nabi
= Bizim bir yerde belirlenmiş, tayin edilmiş bir karakterimiz yoktur. Su gibiyiz iyi ile de kötü ile de geçiniriz.
§
Can ver gönül ol gamzeye kim bunca zamandır
Can ıçre seni beslediğim anın içındür
Fuzûlî
= O sevgilinin uğrunda camm ver, bu cam bunca zaman taşıyıp beslediğim zaten bunun için değil miydi?
§
Ehl-ı temkînem beni benzetme ey gül bülbüle
Derde sabrı yok anın her lahza bin feryadı var
Fuzûlî
= Ey gül, ben sabıriı ve temkinliyimdir, beni bülbülle karıştırma Onun dert çekmeye tahammülü mü var, baksana her an feryad edip durur.
§
Olsa kumlar sağışınca ömrüne hadd ü aded
Gelmeye bu şîşe-i çarh içre bir sâat gibi
Muhibbi
= Ömrün, kumların sayısı kadar fazla-uzun olsa da, kum saatini andıran feleğe göre bu ömür bir saat gibi (kısa) dir.
§
Dil açılmaz dîde giryân olmasa
Tazelenmez sebze bâran olmasa
Kemal paşazade
= Göz yaş dökmese, gönül açıkp mes’ûd olmaz, tıpkı otların, yeşiuiklerin yağmur olmazsa tazelenmeyeceği gibi.
§
Helâk etmez bir iki darb-ı zikr emmâre-i nefsi
O bir tünd ejdehâdır kim nice cellâddan kalmış.
YENİŞEHİRLİ AYNÎ
= Bir iki zikir darbesi ile nefs-i emmâre yi yok Edemezsin, o nice cellattan kalan bir ejderhadır.
§
Fikr-i yâr ile ben âmîha-i sohbet iken
Başladı girmeğe ol halvete de gam-ı küstah
Nâbî
= Yarin hayaliyle bizbize oturup tatb tatb sohbette iken Gam denen küstah fütursuzca aramıza dabverdi
§
Bana zaman ile
Mecnûn mukaddem olsa n ’ola
Oyunda şâh ber-â-ber degüpiyâde ile
Fuzûlî
= Mecnun dünyaya geüs itibariyle benden önde ise ne olur? Zira satranç oyununda şah, piyade üe beraber değildir.
§
Gerçi canandan dil-ı şeydâ içtin kâm isterem
Sorsa cânân bilmezem kâm-ı dıl-ı şeydâ nedür
Fuzûlî
= Sevgiliden dilerim ki, deh gönlümü murada erdirsinBana ‘deh gönlünün muradı nedir’ diye sorsa, verecek cevabım yok (!) .
§
Adın harâbe kodı gelenler bu hâneye
Aldanma câhına anım uyma fesâneye
Atâ
= Bu dünya evine gelenler, buranın adını harabe koydu, Onun makamına aldanma, efsanesine de uyma.
§
Yed-ı teslimimi bir mürşidim sun destine zîrâ
Etıbbâ tutmayınca nabz-ı bîmârı ilâç itmez
Lâ Edrî
= Teslimiyet elini, Allah yolunu gösteren birinin eline ver, Çünkü tabip hastanın nabzım tutmaymca ilaç yapamaz.
§
Benim bülbül gibi şeydâ yoluna cân u baş feda
Gülistandan gül istersen dikenden niçin ürkersin
Usûlî
= Bülbül gibi çdgın olan benim, yoluna can ve baş feda olsun, Gül bahçesinden gül istersen, dikenden niçin ürkersin.
§
Safâda gayrilerle sen cefâlar içre kalam ben
Olem yeğdir bu dirlikden gidelim bâri şehrinden
Usûlî
= Başkalarıyla eğlenmedesin sen, cefalar içinde kalayım ben, Böyle yaşamaktansa ölmek daha iyi, gidelim bari şehrinden.
§
Mâlik olmaz gevhere deryaya vâsıl olmayan
Ma ’rifet dürrin dilersen hâtır-ı dânâya bak
Edirneli Kara FazlıFazlı
= Denize kavuşmayan kişi cevhere sahip olamaz, Marifet incisini istersen, âlimin gönlüne bak.
§
Varma cühelâ meclisine olma mu ’azzeb
O meclis olur ârif u dânâya çil düzah
Lâ Edrî
= Cahillerin olduğu ortama girip de, azap çekme, Çünkü o meclis arif ve bilgine cehennem olur.
§
Ehl-i irfân kadrin anlar sâhib-i ırfân olan
Kanda bilsin gevherin kıymetini nâdân olan
Usûlî
= İrfan ehlinin kıymetini, yine irfan sahibi olanlar anlar, Cahü olan kişi, cevherin kıymetini nerden bilsin?
§
Söylenen dillerde şimdi Leyli vü Mecnûn değil
Zülfün ile bu dil-i dîvânemin ahvâlidir
Usûlî
= Dillerde şimdi söylenen Leyla ile Mecnun hikâyesi değildir, Senin zülfün ile bu divane gönlümün halidir.
§
O yâra gönderürdüm peyk-i âh-ı cârı-güdâzumla
Şitâb-ı âteşînirıden yanup kül olmasa nâme Beyânî
= Ateşin çabukluğundan yamp kül olmasaydı Eğer, O sevgiliye, can yakan ahimin habercisiyle mektup gönderirdim.
§
Gam-ı fürkat bana vuslatda şâdân olmadan yegdür
Ki zîrâ ehl-i ışka girye handân olmadan yegdür
Ravzî
= Benim için ayrılık derdi, kavuşma mutluluğundan daha iyidir, Çünkü aşk ehline ağlamak, gülmekten daha iyidir.
§
Ayîne vivün destine ol şûh-ı cihanım
Görsün hele bir kerre ne âfet var içinde
Kami
= O cihan güzelinin eline bir ayna verin, Görsün hele bir kere, ne afet var içinde.
§
Tutuşup ışk ile oldum eşk-i bı-pâyâna gark
Kim görüpdür bahr-ı bi-pâyân içinde yana gark
Edirneli Kara FazlıFazlı
= Aşk ile tutuşup, sonsuz gözyaşlarına boğuldum, Sonsuz bir deniz içine batıp da, yanam kim görmüştür?
§
Gerekmez cân kim aşkın yeter dil mülküne sultân
İki şeh bir vilâyetde mücerred kuru gavgâdır
Hayâli Bey
= Gönül ülkesine sultan olarak aşkın yeter, can gerekmez. Bir ülkede iki sultan olursa orada kavga olur.
§
Kalmışam zindân-ı cism içre bugün tenhâ garib
Bu kafeste ruz u şeb zâr olmuşum Yârab meded
Niyâzî-i Mısrî
= Beden zindanı içinde, bugün yalnız ve garip kalmışım, Bu kafeste gece gündüz ağkyorum, Allah’ım yardım et.
§
Biricik söyle aman nâz ile öldürme beni
Ben senin şîve-i güftârına kurbân olayım
Nedîm
= Biricik sevgilim söyle, beni naz ile öldürme; Ben senin sözünün nazma kurban olayım.
§
Her nıre varsam yakar bu cânımı aşk ateşi
Yana yana küllı pür-nâr olmuşum Yâ Rab meded
Niyâzî-i Mısrî
= Her nereye varsam, bu aşk ateşi canımı yakar, Yana yana her yanım ateşle doldu, Allah’ım yardım et.
§
Kapunda serverâ ednâdan ednâ bir gedâ olmak
Mehabetle Kırım iklimine hân olmadan yegdür
Ravzî
= Ey sultanım, senin kapında alçaktan alçak bir köle olmak, Kırım ülkesine, heybetle Hân olmaktan daha iyidir.
§
Kim beni yıkdıysa ben ta ’mîre sa ’y itdüm anı
Zâr u zâr oldum dil-âzâr olmadım olmam yine
Muvakkit-zâde Muhammed Pertev
= Kim beni yıktıysa, ben onu tamir etmeye çalıştım, Ağlayıp inledim, gönül kırmadım, kırmam yine.
§
Değme bir şâh-ı cihârıurı başı irmez pâyine
Nerdübân-ı kasr-ı yâre nüh felek bir pâyedür
Ravzî
= Öyle her cihan sultanının başı, senin ayağına ulaşamaz, Dokuz felek, sevgilinin sarayının merdiveninde bir basamaktır.
§
Cânâneye vasi olmadın ayırdı dirîğâ
Bilmem ne verüpdür k’alımaz bana bufürkat
Vusûlî
= Yazık ki, daha sevgiliye kavuşmadan ayırdı; Bu ayrılığın benimle ne alıp veremediği var, bilmiyorum?
§
Sen de bir sen gibi bî-merhamet âfet bulasın
Bana rahm eyledigün mertebe rahmet bulasın
Muvakkit-zâde Muhammed Pertev
= Sen de, senin gibi merhametsiz bir afet bulasın, Bana acıdığın kadar, ondan merhamet bulasın.
§
Her-dem a ’dâ vil ehibbâdarı çeker bin dürlü derd
Derd ıçün halk oldı benzer dostlar dünyâda dil
Edirneli Kara FazlıFazlî
= Devamlı olarak dost ve düşmanlardan bin türlü dert çeker, Bu gönül, sanki dünyada dert için yaratddı.
§
Deryâ-yı fikre düşme gönül bir kenâra gel
Çün başa her ne yazsa gelür kâtib-i ezel
Kadri
= Ey gönül, fikir denizine düşme, kıyıya gel, Çünkü ezel kâtibi ne yazmışsa başa gelir.
§
Terk-i âlâyiş gerekdür bu tarîk-ı aşkda
Sa ‘b meslekdür sebük-bâr olmayanlar gelinesim
Beyânı
= Bu aşk yolunda, başka şeylerden ilgiyi kesmek gerekir, Zor meslektir, yükü hafif olmayan bizimle yola çıkma sm.
§
Çeker teşbihle her dâneyi kendüye şeyh-i asr
Velî ehl-i recâya zerrece himmet nedür bilmez
Şeyhülislâm Muhammed Şerif
= Zamanımızın şeyhi, her taneyi teşbihle kendine çeker, Ancak, kendine yalvaranlara zerrece yardım nedir bilmez.
§
Bildim mı bu âlemde cânâ neye aşk olsun
Uşşâka vefâ eyler cânâneye aşk olsım
Şem’i
= Ey sevgili, bildin mi bu dünyada neye aşk olsun? Aşıklara vefa eyleyen sevgililere aşk olsun !!!
§
Ne gam ger vasl-ı yâr için çekem rene
Kışı kim rene çekmez bula mı gene
Hayâli Bey
= Sevgihye kavuşmak için zahmet çeksem dert değil. Kişi hazine bulduğunda sıkıntı çekmez mi?
§
Cefâ vü çevrini çekmek neyidi âlemde
Sonunda mihr ü vefâsı olaydı her hûbun
Ümîdî
= Eğer sonunda sevgi ve vefaları olsaydı, Güzellerin cefa ve eziyetim çekmekten kolay ne vardı?
§
Servün sala özge gışiye sâye reva mı
Gün ki geçe sinsüz ömüre saya revâ mı
Kadı Burhaneddin
= Selvi boyunun başka kişiye gölge salması reva mı? Sensiz geçen günlerin ömüre sayılması reva mı?
§
Ben sana yüz kez dımekle kılmadım bir kez vefa
Sen bana bir demeden bin kez fıdâ oldum sana
Muhyî
= Ben sana yüz kere dedim, ama sen bana bir kere vefa etmedin, Sen bana bir kez bile demeden, ben sana bin kere feda oldum.
§
Cihân mülkinde devlet sürmek istersen emîrâne
Ferâgat külçesinde şâh olup tâc u kabadan geç
Vusûlî
= Dünya yurdunda beyler gibi hüküm sürmek istersen, Tacı ve tahtı bırakarak, feragat köşesinde sultan ol.
§
Kâyinâtun san ’at-ı cehlinde kâmil olmazın
Hemdem-i ehl-i hevâyâr-ı erâzıl olamazın
Taşlıcalı Yahyâ Bey
= Biz kâinatın cahillik sanatında usta olmayız, Hevesine uyanların arkadaşı, rezillerle de dost olmayız.
§
Bir iki gün çekersin rüzgârım şiddetin ammâ
Bu deryâ-yı mahabbetde selâmet el verür bir gün
Beyânî
= Fırtınanın şiddetim bir iki gün çekersin amma, Bu sevgi denizinde, bir gün selamet el verir sana.
§
Nüsha-i aşkım yazup başlımda, hıfz etsem id ola
Eyleyen oldur beni cânâ belâlardan emîn Beyânî
= Aşkının muskasını yazıp, başımda saklasam ne olur? Ey sevgili, beni belalardan koruyan odur.
Kısmet oldukda ezelde cümle-i ervaha aşk
Kim kime oldıysa âşık ben sana oldun sana
Muhyî
= Ezel gününde, bütün ruhlara aşk kısmet olduğunda, Kim kime âşık oldu bilmem ama, ben sana aşık oldum.
§
Dâne toprak içre şiddet çektıgiyçin nice gün
Baş çekip hırmenlenir ârâyiş-i bustân olur
Fuzûlî
= Tohum, toprak içinde günlerce sıkıntı çeker, Sonra yeşerip bahçenin süsü olur.
§
Cân ü tenden geçmeyen aşkın libâsın giymesin
Giymeye hâcî olan ihramı esvâb üstüne
Ahmed Paşa
= Can ve teninden geçmeyen, aşk elbisesini giymesin, Hacı olan kişi, ihramı elbise üstüne giymez.
§
Bir har âbı niceler çalıştı ma’mur etmeğe
Bir yanın ta’mir ederken bir yanı oldu harâb
Niyâzî Mısrî
= Bu harap dünyayı, niceleri mamur etmeye çahştı, Ama bir yanım tamir ederken bir yam harap oldu.
§
Nıçün ey tîr-i gam dil tıflınun gönlüne tokundun
Günâhı neydi kim kanına gırdün sen bu ma ‘sumun
Behiştî
= Ey gam oku, neden gönül çocuğunun gönlüne dokundun, Bu masumun günahı neydi ki, kanına girdin?
§
Dest-i cevr ile berıüm boynum burup kâkül gibi
Kamıma girdim be-hey zâlim helak itdün beni
Taşlıcalı Yahyâ Bey
= Ey zalim sevgüi, kanıma girdin ve beni helâk ettin, Eziyet eliyle; boynumu, saçlarm gibi büklüm büklüm ettin.
§
Herkes ihsânun görüp mesrûr u dil-şâd oldılar
Künc-i gamda ben kalam lâyık mıdur zâr u hazîn
Beyânî
= Herkes senden bir iyüik görüp, mutlu olup sevindiler. Gam köşesinde, hüzünle ağlayan bir ben kalam, layık mıdır?
§
Muhtâc-ı gedâ olduğu erbâb-ı gınânun idrâk olınur lîk biraz dikkate muhtâc
Yenişehirli Avnî Bey
= Zengin kişilerin, kölelere muhtaç olduğu, Eğer biraz düşünülecek olsa anlaşılır.
§
Çünki ahkâm-ı kader kâbil-i tagyîr olmaz
Hükm-i takdire tevekkül gibi tedbir olmaz
Yenişehirli Avnî Bey
= Kaderin kararlarının değiştirilmesi mümkün değüdir, Allahın takdirine rıza göstermek gibi tedbir olmaz.
§
Bîmâr olursam derman idersın
Abâd olursam vîrân ıdersin
Ağlar görüp güldürmezsin ammâ
Handân olursam giryân ıdersin
Pertev
= Hasta olursam derman edersin, Mamur olursam viran edersin, Ağlarken görüp güldürmezsin amma, Gülerken görünce, ağlatırsm.
§
Esîr-i fürkatüz itdük visâl-i yâra heves
Garık-i bahr-i gamuz eyledük kenâra heves
Kâtib-Zâde Sâkıb
= Ayrılığın esiriyiz, sevgiliye kavuşmaya heves ettik, Gam denizinde boğulduk, sahile heves ettik.
§
Lıbâs-ı ışkı ben geydüm anım hâlini benden sor
Bir âteş-pirehendür anı başından geçenden sor
Edirneli Kara Fazlı
= Aşk elbisesini ben giydim, onun halini benden Sor, Ateşten bir gömlektir, onu başmdan geçenden sor.
§
Her kimi kim derd-i ışka mübtelâ kıldı
Hudâ ni’met-i uzmâyı ihsan eylemışdir bil ana
Kuddûsî
= Allah, kimi aşk derdine müptela eylemişse, Bil ki, ona büyük bir nimet ihsan eylemiştir.
§
Dil hâne sini yıkdı dönüp yüzüme güldi
Ya ‘nî ki teselliler edüp etdı meremmet
Vusûlî
= Gönül evini yıktı, bir de dönüp yüzüme güldü; Yani, teselli ederek küçük bir tamiratta bulundu.
§
Didiler giderek ol çevri çok dil-ber cefâ itmez
Cefâya sabr iderdüm korkarın ömrüm vefâ itmez
Mostarlı Ziyâî
= Dediler ki, zamanla o eziyeti çok sevgili cefasını azaltır, Eziyetlerine sabrederim, ama korkarım buna ömrüm yetmez.
§
Dil-ı âşık gelir cûş u huni ş a sanki deryâdır
Seyâhat eyleyen bahr-ı elemde fülk-i sevdadır
Fâzıl
= Aşıkların gönlü coşup taşar, sanki bir deryadır, Dert denizinde seyahat eyleyen, sevda kayığıdır.
§
Sekiz cennet cemâli gülşeninde bir gül-i zîbâ
Tokuz eflâk kadr-i rif at-ı dildâra. Bir pâye
Taşlıcalı Yahyâ Bey
= Sekiz cennet, Sevgilinin güzellik bahçesinde ancak bir güldür. Dokuz kat gök ise, Sevgilinin güzellik derecesine bir basamaktır.
§
Nâr-ı mahabbetine düşdüm bir âfıtâbun
Gerçi sovukluk eyler ammâ ol od soyınmaz
Mostarlı Ziyâî
= Bir güneşin sevgi ateşine düştüm, Bana soğukluk eder, ama o ateş sönmez.
§
Sanma çevrimden kaçup dil sevmeden bî-zâr olur
Her ne mikdâr olsa çevrim aşktım ol mikdâr olur
Mostarlı Ziyâî
= Gönül; eziyetlerinden kaçıp, sevmekten usanır zannetme, Eziyetlerin ne kadar çok olursa, aşkım da o miktar olur.
§
Bu gıce umaram ki görem düşde yüzüni
Düşde görürem bu düşi ger hâb olur ise
Kadı Burhaneddin
= Bu gece rüyamda, senin yüzünü görmeyi umut ediyorum, Eğer uyuyabilirsem, bu rüyayı ancak rüyamda görürüm.
§
Cihan ki nehr-ıfenâ üzre cisr-i fânîdür
Gelen o pûldan ıder âlem-i cezaya mürûr
Yenişehirli Avnî Bey
= Bu dünya, yokluk nehri ürerine kurulu bir yokluk köprüsüdür, Dünyaya gelen, o köprüden ahiret alemine geçer gider.
§
Tayanma eşk-i mazlûmân ile cem ıtdügün mâla
Esâs âb üzre oldukça binâsı pâydâr olmaz
Kâtib-Zâde Sâkıb
= Mazlumların gözyaşıyla topladığın mala güvenme, Temel su üstünde olursa, binası ayakta kalmaz.
§
Bezlim evvel bahârın kûıha sor kâmıma sor
Mâl-ı dünyâdan ne alıp gitdiğın kânına sor
Hayâli Bey
= Baharm bolluğunu önce dağa, sonra bozkıra sor, Dünya malından ne abp gittiğim Kârun’a sor.
§
Bulunmaz her bahirde gevher-i ışk
Konılmaz her ser üzre efser-i ışk
Fasih
= Her denizde aşk cevheri bulunmaz, Her başm üstüne aşk tacı konulmaz.
§
Nedir ey çarh-ı zâlim yârı yârından cîıda kılmak
Murad ehlin esiyr-ı dâm-ı biydâd-ı belâ kılmak
= Çü lâzımdır sana kılmak cüda her yân yârmdanÇekip zahmet ne lâzım birbiriyle âşinâ kılmak
§
Aks-ı mâh-ı nev degüldür döymeyüp ey meh-likâ
Fürkat-i ebrûrıla kendim suya atmış dur hilâl
Emri
= Ey ay yüzlü, suda gördüğün hilalin yansıması değildir, Kaşlarının ayrılığıyla, hilal kendim suya atmıştır.
§
San ol şahs-ı beyâbânem ki kaldum zulmet-i şebde
Yağar yağmur eser yel her tarafdan berk ur ur şimşek
Behiştî
= Çöldeki adam gibiyim (Mecnûn) , gecenin karanlığında kaldım, Yağar yağmur, her taraftan rüzgâr eser, şimşekler çakar.
§
Helak olur ol âfet haste oldugına agyârun
Velî şefkat göziyle bir nazar itmez biz ölürsek
Behiştî
= O afet sevgili, başkasının hastalanmasına çok üzülür, Ama biz ölsek de, şefkat gözüyle bir kere bile bakmaz.
§
Terk-i serdir müddea meydârı-ı aşk içre bana
Gitse başım dönmezem bu müddeâdan dönmezem
Fuzûlî
= Benim davam; aşk meydanı içinde baş vermektir, Başım gitse bile, bu davadan asla dönmem.
§
Yhızın göreli gitmeyi s er yaş gözümden
Lâ-büd güneşe kim ki baha gözı ola yaş
Hoca Mes’ud
= Senin yüzünü göreli, gözlerimden yaş gitmiyor, Şüphesiz güneşe kim bakarsa gözleri yaşarır.
§
Dîdâr-ı yâre dîde tahammül ider degül
Ger sözüme inanmazisen âftâba bak
Behiştî
= Sevgilinin yüzüne bakmaya gözler dayanamaz, Eğer sözüme inanmazsan güneşe bak.
§
Ey ışka düşdiler diyü uşşâka ta ‘n iden
Biz kendümüz bu âteşe bîhûde atmaduk
Behiştî
= Ey aşka düştüler diye aşıkları ayıplayanlar! Biz kendimizi bu ateşe boşu boşuna atmadık.
§
Kaba giysim diyen bana gözüm yaşına bakmaz mı
Kişi deryaya düşse yeg degül mi ana uryânlık
Behiştî
= Bana elbise giysin diyenler, gözlerimin yaşma bakmaz mı? İnsan denize düştüğü zaman, çıplak olması daha iyi değil mi?
§
Hasret-i çeşminle ben hâk-i siyâh olsam dahi
Baht ahir sürme-ı çeşm-ı gazal eyler beni
Nedîm
= Sevgilinin gözünün hasretiyle kara toprak olsam bile; Kader, sonunda beni sevgilinin ceylan gözüne sürme eyler.
§
Nice alam murâdum senden ey nâzük-beden ben kim
Visâlün fethin itmekden kolaydım bir hisar almak
Behiştî
= Ey nazik bedenli sevgili, senden muradımı nasd alayım? Çünkü bir kale fethetmek, sana ulaşmaktan daha kolaydır.
§
Hayfkim taksîm-ı der d ettıkde kassâm-ı kazâ
Tîr-i gamzen düşdü sehm-ı âşık-ı efkendeye
Nedim
= Yazık ki kaza taksimcisi, derdi parçalara ayırdığı zaman; Düşkün âşığın hissesine, gamze bakışının oku düştü.
§
Ey ecel alma bngün canını ben bîmârun
Bir ıkı gün çekeyin bâr-ı cefâsın yârım
Taşlıcalı Yahyâ Bey
= Ey ecel! Ben hastanın canım bugün alma ki; Sevgilinin cefa yükünü bir iki gün daha çekeyim.
§
Dür iken böyle yakar ol yüzi hûrşîd beni
Pertev-i vaslına ırsem nice olur hâl aceb
Yakînî
= O yüzü göneş sevgili, uzak iken büe böyle yakar beni, Onun kavuşma ışığına ulaşsam, acaba halim ne olur?
§
Bize meyi itmese tan mı o meh-rû
Olur çim kim çırak dibi karamı
Taşlıcalı Yahyâ Bey
= O ay yüzle sevgili bize bakmasa şaşıhr mı? Çünkü mum dibini aydınlatmaz !
§
Hayfdur kim çeşmüme toprak koya bâd-ı ecel
Niçe kez görmüşken ol yârım cemâl-ı hürremın
Tâcî-zâde Ca’fer Çelebi
= O sevgilinin gülen yüzünü çok kez görmüşüm, Ecel rüzgarı gördüğüm gözlerime toprak koysa, yazık değil mi, ?
§
Hâne-i cânuma mıhr-i güneşi girmek içün
Sâni-i kudret iki gözlerüm câm ıtdi
Taşlıcalı Yahyâ Bey
= Sevgilinin aşkının güneşi, can evime girsin diye, Kudret sahibi Allah, iki gözümü pencere yapmıştır.
§
Kapuna yüz sürdügirıce dil döker hûn-ı ciğer
Bâde eğlenmez içinde şişe olsa ser-nigün
Tâcî-zâde Ca’fer Çelebi
= Kapına yüz sürdükçe, gönlüm ciğer kam döker, Çünkü, şişe baş aşağı olursa içinde bâde durmaz.
§
Dîdâr-ı yâra hasret olur sanma âşıkı
Her kanda ise anı görür ayn-ı cân ile
Taşlıcalı Yahyâ Bey
= Aşıklar sevgilinin yüzüne hasret olur sanma, Her nerede olursa olsun, onun yüzünü can gözü ile görürler.
§
Ab-ı hayvan olsa da vasilin getürmen gönlüme
Hayli demdür şîşe-ı hatırda vardur inkisar
Şeyhülislâm Yahyâ
= Sana kavuşmak ölümsüzlük suyu bile olsa, gönlüme getirmem, Çünkü hayli zamandır gönül şişem kırıktır, orda durmaz.
§
Gam mektebinde kaddını yâd eyle sem n’ola
Ey serv çün elifdür okumağa ıbtıdâ
Emri
= Gam mektebinde boyunu hatırlasam ne olur? Ey selvi boylu sevgili, çünkü okumaya elif harfinden başlanır.
§
Pertev-i husn-i cemâlin saye salmış âleme
Çek nikâhın olmasın gel mâh-ı tâbânın telef
Şevkî İbrahim Efendi
= Yüzünün güzelliğinin ışığım aleme gölge salmış, Yüzünü ört, o parlayan ayı telef etme.
§
Bâzârı sîm il zerle olur sûk-ı vuslatım
Bîhûde eşk il dâğunı hûbâna itme arz
Vahyi
= Sevgiliye kavuşma çarşısının akşverişi, altm ve gümüşle olur, Boşuna gözyaşı ve yaralarım sevgiliye gösterme.
§
Mümkin mı inç gayrıya aldurma gönlümi
Sen nâzenîn gibi var iken dil-sitânımuz
Feyzi
= Senin gibi nazb bir sevgilimiz var iken, Gönlümüzü başka birinin alması hiç mümkün
§
Sen gül gibi her lahza gülistan arasında
Bülbül bıgı ben âh ile efgân arasında
Sevdâyî
= Sen gül gibi her an gül bahçesinde, Ben ise, bülbül gibi âh üe feryatlar arasında.
§
Bilmek istersen eğer meslek-i dervişânı
Sevenin bendesiyiz, sevmeyenin sultânı
Lâ-edri
= Eğer dervişlerin mesleğini bilmek istersen, Bizi sevenin kölesiyiz, sevmeyenin sultam!
§
Zebân-ı halkda âvâze sâzdur sühanı
Hamûş iken yine ehl-i sühan kitâb gibi
Şeyhülislâm Muhammed
Şerif
= Söz ehli, kitap gibi sessiz olsa da, Sözleri, halkın dilinde yüksek sesle söylenir.
§
Çiln şehîd olub düşem toprağa râh-ı yârda
Yunmadan defn eylemiz benden gubârı gitmesün
Tâcî-zâde Ca’fer Çelebi
= Sevgilinin yolunda şehit olup, toprağa düşersem, Yıkamadan defnedin, o yolun tozu üzerimden Gitmesin.
§
Dil-ı uşşâkı nâr-ı aşkile kâbıl degül tahvîf
Ki sûz-ı şu ’leden pervâne-i sûzâna pervâ ne
= Aşıkların gönlünü aşk ateşi ile korkutmak mümkün değil. Ateşin sıcaklığından, yanmış pervaneye korku yoktur.
§
Feyzi
San ’at-ı ışkım egerçi öni âsân görinür
Som müşkildür ana urma dilâ gel sen dest
Muhibbi
= Aşk sanatının öncesi kolay görünse de, Gerçekte sonu zordur, gel ona el sürme.
§
Cevr itme bana sen de seversin birin sakın
Bugün n ’ola banayise yarın sana
Behiştî
= Sakın bana eziyet etme, sende birini seversin, Bugün bana ne olduysa yarın sana olur.
§
Vaslım dilersin çim dedin lûtf edeyin olsun dedin
Yarın dedin bir gün dedin ferdalara saldın beni
Bâkî
= Madem kavuşmayı diliyorsun, lütfedeyim olsun dedin. Yarın dedin, bir gün dedin, yarınlara saldm beni!
§
Hâl-ı âlem ezelî böyle perîşân ancak
Kimi handân kimi giryân kimi nalân ancak
Bâkî
= Dünyanın hali ezelden beri böyle perişandır, Kimi güler, kimi ağlar, kimi de inlemektedir.
§
Ey dil vücûduna irişüp sarsar-ı ecel
Bir gün ola ki çeşm-i cihan görmeye iozun
Taşlıcalı Yahyâ Bey
= Ey gönül! Bir gün olur ecel rüzgân vücuduna erişir. Cihanın gözü, senin bir tozunu dahi göremez.
§
Büyük korkum firâknn dandur kim dâr-ı dünyâda
Buluşmaz cân dâhi bir kez bedenen kim ola aynı
Taci-zade Cafer Çelebi
= Bu dünya evindeki en büyük korkum senin ayrılığındır, Çünkü bir can bedenden ayrılınca bir daha buluşmaz.
§
Ruhlerin teşbih edersem nola cennet bâğına
Eksik olmaz tâze şeftalisi anın yaz ü kış
Bâkî
= Yanaklarım cennet bahçesine benzetsem ne olur? Çünkü onun yaz kış şeftalisi eksik olmaz.
§
Sinemde aşkını tutalım etmişim nihân
Ammâ ki kande saklayam âh-ı hasreti
Nedîm
= Farzedelim aşkım sinemde gizlemişim, Ama hasret ahlarım nerde saklayayım?
§
Hasretinle ben dahi hâk-i sıyâh olsam nola
Baht âhir sürme-ı çeşm-ı gazâl eyler beni
Nedim
= Hasretinle kara toprak olsam ne olur ki? Bahtım sonunda beni bir ahunun gözüne sürme eyler.
§
Mu ’allım gerçi çok ta ’lîm-i ders ıtdi bana ammâ
Hurûf-ı ayn u şîn ü kâfhemân ezberde kalmış dur
Sutûr
= Öğretmen bana çok ders öğretti ama Akdda kalan; ayn, sin ve kaf (a-ş-k) harfleridir.
§
Ömrüm oldukça güzel sevmeyeyin dirdüm lîk
Nideyin bu dil-i şeydâ beni yalan ıtdı
Bâkî
= Ömrüm oldukça güzel sevmeyeyim diyordum, Ama ne yapayım, bu çügın gönül beni yalancı çıkardı,
§
Bir dem muradım üstüne devr eylemez felek
Ab isterem serâb-ı âdemden nişân verir
Nefî
= Bu felek bir kere olsun istediğim gibi dönmez, Su isterim, bana yokluk serabını gösterir.
§
Îki dillidür kalem eyler lyân dil razını
Kim dimi fer küllü sırrın câveze ’l-isneynı sâ
Sehâbî
= Kalem iki dillidir, gönül sırrım belli eder, Çünkü Bir sır ikinci kişiye geçerse yaydır demişler.
§
Fürkatünde tan mı şeftâlü dilerse cân u dil
Mîve-ı bî-vakt iderler ârzu bîmârlar
Bâkî
= Can ve gönül, ayubğmda şeftab yanaklarım istese şaşıbr mı? Çünkü hasta olanlar vakitsiz meyve arzu ederler.
§
Irtifâ-i kadr için lâzım tevâzu âdeme
Şemsi gör kim sayesin salmış ayaklar altına
Fahr
= İtibar kazanmak için adama alçak gönüllülük gerekir, Güneşi görmezmisin, gölgesini ayaklar altma salmış.
§
Kim ki bilmez özıni bilmeye hergiz sözini
Kendözin anlamayan bilmedi bu kâr nedür
Nesîmî
= Kendi özünü bilmeyen kişi, sözünü de bilmez. Kendinden haberi olmayan, aşk işinin ne olduğunu bilmez.
§
Bu nüh dolabı gerdan eyleyen seyl-âb-ı eşkümdür
Yaştım ser-çeşmesinden bahs ıdermes macera artar
Bâkî
= Bu dokuz kat feleği döndüren gözyaşlarımın selidir, Gözyaşı pınarımdan söz edecek olursam, bu macera bitmez.
§
Billâh ne saht âteş imişsin gönül meğer
Gark oldun eşk-i hûna söyünmezmisin dahi
Nedim
= Ey gönül, meğer sen ne şiddetli bir ateş imişsin! Kaıüı gözyaşlarına boğuldun, halen daha sönmez misin?
§
Başka bir zevk u safâdur yâr derdi âşıka
Akil olan derd-i ışk-ı yâre dermân istemez
Süheylî
= Aşık olana, yâr derdi bir başka zevk ve eğlencedir, Akk olan, sevgilinin aşk derdine derman istemez.
§
Bir nim neşve say bu cihânın bahârını
Bir sâgar-ı keşideye tut lâlezârını
Nedim
= Bu dünyanın baharım bir yanın sarhoşluk say, Lale bahçesini ise, içilmiş bir kadeh farzet.
§
Vardır huzûra söyleyecek bir sözüm anı
A’dâ kaçan uyur o zaman söylerim sana
Nedim
= Ey sevgili, elbet huzurunda söyleyecek bir sözüm vardır, Düşmanlarım uyuduğu zaman onu söylerim sana.
§
Çünki bülbülsün gönül bir gülistan lâzım sana
Çünlci dil koymuşlar adın dıl-sıtan lâzım sana
Nedîm
= Ey gönül, madem bülbülsün sana bir gülbahçesi lazım, Madem adım gönül koymuşlar, sana bir gönül alıcı lazım.
§
Kanâ’at eyleyüb bî-ımtınânsız şûrbe-i bulgur
Kibârun sofrasından hor-ı ıhsân olmadan yegdür
Sutûrî
= Kimseye minnet etmeden, kanaat edilen bulgur çorbası, Büyüklerin sofrasında hor görülmekten daha iyidir.
§
Derdüme ilâcı sordum râst cevâb oldu tabîb
Derd-i aşka yine âhir der d olur sıhhat sana
Sutûrî
= Hekimden aşk derdime ilaç sordum, doğrusu şudur dedi; Aşk derdine, sonunda sıhhat verecek olan yine derttir.
§
Çarh-ı gaddarda vefâ neyler
Kâse-i ser-nıgûnda mâ neyler
Bâkî
= Zalim felekte vefa ne arar, Ters dönmüş kadehte su durur mu?
§
İtme ey gül-bün nihâlüm eşk-ı çeşmüm pây-mâl
Aftâb-ı âlem-ârâ yivde kor mı şeb-nemi
Malatyalı Şehrî
= Ey gülbahçesinin ağacı, gözyaşlarımı ayaklar altma alma, Çünkü, âlemi süsleyen güneş çiğ damlasını yerde bırakır mı?
§
Ah u nâle çekmeden bir lahza hâlî olmadım
Bir bî-vefâ yârim mı var
Sutûrî
= Ey gönül, ah edip inlemekten bir an kurtulamadm, Yoksa dünya gibi vefasız bir yârin mi var?
§
Ecel derbendine tenhâ gidersin yalımız bir gün
Ne râh-ı bü ’l-acebdür kim kuş uçmaz kârbân
Gitmez Süheylî
= Bir gün ecel geçidine yalnız gideceksin, Ne şaşüacak yoldur ki, kuş uçmaz kervan
Geçmez.
§
Bundan ziyâde âşık ferhunde-fâl olur mı
Rûz-ı ezelde kur ’a. Nakş-ı nigâre düşmüş
Bâkî
= Ezel gününde çeldlen kura, sevgilinin yüzüne isabet etti, Aşık için bundan daha büyük mutluluk olur mu?
§
Ehl-i dil derd-ü gamım ni ’metine müstağrak
Dizidirler keremin hânına mıhmân saf saf
Bâkî
= Gönül ehli âşıklar, senin gam ve dert nimetine boğulmuşlar, Misafirler, senin bu cömertliğinin sofrasma saf saf dizilirler.
§
Cevr ü cefânı çekmeğe sevdi gönül sem
Der d ü belâya geldim efendi cıhâne ben
Bâkî
= Bu gönlüm, keder ve eziyetlerim çekmek için seni sevdi, Ey efendi, bu dünyaya ben dert ve bela çekmeye geldim.
§
Leşger-i eşk-ı fırâvan ile ceng itmek içtin
Gönderür mevclerin lücce-i umman saf saf
= Çok sayıdaki gözyaşı askerlerimle savaşmak için, Deniz, saf saf dalgalarım göndermektedir.
§
Hamr-ı ışkım cür‘ası Ferhâd’ı mecnûn eyledi
Var kıyâs eyle ki içdüm anı müdre müdre ben
Behiştî
= Aşk şarabının bir yudumu Ferhad’ı mecnun eyledi,
Ben onu kadeh kadeh içtim, vann kıyas eyleyin.
§
Ne kan agladugum ışkımla giryân olmayan bilmez
Nedendür nâlemüz derdünle nâlân olmayan bilmez
Yakînî
= Nasıl kan ağladığımı, aşkınla ağlamayan bilmez, İnlememiz nedendir, derdinle inlemeyen bilmez.
§
Aynüme sensüz tiken oldı cihan
Kandesen ey taze gül-istanumuz
Nesîmî
= Sensiz cihan gözüme diken göründü, Ey taze gülbahçemiz, nerdesin?
§
Gül-istânın güli sensüz tilcendür
Bana cân sensüz ey cânân gerekmez
Nesîmî
= Gülbahçesinin gülü, sensiz bana dikendir, Ey sevgili; bana sensiz cân gerekmez.
§
Sorma kim ışkın derdine dermân tabîb-i âma sen
Yâra sor kim âşıkın derdine ol dermân ider
Nesîmî
= Öyle sıradan hekimlere aşk derdi için derman sorma, Sevgiliye sor, çünkü aşıkın derdine ancak o derman eder.
§
Erbab-ı fazl ü marifet olmazdı muteber
Herkes cihanda olsa eğer sahib-i hüner
Sâmih
= Eğer, dünyadaki herkes hüner sahibi olsaydı, Marifet ve fazilet sahibi kişüer itibar görmezdi.
§
Ma ’nîde getîirmişler kardaşdan yâr yigrekdür
Oğuldan dahi tatlu eğer togrı yânsa
Yûnus Emre
= Yâr, kardeşten daha iyidir diye söz vardır, Eğer doğru yâr ise, oğuldan bile tathdır.
§
Gözyaşına, tayanma sen arz-ı hâl it ey dil
Akıl olan kimesne hergiz suya tayanmaz
Münîrî
= Ey gönül, gözyaşlarına güvenme, git halini anlat, Akıllı olan kişi, asla suya dayanmaz/güvenmez.
§
Bâğ-ı cennettir yüzün etrafı pürdür mîveden
Nola bir şeftalicik versen sehâlar vaktidir
Hayâli Bey
= Yüzün cennet bağıdır, etrafı (yanakların) meyvelerle doludur, Bir şeftalicik versen ne olur ki, cömertlik zamamdır.
§
Gün yüzün gördükçe yârün şavkı artar gönlümün
Mihrden meşkûrdur bu mâh ider mır iktibâs
Semâî
= Sevgilinin güneş yüzünü gördükçe, gönlümün ışığı artar, Meşhurdur ki, ay nurunu güneşten ahr.
§
Kâgıd alsam destüme vasfı ruhim yazmagiçün
Ateş-ı şevkumla cânâ defter ü dîvân yanar
Ravzi
= Senin yanağının güzelliğini yazmak için elime kalem alsam, Ey sevgili, arzumun ateşiyle defter ve divan yanar.
§
Her mehi gördükde nakd-ı eşküm hare eyleyüp
Müşteri olma metâ-ı vasla kim hicrânı var
Yakînî
= Her gördüğün ay gibi güzele, gözyaşı dökerek talip olma, Çünkü, kavuşma işinin sonunda ayrılığı vardır.
§
Verdim âteş dillere sûz-i dil-i âvâreden
Eyledim icâd bin yangın bir âteş-pâreden
Muallim Nâci
= Avare gönlümün ateşinden, diğer gönüllere ateş verdim, Bir ateş parçasmdan, bin yangın icat eyledim.
§
Yeniden cân bnlup âlem açıldı gönli dünyâmın
Hazânı nev-bahâr oldı cihân döndı gülistana
Kamîl
= Alem yemden can buldu, dünyanın gönlü açüdı, Hazan mevsimi ilkbahar oldu, dünya
Gülbahçesine döndü.
§
Şöyle yanmış dur tenüm tâb-ı teb-i hecründe kim
Nabzıma yapışsa Lokmân ey tabîb-ı cân yanar
Ravzî
= Senin ayrdığının hararetiyle bedenim öylesine yanmıştır ki, Ey can tabibi sevgili, nabzımı tutsa Lokman Hekim yanar.
§
Ey dil-ber-i dil-dârum sensen ebedî vârum
V’ey yâr-i vefâ-kârum dîdâruna müştakam
Nesîmî
= Ey gönül alan sevgilim, ebedi varım sensin, Ve ey vefalı yârim, yüzünü göresim geldi.
§
Nev-bahâr iriş di yine geldi seyrân günleıi
Vuslat eyyâmı yetışdı geçdi hicran günleri
Revânî
= İlkbahar erişdi, yine geldi seyran günleri, Vuslat zamam yetişti, geçti hicran günleri.
§
Bana bir tenhâca yir olsafirâvân aglasam
Eyle kim yaşum kurısa kalmasa kan aglasam
Emrî
= Bana bir tenhaca yer olsa, sürekli ağlasam, Ta ki, gözyaşlarını kuruyana kadar, sonra kan ağlasam.
§
Sınık ganatlı guş kimi hiç yana getmezem
Taş yağsa başa beklemişem yâr gapısın
Salehî
= Kınk kanatlı kuş gibi hiçbir yere gitmem, Başıma taş yağsa da, yâr kapısında beklerim.
§
Elbette olur pâ-zede-i ceyş-i zemistân
Bu revnak u fer bâga da ezhâra da kalmaz
Vâl
= Yeryüzünün coşkusu elbette ayaklar altma alınır, Bu güzellik ve süs, bağa da çiçeklere de kalmaz.
§
Dil-berân seyr-i gülistan eylesün nev-rûzdur
Aşıkân süz ile efgân eylesün nev-nızdur
Şehrî
= Güzeller, gülbahçesinde dolaşsm nevruz zamamdır, Aşıklar ise yanıp inlesinler, nevruz zamamdır.
§
Ne gamzeden ne gam-ı yâr-ı pür-cefâdandır
Bizim şikâyetimiz baht-ı bî-vefâdandır
Nâ’ilî-i Kadîm
= Ne bakışlardan, ne de sevgilinin cefâ dolu gamındandır, Bizim şikâyetimiz; vefasız bahtımızdan dolayıdır,
§
Gussamım kıssaların nıçe ki yazmak dılerem
Kanin yaşı varak üstıne dökilür kalemim
Münîrî
= Derdimin hikâyelerim yazmak istediğimde, Kalemin kardı yaşlan kâğıt üzerine dökülür.
§
Firkatimde gözlerüm yaş ile gamgîn olmasa
Ateş-i ahumla ey dil-ber yakardım âlemi
Revânî
= Ayrılığında, gözlerim yaş ile gamlı olmasa, Ey sevgili, ahimin ateşiyle alemi yakardım.
§
Kalmışam bî-kes ü bî-yâr ki yokdur hergiz
Togrılup bana gelür tir-i belâdan gayrı
Selîkî
= Öylesine kimsesiz ve yârsız kalmışım ki, Belâ oklarından başka bana doğru gelen hiç
Kimsem yok.
§
Hûblulcda olmaya hîç sen melek-sîmâ gibi
Işkda bulınmaya ben âşık-ı şeydâ gibi
Selîkî
= Güzellikte sen melek yüzlü gibi hiç kimse yoktur. Aşıldıkta da, ben çılgın âşık gibi biri bulunmaz.
§
İn dem ki zi şairi eser nîst
Sultân-ı suhan menem diğer nıst
Şeyh Gâlib
= Şairlikten eser bile bulunmayan bu zamanda, Söz padişahı benim, bir başkası değü.
§
Cânan mısın belâ mısın âşub-ı cân mısın
Ey bî-aman gayrı elinden aman senin
Şeyh Gâlib
= Sevgili misin, bela mısın, can fitnesi misin? Ey aman bilmez sevgili, artık usandım senin elinden.
§
Bir sözle kim oldu yâra vâsıl
Bir gönce ile behâra vâsıl
Şeyh Gâlib
= Bir sözle kim sevgiliye kavuştu, Bir gonca ile kim bahara ulaştı.
§
Basmadın dalu kadem mekteb-ı dehre mecnûn
Sebak-ı ışk okıyamm ben-ıdüm üstâdı
Selîkî
= Mecnun, daha dünya mektebine ayak basmamışken, Ben, aşk dersim okuyanların üstadıydım.
§
Kayşa, eydın ben belâ deştınde ser gerdan iken
Uğramasın yanıma billahi ol sersem yanar
Hayâli Bey
= Başı dönmüş bir şekilde bela çölünde dolaşanMecnun’a söyleyin, Yanıma uğramasm, vallahi o sersem ateşimden yanar.
§
Arızım gönlüme geldükçe figân etsem n ‘ola
Nâleler peydâ olur tokındugınca nâra su
Selîkî
= Yanağın aklıma geldikçe inlesem şaşılır mı? Çünkü ateşe su dokundukça cızırtılar gelir.
§
Cânını câna vivmege yürek içinde cân gerek
Yüregı kanı su olup gözleri suyı kan gerek
Kadı Burhaneddin
= Canını sevdiğine vermeye yürek içinde can gerek, Yüreğinin kanı su olup, göz yaşlan ağlamaktan kan olmalıdır.
§
Sanman ki gam-ı ışka bugün bâşlaruz biz
Ferhâd ile büfende sebak-dâşlaruz biz
Münîrî
= Aşk derdine bizim bugün başladığımızı zannetme, Biz bu ilimdeFerhad ile ders arkadaşıyız.
§
Kesilir nice bin başlar sorulmaz kimsenin kam
Ki zîra aşk şehide ıgen mazlûma dâd olmaz
Usûlî
= Kesilir binlerce başlar, sorulmaz kimsenin kam, Çünkü aşk şehrindeyken mazluma adalet yoktur.
§
Âvâreler felek-zedeler bî-nevâlarız
Alemde bir muhabbet esîri gedâlarız
Usûlî
= Avareler, felekten darbe yemiş zavallılarız, Alemde, bir sevgi esiri fakirleriz biz.
§
Bî-vefâ, dildâr imişsin böyle bilmezdüm seni
Hem-dem-i ağyâr imişsin böyle bılmezdüm sem
Revânî
= Vefasız sevgiliymişsin, böyle bilmezdim seni, Başkalarıyla dost imişsin, böyle bilmezdim seni.
§
Verd-i handânum solaldan çeşmüm ağlar kan ana
Cümle-i âlem bana giryân u ben giryân ana
Muhyî
= Açılmış gülüm solduğundan beri gözlerim ona kan ağlar, Bütün alem benim halime ağlar, ben ise ona ağlarım.
§
Saklasa ağyârdan âşık nola cânânını
Her kışı zâhir durur saklar belâdan cânını
Revânî
= Aşık, sevdiğini başkalarından saklasa ne olur, Çünkü, her kişi canım belalardan saklar.
§
Kânımın ta’lîm-i fenn-i aşk-ı dilber dür bizüm
Bir müdânî yok bize ol fende üstâduz bugün
Beyânî
= Bizim işimiz, sevgilinin aşk bilimini öğretmektir, O fende bize denk biri yok, işin üstadı bugün biziz.
§
Zülfden görmedüm ol hüsn-i cihân-ârâyı
Mü ş kıl ola bulut olan gıce görmek ayı
Hidâyet Çelebi
= Dünyayı süsleyen güzelliğim, saçlarmdan dolayı göremedim, Çünkü, bulutlu gecelerde ayı görmek zordur.
§
Mâlik olmaz gevhere deryâya vâsıl olmayan
Ma ’rifet dürrın dilersen hâtır-ı dânâya bak
Edirneli Kara Fazlı
= Denize kavuşmayan kişi cevhere sahip olamaz, Marifet incisini istersen, âlimin gönlüne bak.
§
Tutuşup ışk ile oldum eşk-i bi-pâyâna gark
Kim görüpdür bahr-ı bi-pâyân içinde yana gark
Edirneli Kara Fazlı
= Aşk ile tutuşup, sonsuz gözyaşlarına boğuldum, Sonsuz bir deniz içine batıp da, yananı kim görmüştür?
§
Kapımda serverâ ednâdan ednâ bir gedâ olmak
Mehabetle Kırım iklimine hân olmadan yegdür
Ravzî
= Ey sultanım, senin kapmda alçaktan alçak bir köle olmak, Kıran ülkesine, heybetle
Hân olmaktan daha iyidir.
§
Sen de bir sen gibi bî-merhamet âfet bulasın
Bana rahm eyledigün mertebe rahmet bulasın
Muvakkit-zâde Muhammed Pertev
= Sen de, senin gibi merhametsiz bir afet bulasın, Bana acıdığın kadar, ondan merhamet bulasın.
§
Terk-i âlâyiş gerekdür bu tarîk-ı aşkda
Sa ‘b meslekdür sebük-bâr olmayanlar gelinesim
Beyânî
= Bu aşk yolunda, başka şeylerden ilgiyi kesmek gerekir, Zor meslektir, yükü hafif olmayan bizimle yola çıkmasın.
§
Geceler azm ettiğim ol mâhe sâyem havfldir
Bir tarîk ile kabul etmez mahabbet şirketi
Fasîh Ahmed Dede
= O ay (yüzlü sevgilime) geceleri gitmemin sebebi gölgemin korkusundandır; zira muhabbet, ortaklığı, bir üçüncü kişiyi kabul etmez.
§
Serisin ol bahr-ı kerâmet kim Şeb-i Mi’rac’da
Şeb-nem-i feyzin yetirmiş sâbit ü seyyare su
Fuzuli
= Sen o keramet denizisin ki, Miraç gecesinde senin feyzinin çiğ taneleri, sabit ve seyyar bütün yıldızlara su eriştirmiştir.
§
Bâğbân-ı aşk su vermiş şarâb-ı işveden
Tohm-ı gülden bitme bir serv-i safâdur kâmetün
Şeyh Gâlib
= Ey sevgili!) Senin anlık duruluk servisi olan boyun, Gül tohumundan bitmiştir. Aşk bahçevam da o serviyi işve şarabı ile sulamıştır.
§
Hep senünçündür berıüm dünyâ cefâsın çekdügüm
Yoksa ömrüm varı sensiz n ’eylerim dünyâyı ben
Bakî
Ey sevgili, Benim bu dünyanın eziyet ve cefasını çekmem, hep senin içindir. Yoksa, ey ömrümün van, sensiz bu dünyayı ben ne yapayım?
§
La ’l-i yâr ağzında amma vâpesîn olmuş nefes
Aşık-ı bîmârı gördüm cân virüp cân almada
Nedîm
= Sevgilinin lâl renkli dudağı ağzmda, ama neredeyse son nefesim vermek üzere. Hasta âşığı gördüm; (kendi) can (ını) verip, (sevgilinin dudağından) can almaktaydı.
§
Öyle bî-hûş ol kemâl-ı mestî-i vuslatla kim
Yâr âgûşunda yatsım cısm ü cânun duymasım
Yenişehirli
Avnî
= (Ey âşık!) Vuslatm mutlak sarhoşluğu ile öylesine kendinden geç ki; sevgüi, kucağında uyuduğu hâlde ne bedenin ne de canın bundan haberdar olmasın.
§
Böyle bî-hâlet degüldı gördüğüm sahrâ-yı aşk
Anda mecnûn bîdler dîvâne cûlar var idi
Nedîm
= Benim bildiğim aşk sahrası böyle renksiz, cansız, hareketsiz değildi; Orada mecnun olmuş salkım söğütler, deli divane akarsular vardı.
§
Züleyhâ-yı zamân ömr-i azîzim gasb edip
Gâlıb
Cüvânlık âlemindepîr-i
Ken’ân olduğum kaldı
Şeyh Gâlib
= Zamanın Züleyhâ’sı, aziz ömrümü gasp edince ey Gâlib; Delikanhlık âlemindeKen’ân ihtiyarı olduğum kaldı.
§
Câna meylin var ise hükm eyle teslîm eyleyim
Şah sensın, ben senin bir bende-i fermanınım
Fuzûlî
= Cânıma meylin var ise söyle, teslim edeyim; Şah sensin, ben senin fermanına bir köleyim.
§
Bezm-ı hüsnüne vücûdum şem ’dür pervane dil
Bu yanan cânum fitili dür yüregüm yağıdur
Mihrî
= Ey sevgili! Güzelliğinin meclisine bedenim kandil olmuştur; gönlüm ise pervane. Bu kandilin içinde yanan, benim canımın fitili ile yüreğimin yağıdır.
§
Ey beni hicriyle hâk eden sana yalvarmağa
Başdan ayağa dil olmuş dur giyâhım gitme gel
Necâtî
= Ey beni ayrdığıyla toprak eden sevgili, sana yalvarmak için, (mezarınım üstündeki) otlar baştan ayağa dil olmuştur. Gitme, gel!
§
Aşk bir nakkâşdur kim sûret-i uşşâkda
Za’ferân ile gelür şekl-i ecel tasvir ider
Zatî
= Aşk öyle bir ressamdır ki; elinde safran ile Gelip, Aşıkların yüzlerinde ecelin şeklim resmeder.
§
Gelicek gam mülkine cân kar şu çıkar
Nasıl izzet ıtmesün memleket sultânıdur
Necâtî
= Gam, kendi ülkesi olan gönüle geldiği zaman, can karşı çıkar. Can nasd saygı göstermesin ki, o (gam) , bir memleket sultanıdır.
§
Bir şu ’lesı var ki şem ’-i canım
Fânûsına sığmaz âsumânun
Şeyh Gâlib
= Can kandilinin öyle bir alevi var ki; Şu gökyüzünün fanusu büe onu kuşatamaz.
§
Seyr eylemesem âyînede aks-i cemâlin
Hüsn ile seni meh gibi mümtaz sanırdım
Nefî
= Yüzünün aynadaki yansımasını görmesem, Güzellikte seni ay gibi seçkin sanırdım.
§
Nedür bu tâli ’ ile derdi Nefî-i zârun
Ne şûhı sevse mülâyim dedükçe âfet olur
= Bu talihsiz ve zavallı Nef î’nin çektiği dertler nedir? Hangi güzeli sevse ona yumuşak huylu ve uysal dedikçe bir afet kesiliyor.
§
Gonca gülsün gül açılsın cuy feryad eylesin
Sen sus ey bülbül biraz gül-şende yarım söylesin
Nâbî
= Gonca gülsün, gül açdsın, ırmak feryat eylesin. Sen sus ey bülbül, biraz da gül bahçesinde yarim söylesin
§
N’olacakdur terk-i ışk etme Fuzuli vehm edüb
Gayeti derler ola bir bende sultanın sever
= Ey Fuzûli! Salcın korkup ta aşkı terk etme ne olacak ki? En fazla bir kul sultanım sevmiş derler.
§
Alemi pervâne-i şem ’-ı cemâlim kıldı aşk
Cân-ı âlemsün feda her lahza bin cândur sana
Fuzulî
Aşk, âlemi senin cemalinin kandiline pervane yaptı. Sen âlemin camsm; her lâhza sana bin can feda olsa, yerindedir.
§
Ol peri aşkın dimezven gönlüme dîvânedür
Düşmeninden razı lâ-büd kışinün pinhân gerek
Avnî
O peri soylu güzelin aşkından gönlüme bahsetmiyorum; zira o bir çdgındır. Insanında zaten sırrım düşmanından saklaması gerekir.
§
Siıişk-i dîde teskin etmeseydi hâl müşkildi
Mahabbet gerçi kim âteşdir ammâ dil de deryâdır
Fasih Ahmed Dede
= Gözyaşı rahatlatmasa, sakinleştirmeseydi hal müşkildi; Muhabbet gerçi ateştir ama gönül de denizdir.
§
Hor bakma dil-ı vîrânuma aşka nazar it
Gördüğün genc-ı nıhân mahzen-ı virana geçer
Avni
= Bu yıkık ve viran gönlüme hor bakma da, (sen asıl orada bulunan) aşka nazar kıl! Çünkü, gördüğün o gizli hazine, yıkık, Mahzenin içerisinde bulunmaktadır. Viran
§
Cân verme gam-ı aşka ki aşk âfet-i cârıdur
Aşk âfet-i cân olduğı meşkûr-ı cihândur
Fuzuli
= Aşkın gamım almak için sakın canım verme! Çünkü, aşk, canınâfetidir. Aşkın can için bir âfet, bir belâ olduğu, herkes tarafından bilinen bir gerçektir.
§
Dilde gamzen oh var iken gamım gönderme kim
Konmak olmaz iy sanem mıhmân mihmân üstüne
Cem Sultan
= Gönülde gamzen oku varken gamım gönderme ki, Ey sevgüi, misafir üstüne misafir uygun olmaz.
§
Mâhımı gördüm bugün yüzden mkâb almış gider
Pertev-i nûnından onun âfıtab almış gider
Hatâ’î
= Bugün dolunayımı, (ay yüzlü sevgilimi) gördüm, yüzünden örtüsünü almış gidiyor; öyle ki, güneş, onun yüzünün nurundan ışık almış gidiyor.
§
Ne sağ olmak murâdımdır ne ölmekten kaçar canım
Cihânda hasta-i aşk olalı bir hoşça hâlim var
Taşlıcalı Yahya
= Yaşamak arzum da yok, ölmekten korkum Da. Aşk hastalığına düştüğümden beri hoş bir Hâlim var. Öyle bir hâl ki, hasta ama şifa istemiyor.
§
Su yerine cûş eden eşk-i terimdir benim
Bülbülü hâmûş eden nâlelerimdir benim
Mehmed Sâdi Bey
= Suların yerine coşan, benim gözyaşlarımdır. Bülbülü susturansa, benim feryatlarımdır.
§
Gınâ-i kalbe sebep, devlet-i kanaat imiş
Cihanda cây-i sefa, kûşe-i ferâgat imiş
Fitnat Hanım
= Kalp zenginliğine sebep, elindekiyle yetinme servetiymiş; Dünyada mutluluk yeri de tokgözlülük köşesi imiş.
§
Gün yüzünün hayâlı peyveste cân içinde
Aks-i kamer gibidir âb-ı revân içinde
Necâti
= Yüzünün aya benzeyen hayali daima can içindedir. O hayal, akarsuya avm aksi vurmuş gibidir.
§
Bezm-i şevkim ıçre devr eyler felek bir câmdur
Camda bir cür ’adur aşkım şarâbından şafak
Bâki
= Ey sevgili, Felek, seni arzulamanın meclisinde dönüp dolaşan bir kadehtir. Şafağın kırmızüığı ise, senin aşkının şarabmdan o kadehin dibinde kalmış bir yudumdur.
§
Câm-ı safâ gerekmez dünyâ-yı dûn elinden
Merdâneler şikârı almaz zebûn elinden
Nevî
= Nasıl ki mert kişiler, zavallıların elinden avlarım almazlarsa, bize de bu aşağdık dünyanın elinden mutluluk kadehini almak gerekmez.
§
Zıyâ ’î şevke geldi gönlı birfârıûs-ı hikmetdür
Kı anda rûz u şeb aşk âteşi durmaz yanar tenhâ
Mostarlı Ziyaî
= Şu Ziyaî şevke gelmiş ve artık gönlü bir hikmet Fanusuna dönmüştür. Öyle bir fanus ki, onda gece gündüz sadece ve sadece durmaksızın aşkın ateşi yanmaktadır.
§
Halk-ı âlem gül seveydı kâşki bülbül gibi
Ol lebi gonca bana tenha kalaydı gül gibi
Bâkî
= Şu dünya halkı, keşke bülbül gibi gülü seveydi de o gonca ağızk yalnızca bana kalsaydı.
§
Gül hâre düştü sîne-figâr oldu andelîb
Bir hâre bakdı bir güle zâr oldu andelîb
Nâilî
= Gül dikene düştü, bülbülün bağrı yaralandı. Bülbül, bir dikene bir güle baktı, ağlayıp inlemeye başladı.
§
Açılmadın incitti seni zârı hezârın
Ey gonce-i ter gönlü müsün bülbül-i zarın Yahya Bey
= Ey gül goncası, bir türlü açılmadın; herhalde bülbülün feryadı seni rahatsız etti. Yoksa şu feryat eden bülbülün gönlü müsün ki açılmıyorsun?
§
Dil-ı mecrûhuma rahm eyle kalsın dâm-ı zülfünde
Şıkeste-bâl olan mürgü edip azâd neylersin?
Şeyhülislam
Bahayı
= Yaralı gönlüme acı, bırak zülfünün tuzağı içinde kalsm. Kanadı kınk bir kuşu azad eyleyip de ne yapacaksın?
§
Ferhâd’a öz vücûdu dağlarca hâil idi
Yoksa değildi âciz ol Bîsütûn elinden
Nevî
= Ferhat için en büyük engel, dağlar değil, kendi vücudu idi. Yoksa o Bîsütun dağının karşısında çaresiz değildi.
§
Bâkî’yı gül gibi handân ettin evvel lûtf ile
Sonra döndün müptelâ-yı hâr-ı hicrân eyledin
Bâkî
= Önce, Bâki’yi lütfunla, açüan güller Ve bahtiyar ettin; İbi mesut Sonra vazgeçip onu ayrıhk dikenine müptela eyledin.
§
Dilde belâ-yı fürkat başda hevâ-yı vuslat
Dest-i emel yakada tîg-i ecel kafâda.
Taşlıcalı Yahyâ Bey
= Gönülde ayrıhk belası, başta kavuşma hevesi, İstek eb yakada, kafada ecel kıkcı durmakta.
§
Devâ ümidin idüp derd-i yâra n ’eyleyeyın
Ölümden özge şifâ yok ne çâre n ’eyleyeyın
Yakînî
= Sevgili derdine deva ümit edip de neyleyeyim? Ölümden başka şifa yok, ne çare neyleyeyim?
§
Seng gelse yârdan âşık öper başına kor
Gûyiyâ ihsan ider hân-ı keremden nân atar
Şeyhülislâm Yahyâ
= Sevgiliden taş gelse, âşık onu öper basma koyar, Sanki iyilik yapar, kerem kapısmdan ekmek atar.
§
Olmasan ger cihanda bir dâne
Zülfün olmazdı cân mürgıne dâm
Bâkî
= Eğer dünyada bir tane (kişi/yem) olmasaydın, Zülfün can kuşuna tuzak olmazdı. Dilde belâ-yı firkat başda hevâ-yı vuslat
Dest-i emel yakada tîg-i ecel kafada
Taşlıcalı Yahyâ Bey
= Gönülde ayrdık belası, başta kavuşma hevesi, istek eli yakada, kafada ecel kıkcı durmakta.
§
El-atâş geldi yine tâb-ı temûz-ı şu ’le tâb
Reşk-ı deşt-i Kerbelâ itti zemîni âfitâb
Fehîm-i Kadîm
= Susuzluk! Alevler saçan temmuz sıcağı yine geldi; Güneş, dünyayı Sahra çölünün kıskanacağı bir hale getirdi.
§
Temûzun tâbişi şol mertebe düşmiş ki gülzâra
S eme der payesi şâyân vırilse bülbül-i zara
Pertev
= Temmuzun parlayışı gül bahçesine öyle düşmüş ki, İnleyen bülbüle semender rütbesi verilse uygundur.
§
Ne sende mihr ü vefâ var ne bende sabr u karâr
O yok bu yok ne aceb bizden ictınâb ıtdün
Bâkî
= Sende sevgi ve vefa, bende sabır ve sükûn yok, O yok, bu yok, peki bizden neden uzaklaştın?
§
Rişte-ı ömrümı mikrâz-ı ecel kesmışdür
Kalmadı meyl-ı dilüm âleme kat ’â şimdi
Taşlıcalı Yahyâ Bey
= Ecel makası, ömür ipimi kesmiştir. Gönlümün dünyaya meyli kalmadı.
§
Oklarımdan incinürse haste-dil ma ’zûr tut ly kemân ebrû meseldim âdeme eylük batar
Kara Fazlî
= Bu hasta gönlüm, bakışının oklarından incinirse hoş gör, Ey keman kaşlı, meşhur sözdür; iyilik adama batarmış.
§
Bana kul olsun deyü hâcet nefermân etmeye
Ben senin çokdan efendim bende-i fermânınam
Nedîm
= Bana kul olsun diye ferman etmeye ne gerek var, Ben çoktan beri senin fermanının kölesiyim.
§
Çil kendim düşdün iy üftâde dil ışka ne ağlarsın
Meseldim ağlamaz kendü düşen kendü düşensin
Sen Yakînî
= Ey tutkun gönül, aşka sen kendin düştün ne ağlarsın! Meşhur sözdür, kendi düşen ağlamaz, kendi düşensin sen.
§
Cihân şerbetlerinden bulmağa dil derdine dermân
Tabîbüm tecrıbe kılmadugum bir kâse semm kaldı
Behiştî
= Ey tabibim, gönül derdime derman bulmak için, Cihân şerbetlerinden denemediğim sadece bir kâse zehir kaldı.
§
Hayfâ ki şâh-sâr-ı murada sarılmadı
Hâk-ı harîm-i dilde biten tâk-i ârzû
Bahâyî
= Gönlümdeki toprakta yetişen arzu asması, Yazık ki, muradım ağacma sarılmadı.
§
Derviş olan âşık gerek yolanda hem sâdık gerek
Bağrı onan yanık gerek can gözleri açık gerek
Niyaz-i Mısri
Gam gitse acep mi yene îd-ı Ramazândır
Id-ı Ramazân revncık-ı bâzâr-ı cihandır
Tâ gâyet-i şebfâtiha-i vakt-i seherdir
Tâ evvel-ı lyd âhır-i mâh-ı Ramazândır
Günü günden yığ olsun rûze-dârân-ı gam-ı aşkın
Demezler kim bizim de îdimiz nevruzumuz vardır
Nefî
= Gamlarımız gitse şaşılır mı yine Ramazan bayramıdır Ramazan bayramı dünya pazarının ziynetidir Ta ki bu dem bizim için gecenin sonu, seher vaktinin başlangıcıdır Ta ki artık bayramdan hemen öncesi, Ramazan ayının da sonudur Aşk oruçlularının da bir günü bir gününden daha ağır geçip dursun Onlar hiç demezler ki bizim de bayramımız, nevruzumuz vardır.
§
Hezârân rûze vü îda irişdüm anı bildüm kim
Firâkım gibi rûze rûz-ı vaslun gibi îd olmaz
Şeyhülislâm Yahya
= Binlerce ramazan ve bayrama eriştim ama artık anladım ki ayrılığın gibi zor bir oruç, Sana kavuşmak kadar güzel bir bayram olmaz
§
Savm-ı sıvayı kim tutar Id-ı visale ol yiter
Bülbül gibi dâim öter
Gülşen olur kâşânesı
Aziz Mahmûd Hüdâyî
= İdiniz saîd olsun.-eski bir bayram tebrik kartı Kim yardan başkaları için kendini oruçlu gibi kısıtlar ise, yare kavuşma bayramına o ulaşır, yuvası gül bahçesi olur kendisi de bülbül gibi şen şakrak olur.
§
Bilmezem bu hilkat-i âlemde mi insaf yok
Olmadım mı yoksa ben hâlâ sezâ-yı merhamet
Avnî
= Dünya yaratıkrken insaf diye bir şey yaratılmamış mı yoksa ben mi hala merhamete layık olamadım ? Bunca cefa çekmeme rağmen hâlâ dolmadı mı çilem.
§
Demezem vuslat ümidiyle beni şâd eyleyegil
Razıyım cevr ü cefâ kılmağ için yâd eyleyegil
AVNÎ
= Ey sevgili vuslat ümidiyle beni şad etmezsin bilirim bu yüzden senden vuslat dileyemem. . cefalar etmek için de olsa razıyım yeter ki beni yâd eyle.
§
Zâhîdâ şürb-i yehûd ile görülmez neş’e
Zevk-ı lindâneyi bir meygedeye var da gör
Pertev
= Ey-ibadeti göstermelik ve aşktan yoksun-zahid! Öyle yahudi içimi şarabla-aşk-şarhoşu olunmaz; sen hele meyhaneye-aşkın ibadetle vücuda olduğu tekkeye-gel de nasıl sarhoş olunur nasıl keyiflenilir orda gör
§
Sidreye benzettiğim ayb etme cânâ haddini
K’anı benzetmekde bımdan müntehâsın bilmedim
Ahmed Paşa
= O sevgilin boyunu sidre ağacma benzetirsem ayıplamasınlar beni bilmem çünkü daha yücesini.
§
Eynecâtî çün olur
Mecnun’a hem-dem-her gazâl
Bana neyçün âşinâ ol gözleri âhû değil
Necâtî Bey
= Ey Necâtî ! Yabanlarda dolanan Mecnun’a bile her an ceylanlar dostluk eder de o ahu gözlü yâr neden bize hiç bir âşinâhk göstermez.
§
Gözleıin ayn-ı inâyettir kime ede nazar
Kirpiğin sehm-i sa’âdettir kime ola nâsib
Necâtî Bey
= Ey sevgili! İyiliğin aynası gözlerin kime bakar; ya kime nasip olur kirpiğin saadet oku.
§
Göz yoludur ki gönül mülküne hûblar girer andan
Dutma ey eşk anı billâh ki aceb râh-güzerdür
Fuzûlî
= Güzellerin gönül mülküne girmesi için göz bir yoldur; Ey göz yaşı sel olup onu tutma ki o hayrete şayan bir geçiş yoludur.
§
Talib-ı gülden âlem içre nasibüm hârdur Inlerem bülbül gibi can u dilüm bilmârdur
Ta’n-ı düşmen bir yana bir yana cevr-i yârdur
Kankı birin diyeyüm bin dürlü derdüm var dur
Muhibbi
= Gülleri dilediğim şu hayatta kısmetime düşen dikenleri oldu. . Cam ve gönlü yaralı bir bülbül gibi durmaksızın inlerim şimdi. . Arsız düşman bir yana; bir yana yarin eziyetleri. Hangi birini söybyeyim ki bin türlü derdim var benim
§
Cıhânda ‘âşıktın Yâ Rab cefâsın yârı olmaz mı
Malıabbet gül-sıt ânımın gül-i bî-hârı olmaz mı
N’ola bizden yana salınsan ey serv-i hırâmânum
Nihâl-i tâzenün her cânibe reftârı olmaz mı
Cefâsına göre âhır vefâ ıder güzel yok mı
Gönüller mülkimin bir ‘adi ıder hünkârı olmaz mı
Nıkâb-ı kâkülünden ruhlarım görmez mi ‘âşıklar
Şeb-i kadrim gözı açıklara envârı olmaz mı
Virüp cân u gönül nakdin metâ ‘-ı mihnet almağa
Behiştî gam bilâdında belâ bâzârı olmaz mı
Behiştî
Ya Rab dünyada aşığın cefasız bir yari olmaz mı
Aşkın gül bahçesinde dikensiz gül bulunmaz mı
Ey nazb sabnan servi boylum bizden yana salınsan n’olur
Taze fidanların her yöne salınması kolay olmaz mı
Cefası oranında sonradan vefa eden güzel yok mu hiç
Gönüller ülkesinin hiç adil davranan hükümdarı olmaz mı
Kakülünün örtüsünden yüzünü aşıklar hiç görmeyecek mi
Kadir gecesi gözleri açık olanlara nurlar yağmaz mı
Can ve gönlümüzü ücret olarak verip keder satm almak için
Ey Behiştî gam memleketinde belâ pazan kurulmaz mı
§
Zâlimlere bir gün dedirir kudret-i
Mevlâ Tallâhi lekad âserekallâhü aleynâ
Ziyâ Paşa
= Kâlû tallahi lekad âserekellâhu aleynâ ve in kınına le hâtıîn: Dediler ki: Vallahi, seni Allah bize üstün kıldı, biz doğrusu büyük suç işlemiştik! (Yûsuf
Sûresi-)
§
Mahv oldu o kasvetli sükûtu gece bitti
Akseylemeye başladı etrafta âvâz
Ne şr eyledi âfâka menârât-ı cevâmi’ Ilhâm-ı İlâhî gibi bir nağme-i îkâz
= Mahfoldu o kasvetli suskunluğu, gece bitti Etrafta sesler yankdanmaya başladı Ufuklara camilerin minareleri saçtılar Allahın ilhamı gibi bir uyandırma ezgisi.
§
Câm-ı ‘ışkı nûş iden tâc u ‘asayı terk ider
Zâhidâ nûş eyle gel gör i ’timâd itmez misin
Nev’î
= Aşkın kadehinden içen tacım ve asasım bile terk eder, ey zahid gel iç de gör, yoksa itimat etmez misin, kaybetmekten korktuğun şeyler mi var ?
§
Göz yumup açıncadır ey bîve-i dünyâ-yı dûn
Müddet-ı vasilin hayâl-i kâba benzetdüm sem
Sa’îd Giray
= Ey dul kalmış aşağılık dünya kadım, Sana kavuşma müddeti göz yumup açıncaya kadardır, bir rüyaya benzettim seni
§
Dil-i câhilde olmaz rıûr-i irfan
Ki nâ-dânın olur kalbi de nâ-dân
Okçu-Zâde Şâhî
= Cahillerin gönlünde ilim nuru olmaz bilgisizin gönlü de cahil olur.
§
Hep maglâta vü lâklâkadır bâtın ü zâhir
Bir nokta imiş asl-ı sühân evvel ü âhır
Ruhı-I Bağdadı
= Bütün ilimler hep saçma sözlerden boş lakırdılardan ibaretmiş. Sözün ash başlangıcında da bitişinde de bir noktadan ibaretmiş.
§
Zâtında görür sûret-i noksan n kusûrnn
Ayîne-i ahvâline her kim nazar eyler
Abbas-Zâde Haşmet
= Her kim hareketlerinin aynasına baksa noksan ve kusurların kendinde olduğunu görür.
§
İnsan oldur ki âyîne-veş kalbi sâf ola
Sinende neyler âdem isen kîne-ipeleng.
Bâkî
= İnsan dediğinin kalbi ayna gibi saf ve temiz Olmak, insanım diyorsan insan olanın kalbinde kaplan kini barınır mı.
§
Fehmetmeyen dekâık-ı nakş-ı sanayü Ibretsitân-ı âleme a’mâ gelür gider.
Defterdar Âtıf
= Şu kainatta dikkat isteyen nakışh sanatları anlamayanlar bu dünyaya kör gelmiş kör gidiyor demektir.
§
Bu âdem dıdükleri
El ayakla baş değil
Adem mânâya derler
Sûıret ile kaş değil.
Kaygusuz Abdal
= Bu insan dedikleri sadece el ayak ve baştan ibaret değildir. Mana alemine varana insan denir yoksa dış görünüşten ibaret değildir.
§
İnşân odur ki ister hem-nev ‘inin refahın Insânlığayakışmaz ten ’imsiz tenâ ’um.
Muallim Nâci
= Ancak insanların refahım isteyenler insan olabüirler. Bir şey vermeden insanlardan nimet istemek insankğa yakışmaz.
§
Tohm olmayınca hâk-nişin bulmaz irtifa. ’
Olmaz cihânda kimse azîz olmadan zelil
Nabı
= Tohum toprağın altma girmeden boy atmaz. Bunun gibi insanlar da aşağdara inmedikçe dünyada aziz olamazlar.
§
Rüsûm-ı lütf u kerem halk içinde mensidir
Fakat alub veıilir bir selâm kalmıştır.
Nabi
= Alıp verilen bir selamdan başka insanların birbirine lütuf ve cömertlikte bulunma gelenekleri unutulup gitmiştir
§
Kimi vicdana dokundu kimi cism ü câna
Zevk nâmıyla neyaptımsapeşîmân oldum.
Namık Kemal
= Zek alma adma ne yaptımsa pişman oldum çünkü kimi vicdanıma kimisi de bedenime ve canıma dokundu.
§
Ne sâl iledir ne mâl iledir Beyim ululuk kemâl iledir.
Namık Kemal
= Ne yaşla ügisi vardır ne de mal ile. Beyim ululuk ancak olgunlukla elde edilir.
§
Tegâfül gösterüb şermende-i ihsân eder yohsa
Adûdan merdfursat deminde intikam almaz
Yenişehirli Beliğ
= Mert insanlar fırsatını bulunca düşmanlarından intikam almaz, arada düşmanlık yokmuş gibi iyiliklerde bulunurlar.
§
Çok makbîlı gördüm güler içi kan ağlar
Handân görünen herkesi hürrem mı sanırsın.
Ziya Paşa
= Dıştan gülen öyle bahtiyar insanları gördüm ki içleri kan ağlar gülüyormuş gibi görünen herkesi mutlu mu samrsm.
§
Bir acâıb tâlıhım var her işim bozgun düşer
Bülbül için dam hırsam içine kuzgun düşer
Âşık Çelebi
= Öyle garip bir talihim var ki her işim bozgun düşer. Bülbül için tuzak kursam içine kuzgun düşer.
§
Meram ederse Müsebbıb bir âdemin kârın
Yed-ı teşebbüsünü cüst ü cû eder esbâb
Nabı
= Sebepleri bir araya getiren Allah, eğer insanın bir işi yapmasını murat etmiş ise o işin olması için sebepler yarıştırır.
§
Ne şendendir ne bendendır ne çerh-i kîneverdendır
Bu derd-i ser hûmâr-neşve-i câm-ı kaderdendir
Nabı
= Ne şendendir ne bendendir ne de kindar felektendir. Bu baş ağrısı kader kadehinin bize verdiği baş ağnsmdandır
§
Gönce lebimden isder ıdüm söz açam velî
Ol râz-ı nâzüki bilürem kim nihan gerek
Ahmedî
= Gonca dudağından söz açmak isterdim lâkin, o nazik sırrı bilirim gizli gerektir.
§
Ben ol hayrân-ı ışkam ki yitürdüm akl u idrâki
Ne âlemden haberdâram ne kendilinden hayâlüm var
Taşlıcalı Yahyâ
= Ben o aşk hayranıyım (aşk esrarı ile kendimden Geçmişim) ki, aklı ve idraki yitirdim; ne âlemden haberim var, ne de kendi hâlimi göz önüne getirebiliyorum.
§
Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigârımın
Geldikçe derdine beter et müptelâ beni
Fuzûlî
= Allah’ımSevgilinin güzelliğim, her geçen zaman daha da arttır. O daha güzel oldukça beni de onun âşkına, derdine iyice mübtela et.
§
Güzeller mıhribân olmaz demek yanlıştır ey Bakî!
Olur vallahi billahi hemân yalvarı görsünler.
Bâkî
= Ey Baki güzellerde sevgi ve merhamet olmaz demek yanlıştır. Vallahi de billahi de olur, hele aşıklar biraz yalvarıversinler. Derviş olan aşık olmak, yolunda da sadık olmak, Onun bağrı yanık, can gözleri de açık olmalıdır.
§
Yılda bir olur şeb-i yeldâ velî ey subh-ruh
Alem-i hecrün ıgen çokdur şeb-ı yeldâları
Behiştî
= Ey sabah yanaklı sevgili, en uzun gece yılda bir kez olur, Ama ayrüık âleminin uzun geceleri çoktur.
§
O dem ki gark ide fülk-ı vücûdı bahr-i ecel
Biline dürr-i gırân-mâye gibi kıymetümüz
Taşlıcalı Yahyâ Bey
= Ecel denizi, vücut gemisini batırdığı zaman; Kıymetimizin değerli inciler gibi olduğu anlaşıbr.
Bende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı var
Âşık-ı sâdık benem Mecnûn’un ancak adı var
Fuzûlî
§
Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı
Fuzûlî
§
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denli dutuşan odlara kılmaz çare su
Fuzûlî
§
Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su
Fuzûlî
§
Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb
Kılma dermân kim helâkim zehri dermândadır
Fuzûlî
§
Ya Rab, belâ-yı aşk ile âşinâ kıl meni
Bir dem belâ-yı ışkdan kılma cüda meni
Fuzûlî
§
Hâsılım yoh ser-i kûyunda belâdan gayrı
Garazım yoh reh-i aşkında fenâdan gayrı
Fuzûlî
§
Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan
Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı
Fuzûlî
§
Ya rab bana cism-u can gerekmez,
Cânân yok ise cihan gerekmez
Fuzuli
§
Âşiyân-ı murg-ı dil zülf-i perîşânındadır
Kande olsam ey perî gönlüm senin yanındadır
Fuzûlî
§
Arızın yadıyla nem-nak olsa müjganım nola
Zayi olmaz gül temennasiyle vermek hare su
Fuzûlî
§
Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım
Kurbânın olam var mı benim bunda günâhım
Nâhîfî
§
Ben ki her cemiyetin nâlânıyam
Hemdem-i hoş hâl ü bed-hâlânıyam
Nâhîfî
§
Her kişi zu’munca bana yâr olur
Sohbetimden tâlib-i esrar olur
Nâhîfî
§
Haddeden geçmiş nezaket yâl ü bâl olmuş sana
Mey süzülmüş şişeden ruhsâr-ı âl olmuş sana
Nedim
§
Buy-ı gül taktir olmuş nâzın işlenmiş ucu
Biri olmuş huy birisi dest-mal olmuş sana
Nedim
§
Şöyle gird olmuş Frengistan birikmiş bir yere
Sonra gelmiş kûşe-i ebrûda hâl olmuş sana
Nedim
§
Döğülmeğe söğülmeğe koğulmağa billâh
Hep kâilim ammâ ki efendim senin olsam
Nedim
§
Tahammül mülkünü yıkdın Hülâgu Hân mısın kâfir
Aman dünyayı yakdın âteş-i Sûzân mısın kâfir
Nedim
§
Niçin sık sık bakarsın böyle mir’at-ı mücellaya
Meğer sen dahi kendi hüsnüne hayran mısın kâfir
Nedim
§
Bu şehr-i Sıtanbul ki bi-misl ü bahadır
Bir sengine yek-pare Acem mülki fedadır
Nedim
§
Hac yollarında meş’ale-i kârbân gibi
Erbâb-ı ışk içinde nümâyânsın ey gönül
Nedim
§
Sun sâgarı sâkî bana mestâne disünler
Uslanmadı gitdi gör o divâne disünler
Şeyh. Yahya
§
Gonce-i dil açılub hatır niçün şad olmaya
Bağda güller mi yok gülşende bülbüller mi yok
Şeyh. Yahya
§
Görmezüz bir dil ki tûtî gibi güftâr eyleye
Söyledir mi yok cihânda söyler mi yok
Şeyh. Yahya
§
Dikdiler her yâre kim sinemde açdı hançerüň
Seyrine gel bağ-ı mihnetde açılmış güllerüň
Şeyh Yahya
§
Aşka kâbil dil mi yok şehr içre yâ dilber mi yok
Mest yok meclisde bilmem mey mi yok sâgâr mı yok
Şeyh. Yahya
§
Ne tende cân ile sensüz ümîd-i sıhhat olur
Ne cân bedende gam-ı firkâtünle râhat olur
Şeyh. Yahya
§
İrdi bahâr sen dahı şâd olmadın gönül
Güllerle lâlelerle küşâd olmadın gönül
Şeyh. Yahya
§
Tûtî-i mu’cize-gûyem ne desem lâf değil
Çerh ile söyleşemem âyinesi sâf değil
Nef’î
§
Bir nefes dîdâr içün bin cân fedâ itsem n’ola
Nice demlerdür esir-i iştiyâkıdur gönül
Nef’î
§
Gül âteş gülbün âteş Gülşen âteş cûyban âteş
Semender-tıynetân-ı aşka bestir lâlezâr ateş
Şeyh Gâlib
§
Aşk bir şem-i ilahidir benim pervanesi
Şevk bir zincirdir gönlün anın divanesi
Seyh Galib
§
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi
Muhibbî
§
Ey Necati, yürü sabreyle elinden ne gelir
Hublar, cevr-u cefayı kime öğretmediler
Necati
§
Gül-şen-i vasfında her beyti Necati çakerin
Benzer ol mevzun nihale kim ucunda gül var
Necâtî
§
Gitdün ammâ kodun hasret ile cânı bile
İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile
Neşâti
§
Cihân-ârâ cihân içredür ârâyı bilmezler
O mâhiler ki deryâ içredür deryâyı bilmezler
Hayalî
§
Allah adın zikr idelüm evvela
Vâcib oldur cümle işte her kula
Süleyman Çelebi
§
Kimsesiz bir kimse yok herkesin var kimsesi
Kimsesiz kaldım medet ey kimsesizler kimsesi
§
Âdeme âdem gerektir âdem etsin âdemi
Âdem âdem olmayınca âdem netsin âdemi
Ziya Paşa
§
Aşk mıdır ki cân-ı dil mülkünü yağma eyleyen
Aşk mıdır sînem içinde gelip de ca eyleyen
Muhibbî
§
Aşk mıdır ki boynuma takıp belâ zincirini
Gezdirip mecnun gibi alemde rüsva eyleyen…
Muhibbî
§
Aşk mıdır ki bivefa güller elinden geceler
İnletip bülbülleri ta subh-u güya eyleyen
Muhibbî
§
Aşk mıdır ki bir keman ebru nigarın yâdına
Ok gibi kaddimi büküp benim de ya eyleyen…
Muhibbî
§
Aşk mıdır ki fenni derdi okutup aşıklara
Fasl-ı babı sinemin levhinde inşa eyleyen
Muhibbî
§
Aşk mıdır ki bu Muhibbî sinesine dağ vurup
Ahir anın gözleri yaşını derya eyleyen…
Muhibbî
§
Hârâbât ehlini hor görme zâhid
Hazineye mâlik ne viraneler var
Râgıb Paşa
§
Ger ben ben isem nesin sen ey yâr
Ger sen sen isen neyim men-i zâr
Fuzûlî
§
Câm-ı cihân-nûmân yüzün pâk tut müdâm
Âlemde nîk ü bed ferah u gam gelir gider
Şeyhî
§
Yokladım tâlih-i ağyâr-ı sefer-peymâyı
Fâl gayette güzel geldi selâmet gelmez
Sabit
§
Yoksa istidadımız vardır niyaz u sabrımız
Bir gün ey dil müstehakk-ı vasl-ı yâr olsak gerek
§
Atâamân-ı kârda bîgâneden beter görünür
Kerem zamanede bir sâde aşinalıktır Râşid
§
Zannım oldur bana bir lokma verince gerdûn
İştihâ kalmayıp ağzımdaki dendân dökülür Sürûrî
§
Yoktur günâh o gamzesi hûnîde bendedir
Şahım suç öldürende değildir ölendedir Kabûlî
§
Yoktur sebat çünkü cihân-ı harapta
Birdir hezâr-sâl ile yek-dem hesapta Bakî
§
Yolunda öldüğüme ağlamazdım dilberin amma
Mezarım üzre bir gün uğramaz ona helakim ben
Kâtibî [Galatah
§
Yûnus Emre sözünü a sûfî n’etsin rindler
Bunlara söyle ala gözden ü kara kaştan
Meâlî
§
Yürek oynamamağa arz-ı cemâl eylese yâr
Gel e insaf et elin göğsüne ko çâre mi var
Azmî Efendi
§
Yürü deryâ-dil olup eyle tahammül yoksa
Rüzgârın önüne düşmeyen âdem yorulur

§
Zebân-ı asrı tamâm anladık hemân biz de
Hulûsuna göre halkın sadâkat eyleyelim
Resîm
§
Zekâtı yok zarar etmez tükenmez eksilmez
Olur mu âdeme hülya gibi nisâb-ı fera
Şeyh Galip
§
Zen merde civan pîre keman tirine muhtaç
Eczâ-yı cihan cümle biri birine muhtaç
Basrî (Bağdatlı
§
Zer câme giyse câhil o hattun misâlidir
Altın suyuyla yazıla imlâsı olmaya
Taşlıcalı Yahya
§
Zerre denli baana gam ver şükrün al dünyâ kadar
Bezi edince hân-ı vaslın rağbetin bilmezlere
Agâh
§
Zevalin istemez mi bîhüner ehl-i kemâlâtın
Vefât-ı hâceyi eyler temennî dâima etfâl
Fehîm
§
Yürü sen and içegör biz mey-i nâb ey sofi
Sana peymânı komuşlar bize peymânedı
Necati
§
Za’f ile hilâl eylemiş ol mâh-ı cihanı
Tuttum gazabımdan yiyeyazdım ramazânı
Sabit
§
Zâhidâ eyleme cem’iyyet-i rindâna heves
Sıklet-i rîş-i dırâzın çekemezler öz kes
Sabit Efendi
§
Zâhidâ sâgarı çekmek eğer olduysa günâh
Sen sevap içre bulun biz bu günâhı çekelim
Hayalî
§
Zahidin gönlünde cennet âşıkın dîdâr-ı yâr
Lâcerem her kişinin başında bir sevdası var
La’lî Üsküplü
§
Zamanede gazeli kimse almıyor Sabit
Dilenciye verilen tuhfe-i selâm gibi
Sabit
§
Zamân-ı hicr dem-i vasl-ı yâr olur giderek
Zamanedir bu zemistân bahar olur giderek
Nâbî
§
Zımnında olmasa eğer ümmîd-i afiyet
Hazm eylemezdi vaz’-ı etıbbayı hastalar
Nâbî
§
Zillet erbâb-ı olur nezd-i ilâhîde azîz
Halk câmîde el üzre götürür pâbûsun
Nâbî
§
Zillettedir karârı eğer sağ olursa da
Kûtâh olur hayati sitemkâr olanların
Nâbî
§
Zülf-i siyehin la’l-i lebin çeşm-i kebûdun
Evsâfını tahrîr için üç türlü mürekkep
Derûnî
§
Zülfü gibi elinde siyeh destmâlinin
Hep târ u pûdu rişte-i sevdadan örmedir
Sabit
§
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi
Kânûnî Sultân Süleymân
§
Ulu mabed! Seni ancak bu sabah anlıyorum!
Ben de bir vârisin olmakla bugün mağrûrum.
Yahyâ Kemâl
§
Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan
Halka müderris olsa hakîkâtte âsîdür.
Yûnus Emre
§
Hükûmet hikmet ile müşterektir
Vezîr olan hakîm olmak gerektir
Eski bir Sadrıazâm
§
Şecaat arzederken merd-i kıptî sirkatin söyler.
§
Sen bir güneşle çerçevelenmiş kadar sıcak
Gün yüzlü, sırma saçlı ve zümrüd bakışlısın
Faruk Nafiz
§
Mescidlerinin her biri bir lücce-i envâr
Kandilleri meh gibi lebrîz-i ziyâdır
Nedîm
§
Hünkârım dünyaya eyle bir nazar
Duâcı kulların ağlayıp gezer
Urum’u, Acem’i ortaya yazar
Kani erkân, kani yol Padişâhım
§
Felek yine görüyüben Timur’u
Konakladı et ilen mâr u mûru
Ahmedî
§
Kemend-î cangüdâzı ejder-i kahr olsa cellâdın
Müreccâhtır yine bin kerre zencîr-i esâretten
Namık Kemâl
§
En ummadığın keşfeder esrâr-ı derûnun
Sen herkesi kör, âlemi sersem mi zannedersin
Ziyâ Paşa
§
Elbet sefîl olursa kadın, alçalır beşer!.
Muhabbetten Muhammet oldu hâsıl
Muhammedsiz Muhabbetten ne hâsıl
Bezm-i Âlem Vâlide Sultan
§
Eyâ maşûk-i Rahmânî ki farz-ı ayn imiş aşkın
Sana âşık olanlar hemân Allah’a âşıktır
Ruşeni
§
Sen ol mahbûbsun ki Hak Teâlâ rehgüzârında
Eder dünyâ ve mâfîhâyı kurbân yâ Resûlallah
Yenişehirli Avnî
§
Eşiğin görmeğe bin cânım olsa eylerim kurbân
O rütbe hadden aştı intizârım yâ Resûlallah
Ölür ise gubâr-ı ravzana yüz sürmeden, tâ haşr
Döğünsün tâş ile seng-i mezârım yâ Resûlallah
Şeref Hanım
§
Şefaat kıl, kerem kıl, pür kusurum, kapına geldim
Siyeh rû, dil perîşân, dîde pür nem yâ Resûlallah
Yozgatlı Muhammed Said Fennî
§
Ne kahr-ı dest-i âdâdan ne lutf-u âşinâdan bil
Umûrun hakka tefvîz et cenâb-ı kibriyâdan bil
§
Çok tel kırılır sîne-i kânûn-u cihânda
Nâ ehline mızrâbı tasarruf verilince
§
Söyleyemem derdimi hem derdim olan âh’a bile
Belki ol sînede ki nâle-i cangâha bile
Kendi bî şüphe bilir râz-ı derûnu yoksa
Ehl-i dîl söyleyemez derdini Allah’a bile
§
Cihân-ı âra cihân içredir ârayı bilmezler
O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler
§
Ne kendi etti râhat ne halka verdi huzûr
Yıkıldı gitti cihandan dayansın ehl-i gubûr
§
Hased perverlerin hâli yamandır
Ki yoktur bir belâ bedter hasedden
Sarılmış nefse müz’ic bir yılandır
Ki çıkmaz çıkmayınca cân cesedden
§
Sirkat-i şi’r edene kat-ı zebân lâzımdır
Böyledir şer-i belâgatte fetvây-ı sühân
Sünbülzâde Vehbî
§
Yârın cefâsı cümle vefâdır cefâ değil
Yâre cefâ kılur diyen ehl-i vefâ değil
Nesîmî
§
Hâk-i pâyin olduğum gördü dedi kâfir rakîb
Taş ile bağrın dövüp yâ leytenî küntü türâb
§
Hubûb eder gibi reftârınız ne hâlettir
Aceb nesîm-i seherden mi âferîdesiniz
Abdülhak Hâmid
§
Yûsuf dahi olsan düşürürler seni câha
Ebnây-ı zamânın işi ihvâna cefâdır
Hâşimî
§
Dil olsa ağzımızda sövmek yoktur
El varsa da emrimizde dövmek yoktur
Öksüzleri sevmek okşamak var bizde
Zalimleri alçakları övmek yoktur
Ârif Nihat Asya
§
Hak sillesinin bulunmaz sadâsı
Bir vurdu mu bulunmaz devâsı
§
Önce Hallâk-ı cihândan korkmalı
Sonra ondan korkmayandan korkmalı
§
Zen merde, civân pîre, kemân tîrine muhtâc
Ebnây-ı beşer hâsılı birbirine muhtâc
§
Tevbe yâ Rabbî hatâ râhına gittiklerime
Bilip ettiklerime bilmeyip ettiklerime
§
Kötülüğe kötülük her kişinin kârıdır
Kötülüğe iyilik er kişinin kârıdır
§
Tutar sinekleri, lâkin yarıp geçer kuşlar
Örümcek ağına benzer bu gün ki kânunlar
Ferid Kam
§
Ona maksûmdur gitmez ele
Ona kısmet değil girmez ele
§
Çeşm-i cellâdın sebebdir bâis-i berbâdıma.
§
Çocuğa kim demiş küçük bir şey
Bir çocuk belki en büyük bir şey
Abdülhak Hâmid
§
Ben gamlı hazan sense bahar dinle de vazgeç
Sen kendine kendin gibi tâze bahar seç
Olmaz güzelim böyle bir aşk bende vakit geç
Sen kendine kendin gibi tâze bahar seç
§
Hak kulundan intikâmın kul eliyle alır
Bilmeyen ilm-i ledünnü, anı abd etti sanır
§
Bunu altın hat ile yazsın yazan
Kendi düşer halk için kuyu kazan
§
Yine zevrâk-ı derûnum kırılıp kenâre düştü
Dayanır mı şîşedir reh-i seng-sâre düştü
Reh-i Mevlevî de Gâlib bu sıfatla kaldı hayrân
Kimi terk-i nâm u şâne kimi i’tibâre düştü
Şeyh Gâlib
§
Lâyık değilüz çünkü senün mihr ü vefâna
Hiç olmaz ise bâri cefâ vü sitem eyle
Taşlıcalı Yahya
§
Dırahta ger ziyân etse karınca
Zararı var mıdır ânı kırınca
Kânûnî
§
Yarın hakkın dîvânına varınca
Süleyman’dan hakkın alır karınca
Ebussuûd Efendi
§
Cân acısını haste-i derd-i firâk olup
Dildâde-i nigâr-ı sitemkâr olan bilür
Bâkî
§
Yârdan cevr ü cefâ lutf u kerem gibi gelür
Gayrıdan mihr ü vefâ derd ü elem gibi gelür
§
Kapunda sâil olmak gayra mihmân olmadan yeğdür
Gedây-ı kûyun olmak mısra sultan olmadan yeğdür
§
Kilâb-ı kûyun ile hem-sifâl olup hırıldaşmak
Varıp bezminde tahmâsun gazelhân olmadan yeğdür
Bâkî
§
Deseler ki nazlı yârin geliyor
Satarım cânımı veririm müjde
§
Kırmızı güllerden hâr alamazsın
Sen bir vefâsızsın yâr olamazsın
Şu dünyâyı eleklerden elesen
Sen de benim gibi yâr bulamazsın
§
Zincirlerin altınsa da hatta koparıp kır
Susmak ne demekmiş yere haykır göğe haykır
§
Vicdan bile duymaz sesi çıkmazsa bir âhı
Sessiz kölelerdir yaratan bin bir ilâhı
Mithat Cemâl Kuntay
§
Şu karşı ki karlı dağlar vâr olsun
Selâmı gelmeyen ağam sâğ olsun
Senden bana selâm gelmek âr ise
Benden sana çok çok selâmlar olsun
§
Sen bir ziyâretsin kurbân istersin
Kurban bulamadım cândan ileri
§
Öfke gelir göz kararır
Öfke gider yüz kızarır
§
Bizden iki üç yüz sene evvel uyananlar
Hâlâ uyuyanlarda ki mâhiyyeti görsün
Efsânesi kaybolsa kıyamet koparanlar
Târîhini okkayla satan milleti görsün
Mithat Cemâl Kuntay
§
Kısmet ise gelir Hind’den Yemenden
Kısmet değil ise ne gelir elden
§
Kelâmın fıdda ise sükûtun olsun zeheb
Kemâl ehli kemâlâtı sükûtla buldular hep
§
Sür çıkar hâtırdan ağyârı tecellî ede hak
Pâdişâh konmaz saraya hâne mâmûr olmadan
§
Eli boş gidilmez gidilen yere
Rabbim boş gelmedim ben suç getirdim
Dağlar çekemezken o ağır yükü
İki kat sırtımda pek güç getirdim
Tâhirü’l-Mevlevî
§
Cennet hakkın bahçesi ârif onun bağbânı
Bağbânla bilişe gör tâ giresin bahçesine
Sorsan bana izâh edemem ben neni sevdim
Bir anladığım var ise ancak seni sevdim
Yâre kul olmakla buldum devlet-i hürriyyeti
İhtiyârımla esâret geldi kendimden bana
Halk içre bir âyineyim herkes bakar bir ân görür
Her ne görür kendin görür ger yahşî ger yaman görür
Niyâzi-ı Mısrî
§
O ganîyem ki bu bâzâr-ı cihanda feleğe
Metelik vermek için bende bozukluk yoktur
Hâfız Yusuf Cemil Ararat
§
Bakma Yâ Rab sevâd-ı defterime
Ânı yak âteşine benim yerime
§
Merdümi dîdeme bilmem ne füsûn etti felek
Giryemi kıldı füzûn, eşkimi hûn etti felek
Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek
§
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammedsin efendim
Hakdan bize sultân-ı müeyyedsin efendim
Şeyh Gâlib
§
Göz gördü , gönül sevdi seni ey yüzü mâhım
Kurbâın olam var mı benim bunda günâhım
Nahîfî
§
Niçin kondun a bülbül kapımdaki asmaya
Ben yârimden vazgeçmem götürseler asmaya
§
Zülfünün tellerine bend eyledi şâhım beni
Kulluğundan etmesün âzâd Allahım beni
§
Delikli demirin vurmazı olmaz
Ardına geçip göz uydurmalı
Adem oğlunun kanmazı olmaz
Özünü bilip söz uydurmalı
Ferid Kam
§
Kul belâ görmez hak yazmadıkça
Hak belâ yazmaz kul azmadıkca
§
Bak bize nazar oldu
Cumamız Pazar oldu
Bize ne oldu ise
Hep azar azar oldu
§
Korkma düşmenden kim âteş olsa yandırmaz seni
Müstakîm ol Hazreti Allah utandırmaz seni
§
Bûydan hoş renkden pâkîzedir nâzük tenin
Beslemiş koynunda gûyâ kim gül-i rânâ seni
Nedim
§
Dikenli bahçelerden gül dermeye gelmez
Yağmurlu havalarda çamaşır sermeye gelmez
Dengesiz insanlarla dikkatli konuşmak gerek
Ahmağa yüz, aptala söz vermeye gelmez
Şeyh Sâdî
§
Yamadık dünyamızı yırtarak dinimizden
Dinde gitti dünyada gitti elimizden
İbrahim edhem
§
Dönersek kahbeyim millet yolunda bir azîmetten.
Nâmık Kemâl
§
Gör zâhidi kim sâhib-i irfân olayım der
Dün mektebe geldi bu gün üstâd olayım der
§
Leblebi yedim karnım tok
Benden büyük şâir yok
§
İnsanın işi hatâ
Allahın işi de atâdır.
Tâhiru’l-Mevlevî
§
Bî vücûd olmak gibi yoktur cihânın râhatı
Gör ki sîmurgun ne dâmı var ne de sayyâdı var
§
Neye halketti deme Hazret-i Mevlâ nâyı
Halka bildirmek için Hazret-i Mevlânâyı
§
Hak perestim arz-ı ihlâs ettiğim dergâh bir
Bir nefes tevhîdden ayrılmadım Allâh bir
Muallim Nâci
§
Seni Yûsufle güzellikte sorsalar bana
Yûsufu görmedim amma seni rânâ bilirim
Bâkî
§
Kâbe bünyâd-ı Halîl-i Âzerest
Dîl nazargâh-ı Celîl-i ekberest
Molla Câmî
§
Sana gizli bir sözüm var
Gel gönüle gir gönüle
§
Neler çeker bu gönül söylesem şikâyet olur.
Şeyhü’l-İslâm Yahyâ
§
Beyi paşası var ise halkın
Fukarâyız bizim Hüdâmız var
§
Bir devrde geldik ki bu fenâ âleme biz kim
Âsârı kerem yok ne beşerde ne melekte
§
Alan sensin, veren sensin, kılan sen
Ne verdiysen odur, gayrı nemiz var
Aziz Mahmûd Hüdâi
§
Bir elinde gül bir elinde câm, geldin sâkiyâ
Kangısın alsam, gülü yahud ki câmı ya seni
Nedîm
§
Ey dîl hele âlemde bir âdem yok imiş
Var ise de ehl-i dil’e mahrem yok imiş
Gam çekme hakîkatte eğer ârif isen
Farz eyle ki el-ân yine âlem yok imiş
Nef’î
§
Çünkü yoktur sende zâlim rahme dâir bir cevap
Derdimi artırma bâri hâl-i zârım sorma hiç
§
Kimdim?
Âsâra sorarsan beni söyler sana kimdi
Bir başka denizdim kürenin rub’u benimdi
Mermîler alevler beni bir kal’a sanırdı
Efserlerin enkâzı uçar dalgalanırdı
Cevvâl atımın kanlı kıvılcımlı izinde
Bir umk idi aksim ebediyyet denizinde
Çarpardı göğün kalbi hilâlin avucunda
Titrerdi yerin tâlii mermîmin ucunda
Âsâr elimin çizdiği mecrâdan akardı
Üç kıt’ada mağrûr atımın izleri vardı
Fevkinde uçarken o nesîbin bu firâzın
En şanlı hükümdârı hurûşânına arzın
Tek bir nazarım berk-i inâyetti keremdi
İklîl-i hediyyemdi ekâlîm-i hîbemdi
Hançerdi hayâlim bütün akvâm ona kındı
Gûyâ küre şeydây-ı irâdemdi kadındı
Âsâbına kalbimdeki âhengi verirdim
Kasdeylediğim şekli verir, rengi verirdim
Dünyâ bilir iclâlimi ben böyle değildim
Ben altı asırdan beri bir def’a eğildim
Mithat Cemâl Kuntay
§
Meyân-ı guft u gû’da bed-menîş îhâm eder gubhun
Şecâat arz ederken merd-i kıptî sirkatin söyler
Koca Râgıp Paşa
§
Telâş-ı va’di visâle sebeb nedir bilmem
Yalan mı yok güzelim özr-ü ârifâne mi yok
Molla Neşet
§
İncitme sen ahbâbını incinmeye senden
Bu âlem-i fânîde zerâfet budur işte
Leylâ Hanım
§
Min can olaydı kâş men-i dil-şikestede
Tâ her biriyle min kez olaydım fedâ sana
§
Gönlüm de senin can da senin ten de senindir
Nem varsa benim hepsi senin ben de senindir
§
Harabât ehline hor bakma sâkî
Defineye mâlik vîrâneler var
§
Ehibbâ şi’ve-i yağmada mebhûd eder âdâyı
Hüdâ göstermesin âsâr-ı izmihlâl bir yerde
Yenişehirli Avnî
§
Eylerim hep böyle müstesnâ güzeller intihâb
Tab’ı müstesnâ-pesendim dilberimden bellidir
§
Önün ardın gözet fikr-i dakîk et onda bir söyle
Öğütme ağzına her ne gelirse âsiyâb âsâ
Nevres
§
Bir kerre kişi düşmesin âlemde yerinden
Ol an dağılır meclis-i cemiyyeti ahbâb
Enderunlu Vâsıf
§
Ey müezzin gel cenâzem üstüne feryâd kıl
Öldüğümden yâri âgâh eyle rûhum şâd kıl
Aşkî
§
Tıynetin nâ-pâk ise hayr umma sen germâbeden
Önce tathîr-i kalb et sonra tathîr-i beden
§
Zülfün görenlerin hep bahtı siyâh olurmuş
Tek zülfün göreydim bahtım siyâh olaydı
Nevres-i Kadîm
§
Âlemde nîk ü bed kişi hep ekdiğin biçer
Men tâ senin yanında bile hasretem sana.
§
Gam değil sözümü dinlemese ehl-i nifâk
Fâsıkı müzdaribü’l-hâl eder âvâze-i ezân
Yahyâ Bey
§
Bir kelbini bir kelbine mahvettirir Allah.
Yere düşmekle cevher sâkıt olmaz kadr ü kıymetten
Nâmık Kemâl
§
Gam çekmeyince kıymeti hiç artar mı âşıkın
Kan yutmayınca buldu mu hiç îtibâr lâl
Ahmed Paşa
§
Aman lafzı senin ism ü şerîfinle müsâvîdir
Anınçün dervişin zikri amândır yâ Resûlallah
§
Her nefeste işledim ben bir günâh
Bir günâh için demedim ben bir gün âh
Süleyman Çelebi
§
Âkil u mâkûl u akl âşık u mâşûk u aşk
Cümle sensin pes nereden geldi bunca kîl u kâl
Ahmedî
§
Tabîb nicesin öldürmeden tabîb olmaz
Necâtî
§
Fesâd olsa esâsında binânın pâyidâr olmaz
Ağazâde Dilâver
§
Ehl-i mansıptan biri millete eşek derse
Reddolunmaz sözü amma eşşekoğlu eşşek can sıkar
Millete eşek diyen bilmez mi ki
Sadr-ı Âzamlar da vezirler de milletten çıkar
Şâir Eşref
§
Sükût etmek gibi nâdâna bir uygun cevap olmaz
Sefîî
§
Tahsîl-i kemâlât kem âlât ile olmaz.
§
Söyleyenler kendisin bilmez, bilenler söylemez
§
Hâl müşgildir eğer uymazsa hâl’e kâlimiz
§
Çün sefer kıldı Cihandan Mustafa
Ummasun hiç kimse dünyadan vefâ
§
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan Âdemsin sen
Şeyh Gâlib
§
Müslüman dikkatli ol nefse kaptırma postu
Ya Allahın dostu ol ya da dostunun dostu
§
İsterim sevsin bütün halk-ı cihân cânânımı
Sevmeyenler kalmasın âlemde hiç sultanımı
§
Bu şehr-istanbûl ki bî misl-ü behâdır
Bir sengine yekpâre acem mülkü fedâdır
Bir gevher-i yekpâre iki bahr arasında
Hurşîd-i dırahşân iletartılsa sezâdır
Hep halkının etvârı pesendîde vü makbûl
Derler ki biraz dilberi bî mihr ü vefâdır
Nedîm
§
Tûti-i Mûcize gûyem ne desem lâf değil
Çerh ile söyleşemem âyinesi sâf değil
Ehl-i dîl dir diyemem âyinesi sâl olmayana
Ehl-i dîl birbirini bilmemek insâf değil
Nef’î
§
Eyvâh o üç çifte kayık aldı kararım
Şarkı okuyup geçti bir âfet var içinde
§
Beş vakit loşluğunda saf saftık
Davetin vardı dün ezanlarda
Seni ey mabedim utansınlar
Kapayanlar da açmayanlarda
Ârif Nihat Asya
§
Arş-ı vâsi istersen kâmilin gir kabzına
Arş ü kürsîden geniştir bir velînin âyesi
§
Bu kadar cürm ü seyyiâtımla
Rahmet ümîdimin budur sebebi
Ki buyurmuş Hudây-ı Azze ve celle
Sebekat Rahmetî alâ gazabî
Emin Hümâyî
§
Bir kişinin ki yardımcısı Allah ola
Var kıyas eyle ki ol ne şâh ola
§
Gittin ammâ ki kodun hasret ile cânı bile
İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile
Neş’atî
§
Dağıttın hâb-ı nâzı ey feryâd neylersin
Edip fitneyle dünyâyı harâbâbad neylersin
Dil-i mecrûhuma rahmeyle kalsın dâm-ı zülfünde
Şikeste bâl olan mürgü edüp âzâd neylersin
Edersin gerçi her derde tabîbim bir devâ ammâ
Cünûn-i ehl-i aşk olunca mâder-zâd neylersin
Varup gîsûy-ı yârı öyle biri birine kattın
Yine bir fitne tahrik eyledin ey bâd neylersin
Behâî
§
Kalb-i sengine kelâm-ı nerm eder elbet eser
Kıt’a-i elmas lâbüd hakkolur kurşun ile
Bursalı Beliğ
§
Ne kadar çok olursa koyunun sürüsü
Yeter imiş ona kasabın birisi
§
Karınca kanatlanınca zanneder ki beşarettir
Zavallı bilmez ki ölümüne işarettir
§
Eğer dilden gelen elden geleydi
Gedâlar kalmayıp sultân olaydı
§
Er odur ki dünyâda yerine koya bir eser
Esersiz kişinin yerinde yeller eser
§
Hüner bir şehir bünyâd etmektir
Reâyâ kalbin âzâd etmektir.
Tahassür
§
Saatin çaldığı evkât değildir her bâr
Müddet-i ömrü gelip geçtiğine eyler âh
Râgıp Paşa
§
Süzme çeşmin gelmesin müjgân müjgân üstüne
Urma zahm-ı sîneme peykân peykân üstüne
Yârdan mehcûr iken düştük diyâr-ı gurbete
Dehr gösterdi yine hicrân hicrân üstüne
Râsih
§
Kıl meclisi âmâde ne derlerse desinler
İç dilber ile bâde ne derlerse desinler
Alemde nedir bana farkı medh ile zemmin
Sağ olsun ehibbâ da ne derlerse desinler
§
Nev’iyâ lâzım değil olmak filân ibn-ü filân
Marifet kesbeyle tâ bir Âdem ol Âdem gibi
§
Dünya talebiyle kimisi halkın emekte
Kimi oturup zevk ile dünyâyı yemekte
Rûhi
§
Çoktur eğerçi derd ü belâsı mahabbetin
Ammâ ne çâre elde değil ihtiyârumuz
Rûhi
§
Savulmuş devr-i Cem, zevk edecek dem kalmamış gitmiş
Safâ biz bezme gelmezden mukaddem kalmamış gitmiş
Vuslatî
§
Hâsılı ey şeh-i iklîm-i vefâ
Sana cânım da fedâ ten de fedâ
Hâkânî
§
İşte mânây-ı bedîhî görünen gün gibidir
Ömür bin yıl dahi olsa bir gün gibidir
Mütercim Mir Ali
§
Kabiliyyet dâd-ı haktır her kula olmaz nasîb
Sad hezar terbiyye etsen bî edeb olmaz edîb
§
Dâm-ı belâda hicre düşürdün fütâdeni
Düşmenlerim senin gibi fettâne düşmesün
Sâbit
§
Sunar bir câm-ı memlû bin teh-î peymâneden sonra
Döner vefk-ı murâd üzre felek ammâ neden sonra
Sâbit
§
Setr eder aybını insanın hep
Ne güzel câme imiş sevb-i edeb
Sünbülzâde Vehbi
§
Bed baht ona derler ki elinde cühelânın
Kahrolmak için kesb-i kemâl ü hüner eyler
Muallim Nâci
§
Erişir menzil-i maksûda âheste giden
Tîz reftâr olanın pâyine dâmen dolaşır
Hâtemî
§
Kalmadı mahzûru artık tîz reftâr olmanın
Câmeyi hayyâtlar hep şimdi dâmensiz biçer
Tîz reftâr olmayanlar mutlaka pâmâl olur
Yelkovanlar akrebi saatte bir çiğner geçer
Hakkı-ı Mevlevî
§
Bir vakte erdi ki şimdi günümüz
Ayak belli değil ser belli değil
Bir gül-i rânâya olduk mübtelâ
Bülbül belli değil hâr belli değil
Kimse bilmez bir kimsenin kasdını
Bilen hani düşmanını dostunu
Cümlesi giymiş nâmerd postunu
Avrat belli değil er belli değil
Ruhsatî
§
Mest olup uyurken öpmüş lâl-ı cânânı rakîb
Ehremenler hâtemi almış Süleyman bî haber
Bâkî
§
Kömür kara patlıcan
Önce cânân sonra cân
§
Zâlimin ser-rişte-i ikbâlini bir âh keser
Rızka mâni olanın rızkını Allah keser
§
Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir
Mübtelây-ı gama sor kim geceler kaç saat
§
Görmedim bir hûb kim yanında olmaya rakîb
Bu cihân bağında hiç gül olmaz imiş hârsız
Mihrî Hâtun
§
Sırrını âşık olan şöyle nihân etsin kim
Duymasın ağladığın dîde-î giryânı bile
Riyâzî
§
Zülfünün tellerine bend eyledi şâhım beni
Kulluğundan etmesün âzâd Allahım beni
§
Küşâde bâd be devlet hemîşe in dergâh
Bi hakkı eşhedü en lâ ilâhe illallah
§
Hâk-i pâyin olduğum gördü dedi kâfir rakîb
Taş ile bağrın dövüp yâ leytenî küntü türâb
§
Vücûd iklîminin sultânısın sen
Efendim derdimin dermânısın sen
Bu cism-i nâtüvânın cânısın sen
Efendim derdimin dermânısın sen
§
Yıkanlar hâtır-ı nâşâdımı yâ Rabbi şâd olsun
Benimçün nâmurâd olsun diyenler bermurâd olsun
§
Zâhidin gör parmağın kessen dönüp Hak’dan kaçar
Gör bu miskîn âşıkı ser-pâ soyarlar ağlamaz
Nesîmî
§
Dilberin işi itâb u nâz olur
Çeşmi câdu gamzesi gammâz olur
Ey gönül sabret tahammül kıl ana
Yâre erişmek işi az az olur
Kadı Burhâneddîn
§
Özünü alçak gören serdâr olur
“Ene’l-hak” dâvî kılan berdâr olur
Er oldur hak yoluna baş oynaya
Döşekte ölen yiğit murdâr olur
Kadı Burhâneddîn
§
Sorma aslın her kişinin, izzetinden bellidir
Sohbet-i irfân görenler hizmetinden bellidir
Zevk odur yârin seninle kâh küse kâh barışa
Nâz ede ol gelmeye, sen varasın, yalvarasın
Kabûlî
§
Âh alırsın güzelim, âşıka cevreyleme çok
Girü dönmez sakın ey kaşı kemân atılan ok
Kabûlî
§
Tevbe ettim yeter ey zâlim ü gaddâr yeter
Bende bildim ki hatâ eylediğim elde değil
İtme âzürde beni dilber-i mekkâr, yeter
Yeter ol tâib-i bîçâreye rahmet billâh
Tevbe ettim yeter ey zâlim ü gaddâr yeter
Osmanzâde Tâib
§
Zannetme ki şöyle böyle bir söz
Gel sen dahî söyle böyle bir söz
Şeyh Gâlib
§
Böğürtlen açılsa bağ oldum sanır
Türk şehre gelse beğ oldum sanır
§
Efendimsin, cihanda îtibârım varsa sendendir
Meyân-ı âşıkânda iştihârım varsa sendendir
Şeyh Gâlib
§
Ben umardım ki seni yâr-ı vefâdâr olasın
Ne bileydim ki seni böyle cefâkâr olasın
Reh-i aşkında neler çektiğim ey dost benim
Bilesin bir gün ola aşka giriftâr olasın
Sen ki can gülşeninin bir gül-i nev-restesisin
Ne revâdır bu ki her hâr u hasâ yâr olasın
Beni âzâde iken aşka giriftâr ettin
Göreyim sen de benim gibi giriftâr olasın
Bedduâ etmezem ammâ ki Hudâ’dan dilerim
Bir senin gibi cefâkâra hevâdâr olasın
Şimdi bir haldeyiz kim ilenen düşmenine
Der ki Mihrî gibi sen dahî siyehkâr olasın
§
Kasdun egerçi cânla dilün birisinedür
Hem ikisi fedâ yoluna birisi nedür
Senden bir iki matlabumuz var iki gözüm
Bûs-ı lebündürür birisi biri sinedür
Ol görünenler ey perî dendân. Leb degül
Biri anun akîk-i Yemen, birisi ne dür
Hicr ü visâl dirler iki nesne var imiş
Gördük ânun birisini ol birisi nedür
Kasdı Kabûlî ol kayyâ bakışlu âfetün
Cân ile dilden ikisinün birisinedür
Kabûlî
§
Kişiye her işi âlâ görünür
Kuzguna yavrusu ankâ görünür
Şinâsî
§
Bilmeyiz müftî, müderris sözünü dinlemeyiz
Uymayız onlara, biz onları nâdân okuruz.
Hamza Nigârî
§
Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gamın da ruzigârın görmüşüz
Nâbî
§
Bende yok sabr u sükûn sende vefâdan zerre
İki yoktan ne çıkar fikr edelim bir kerre
Nâbî
§
Yârin biliriz bezmimize rağbeti vardır
Amma ki zamanı gözetir sâati vardır
Nâbî
§
Meded ey şûh-i sitem böyle bu azâr yeter
Gönül ne arzûy-ı câh eder, ne tâc utaht ister
Reh-i himmette ancak kalb-i nerm ü pây-ı saht ister
Nâbî
§
Kimdir bizi men edecek bâğ-ı cinândan
Mevrûs-ı pederdir gireriz hâne bizimder
Nâbî
§
Olmuş o kadar halk-ı cihân mekrde üstâd
Kim sâbıka-i şöhret-i şeytân unutulmuş
Nâbî
§
Serâpâ çeşm-i ibretten geçirdim nüsha-i dehri
İçinde mâni-i ârâma dâir bir ibâret yok
Nâbî
§
Künc-i ferâğın anlamayanlar safâsını
Devlet komuşlar adını gavga-yı âlemin
Nâbî
§
Kendi elimle kesip yâre verdiğim kalem
Fetvâ-yı hûn-ı nâ-hakkımı yazdı ibtidâ
Nevres-i Kadîm
§
Kendi elimle yâre kesip verdiğim kalem
Fetvây-ı hûn-ı nâ-hakkımı yadı ibtidâ
Nevres
§
Yoluna cânâ revân etsem gerek cânım dedim
Yüzüme bin hışm ile bakdı dedi cânın mı var
Zâtî
§
Bulmaz reh-i Hakk’ı meger ol kimse ki ana
Tevfîkini Hâdî-i Ezel râh-ber eyler
Nef’î
§
Bir mevsim-i bâhârına geldik ki âlemin
Bülbül hâmûş, havz tehî, gülistân harâb
İzzet Molla
§
Andelîb-i zârı berg-i gülle tekfîn ettiler
Bir gülistân beytini üstünde telkîn ettiler
İzzet Molla
§
Tahammül mülkünü yıktın Hülâgû Han mısın kâfir
Aman dünyâyı yaktın âteş-i sûzân mısın kâfir
Nedim
§
Şûhdur tâ şöyle reftârın ki faretmez bakan
Şöyle gitsen serv-i âzâdım akan sûlarla sen
Nedîm
§
Bize mülhid diyenin kendüde îmân olsa
Dahleden dinimize bâri müselmân olsa
§
Dinle beni ey evlat sana iki çift sözüm var
Beni bilmek istersen hakka bağlı özüm var
Neslim bana bühtân etmiş yüreğimde sızım var
Bu sayfalar tanır beni ha bu kitaplar tanır
Şanlı tarih dile gelse bütün dünya utanır
İlim, irfan, medeniyet, yaymak için büyüdüm
Kuru kavga için değil, hizmet için yürüdüm
Bir küçücük beylik idim üç kıtayı bürüdüm
Bu tepeler tanır beni ha bu ufuklar tanır
Şarktan güneş doğduğunda gölgem garba uzanır
Mazlumların göz yaşlarını şefkatle silmişim
Vatan , namus, din ve devlet kıymetini bilmişim
İrzıma göz dikenlerin haklarından gelmişim
Bu hisarlar tanır beni, ha bu kal’alar tanır
Nal sesini işitenler kıyamet koptu sanır.
§
İnsanda söz ile değişir kader
Ya yurda baş olur ya başı gider
Kutadgu Bilig
§
Etme âr öğren oku ehlinden
Her şeyin ilmi güzel cehlinden
Nâbî
§
Tandır tava geldi hamur tükendi
Akıl başa geldi ömür tükendi
Mahmut Efendi
§
Birbirine girdiler dolablarla âblar
Âblar gâlib gelince döndüler dolâblar
§
Ana gibi yâr olmaz
Bağdâd gibi diyâr olmaz
Nice güzeller olsa
Ana kadar güzel olmaz
§
Anne başa tâc imiş
Her derde ilâc imiş
Bir evlât vezîr olsa
Anneye muhtâc imiş
§
Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler
Kimi arsız, kimi hırsız, kimi deyyûs dediler
Künyeni öğrenmek için partiye ettim telefon
Bizde ki kayda göre şimdi o meb’ûs dediler
Neyzen Tevfik
§
Anlamaz hayvan olan
Hayran olan anlar bizi
§
Ele geçmezse eğer sevdiğimiz
Çâre ne eldekini sevmeliyiz
§
Geç gelir tez gider deyû safâ çekme keder
Âlemin hâli budur, böyle gelir böyle gider
Fâizî
§
Âdemoğlu âleme üryân gelir üryân gider
Nâle vü efgân ile giryân gelir giryân gider
Taşlıcalı Yahya
§
Mâsivâ şâibesinden dili tahrîce çalış
Pertev-i hikmet ü irfân ile tenvîre çalış
§
Kıl kadar kalsa vücûdundan eser
Alamazsın kıl kadar ondan haber
§
Zengin sanırız kendimizi lîk fakiriz.
Hürrüz deriz ammâ ki hakîkatte esîriz.
Muallim Nâci
§
KİN
Göster semâ-yı mağribe yüksel de alnını,
Dök kalb-i sâf-ı millete feyz-i beyânını.
Al bayrağınla çık yürü sağken, zafer-nümâ,
Bir gün şehîd olunca da olsun kefen sana.
Ey makber-i muazzam-ı ecdâdı titreten
Düşman sadâsı sus, yine yükselme gölgeden
Düşman! Hilâl-i râyet-i İslâm’a hürmet et!
Toplar boğar hitâbını dağlarda âkıbet.
Dağlar lisâna gelse de anlatsa hepsini
Binlerce can dirilse de nakletse geçmişi
Garbın cebîn-i zâlimi affetmedim seni.
Türküm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!
Ben şûre-zâr-ı kalbimi kînimle süslerim,
Kalbimde bir silâh ile ferdâyı beklerim.
Kabrinde müsterîh uyu el nâmdâr atam,
Evlâdının bu günkü adı sâde “intikam!”
Emin Bülend
§
Âşiyân-ı mürg-ı dîl zülf-i perîşânındadır
Kande olsam ey perî gönlüm senin yânundadır
Hâk ol ki Hüdâ mertebeni eyleye âlî
§
Tâc-i ser-i âlemdir o kim hâk-i kademdir.
Rûhî
§
Ağyâr elemin çekme gönül nâfile gamdır
Hasmın sitemin anlamamak hasma sitemdir
Nef’î
§
Biz güft u gûdayız nigeh-i çeşm-i yâr ile
Aşk olsun ol muâmelenin âşinâsına
Nef’î
§
Gerçek hadîs imiş bu ki hûbun vefâsı yoh
Kim sevdi hûbı didi ki hûbun cefâsı yoh
Aşkın belâsı yoh deyüben aşka düşme vâr
Kim âşık oldı kim didi aşkın belâsı yoh
Nesîmî
§
Gönül yapmak halîlim kâbe bünyâd etmeden yeğdür
Dil-i mahzûnu şâd etmek kul âzâd etmeden yeğdür
§
O zülf-i perîşân görsen bana neler eyler
Dimez bana kim gönli perîşân ola bir gün
Ağyârı sürüp gölüm evin halvet edindüm
Tâ kim gele ol yâr ona mihmân ola bir gün
Ahmed-i Dâî
§
Âdeti hûbların cevr ü cefâdır ammâ
Bana ettüklerini kimselere etmediler
Necâtî
§
Sanman taleb-i devlet ü câh etmeğe geldik,
Biz âleme bir yâr için âh etmeğe geldik!
Yenişehirli Avnî
§
Medeniyyette çok terakkî var
Gâlibâ müntehâsını bulacak
Bu terakkî devân ederse eğer
Beşeriyyet belâsını bulacak
Ferid Kam
§
Öyle bir eşşek ki bâlâsında ki teşdîdinin
Âlet-i tımâra benzer lâ yuâd dendânı var
Neyzen Tevfik
§
Beş Murâd ile Muhammed, dörttür ancak Mustafa
Oldu üç Sultan Selîm Ahmedle Osman mutlaka
İki Mahmûd u Hamîd ü Mecîd ü Süleyman Bâyezîd
Birdir İbrâhîm ü Orhan ve Azîz Sultan vahîd
Ali Emîrî Efendi
§
Kadr-i zer zerger şinâsed
Kadr-i gevher gevherî
§
Âlâmını kalbinde tutup kimseye açma
Zîrâ elemin zikri de bir başka elemdir
Ferid Kam
§
Mey gibi her bir harâmın sekri olsaydı eğer
Ol zaman mâlûm olurdu mest kim huşyâr kim
Es’ad Muhlis Paşa
§
Kimse tayîn edemez âlemde
Kendi mahiyyetini re’yi ile
Münferit vâsıta-i rü’yet iken
Göremez kendini dîde bile
Nâmık Kemâl
§
Rızâ-yı Bâri’den çıkma Seyrâni
Gönül Beytullah’tır yıkma
Seyranî
§
Elinden gelirse imâret eyle
Seyranî
§
Yâdında mı doğduğun zamanlar
Sen ağlar iken gülerdi âlem
Bir öyle ömür geçir ki olsun
Mevtin sana hande halka mâtem
§
Ne müselmâna müşâbihti ne küffâra
Okumak rûhuna incîl-i muharref lâzım
İbnü’l-Emîn Mahmûd Kemâl
§
Sefâletle geçer ömrün muhakkak
Pederden yoksa şâyet mâl-ı mevrûs
Sefâletten halâs olmak dilersen
Tereddüt yok ya mebûs ol ya deyyûs
Ferid Kam
§
Yâr için ağyâra minnet ettiğim aybeyleme
Bağbân bir gül için bin hâre hizmetkâr olur
Fuzûlî
§
Bî nikâb u bâ nikâb arz-ı cemâl eylerdi yâr
Geh hilâli bedr, geh bedri hilâl eylerdi yâr
Saîd Fennî Efendi
§
Geçti âlemden adamlık devresi
İtimât et sen bu kavl-i râciha
Simdi hayvanlıktadır feyz u revâç
Rûh-ı insâniyyete el-fâtiha
Ferid Kam
§
Hidâyet senden olmazsa dirâyet neylesin yâ rab
Arabça bilse de bû cehle âyet neylesin yâ rab
İbrâhîm Cûdî Efendi
§
Ne nâmûs u âr u ne ırz u hayâ
Mezâ mâ mezâ vü mezâ mâ mezâ
Ferid Kam
§
Sağlığında nice ehl-i hünerin
Bir tutam tuz bile yoktur aşına
Öldürüp evvel onu açlıktan
Sonra bir türbe yaparlar başına
Ferid Kam
§
Kani ol gül, gülerek geldiği demler
Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz
Mâhir
§
Ağlatmayacaktın yola baktırmayacaktın
Ol vâde-i tekrâr be tekrârı unutma
Esrar Dede
§
Muzaffer vakt-i fursatta adûdan intikâm almaz
Mürüvvetmend olan nâ kami-i düşmanla kâm almaz
Râgıp Paşa
§
Ahenden olsa da feleğin çek kemânını
Çekme felekte siflelerin imtinânını
Râgıp Paşa
§
Uğradık zannederim bir gönül âhına biz
Nerden düştük ilâhî bu belâ çâhına biz
Ferit Kam
§
Beşerin taptığı bir kendisidir âmennâ
Dinlemem etse de Allâhı bütün gün îlâ
Ben bu mel’ûn putu gördükçe kırıp ezmiştim
Yine baktım duruyor dipdiri dimdik hâlâ
Fuâd Şemsi Bey
§
Merdüm-i çeşmim eğer gayra bakarsa afvet
Sehveder ey gözümün merdümi insandır bu
Tal’at Bey
§
Tasavvuf küllü geçmektir özünden
Ve dahî incinmemektir el sözünden
Kemâl Paşazâde
§
Ne yerden kârbâr-ı gam göçer olsa konar bende
Belâ râhında şimdi bir muayyen menzil oldum ben
§
Sanman bizi kim şîre-i engûr ile mestiz
Biz ehl-i harâbâttanız mest-i elestiz
Bağdatlı
Rûhî
§
Yâr elinden ne yâre aldığımı
Bilse gamnâk olurdu gamsızlar
Sende nâlenle deşme ânı
Kalb-i zârımda yâre var sızlar
Muhyiddîn Râif Efendi
§
Derdi mûtâd etmişim dermân olur derdim bana
İsmâil Hilmi Soykut
§
Halletmediler bu lûgâzın sırrını kimse
Kaç kâfile geçti hukemâdan fuzelâdan
§
Sen âh deyip de geçme öyle
Bir âhdadır celâl-i zâtı
Bir âh semây-ı arşı sarsar
Bir âh yıkar bu kâinâtı
Muhyiddîn Râif Efendi
§
Nisbetim bir cemâl-i akdesedir
Geçi bir rind-i nâbesâmânım
Beni toprak görüpte çiğnemeyin
Ezmeyin. hâk-i pây-i cânânım
Muhyiddîn Râif Efendi
§
Hayattan alacak gayrı kalmamış kâmım
Ne bir ümîd-i kerem ne recâlarım vardır
Hâlis Erginer
§
Yuf hârına dehrin gül ü gülzârına hem yuf
Ağyârına yuf yâr-ı cefâkârına hem yuf
Bir ayş ki mevkûf ola keyfiyyeti hamre
Ayyâşına yuf hamrine hammârına hem yuf
Bağdatlı Rûhî
§
Açmaz beni her bahçede ney’ler mey’ler
Haz vermiyor artık olur olmaz şeyler
Ben uzleti çoktan göze aldım ammâ
İnsan bu Emirgânı nasıl terkeyler
Hâlis Erginer
§
Gelmişim ben dehre pür derd ü elem âh etmeye
Olmasın benden beter hiç kimse Allâh etmeye
İsmâil Hilmi Soykut
§
Veremem sırrımı cânâna değil câna bile
Söylemez âşık olan derdini dermâna bile
İsmâil Hilmi Soykut
§
Âşık ol kârın belây-ı intizâr olsun da gör
Sırr-ı aşkın hâlelerden âşikâr olsun da gör
Çâresiz mecnûn gibi dîvânelik işden değil
Sevdiğin leylâ varıp ağyâre yâr olsun da gör
İsmâil Hilmi Soykut
§
Vaktiyle hâke basmayan erbâb-ı devletin
Şimdi izâm-ı dest u seri hâk-i râhtır
Yenişehirli Avni
§
Bilmiş ol âlemde hakdan başka herşey bî bekâ
İsmâil Hilmi Soykut
§
Görmedim kimselerde rûy-i vefâ
Sen görürsen selâmımı söyle
Hâfız Yusuf Cemil Ararat
§
Gittin ne kaldı bilsen gönlümde firkatinden
Kervan göçen konakta kalmaz ateşden özge
Hâfız Yusuf Cemil Ararat
§
Bu felek eski bir hamam tasıdır
Gezer elbet cenâbet ellerde
Hâfız Yusuf Cemil Ararat
§
Tâhir efendi bana kelb demiş
İltifâtı bu sözde zâhirdir
Mâlikî mezhebim benim zîrâ
İtikâdımca kelb Tâhirdir
Nef’î
§
Zehr-i hicvi cihâna neşredenin
Dili bî şek zebân-ı ef’ îdir
Tâhir olmaz köpek fakat beşere
Nef’i vardır o halde Nef’ îdir
Tâhirü’l-Mevlevî
§
Asker’e
Neslindeki geçmiş şühedânın adedinden
Erkâm utanır zîr-i zeminler utanırken
Ön safta koşar ilk ölü şevkiyle ölürsün
Arzın yaşayanlarda ki zevkiyle ölürsün
Hem bak ne asîlâne kerîmâne ölürsün
Heykellere şöhretlere bîgâne ölürsün
Tâvîzi bekâ etmeyerek öyle tese’ül
Eltâfını şânın şerefin addederek zül
İsminle de cisminle de hep birden ölürsün
Meçhûl olan eb’âda düşersin gömülürsün
Târîhe girersinde bilinmez nedir ismin
Târîhi yapan sen, senin efsânedir ismin
Yâdın haberin son nefesinden de küçük az
Ölüdkte peyâm-ı haberin halka yayılmaz
Âfâkı tutan velveleler arbedelerle
Gökten ebediyyet dilenen âbidelerle
Meçhûlün o hodgâm o şeref-âver ölümler
Meçhûlün o te’yîd-i hayat eyler ölümler
Yoktur cesedin zıll-i zevâlin bile bâzen
Yoktur o avâm âbidesi tahta cenâzen
Kabrin o da yok, varsa da tek bir taşı yoktur
Nâşın gibidir sînesi yoktur başı yoktur
Mithat Cemal Kuntay
§
Her dü âlemde tasarruf ehlidir rûh-ı velî
§
Dime kim bu mürdedir bundan nice dermân ola
Rûh şemşîr-i hüdâdır ten ğılâf olmuş ona
§
Daha alâ kâr ider bir tîğ kim üryân ola
Kalb-i insan azamet hâlıkının hânesidir
Kalbe nisbet arş u rahmân mercimek dânesidir
Hakîkat ilminin bahrin ne anlar her tahâretsiz
Ki Cibrîl-i Emîn uçmaz o deryânın kenârında
§
Ne oluyor ne bitiyor bakıver
Sular gibi amellere akıver
Tevbe eyle günahları yakıver
Ömür bitti şu günahları atıver
Cisminde gönlünü Allah’a ayır
Mâsivâya karşı rabbini çağır
§
Ne Süleyman ne Selîmin kuluyuz
Hazret-i Rabb-i Rahîmin kuluyuz
Hüsrev-i âleme yok mihnetimiz
Öyle bir şâh-ı kerîmin kuluyuz
Esrar Dede
§
Olacak olsa bir kişinin baht-ı kavî tâlihi yâr
Kehlesi dahî mahallinde onun işine yarar
§
Bûydan hoş renkten pâkîzedir nâzik tenin
Beslemiş koynunda gûyâ kim gül-i rânâ seni
Nedîm
§
Âh mine’l-aşki ve hâlâtihi
Ahraga kalbî bi harârâtihî
Şeyh Gâlib
§
Gülü bülbül yakar şem’i dahî pervâne zâr eyler
Kimi gördümse şâkî, iştikâsı âşinâdandır
Nevres
Doğru olsan ok gibi, yabana atarlar seni
Eğri olsan yay gibi ellerde tutarlar seni
§
Şem’i dîlden bî-haberdir sanmanuz cânâneyi
Şem’i yakmaz mı ol âteş kim yakar pervâneyi
Alaşehirli Avnî
§
Çin zülfün müşge benzettim hatasın bilmedim
Key perîşan söyledim bu yüz karasın bilmedim
§
Var herkesin çün bir kesi
Ben bî-kesin yok kimsesi
Ben bî-kesin sen ol kesi
Ey kimsesizler kimsesi
§
Sorma aslın herkesin izzetinden bellidir
Sohbet-i irfân görenler hizmetinden bellidir.
§
Fırlatıp yay gibi dehr atsa da yabana beni
Hedefimden şaşamam ok gibi dümdüz giderim
§
Be-nîm gamze tuvânî ki katl-âm kunî
Neûzübilleh, eger gamze-râ tamâm kunî
= Sevgilinin şöyle güçsüz ve küçücük bir gamze kırıntısı bile âşıklar arasında katliâma sebeb oldu. Allah korusun, gamze ya bir de tamam olsaydı.
§
Sana her mecliste söylerim sen mülzem olmazsın
Değil kürsîye vâiz , arşa çıksan âdem olmazsın
Sâbit
§
Sen namazda idesin çünki kıyam
Elf olursun eyâ mâh-ı temâm
Râki’ olsan görinür sûret-i dâl
Enbiyâ sırrıdur anla bu makâl
Sâcid olsan görinür halka-i mîm
Âdem olursun eyâ rûh-ı cesîm
Anla çün kim sana keşf ola bu râz
Âdem olur mı iden terk-i namâz
Sâbit
§
Yâr-i sâdık bilir halden
Aşk dersini alır gülden
Hiç riyâsız tam gönülden
Sevenlere selâm olsun
§
Özünü alçak gören serdâr olur
“Ene’l-hak” dâvî kılan berdâr olur
Er oldur hak yoluna baş oynaya
Döşekte ölen yiğit murdâr olur
Kadı Burhâneddîn
§
Sorma aslın her kişinin, izzetinden bellidir
Sohbet-i irfân görenler hizmetinden bellidir
§
Zâhidin gör parmağın kessen dönüp Hak’dan kaçar
Gör bu miskîn âşıkı ser-pâ soyarlar ağlamaz
Nesîmî
§
İlim kesbiyle pâye-i rif’at
Bir hayâl-i muhâl imiş ancak
Aşk imiş her ne var âlemde
İlm bir kîl u kâl imiş ancak
Fuzûlî
§
Ey Fuzûlî çıksa cân çıkmam tarîk-i aşkdan
Rehgüzâr-ı ehl-i aşk üzre kılın medfen bana
Fuzûlî
§
Zannetme ki şöyle böyle bir söz
Gel sen dahî söyle böyle bir söz
Şeyh Gâlib
§
İstemem dünyâda Hind ü Rûm u Mısr’ın devletin
Giceler tâ subha dek Hakk’a niyazım var benim
Genç Osman
§
Efendimsin, cihanda îtibârım varsa sendendir
Meyân-ı âşıkânda iştihârım varsa sendendir
Şeyh Gâlib
§
Kişiye her işi âlâ görünür
Kuzguna yavrusu ankâ görünür
Şinâsî
§
Bilmeyiz müftî, müderris sözünü dinlemeyiz
Uymayız onlara, biz onları nâdân okuruz.
Hamza Nigârî
§
Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gamın da ruzigârın görmüşüz
Nâbî
§
Bende yok sabr u sükûn sende vefâdan zerre
İki yoktan ne çıkar fikr edelim bir kerre
Nâbî
§
Yârin biliriz bezmimize rağbeti vardır
Amma ki zamanı gözetir sâati vardır
Nâbî
§
Gönül ne arzûy-ı câh eder, ne tâc u taht ister
Reh-i himmette ancak kalb-i nerm ü pây-ı saht ister
Nâbî
§
Kimdir bizi men edecek bâğ-ı cinândan
Mevrûs-ı pederdir gireriz hâne bizimder
Nâbî
§
Olmuş o kadar halk-ı cihân mekrde üstâd
Kim sâbıka-i şöhret-i şeytân unutulmuş
Nâbî
§
Serâpâ çeşm-i ibretten geçirdim nüsha-i dehri
İçinde mâni-i ârâma dâir bir ibâret yok
Nâbî
§
Künc-i ferâğın anlamayanlar safâsını
Devlet komuşlar adını gavga-yı âlemin
Nâbî
§
Kendi elimle kesip yâre verdiğim kalem
Fetvâ-yı hûn-ı nâ-hakkımı yazdı ibtidâ
Nevres-i Kadîm
§
Biz bülbül-i muhrik-dem-i gülzâr-ı firâkız
Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden
Sultan II. Selim
§
Kendi elimle yâre kesip verdiğim kalem
Fetvây-ı hûn-ı nâ-hakkımı yadı ibtidâ
Nevres
§
Yoluna cânâ revân etsem gerek cânım dedim
Yüzüme bin hışm ile bakdı dedi cânın mı var
Zâtî
§
Bulmaz reh-i Hakk’ı meger ol kimse ki ana
Tevfîkini Hâdî-i Ezel râh-ber eyler
Nef’î
§
Bir mevsim-i bâhârına geldik ki âlemin
Bülbül hâmûş, havz tehî, gülistân harâb
İzzet Molla
§
Andelîb-i zârı berg-i gülle tekfîn ettiler
Bir gülistân beytini üstünde telkîn ettiler
İzzet Molla
§
Hâke yüz sürmekle kâimse yer üstünde hayât
İhtiyâr et altını hâkin hayâtın rağmına
§
Sana senden gelir bir işte ancak dâd lâzımsa
Ümîd kes zaferden gayrdan imdâd lâzımsa
§
Vakf eyledim vücûdumu ben râh-ı millete
Bezl eyledim hayâtımı fikr-i hamiyyete
§
Cismim ademde olsa da hûnum boğar seni
Vermem mecâl ben sana halka hıyânete
§
Çekmedim ömrümde zencîr-i esâret bârını
Kayd-ı dünyâdan müberrâyım bilir dünyâ beni
İşte meydân-ı hamiyyet! Kaçma ey cellâd-ı zulm!
Yâ seni mahveylesin Mevlâ cihânda yâ beni!.
§
Yüksel ki yerin bu yer değildir.
Dünyâ’ya geliş hüner değildir.
§
Bize mülhid diyenin kendüde îmân olsa
Dahleden dinimize bâri müselmân olsa
§
Dinle beni ey evlat sana iki çift sözüm var
Beni bilmek istersen hakka bağlı özüm var
Neslim bana bühtân etmiş yüreğimde sızım var
Bu sayfalar tanır beni ha bu kitaplar tanır
Şanlı tarih dile gelse bütün dünya utanır
İlim, irfan, medeniyet, yaymak için büyüdüm
Kuru kavga için değil, hizmet için yürüdüm
Bir küçücük beylik idim üç kıtayı bürüdüm
Bu tepeler tanır beni ha bu ufuklar tanır
Şarktan güneş doğduğunda gölgem garba uzanır
Mazlumların göz yaşlarını şefkatle silmişim
Vatan , namus, din ve devlet kıymetini bilmişim
İrzıma göz dikenlerin haklarından gelmişim
Bu hisarlar tanır beni, ha bu kal’alar tanır
Nal sesini işitenler kıyamet koptu sanır.
§
Birbirine girdiler dolablarla âblar
Âblar gâlib gelince döndüler dolâblar
§
Tandır tava geldi hamur tükendi
Akıl başa geldi ömür tükendi
Mahmut Efendi
§
İnsanda söz ile değişir kader
Ya yurda baş olur ya başı gider
Kutadgu Bilig
§
Etme âr öğren oku ehlinden
Her şeyin ilmi güzel cehlinden
Nâbî
§
Ana gibi yâr olmaz
Bağdâd gibi diyâr olmaz
§
Nice güzeller olsa
Ana kadar güzel olmaz
§
Anne başa tâc imiş
Her derde ilâc imiş
Bir evlât vezîr olsa
Anneye muhtâc imiş
§
Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler
Kimi arsız, kimi hırsız, kimi deyyûs dediler
Künyeni öğrenmek için partiye ettim telefon
Bizde ki kayda göre şimdi o meb’ûs dediler
Neyzen Tevfik
§
Anlamaz hayvan olan
Hayran olan anlar bizi
§
Geç gelir tez gider deyû safâ çekme keder
Âlemin hâli budur, böyle gelir böyle gider
Fâizî
§
Âdemoğlu âleme üryân gelir üryân gider
Nâle vü efgân ile giryân gelir giryân gider
Taşlıcalı Yahya
§
Mâsivâ şâibesinden dili tahrîce çalış
Pertev-i hikmet ü irfân ile tenvîre çalış
§
Zengin sanırız kendimizi lîk fakiriz.
Hürrüz deriz ammâ ki hakîkatte esîriz.
Muallim Nâci
§
Kıl kadar kalsa vücûdundan eser
Alamazsın kıl kadar ondan haber
§
KİN
Göster semâ-yı mağribe yüksel de alnını,
Dök kalb-i sâf-ı millete feyz-i beyânını.
Al bayrağınla çık yürü sağken, zafer-nümâ,
Bir gün şehîd olunca da olsun kefen sana.
Ey makber-i muazzam-ı ecdâdı titreten
Düşman sadâsı sus, yine yükselme gölgeden
Düşman! Hilâl-i râyet-i İslâm’a hürmet et!
Toplar boğar hitâbını dağlarda âkıbet.
Dağlar lisâna gelse de anlatsa hepsini
Binlerce can dirilse de nakletse geçmişi
Garbın cebîn-i zâlimi affetmedim seni.
Türküm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!
Ben şûre-zâr-ı kalbimi kînimle süslerim,
Kalbimde bir silâh ile ferdâyı beklerim.
Kabrinde müsterîh uyu el nâmdâr atam,
Evlâdının bu günkü adı sâde “İntikam!”
Emin Bülend
§
Hâk ol ki Hüdâ mertebeni eyleye âlî
Tâc-i ser-i âlemdir o kim hâk-i kademdir.
Rûhî
§
Ağyâr elemin çekme gönül nâfile gamdır
Hasmın sitemin anlamamak hasma sitemdir
Nef’î
§
Biz güft u gûdayız nigeh-i çeşm-i yâr ile
Aşk olsun ol muâmelenin âşinâsına
Nef’î
§
Gönül yapmak halîlim kâbe bünyâd etmeden yeğdür
Dil-i mahzûnu şâd etmek kul âzâd etmeden yeğdür
§
Sanman taleb-i devlet ü câh etmeğe geldik,
Biz âleme bir yâr için âh etmeğe geldik!
Yenişehirli Avnî
§
Medeniyyette çok terakkî var
Gâlibâ müntehâsını bulacak
Bu terakkî devân ederse eğer
Beşeriyyet belâsını bulacak
Ferid Kam
§
Beş Murâd ile Muhammed, dörttür ancak Mustafa
Oldu üç Sultan Selîm Ahmedle Osman mutlaka
İki Mahmûd u Hamîd ü Mecîd ü Süleyman Bâyezîd
Birdir İbrâhîm ü Orhan ve Azîz Sultan Vahîd
Ali Emîrî Efendi
§
Feryâd ki feryâdıma imdâd edecek yok
Efsûs ki gamdan beni âzâd edecek yok
Te’sîr-i muhabbetle yıkılmış güzel ammâ
Vîrârıe dili bir daha âbâd edecek yok
Kes varsa alâkan bana ey tâli-i dûnum
Sen var iken âlemde beni yâd edecek yok
Hakkıyla bilir zâr göııül hâlet-i aşkı
Mâhirdin o fende anı üstâd edecek yok
Yâ Rab ne için zâr Nigârî şu cihânda
Nâ-şâd edecek çoksa da bir şâd edecek yok
Nigâr Hanım
§
Sînemde bir tutuşmuş yanmış ocağ olaydı
Zülfün karanlığında bezme çerâğ olaydı
Meyhâneler kapısı bahtım gibi kapansın
Rindâne bâde içmek sensiz yasağ olaydı
Deşt-i cünûn içinde gezmezdi böyle gönül
Gîsûların kemendi boynumda bağ olaydı
Terk-i cünûn ederdi Leylâ gamiyle Mecnûn
Bir gün yüzün göreydi âlemde sağ olaydı
Bir âh ile yakardım gülşen-sarây-i hüsnün
Kanûn-ı aşk içinde cüz’i mesâğ olaydı
Efsaneler yazardım sevdâ-yı aşka dâir
Gamdan dilimde Hayrî hâl-i ferâğ olaydı
Harputlu Hacı Hayri Bey
§
Âlâmını kalbinde tutup kimseye açma
Zîrâ elemin zikri de bir başka elemdir
Ferid Kam
§
Mey gibi her bir harâmın sekri olsaydı eğer
Ol zaman mâlûm olurdu mest kim huşyâr kim
Es’ad Muhlis Paşa
§
Kimse tayîn edemez âlemde
Kendi mahiyyetini re’yi ile
Münferit vâsıta-i rü’yet iken
Göremez kendini dîde bile
Nâmık Kemâl
§
Öyle bir eşşek ki bâlâsında ki teşdîdinin
Âlet-i tımâra benzer lâ yuâd dendânı var
Neyzen Tevfik
§
Sefâletle geçer ömrün muhakkak
Pederden yoksa şâyet mâl-ı mevrûs
Sefâletten halâs olmak dilersen
Tereddüt yok ya mebûs ol ya deyyûs
Ferid Kam
§
Yâdında mı doğduğun zamanlar
Sen ağlar iken gülerdi âlem
Bir öyle ömür geçir ki olsun
Mevtin sana hande halka mâtem
§
Ne müselmâna müşâbihti ne küffâra
Okumak rûhuna incîl-i muharref lâzım
İbnü’l-Emîn Mahmûd Kemâl
§
Bî nikâb u bâ nikâb arz-ı cemâl eylerdi yâr
Geh hilâli bedr, geh bedri hilâl eylerdi yâr
Saîd Fennî Efendi
§
Yâr için ağyâra minnet ettiğim aybeyleme
Bağbân bir gül için bin hâre hizmetkâr olur
Fuzûlî
§
Geçti âlemden adamlık devresi
İtimât et sen bu kavl-i râciha
Simdi hayvanlıktadır feyz u revâç
Rûh-ı insâniyyete el-fâtiha
Ferid Kam
§
Hidâyet senden olmazsa dirâyet neylesin yâ rab
Arabça bilse de bû cehle âyet neylesin yâ rab
İbrâhîm Cûdî Efendi
§
Ne nâmûs u âr u ne ırz u hayâ
Mezâ mâ mezâ vü mezâ mâ mezâ
Ferid Kam
§
Sağlığında nice ehl-i hünerin
Bir tutam tuz bile yoktur aşına
Öldürüp evvel onu açlıktan
Sonra bir türbe yaparlar başına
Ferid Kam
§
Ağlatmayacaktın yola baktırmayacaktın
Ol vâde-i tekrâr be tekrârı unutma
Esrar Dede
§
Muzaffer vakt-i fursatta adûdan intikâm almaz
Mürüvvetmend olan nâ kami-i düşmanla kâm almaz
Râgıp Paşa
§
Ahenden olsa da feleğin çek kemânını
Çekme felekte siflelerin imtinânını
Râgıp Paşa
§
Uğradık zannederim bir gönül âhına biz
Nerden düştük ilâhî bu belâ çâhına biz
Ferit Kam
§
Merdüm-i çeşmim eğer gayra bakarsa afvet
Sehveder ey gözümün merdümi insandır bu
Tal’at Bey
§
Beşerin taptığı bir kendisidir âmennâ
Dinlemem etse de Allâhı bütün gün îlâ
Ben bu mel’ûn putu gördükçe kırıp ezmiştim
Yine baktım duruyor dipdiri dimdik hâlâ
Fuâd Şemsi Bey
§
Tasavvuf küllü geçmektir özünden
Ve dahî incinmemektir el sözünden
Kemâl Paşazâde
§
Ne yerden kârbâr-ı gam göçer olsa konar bende
Belâ râhında şimdi bir muayyen menzil oldum ben
Sanman bizi kim şîre-i engûr ile mestiz
Biz ehl-i harâbâttanız mest-i elestiz
Bağdatlı Rûhî
§
Ehl-i tevhîd olmak istersen sivâya meyli kes
Aç gözün merdâne bak Allâh bes bâkî heves
§
Bir kitâbullâh-ı âzamdır serâser kâinât
Hangi harfi yoklasan mânâsı hep Allâh çıkar
§
Zâlim yine bir zulme giriftâr olur âhir
Elbette olur ev yıkanın hânesi vîrân
§
Kasdın ibkây-ı nîk nâm ise ger
Bırak ahlâfa bir güzîde eser
Kim esersiz giderse alemden
Tâ be mahşer yerinde yeller eser
Muhyiddîn Râif Efendi
§
Yâr elinden ne yâre aldığımı
Bilse gamnâk olurdu gamsızlar
Sende nâlenle deşme ânı
Kalb-i zârımda yâre var sızlar
Muhyiddîn Râif Efendi
§
Sen âh deyip de geçme öyle
Bir âhdadır celâl-i zâtı
Bir âh semây-ı arşı sarsar
Bir âh yıkar bu kâinâtı
Muhyiddîn Râif Efendi
§
Nisbetim bir cemâl-i akdesedir
Geçi bir rind-i nâbesâmânım
Beni toprak görüpte çiğnemeyin
Ezmeyin. hâk-i pây-i cânânım
Muhyiddîn Râif Efendi
§
Hayattan alacak gayrı kalmamış kâmım
Ne bir ümîd-i kerem ne recâlarım vardır
Hâlis Erginer
§
Halletmediler bu lûgâzın sırrını kimse
Kaç kâfile geçti hukemâdan fuzelâdan
Yuf hârına dehrin gül ü gülzârına hem yuf
Ağyârına yuf yâr-ı cefâkârına hem yuf
Bir ayş ki mevkûf ola keyfiyyeti hamre
Ayyâşına yuf hamrine hammârına hem yuf
Bağdatlı Rûhî
§
Açmaz beni her bahçede ney’ler mey’ler
Haz vermiyor artık olur olmaz şeyler
Ben uzleti çoktan göze aldım ammâ
İnsan bu Emirgânı nasıl terkeyler
Hâlis Erginer
§
Derdi mûtâd etmişim dermân olur derdim bana
İsmâil Hilmi Soykut
§
Gelmişim ben dehre pür derd ü elem âh etmeye
Olmasın benden beter hiç kimse Allâh etmeye
İsmâil Hilmi Soykut
§
Veremem sırrımı cânâna değil câna bile
Söylemez âşık olan derdini dermâna bile
İsmâil Hilmi Soykut
§
Âşık ol kârın belây-ı intizâr olsun da gör
Sırr-ı aşkın hâlelerden âşikâr olsun da gör
Çâresiz mecnûn gibi dîvânelik işden değil
Sevdiğin leylâ varıp ağyâre yâr olsun da gör
İsmâil Hilmi Soykut
§
Vaktiyle hâke basmayan erbâb-ı devletin
Şimdi izâm-ı dest u seri hâk-i râhtır
Yenişehirli Avni
§
Bilmiş ol âlemde hakdan başka herşey bî bekâ
İsmâil Hilmi Soykut
§
Görmedim kimselerde rûy-i vefâ
Sen görürsen selâmımı söyle
Hâfız Yusuf Cemil Ararat
§
Gittin ne kaldı bilsen gönlümde firkatinden
Kervan göçen konakta kalmaz ateşden özge
Hâfız Yusuf Cemil Ararat
§
Bu felek eski bir hamam tasıdır
Gezer elbet cenâbet ellerde
Hâfız Yusuf Cemil Ararat
§
Tâhir efendi bana kelb demiş
İltifâtı bu sözde zâhirdir
Mâlikî mezhebim benim zîrâ
İtikâdımca kelb Tâhirdir
Nef’î
§
Zehr-i hicvi cihâna neşredenin
Dili bî şek zebân-ı ef’ îdir
Tâhir olmaz köpek fakat beşere
Nef’i vardır o halde Nef’ îdir
Tâhirü’l-Mevlevî
§
Her dü âlemde tasarruf ehlidir rûh-ı velî
Dime kim bu mürdedir bundan nice dermân ola
Rûh şemşîr-i hüdâdır ten ğılâf olmuş ona
Daha alâ kâr ider bir tîğ kim üryân ola
§
Asker’e
Neslindeki geçmiş şühedânın adedinden
Erkâm utanır zîr-i zeminler utanırken
Ön safta koşar ilk ölü şevkiyle ölürsün
Arzın yaşayanlarda ki zevkiyle ölürsün
Hem bak ne asîlâne kerîmâne ölürsün
Heykellere şöhretlere bîgâne ölürsün
Tâvîzi bekâ etmeyerek öyle tese’ül
Eltâfını şânın şerefin addederek zül
İsminle de cisminle de hep birden ölürsün
Meçhûl olan eb’âda düşersin gömülürsün
Târîhe girersinde bilinmez nedir ismin
Târîhi yapan sen, senin efsânedir ismin
Yâdın haberin son nefesinden de küçük az
Ölüdkte peyâm-ı haberin halka yayılmaz
Âfâkı tutan velveleler arbedelerle
Gökten ebediyyet dilenen âbidelerle
Meçhûlün o hodgâm o şeref-âver ölümler
Meçhûlün o te’yîd-i hayat eyler ölümler
Yoktur cesedin zıll-i zevâlin bile bâzen
Yoktur o avâm âbidesi tahta cenâzen
Kabrin o da yok, varsa da tek bir taşı yoktur
Nâşın gibidir sînesi yoktur başı yoktur
Mithat Cemal Kuntay
§
Muhabbetten Muhammet oldu hâsıl
Muhammedsiz Muhabbetten ne hâsıl
Bezm-i Âlem Vâlide Sultan
§
Eyâ maşûk-i Rahmânî ki farz-ı ayn imiş aşkın
Sana âşık olanlar hemân Allah’a âşıktır
Ruşeni
§
Sen ol mahbûbsun ki Hak Teâlâ rehgüzârında
Eder dünyâ ve mâfîhâyı kurbân yâ Resûlallah
Yenişehirli Avnî
§
Ey sârbân-ı müşfik hiç olmadın mı âşık
Âheste revlik etme rahmeyleyip bu zâre
Ben dermend-i âşıkım bir yerde kılmam ârâm
§
Tâ vâsıl olmayınca serhadd-i kûy-i yâre
Seyyidü’l-kevneyn olan şâh aşkına
Şâm-ı esrâ da doğan mâh aşkına
Arz-ı dîdâr eyle Allah aşkına
Yâ Resûlallah müştâkım sana
Yandım aşkınla terahhum kıl bana
Vâsıf-ı Enderûnî
§
Şefaat kıl, kerem kıl, pür kusurum, kapına geldim
Siyeh rû, dil perîşân, dîde pür nem yâ Resûlallah
Yozgatlı Muhammed Said Fennî
§
Dil pâre pâre oldu şevkinden ol diyâre
Mâl u câhı terkedip düştü deryây-ı nâre
Rahmet Allah aşkına şı eşk-i pâre
Ey sârbân zimâmı çek semt-i kûy-i yâre
Vîrâne dîlde zîrâ yer kalmadı karâre
§
Çok tel kırılır sîne-i kânûn-u cihânda
Nâ ehline mızrâbı tasarruf verilince
§
Bu dünyânın cefâsından sefâsına nöbet gelmez
Aç gözünü gafil olma bu dünyâdan giden gelmez
§
Cihan bağında ey âşık budur maksûd-u ins ü cin
Ne kimse senden incinsin ne sen bir kimseden incin
§
Sanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olur
Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyâr olur
Sâdıkâne belki ol âlemde dildâr olur
Yâr olur ağyâr olur dildâr olur serdâr olur
Yavuz Sultan Selim Hân
§
Söyleyemem derdimi hem derdim olan âh’a bile
Belki ol sînede ki nâle-i cangâha bile
Kendi bî şüphe bilir râz-ı derûnu yoksa
Ehl-i dîl söyleyemez derdini Allah’a bile
Cihân-ı âra cihân içredir ârayı bilmezler
O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler
Halk içinde mûteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi
Kânûnî Sultan Süleyman Hân
§
Ne kendi etti râhat ne halka verdi huzûr
Yıkıldı gitti cihandan dayansın ehl-i gubûr
§
Hased perverlerin hâli yamandır
Ki yoktur bir belâ bedter hasedden
Sarılmış nefse müz’ic bir yılandır
Ki çıkmaz çıkmayınca cân cesedden
§
Ben akıldan isterim delâlet
Aklım bana gösterir dalâlet
Fuzûlî
§
Çok insan anlayamaz eski mûsikîmizden
Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden
Yahyâ Kemâl Beyatlı
§
Hubûb eder gibi reftârınız ne hâlettir
Aceb nesîm-i seherden mi âferîdesiniz
Abdülhak Hâmid
§
Bî baht olanın bâğına bir katresi düşmez
Bârân yerine dürr ü güher yağsa semadan
Ziyâ Paşa
§
Dil olsa ağzımızda sövmek yoktur
El varsa da emrimizde dövmek yoktur
Öksüzleri sevmek okşamak var bizde
Zalimleri alçakları övmek yoktur
Ârif Nihat Asya
§
Hak sillesinin bulunmaz sadâsı
Bir vurdu mu bulunmaz devâsı
Önce Hallâk-ı cihândan korkmalı
Sonra ondan korkmayandan korkmalı
Bî vefâ yârin muhibbî cevrini mâzûr tut
Yârsız kalır bu cihânda ayıpsız yâr isteyen
Kânûnî Sultan Süleyman Hân
§
Zen merde, civân pîre, kemân tîrine muhtâc
Ebnây-ı beşer hâsılı birbirine muhtâc
Tevbe yâ Rabbî hatâ râhına gittiklerime
Bilip ettiklerime bilmeyip ettiklerime
Kötülüğe kötülük her kişinin kârıdır
Kötülüğe iyilik er kişinin kârıdır
Tutar sinekleri, lâkin yarıp geçer kuşlar
Örümcek ağına benzer bu gün ki kânunlar
Ferid Kam
§
Ona maksûmdur gitmez ele
Ona kısmet değil girmez ele
Çocuğa kim demiş küçük bir şey
Bir çocuk belki en büyük bir şey
Abdülhak Hâmid
§
Hak kulundan intikâmın kul eliyle alır
Bilmeyen ilm-i ledünnü, anı abd etti sanır
Bunu altın hat ile yazsın yazan
Kendi düşer halk için kuyu kazan
Dalmışım bahr-i şekâvet içre kârım seyyiât
Yâ ilâhi sen hidâyet eyle bana ver necât
Sen şefâat kıl garîbe ey Resûl-i Kâinât
Es-selâtü ve’s-selâm yâ Sâdika’l-Va’di’l-Kerîm
Sultan II. Mustafa
§
Yine zevrâk-ı derûnum kırılıp kenâre düştü
Dayanır mı şîşedir reh-i seng-sâre düştü
Reh-i Mevlevî de Gâlib bu sıfatla kaldı hayrân
Kimi terk-i nâm u şâne kimi i’tibâre düştü
Şeyh Gâlib
§
Kalbi olanın dili yok
Dili olanın kalbi yok
Yahyâ Kemâl Beyatlı
§
Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş
Bir velîye bende olmak hepsinden âlâ imiş
Yavuz Sultan Selim Hân
§
Dırahta ger ziyân etse karınca
Zararı var mıdır ânı kırınca
Kânûnî
§
Yarın hakkın dîvânına varınca
Süleyman’dan hakkın alır karınca
Ebussuûd Efendi
§
Eyvâh bu bâzîçede bizler yine yandık
Zîrâ ziyan ortada bilmem ne kazandık
Ziyâ Paşa
§
Cân acısını haste-i derd-i firâk olup
Dildâde-i nigâr-ı sitemkâr olan bilür
Bâkî
§
Yârdan cevr ü cefâ lutf u kerem gibi gelür
Gayrıdan mihr ü vefâ derd ü elem gibi gelür
§
Kapunda sâil olmak gayra mihmân olmadan yeğdür
Gedây-ı kûyun olmak mısra sultan olmadan yeğdür
§
Kilâb-ı kûyun ile hem-sifâl olup hırıldaşmak
Varıp bezminde tahmâsun gazelhân olmadan yeğdür
Bâkî
§
Zincirlerin altınsa da hatta koparıp kır
Susmak ne demekmiş yere haykır göğe haykır
Vicdan bile duymaz sesi çıkmazsa bir âhı
Sessiz kölelerdir yaratan bin bir ilâhı
Mithat Cemâl Kuntay
§
Şu karşı ki karlı dağlar vâr olsun
Selâmı gelmeyen ağam sâğ olsun
Senden bana selâm gelmek âr ise
Benden sana çok çok selâmlar olsun
§
Sen bir ziyâretsin kurbân istersin
Kurban bulamadım cândan ileri
§
Öfke gelir göz kararır
Öfke gider yüz kızarır
§
Bizden iki üç yüz sene evvel uyananlar
Hâlâ uyuyanlarda ki mâhiyyeti görsün
Efsânesi kaybolsa kıyamet koparanlar
Târîhini okkayla satan milleti görsün
Mithat Cemâl Kuntay
§
Kısmet ise gelir Hind’den Yemenden
Kısmet değil ise ne gelir elden
§
Kelâmın fıdda ise sükûtun olsun zeheb
Kemâl ehli kemâlâtı sükûtla buldular hep
§
Sür çıkar hâtırdan ağyârı tecellî ede hak
Pâdişâh konmaz saraya hâne mâmûr olmadan
§
Eli boş gidilmez gidilen yere
Rabbim boş gelmedim ben suç getirdim
Dağlar çekemezken o ağır yükü
İki kat sırtımda pek güç getirdim
Tâhirü’l-Mevlevî
§
Cennet hakkın bahçesi ârif onun bağbânı
Bağbânla bilişe gör tâ giresin bahçesine
§
Yâre kul olmakla buldum devlet-i hürriyyeti
İhtiyârımla esâret geldi kendimden bana
§
Halk içre bir âyineyim herkes bakar bir ân görür
Her ne görür kendin görür ger yahşî ger yaman görür
Niyâzi-ı Mısrî
§
O ganîyem ki bu bâzâr-ı cihanda feleğe
Metelik vermek için bende bozukluk yoktur
Hâfız Yusuf Cemil Ararat
§
Bakma Yâ Rab sevâd-ı defterime
Ânı yak âteşine benim yerime
§
Merdümi dîdeme bilmem ne füsûn etti felek
Giryemi kıldı füzûn, eşkimi hûn etti felek
Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek
§
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammedsin efendim
Hakdan bize sultân-ı müeyyedsin efendim
Şeyh Gâlib
§
Delikli demirin vurmazı olmaz
Ardına geçip göz uydurmalı
Adem oğlunun kanmazı olmaz
Özünü bilip söz uydurmalı
Ferid Kam
§
Kul belâ görmez hak yazmadıkça
Hak belâ yazmaz kul azmadıkca
§
Bak bize nazar oldu
Cumamız Pazar oldu
Bize ne oldu ise
Hep azar azar oldu
§
Korkma düşmenden kim âteş olsa yandırmaz seni
Müstakîm ol Hazreti Allah utandırmaz seni
§
Dikenli bahçelerden gül dermeye gelmez
Yağmurlu havalarda çamaşır sermeye gelmez
Dengesiz insanlarla dikkatli konuşmak gerek
Ahmağa yüz, aptala söz vermeye gelmez
Şeyh Sâdî
§
Yamadık dünyamızı yırtarak dinimizden
Dinde gitti dünyada gitti elimizden
İbrahim edhem
§
Dönersek kahbeyiz millet yolunda bir azîmetten.
Nâmık Kemâl
§
Dinle neyden çün hikâyet etmede
Ayrılıklardan şikâyet etmede
§
Gör zâhidi kim sâhib-i irfân olayım der
Dün mektebe geldi bu gün üstâd olayım der
§
Bakma yâ Rab bizim günâhımıza
Nazar et cân u dîlden âhımıza
Murad Hüdâvendigâr
§
İnsanın işi hatâ
Allahın işi atâ.
Tâhiru’l-Mevlevî
§
Kemend-i can güdâzı ezder-i kahr olsa cellâdın
Müreccahtır yine bin kerre zencîr-i esâretten
Nâmık Kemal
§
Bî vücûd olmak gibi yoktur cihânın râhatı
Gör ki sîmurgun ne dâmı var ne de sayyâdı var
§
Hudâyâ hudâlık sana yaraşır
Nitekim gedâlık bana yaraşır
Şeh oldur ki kulluğun etti senin
Kulun olmayan şeh gedâ yaraşır ,
II. Bayezid Hân
§
Neye halketti deme Hazret-i Mevlâ nâyı
Halka bildirmek için Hazret-i Mevlânâyı
§
Hak perestim arz-ı ihlâs ettiğim dergâh bir
Bir nefes tevhîdden ayrılmadım Allâh bir
Muallim Nâci
§
Seni Yûsufle güzellikte sorsalar bana
Yûsufu görmedim amma seni rânâ bilirim
Bâkî
§
Kâbe bünyâd-ı Halîl-i Âzerest
Dîl nazargâh-ı Celîl-i ekberest
Molla Câmî
§
Sana gizli bir sözüm var
Gel gönüle gir gönüle
§
Neler çeker bu gönül söylesem şikâyet olur.
Şeyhü’l-İslâm Yahyâ
§
Beyi paşası var ise halkın
Fukarâyız bizim Hüdâmız var
§
Bir devrde geldik ki bu fenâ âleme biz kim
Âsârı kerem yok ne beşerde ne melekte
§
Alan sensin, veren sensin, kılan sen
Ne verdiysen odur, gayrı nemiz var
Aziz Mahmûd Hüdâi
§
N’ola tâcım gibi başımda götürsem dâim
Kadem-i nakşını ol Hazret-i Şâh-ı Rusulün
Gül-i Gülzâr-ı Nübüvvet o kadem sâhibidir
Ahmedâ durma yüz sür kademine o gülün
Sultan İ. Ahmed
§
Ey dîl hele âlemde bir âdem yok imiş
Var ise de ehl-i dil’e mahrem yok imiş
§
Gam çekme hakîkatte eğer ârif isen
Farz eyle ki el-ân yine âlem yok imiş
Nef’î
§
Meyân-ı guft u gû’da bed-menîş îhâm eder gubhun
Şecâat arz ederken merd-i kıptî sirkatin söyler
Koca Râgıp Paşa
§
Çünkü yoktur sende zâlim rahme dâir bir cevap
Derdimi artırma bâri hâl-i zârım sorma hiç
§
İncitme sen ahbâbını incinmeye senden
Bu âlem-i fânîde zerâfet budur işte
Leylâ Hanım
§
Min can olaydı kâş men-i dil-şikestede
Tâ her biriyle min kez olaydım fedâ sana
§
Gönlüm de senin can da senin ten de senindir
Nem varsa benim hepsi senin ben de senindir
§
Harabât ehline hor bakma sâkî
Defineye mâlik vîrâneler var
§
Arz-ı hâl etmeye cânâ seni tenhâ bulamam
Seni tenhâ bulıcak kendimi aslâ bulamam
§
Kimdim?
Âsâra sorarsan beni söyler sana kimdi
Bir başka denizdim kürenin rub’u benimdi
Mermîler alevler beni bir kal’a sanırdı
Efserlerin enkâzı uçar dalgalanırdı
Cevvâl atımın kanlı kıvılcımlı izinde
Bir umk idi aksim ebediyyet denizinde
Çarpardı göğün kalbi hilâlin avucunda
Titrerdi yerin tâlii mermîmin ucunda
Âsâr elimin çizdiği mecrâdan akardı
Üç kıt’ada mağrûr atımın izleri vardı
Fevkinde uçarken o nesîbin bu firâzın
En şanlı hükümdârı hurûşânına arzın
Tek bir nazarım berk-i inâyetti keremdi
İklîl-i hediyyemdi ekâlîm-i hîbemdi
Hançerdi hayâlim bütün akvâm ona kındı
Gûyâ küre şeydây-ı irâdemdi kadındı
Âsâbına kalbimdeki âhengi verirdim
Kasdeylediğim şekli verir, rengi verirdim
Dünyâ bilir iclâlimi ben böyle değildim
Ben altı asırdan beri bir def’a eğildim
Mithat Cemâl Kuntay
§
Ehibbâ şi’ve-i yağmada mebhûd eder âdâyı
Hüdâ göstermesin âsâr-ı izmihlâl bir yerde
Yenişehirli Avnî
§
Eylerim hep böyle müstesnâ güzeller intihâb
Tab’ı müstesnâ-pesendim dilberimden bellidir
§
Önün ardın gözet fikr-i dakîk et onda bir söyle
Öğütme ağzına her ne gelirse âsiyâb âsâ
Nevres
§
Bir kerre kişi düşmesin âlemde yerinden
Ol an dağılır meclis-i cemiyyeti ahbâb
Enderunlu Vâsıf
§
Ey müezzin gel cenâzem üstüne feryâd kıl
Öldüğümden yâri âgâh eyle rûhum şâd kıl
Aşkî
§
Tıynetin nâ-pâk ise hayr umma sen germâbeden
Önce tathîr-i kalb et sonra tathîr-i beden
§
Gam değil sözümü dinlemese ehl-i nifâk
Fâsıkı müzdaribü’l-hâl eder âvâze-i ezân
Yahyâ Bey
§
Yere düşmekle cevher sâkıt olmaz kadr ü kıymetten
Nâmık Kemâl
§
Men tâ senin yanında bile hasretem sana.
Bir kelbini bir kelbine mahvettirir Allah.
Âlemde nîk ü bed kişi hep ekdiğin biçer
Gam çekmeyince kıymeti hiç artar mı âşıkın
Kan yutmayınca buldu mu hiç îtibâr lâl
Ahmed Paşa
§
Her nefeste işledim ben bir günâh
Bir günâh için demedim ben bir gün âh
Süleyman Çelebi
§
Âkil u mâkûl u akl âşık u mâşûk u aşk
Cümle sensin pes nereden geldi bunca kîl u kâl
Ahmedî
§
Aman lafzı senin ism ü şerîfinle müsâvîdir
Anınçün dervişin zikri amândır yâ Resûlallah
Tabîb nicesin öldürmeden tabîb olmaz
Necâtî
§
Fesâd olsa esâsında binânın pâyidâr olmaz
Ağazâde Dilâver
§
Ehl-i mansıptan biri millete eşek derse
Reddolunmaz sözü amma eşşekoğlu eşşek can sıkar
Millete eşek diyen bilmez mi ki
Sadr-ı Âzamlar da vezirler de milletten çıkar
Şâir Eşref
§
Sükût etmek gibi nâdâna bir uygun cevap olmaz
Sefîî
§
Tahsîl-i kemâlât kem âlât ile olmaz.
Söyleyenler kendisin bilmez, bilenler söylemez
Hâl müşgildir eğer uymazsa hâl’e kâlimiz
Çün sefer kıldı Cihandan Mustafa
§
Ummasun hiç kimse dünyadan vefâ
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan Âdemsin sen
Şeyh Gâlib
§
Tûti-i Mûcize gûyem ne desem lâf değil
Çerh ile söyleşemem âyinesi sâf değil
Ehl-i dîl dir diyemem âyinesi sâl olmayana
Ehl-i dîl birbirini bilmemek insâf değil
Nef’î
§
İsterim sevsin bütün halk-ı cihân cânânımı
Sevmeyenler kalmasın âlemde hiç sultanımı
§
Beş vakit loşluğunda saf saftık
Davetin vardı dün ezanlarda
Seni ey mabedim utansınlar
Kapayanlar da açmayanlarda
Ârif Nihat Asya
§
Arş-ı vâsi istersen kâmilin gir kabzına
Arş ü kürsîden geniştir bir velînin âyesi
§
Bu kadar cürm ü seyyiâtımla
Rahmet ümîdimin budur sebebi
Ki buyurmuş Hudây-ı Azze ve cel
Sebekat Rahmetî alâ gazabî
Emin Hümâyî
§
Bir kişinin ki yardımcısı Allah ola
Var kıyas eyle ki ol ne şâh ola
§
Gittin ammâ ki kodun hasret ile cânı bile
İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile
Neş’atî
§
Olacak olsa gerek çâr u nâçâr
Gerek kalbini gen tut gerek dâr
§
Ne kadar çok olursa koyunun sürüsü
Yeter imiş ona kasabın birisi
§
Karınca kanatlanınca zanneder ki beşarettir
Zavallı bilmez ki ölümüne işarettir
§
Eğer dilden gelen elden geleydi
Gedâlar kalmayıp sultân olaydı
§
Er odur ki dünyâda yerine koya bir eser
Esersiz kişinin yerinde yeller eser
§
Hüner bir şehir bünyâd etmektir
Reâyâ kalbin âzâd etmektir.
§
Saatin çaldığı evkât değildir her bâr
Müddet-i ömrü gelip geçtiğine eyler âh
Râgıp Paşa
§
Kalb-i sengine kelâm-ı nerm eder elbet eser
Kıt’a-i elmas lâbüd hakkolur kurşun ile
Bursalı Beliğ
§
Nev’iyâ lâzım değil olmak filân ibn-ü filân
Marifet kesbeyle tâ bir Âdem ol Âdem gibi
§
Dünya talebiyle kimisi halkın emekte
Kimi oturup zevk ile dünyâyı yemekte
Rûhi
§
Çoktur eğerçi derd ü belâsı mahabbetin
Ammâ ne çâre elde değil ihtiyârumuz
Rûhi
§
Hâsılı ey şeh-i iklîm-i vefâ
Sana cânım da fedâ ten de fedâ
Hâkânî
§
İşte mânây-ı bedîhî görünen gün gibidir
Ömür bin yıl dahi olsa bir gün gibidir
Mütercim Mir Ali
§
Kabiliyyet dâd-ı haktır her kula olmaz nasîb
Sad hezar terbiyye etsen bî edeb olmaz edîb
§
Sunar bir câm-ı memlû bin teh-î peymâneden sonra
Döner vefk-ı murâd üzre felek ammâ neden sonra
Sâbit
§
Setr eder aybını insanın hep
Ne güzel câme imiş sevb-i edeb
Sünbülzâde Vehbi
§
Bed baht ona derler ki elinde cühelânın
Kahrolmak için kesb-i kemâl ü hüner eyler
Muallim Nâci
§
Erişir menzil-i maksûda âheste giden
Tîz reftâr olanın pâyine dâmen dolaşır
Hâtemî
§
Kalmadı mahzûru artık tîz reftâr olmanın
Câmeyi hayyâtlar hep şimdi dâmensiz biçer
Tîz reftâr olmayanlar mutlaka pâmâl olur
Yelkovanlar akrebi saatte bir çiğner geçer
Hakkı-ı Mevlevî
§
Bir vakte erdi ki şimdi günümüz
Ayak belli değil ser belli değil
Bir gül-i rânâya olduk mübtelâ
Bülbül belli değil hâr belli değil
Kimse bilmez bir kimsenin kasdını
Bilen hani düşmanını dostunu
Cümlesi giymiş nâmerd postunu
Avrat belli değil er belli değil
Ruhsatî
§
Zâlimin ser-rişte-i ikbâlini bir âh keser
Rızka mâni olanın rızkını Allah keser
Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir
Mübtelây-ı gama sor kim geceler kaç saat
Görmedim bir hûb kim yanında olmaya rakîb
Bu cihân bağında hiç gül olmaz imiş hârsız
Mihrî Hâtun
§
Sırrını âşık olan şöyle nihân etsin kim
Duymasın ağladığın dîde-î giryânı bile
Riyâzî
§
Yârın cefâsı cümle vefâdır cefâ değil
Yâre cefâ kılur diyen ehl-i vefâ değil
Nesîmî
§
Lâyık değilüz çünkü senün mihr ü vefâna
Hiç olmaz ise bâri cefâ vü sitem eyle
Taşlıcalı Yahya
§
Eşk-i dîde, dûd-ı dîl, hûn-ı ciğer, sûz-ı derûn
Hepsi senünçündür sakın incinme kurbân olduğum
Nâzım
§
Küşâde bâd be devlet hemîşe in dergâh
Bi hakkı eşhedü en lâ ilâhe illallah
§
Yûsuf dahi olsan düşürürler seni câha
Ebnây-ı zamânın işi ihvâna cefâdır
Hâşimî
§
Sirkat-i şi’r edene kat-ı zebân lâzımdır
Böyledir şer-i belâgatte fetvây-ı sühân
Sünbülzâde Vehbî
§
Vücûd iklîminin sultânısın sen
Efendim derdimin dermânısın sen
Bu cism-i nâtüvânın cânısın sen
Efendim derdimin dermânısın sen
§
Ne kahr-ı dest-i âdâdan ne lutf-u âşinâdan bil
Umûrun hakka tefvîz et cenâb-ı kibriyâdan bil
§
Yıkanlar hâtır-ı nâşâdımı yâ Rabbi şâd olsun
Benimçün nâmurâd olsun diyenler bermurâd olsun
§
Tahammül mülkünü yıktın Hülâgû Han mısın kâfir
Aman dünyâyı yaktın âteş-i sûzân mısın kâfir
Nedim
§
Böğürtlen açılsa bağ oldum sanır
Türk şehre gelse beğ oldum sanır
§
Her ki ô ez hem zebânî şüd cüdâ
Bî nevâ şüd gerçi dâred sad cüdâ
= Konuştuğu dili anlayan kimseden ayrılan yüzlerce lisan ve nağme bilsede yine susar
§
Çünki gül reft û gülistân der güzeşt
Neşnevî zan pes zi bülbül ser güzeşt
= Gül mevsimi geçip te gül açması bitince artık bülbülün âşıkâne sergüzeştini dinleyemezsin
§
Nîs bâşed hayâlender revân
Tû cihan râ ber hayâalî bî revân
= Ruhtaki hayal sûretâ yok gibidir. Lakin sen bütün cihan halkını bir hayal peşinde gider gör
§
Bî edeb tenhâ ne hurâ dost bed
Belki âteş ber humê âfâk zed
= Edepsizin zararı yalnız kendisine dokunmaz, belki bütün âfâka ateş vermiş olur
§
Çün kalem ender nivişten mîşikâft
Çün bi ışk âmed kalem ber hod şikâft
= Kalem ki çarçabuk yazıp gidiyordu. Aşkın tefsîri bahsine gelince tahammül edemeyerek yarıldı
§
Sıhhat-î in his zi ma’mûrî-i ten
Sıhhat-î an his zi tahrîb-i beden
= Tabiî hissin sıhhati bedenin afiyetidir. Dînî ve mânevî hissin sıhhati ise cismin tahrîbindedir
§
Hufte ez ahvâl-i dünya rûz u şeb
Çün kalem der pençe-î taklîb-i rab
= Ârif dünyâya ait işlerde gece gündüz uykudadır –yani uyuyan bir adamda nasıl irade ve tasarruf kalmazsa ârifte öyle olmuştur-O kalem gibi Allahın yed-i kudretindedir.
§
Her ki ô pençê nebîned der rakam
Fi’l pindâred becûnbûş ez kalem
= Yazı yazan eli görmeyen kimse, kalemin hareketini müşahede edince yazma işini ondan sanır
§
Sad hezâran nîze-î fir’avn râ
Der şikest ez Mûsi î bâ yek asâ
= Fir’avnın yüzbinlerce mızraklı ordusunu, Mûsânın bir asasıyla kırdı
§
Angeman engîz râ sâzed yakîn
Mihr râ rûyâned ez eshâb-ı kîn
= Allah, zan ve şüphe îras edeck bir sözü yâkîne vâsıta kılar. Kin ve düşmanlık sebeblerinden de muhabbet neticesi çıkarır
§
Pervered der âteş İbrâhîm râ
Ey meniy-yi rûh sâzed bîm râ
= İbrâhîm’i âteş içerisinde besler; korkuyu ruhun emniyetine vâsıta kılar
§
Hemnişîn-i ehl-i mânâ bâş tâ
Hem atâ yâbiyu hem bâşî fetâ
= Mânâ ehli ile beraber otur ki hem atâ bulasın, hem de bir merd-i mânevî olasın
§
Ger tu seng-i sahra vü mermerşsevî
Çün be sâhibdil resî gevher şevî
= Sen kaya da olsan mermer de olsan bir veliyy-i kâmile mülâkî olunca cevher hâline gelirsin – burada mevlânâ hazretleri kaya ve mermer derken odun dememiştir. Böylece kabiliyyete de işaret etmiştir.
§
Hin gidây-î dil bi dih ez hem dilî
Rev bicû ikbâl râ ez mukbilî
= Aklını başına al da bir gönül arkadaşının sohbetiyle kalbe gıda ver. Git mânevî ikbâl sahibinden bir ikbâl ve saâdet talebinde bulun.
§
Mader-î büthâ büt-î nefs-î şümâst
Zan ki an büt mâr u în büt ejdehâst
= Putların anası ve menşei sizin nefsinizdir. Çünkü hariçteki putlar yılan farzedilirse nefs ejderhâdır
§
Âb-ı hummâ kûze ger fânî şeved Âb-ı çeşmê tâze vû bâkî büved
= Kase ve küpteki su bitse de çeşmenin suyu tâze vebâkîdir.
§
Büt siyah âbest der kûze nihân
Nefs mer âb-ı siyehrâ çeşmedân
= Put kase içinde saklı su gibidir. Nefsi ise o çamurlu suyun çeşmesi bil
§
Her nefes mekrî yu her mekrî ezan
Ğarka sad fir’avn-u sad fir’avniyân
= Nefsin her nefeste bir mekri vardır ki, o mekirlerin her biri yüzünden yüzlerce fir’avn ve yüzlerce askeri helak olmuştur.
§
Her kücâ âb-î revan sebzê şeved
Her kücâ eşkî revan rahmet şeved
= Nerede akarsu bulunursa orada yeşillikler olur. Nerede göz yaşı bulunursa orada merhamet olur.
§
Bâş çün dolâb-ı nâlân çêşmter
Tâzi sahnî ber rûyet hader
= Bostan kuyusunun inleyen dolabı gibi gözü yaşlı ol ki ruhunun sahasında yeşillikler bitsin.
§
Çünki Hâhed ayn-ı gam şâdî şeved
Ayn-ı bend-î pây âzâdî şeved
= Allah murad ederse gam’ın ta kendisi meserret, ayak bağı da mahz-ı halâs ve hürriyyet olur. (yusuf a. s. ’nin köle diye satılıp mısır’a sultân olması. ]
§
Der bibest û ender Hâne bud
Hîle-î fir’avn zin efsâne bud
= İnsan kapısını kapar. Lakin düşman içeride bulunurda farkına varmaz. Fir’avn kendi düşmanı olacak Mûsâ (a. s ı sarayında beslemişti.
§
Kûze-î serbeste ender âb-ı zeft
Ez dilî pürbâd fevk-î âb reft
= Ağzı kapalı bir kase içindeki havanın yardımıyla derin su üstünde yüzer
§
Bâd-ı dervîşî şu der bâtın büved
Ber ser—î âbî cihan sâkin büved
= Bir kalbte dervişlik havası bulunursa dünya suyunun üstünde durabilir
§
Ez biyâbân-ı adem tâ ser-i bâzâr-i vücûd
Be-telâş-ı kefenî âmede üryânî çend
= İnsan denen mahlûk, yokluk sahrasından bu varlık pazarına, bir kefen satın almak için gelen bir alay çıplaktan ibarettir
§
Vây ân zindê ki bâ-mürde nişest
Mürde geşt û zindegî ez-vey bi-cest
= Ölü ile oturan dirininde vah hâline ki, kendisinden dirilik zâil olur ve ölülerin hâli galebe çalar
§
Ey cefây-i tû zi-devlet Hûb-ter
V’intigâm-i tû zi-cân mahbûbter
= Ey cefâsı devletten daha güzel olan, ve intikâmı candan daha sevgili olan Allah.
§
Nâr-i tû înêst nûret çün büved
Mâtem in yâ rab ki sûret çün büved
= İlâhî, ateşin bu kadar zevkli olunca nûrun nasıl olur? Rabbim mâtemin bu derece neşveli olursa, düğünün nasıl olur?
§
Nâlem û tersem ki û baver küned
Vez kerem ân cevrrâ kemter küned
= cevrinden inliyorum ve inleyişime merhamet edip de cevrini azaltmasından korkuyorum
§
Müstemi’ çün teşne vu cûyende şüd
Vâizer mürde şeved gûyende şüd
= Dinleyen hakikat dinlemeye teşne ve talib olursa, vaiz ölü bile olsayine söyler
§
Müstemi’ çün tâze ayet bî melâl
Sad zebân gerded be goften gungu lâl
= Dinleyen usanmaz ve dinlemeye talib bulunursa, dilsiz bile yüz dil ile söylemeye başlar
§
Bî haber kâzârı î nâzâr-ı üst
Âb-ı in hum muttasıl bâ âb-ı cüst
= İnsan cesedini incitenler, onu incitmenin hakkı incitmek olacağını bilmezler. Bu ceset küpünün suyu ceset suyuna muttasıldır.
§
Suya versün bağbân gülzârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gülzâre su
Hâk-i pâyine erem der ömürlerdir muttasıl
Bâşını taşdan taşa urup gezer âvâre su
Fuzulî
§
Cânı cânân dilemiş vermemek olmaz ey dîl
Ne nizâ eyleyelim ol ne senindir ne benim
§
Perde çek dîdeme hicrân günü ey kanlı yaşım
Ki gözüm görmeye ol mâhlikâdan gayrı
§
Vefâ her kimseden kim istedim andan cefâ gördüm
Kimi kim bî-vefâ dünyâda gördüm bî-vefâ gördüm
Kime kim derdimi kıldım ızhâr isteyip dermân
Özümden bin neter der u belâya mübtelâ gördüm
§
Benim bu çektiğim derdi baîrin başına koysan
Çıkar kâfir cehennemden güler ehl-i azâb oynar
§
Ger derse ki güzellerde vefâ var
Aldanma ki şâir sözü elbette yalandır
§
Ger ben ben isem nesin sen ey yâr
Ver sen sen isen neyem men-i zâr
§
Sana ey cânımın cânı efendim
Darıldım, küstüm, incindim, gücendim
§
Yâ Şâh-ı kerbelâ ne revâ bunca gam sana
Derd-i demâdem ü elem-i dem be dem sana
§
Kad enâre’l-ışku li’l-uşşâki mihâcü’l-hudâ
Sâlik-i râh-ı hakîkat aşka eyler iktidâ
§
Cevri gönlümdür çeken, gözdür gören ruhsârını
Allah Allah kâm alan kimdir çeken kimdir teâb
§
Cânımı cânân istese minnet cânıma
Cân nedir kim ânı kurbân etmeyem cânânıma
§
Câna meylin var ise hükmeyle teslim eyleyem
Şâh sensin ben senin bir bende-i fermânınam
§
Cevri gönlümdür çeken, gözdür gören ruhsârını
Allah Allah kâm alan kimdir çeken kimdir teâb
§
Ben de mecnûndan füzûn âşıklık istidâdı var
Âşık-ı sâdık menem mecnûnun ancak âdı var
§
Cânı kim cânânı için sevse cânânın sever
Cânı için kim ki cânânın sever cânın sever
§
Mekteb-i aşk içre mecnûn ile birlikte okurduk
Ben mushafı hatmeyledim o sûre-i velleyli de kaldı
§
Sanman taleb-i devlet ü cāh etmeye geldik
Biz āleme bir yār için āh etmeye geldik
Yenişehirli Avni
§
Gül gülse dāim ağlasa bülbül acep değil
Zîrā kimine ağla demişler kimine gül
Zâti
§
Künc-i mihnette rakiba bizi tenha sanma
Yar ger sende yatursa elemi bizde yatur
Ruhî
§
Ders-i aşkın müşkilin Yahya nice halleylesin?
Söyleyenler kendini bilmez, bilenler söylemez!
Şeyhülislam Yahya
§
Sen bana bakma;
Ben senin baktığın yönde olurum.
Özdemir Âsaf
§
Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir
Müptela-yı gama sor geceler kim kaç saat
Fuzulî
§
Vermeyen cânın sana bulmaz hayât-ı cavidân
Zinde-i câvid ana derler ki kurbândır sana
Fuzulî
§
Ne beyân-ı hâle cür’et ne figâna tâkatim var
Ne recâ-yı vasla gayret ne firâka kudretim var
Vâsıf
Arz-ı hal etmeye cana seni tenha bulamam
Seni tenha bulıcak kendimi asla bulamam
Ulvî
§
Cânı kim cânânı içün sever cânânın sever
Cânı içün kim ki cânânı sever cânın sever
Fuzûli
§
Derd-i aşkı gayrıdan sorman ne bilsün çekmeyen
Anı yine âşık-ı nâlâne söylen söylesün
Bâkî
§
Âb-ı hayât olraayıcak kısmet ey gönül
Bin yıl gerekse Hızr ile seyr-i Sikender et
Zeynep Hanım
§
Acaba dağdağa-i câha düşen bîçâre
Terk-i âsâyişi semıâye-i devlet mi sanır
Nâbî
§
Acep mi ehl-i kalemde bulunsa mâhlikâ
Kamer dedikleri zîrâ rakam bozuntusudur
Hâzık
§
Acep midir zanıânın dilberi âşıkperest olsa
Anası kucağında öğrenir daha koculmayı
Azmî Efendi
§
Acır isen gel Necâtî derdmende acı kim
Ne leb-i dilber nasîp oldu ne helvâ-yı rakîp
Necâtî
§
Açılır elbet nesîm-i nevbahâr essin hele
Bend-i dil muhkem değü bend-i nikâhından senin
Nedîm
§
Açılır senden yana her gün gözüm nergisleri
Âfitâbım hânenin cânıı güne karşı gerek
Taşlıcalı Yahyâ
§
Adem gülzârma bir gonca-leb cânânemiz gitti
Dirîğ ol lâle-had sîmîn-beden tiz bitti tiz yitti

§
Âdeti hûblarm cevr ü cefâdır amma
Bana ettiklerini kimselere etmediler
Necâtî
§
Adın anmağa utanırsa Necâtî’nin dost
Ne cihan geçti beyim bârî filândır demeye
Necâtî
§
Âfitâb-ı aşk ile bulmak dilersen irtifâ
Evvelâ bir katre-i şebnem gibi üftâde ol
§
Ağlamasın mı gözüm görüp sevincinden seni
Gün yüzün gören girer bir demde yüz bin yaşma
Zâtî
§
Ağlatmayacaktın yola baktırmayacaktın
va’de-i tekrâr-be-tekrârı unutma
Esrâr Dede
§
Ağlayıp şi’r okusam odamda ben
Kopar âhenk ey sanem dîvârdan
Meâli
§
Ağyâra nigâh etmediğin nâz sanırdım
Çok lutf imiş ol âşıka ben az sanırdım
Nefî
§
Âh kim ey ömr eğlenmez geçersin çağ çağ
Sen dahi ol bîvefâ cânâna benzersin hemîn
Zâti
§
Ahdetse vefâ etmez o meh ayn-ı felektir
Akrânı bulunmaz güzel amma ki dönektir
Dâniş
§
Âhım ki âsumâna atar her gece hadeng
Kastı budur ki kevkeb-i bahtımla ede ceng
Tâbî
§
Âhirette olur şarâba hesâp
Biz onu bunda bîhesâp içelim
Kazasker
Hâtemî
§
Akıbet altım teshîr ettiler tedbîr ile
Gördüler durmaz gezer bend ettiler zincîr ile
Dürrî
§
Âkil u mâkûl ü akl u âşık u mâşûk u aşk
Cümle sensin pes nereden geldi bunca kîlükâl
Ahmedî
§
Aks-i eşkini gül-i ruhsâre-i cânan üzre
Hûn-ı nâhak gibidir mushaf-ı Osman üzre
Kelîm
§
Alâka bir olıcak diller ittihâd eyler
Delîldir ona târ-ı yegâne-i tesbîh
Şerîf
§
Aldanma dehr alır seni amma alır satar
Sad Yûsuf u bu köhne Zelîhâ alır satar
Âgâh
§
Aldım almaktan ise câmmı al dedim ona
perî güldü dedi akim alan cânın ala
Taşlıcalı Yahyâ
§
Âlemde bu gün sencileyin yâr kimin var
Ger var diyesenyok demezem var kimin var
Seyyid Nesîmî
§
Âlemde eğer gûşe-i âsâyiş olaydı
Mihrâbda çâk olmaz idi sîne-i câmi
Nâbî
§
Âlem-i ervâhta Mecnûn duâ eyler bana
Hayr ile yâd eylemek lâzım kişi üstâdım
Hayâlî
§
Anmaz oldun bizi mihrinle muhabbet bu mudur
Yılda bir görmez olduk seni ülfet bu mudur
Rûhî (İzmirli)
§
Arz-ı hâl edemedim yâri görüp ağlamadan
Yılda bir bayram olur onda da bârân oldu
Rahmî
§
Arz-ı hâl etmeğe cânâ seni tenhâ bulamam
Seni tenhâ bulıcak kendimi aslâ bulamam

§
Arz-ı hâle nice tahrîr eylesin gönlüm sana
Bu meseldir ki kalem dîvâneye bigânedir
Vâsıf
§
Arz-ı hâle yok mecâl ve kuyuna varmak muhâl
Mest-i aşkım şöyle kim reftâr güç güftâr güç

§
Ârzû-yı iştiyâkın bîhuzûr etti beni
Dûrbîn-i şevkle yollarda gözledim seni

§
Âsiyâb-ı çarha gendüm geldiğim ayb eyleme
Biz de mânâ harmanında sıçramış bir dâneyiz
Gavsî Dede
§
Âşık oldum hakîm idi adım
Akla uydum be var deli dediler
Nevres
§
Âşık-ı dîvânesin taşa tutarmış ol perî
Ellerin dedikleri bir bir başıma geldi hep
Taşlıcalı Yahyâ
§
Âşık-ı sâdıklara düşmanlar etmez ettiğin
El-hazer ey dostlar ol bîvefâdan el-hazer
Münîr-i Kadîm
§
Âşıkların çok olduğun az görme dostum
Bulamayasın çok isteyesin bir zamân ola
Necâtî
§
Aşkı sor pervâneden âyâ o bîpervâ neden
Yanmadıkça âteş-i aşkı sükûnet bulmuyor

§
Atan anan senin var ise mihr ü mâhtır cânâ
Ki bir bakışta mihre bir bakışta mâha benzersin
Nedîm
§
Âteşe düştüm düşümde âşık olmazdan evvel
Mübtelâ-yı aşk olursun diye tâbir ettiler
Mahremî
§
Âteşe düştüm düşümde âşık olmazdan evvel
Mübtelâ-yı aşk olursun diye tâbîr ettiler
Mahremî
§
Âteş-i aşkımı itfâ edemez bahr-ı muhit
Mâcerâmız bizim ey dil daha çok su götürür

§
Âteş-i aşkımı itfâ edemez bahr-ı muMt
Mâcerâmız bizim ey dil daha çok su götürür
Rûhî
§
Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal
Bâlâ kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş
Bâkî
§
Avrete meftûn olan Mecnûn u Ferhâd’ı gider
Vezniyâ n’eylersin amp bir iki zenpâreyi
Veznî (Manastırlı)
§
Ay geçer görmeziz ol mihr-i cihânârâyı
Elimizden ne gelir tâlihimiz yâr değil
Rûhî-i Bağdâdî
§
Ayağın sakınarak basma aman sultânım
Dökülen mey kırılan şîşe-i rindân olsun
Nedîm
§
Ayb olsa be câhiller eğer hûba mahabbet
Mahbûbu olur muydu katında ulemânın
Meâlî
§
Ayrılık çeşmesi târîhine benzetmişler
Hat-ı püşt-i lebin ey rûh-ı revân teşne lebin
Pertev
§
Azm-i bâğ et ki çemen bülbüle zindân olsun
Gül için ettiği feryâda peşîmân olsun
Nâilî
§
Bâğ iç re şekli kana boyanmış yanar varak
Benzer ki bir tabanca yemiş rüzgârdan
Atîk Hüdâyî
§
Bâğa sensiz bakamam çeşmime âteş görünür
Gül-i handânı değil serv-i hırâmânı bile
Neşâtî
§
Bâğ-ı âlemde ben ol köhne ağacım çelebi
Ki senin gibi nice tâze yemişler gördüm

§
Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtm da gamın da rüzgârın görmüşüz
Nâbî
§
Bağrına taş basıp almış ele âhen asâ
Kûy-ı cânânı arar titreyerek kıblenümâ

§
Bahâne-cûy-ı vuslat olduğum yâre duyurmuşlar
Nifak etmişler amma manevî himmet buyurmuşlar

§
Bahr-ı eşkimde zemîn keştî sütünü dûd-ı âh
Hâle külektir şafaktır kırmızı yelken ona
Meâlî
§
Bahtım uyutmaz göz açtırmaz elem nâvekleri
Bir nazar eylen bana hey gözü açıklar medet
Fikrî
§
Bâkî yine mey içmeğe and içti demişler
Dîvâne midir bâde dururken içe andı
Bâkî
§
Baktıkça olur dîdelerim hey’et-i ahvel
Bir dilberi görmek ne belâdır pederiyle
Rüşdî
§
Bâlâ çemende hayli perîşân imiş varak
Benzer ki bir şikâyeti var rüzgârdan
Bâlâ
§
Balık gibi canım talbır seni görmeye deıyâda
Müşebbek sînemi gören dedi kim ağa dönmüştür
Meâlî
§
Bana cânan eşiği Kâbe sana ey sofi
Tek yüzün görmeyelim var Mısır’a sultân ol
Necâtî
§
Bana ey tıfl-ı nevreste atarsın top edip berfî
Demezsin kim düşer bir gün soğukluk kalb-i bîmâra
Va’dî (Bursalı]
§
Bana teklîf-i zühd etmezdi idrâk olsa zâhidde
Yazıklar kim onu âkil beni dîvâne yazmışlar
Nefî
§
Bana vefâ yeter bu ki ben ölicek nigâr
Bir kez diye Meâlî kulum eylemiş vefât
Meâlî
§
Baş eğmeziz edânîye dünyâ-yı dûn için
Allah’adır tevekkülümüz itimâdımız
Bâlâ
§
Bâtıl hemîşe bâtıl u bîhûdedir velî
Müşkül budur ki sûret-i Hak’tan zuhûr ede
Nefî
§
Bayram günü seyre çıkıp gitsen ey nigâr
Gülşende her nihâi uzatır merhabâya el
Taşlıcalı Yahyâ
§
Bedduâ etmezim amma ki Hüdâ’dan dilerim
Bir senin gibi cefâkâra hevâdâr olasın
Mihrî
§
Bed-zebânlık yaraşır sûreti çirkin olana
Herkesin uygun olur zâtına elbette sıfat
Belîğ
§
Bekâyok gerçi bin yıl da olsa zindegânîde
Katı müşküldür ammâ m erg hengâm-ı civânîde

§
Belâ budur ki alıştı belâlarınla gönül
Gamın da gelse dile bâis-i meserret olur
Nefî
§
Belâ budur ki alıştı belâlarınla gönül
Gamın da gelse dile bâis-i meserret olur
Nefî
§
Belâ dildendir ol dildâr elinden dâdımız yoktur
Gönüldendir şikâyet kimseden feryâdımız yoktur
Nevi
§
Belî bes zâhir evet şüphe mi var filvâki
Hadd-i zâtında mukarrer ne güzel eyvallâh

§
Belî söz yok güzel yaptı kusûr-ı hüsnünü neş’e
Velâkin n’eyleyim mâmûre-i tâkat harâp oldu
Âtıf
§
Belini kuçmak dedim müşkül müdür dedi ki yok
Ağzım öpmek dedim âsân mıdır dedi ne var
Meâlî
§
Ben benden eder el götürüp sana duâlar
Mâzûr buyur budur efendi gelen elden
Zâti
§
Ben bu dünyâ evine geldim yatanı kalkara diye
Hacıyatmaz oldu nâmım ehl-i dünyâ üstüne
Mürekkepçi Hevâyî
§
Ben ederdim âlemin âhm serâser Zâtiyâ
Ben ölürsem cümle âlem serbeser âh eylesin
Zâti
§
Ben gözümden gördüğüm ben nâleden işittiğim
Görmedi işitmedi gözü kulağı kimsenin
Zâti
§
Ben günahkârı bu gün men etme sofi içmeden
Kim sorulmaz kimseden yarın günâhı kimsenin
Necâtî
§
Ben kulun’çin der imişsin kim bana câmn verir
Ölmek olur dostum olmaz sana yalan demek
Necâtî
§
Ben mi sâkî olayım bezme dururken sevdiğim
Böyle sîmîn s âklar billûr bâzûlarla sen
Nedîm
§
Ben müflis ü muhtaç iken ol genc-i nihânı
Kaplaya alıp avcuna şalvar sebep ne
Meâlî
§
Ben n’eyleyim ki cân seninle
Halk olmadan âşinâdır ey dost
Ahmed Paşa
§
Ben sana bâde içme güzel sevme mi dedim
Benden niçin bu güne girîzânsm ey gönül
Nedim
§
Ben şâirim o kâmet-i mevzûnu doğrusu
Sevmem desem de belki yalan söylerim sana
Nedim
§
Ben usanmam gözümün nûru cefâdan anı mâ
Ne kadar olsa cefâdan usanır cândır bu
İzzet Molla §
Ben üzümün suyun severim sofi dânesin
Zîrâ kimi kızını sever kimi anasın
Necâtî
§
Ben var iken gerek bana bu zevk u bu safâ
Bir gün gele ki görmeye kimse türâbımı
Bâyezîd-i Sânî
§
Ben yatarken yanıma yaklaşma ey ruhsâr-ı al
Bir zamânda penbe ile âteş etmez imtizâc
La
§
Benden
Fuzûlî isteme eş’âr-ı medh ü zem
Ben âşıkım hemîşe sözüm âşıkanedir
Fuzûlî
§
Benden sorun hakâyık-ı esrâr-ı âlemi
Te’lîf-i râz-nâme-i dehr ezberimdedir
Nâbî
§
Beni ağlan beni kim üstüme gelmez ölicek
Bir avuç toprak atar bâd-ı sabâdan gayn
Necâtî
§
Beni âzâde iken aşka giriftâr ettin
Göreyim sen de benim gibi giriftâr olasın
Gamî
§
Beni öldürme ki Ferhâd’a felek kıydığına
Dövünür dolduruban taş ile dağlar eteğin
Necâtî
§
Beni öldürmeğe âr eyler imiş sîm-tenim
Varayım yalvarayım boynuma takıp kefenim
Şem’î
§
Beni öldürmeye ahdeyledin amma güç imiş
Kerem ehline kişi vâde kaçandır demeğe
Necâtî
§
Beni sevdin ey gam yok ayrılışın
Perî-çehre miyim semen-ten miyim
Meâlî
§
Benim âşık ki rüsvâhkla tuttu şöhretim şehri
Yazanlar kıssa-i Mecnûn’u hep yabana yazmışlar
Nefî
§
Benim âşık ki rüsvâhkla tuttu şöhretim şehri
Yazanlar kıssa-i Mecnûn’u hep yabana yazmışlar
Nefî
§
Benim gibi sürünüp gelmez idi bu şehre
Muhabbet eylemese Tunca ile Arda sana
Taşlıcalı Yahyâ
§
Benim sen şâh-ı mâh-ruya kul olmak iledir fahrim
Gedâ-yı dilber olmak yeğ cihânın pâdişâsından
Avni
§
Benimdir suç ki vardım bezme verdim sana dil nakdin
Senin yoktur efendim bunda hiç cürm ü günâhın gel
Nedîm
§
Benzemez mi ebr içinde mâh-ı nev yamnda mihr
Lâubâlî dilbere kim zülf örter kaşım
Meâlî
§
Benzetirmiş kendisin âyîne rûy-ı dilbere
Her işi aksinedir bir kimseden etmez hicâb
Nefî
§
Benzetmiş özün kâmet-i dilcûsuna yârin
Başında kavak yeli eser dahi çenânn
Hayreti
§
Berî oldum Fuzûlî gayrdan ol dilrübâ ancak
Emsim mûnisim yârim nigânnı nâzenînimdir
Fuzûlî
§
Berk u bârân sanma kim gördükçe âh u eşkimi
Bilmezem nemdir beni ağlar bana yanar sehâb
Fuzûlî
§
Berk-ı âhım gök yüzün tutmuş sirişkim yer yüzün
Sohbetimden hem vuhûş etmiş teneffür hem tuyûr
Fuzûlî
§
Beyhûde a zâlim bizi bir derde düşürme
Sabret ki yeter kendimize kendi belâmız
İzzet Molla
§
Beylere bin mârifet hare eylesen değmez pula
Şimdi meyli dirhem ile bunların dînâradır
Azmî (Gedizli)
§
Beytimde adım olmasa şi’rim okun m as a
Bir kimse anamazdı yanında beni sana
Taşlıcalı Yahyâ
§
Bezme bir dahi dönüp gelmek değildi niyyetin
Gittiğin vakt anlatım ömrüm şitâbmdan senin
Nedim
§
Bîfâide ümmîd-i visal eyleme ey dil
Bak nâhiye-i yârda var mı sana şefkat

§
Bigâneler inâyetine düştü ihtiyâç
Bir lütfü olmadı bu kadar âşinâların
Beliğ
§
Bigânesin medet seni ey neşve görmesin
Durma gönülde kanda ise şimdi gam gelir
Âtıf
§
Bîhevâ ve bîheves deme sükûnuma benim
Rüzgâr ile ederdim cûş deıyâlar gibi
Hâverî
§
Bîkesim öyle ki hâl-i garibim görse
Kendi derdin unutup bana yetîmân ağlar
Vehbî
§
Bildirirdim derdimi bir âh ile cânâna hep
Korkarım sûz-ı derûnumdan felekler yana hep
Nefî
§
Bilen hâk-i Sitanbul’dur rüsûm-ı şive ve nâzı
Kenârm dilberi nâzik de olsa nâzenîn olmaz
Haşmet
§
Bilir bâzârım germ etmenin resmin ne kâfirdir
Gelir hem bezme tenhâ hem peşîmân gösterir kendiı
Nedim
§
Billâh söyleyin bana ey âhuvân-ı deşt
Sizden mi yoksa nev’-i beşerden mi sevdiğim
Ârifi
§
Billûr gibi g erdenine sabr edemezdim
Sarkıntılık eylerdim eğer perçemin olsam
İzzet (Yenişehir müftüsü)
§
Bilmezem bu hilkat-i âlemde mi insâf yok
Olmadım mı yoksa ben hâlâ sezâ-yı merhamet
Fâtih
§
Bîmâr-ı gamım benden bîçâre tabip el çek
Etme emeğin zâyi bana olan olmuştur
Necâtî
§
Bîmârım ey ecel bu gece bekle yanım al
Rûz-ı firâkı dilberi gösterme cânım al

§
Bîmürüvvet miyim ol rütbe ki Vâsıf o mehin
Gece zevkim sürüp söyleyem ahbâba sabâh
Vâsıf
§
Bin cân olaydı kâş men-i dil-şikesteye
Tâ her biriyle bir kez olaydım fedâ sana
Fuzûlî
§
Bir âh ile rakibi berbâd ederdim ammâ
Serv-kad deseydi benden yana hava hoş
Tâlib Efendi
§
Bir başka ulu nimetidir halka Hüdâ’nın
Ammâ n’edeyim kadri bilinmez ramazânın
Cemâli
§
Bir beyt içinde kendimi andım nigâr ile
Bir hânede musâhabet etmekçedir bana
Taşlıcalı Yahyâ
§
Bir bûse mi bir gül mü verirsin dedim ol şûh
Bir mm tebessüm edip ârif gülüverdi
La
§
Bir dağılmaz âlî dîvânım var ey Yahyâ benim
Beylere paşalara varmak tenezzüldür bana
Taşlıcalı Yahyâ
§
Bir delikanlı harâmîdir diye hapsettiler
Asmadan kurtuldu ammâ çok sıkılmıştır şarâp

§
Bir demir dağı delip boynuna almak gibidir
Her kişi âşık olurdu eğer âsân olsa
Taşlıcalı Yahyâ
§
Bir derde esir ol ki etıbbâ-yı zamâne
Pâbeste-i tedbîr ü devâdır demesinler

§
Bir devlet için çarha temennâdan usandık
Bir vasi için ağyâra müdârâdan usandık
Nâbî
§
Bir dil-i âzâdeyi abd et ki reşk etsin sana
Pâdişâhân günde yüz bin bende âzâd etse de
Yenişehirli Avnî
§
Bir elinde gül bir elde câm geldin sâkıyâ
Hangisin alsam gülü yâhut ki câmı yâ seni
Nedim
§
Bir eser eyle ki olsun bile dâir-i nâmın
Var mı şüphen eser-i Cem idüğünde cânım
Râgıb-ı Vezir
§
Bir gece o meh gelmiş idi tâlihini gör
Bîçâre Haşan ol gece yabanda bulundu
Haşan Çelebi
§
Bir gece teşrif edip mahfîce ciğerhânemi
Sarmışım tenhâ seni ey mehlikâ rüyâ bu ya
Vâsıf
§
Bir giden bir daha gelmez ne acep hikmettir
Âlem-i rahata benzer gibi iklîm-i adem
Râgıb (Vezir)
§
Bir gül-i zîbâ bulup dedim güzel benzer sana
Dedi ol gonca bana benzetme her dem bulduğun
Zatî
§
Bir gün sen âfitâba mukârin olanı diye
Mâh-ı felek yıl on iki aydır sefer çeker
Necâtî
§
Bir günâh eden kişi bin günde âh etmek gerek
Bin günâh ettim İlâhî bir gün âhım var benim

§
Bir hadde erdi dilde gam-ı iştiyâk kim
Görsem seni helâk olurum görmesem helak

§
Bir hoşça hesâp eyleyelim derdimiz ey dil
Ben dirhem-i eşkini dökeyim sen rakam eyle
Fâiz
§
Bir kadeh bâdeye ver ârif isen cân nakdin
Ger ziyân eyler isen onu dilâ ben çekeyin
İlmî
§
Bir kerre de sor bârî gelip hastam zâlim
İnsâfmm adı mürüvvet niye derler
Nüzhet
§
Bir kerre gösterilse n’ola terkine cevâz
Hûbâna nâz farz değil müstehâb değü
Nâbî
§
Bir kez felekte kâğıt uçursak o mehveşe
Âyâ peyâm-ı vuslatı vermez mi rüzgâr
Şeyh Gâlib
§
Bir kıyâmet koparanı âh ile rahm etmez isen
Âsumân yarıla yer yer güzelim dağ değil
§
Bir kuru kavgadır ey Âlî belâ-yı hicr-i yâr
Bilmezem ammâ nedendir âşıkm çeşminde yaş
Âlî
§
Bir mahalde dün dil ü dildârı gördüm âh âh
Yâr o yâr âşık o âşık ülfet ol ülfet değil
Pertev
§
Bir mevsim-i bahânna geldik ki âlemin
Bülbül hamûş havz tehî gülsitan harâp
İzzet Molla
§
Bir nokta koyup mücrim ederler seni âhir
Esrâr-ı kibâra sakın olma hele mahrem
Sünbülzâde Vehbî
§
Bir olur adl-i İlâhîde Süleymân ile mûr
Dergeh-i Hak’ta hemân şâh ile sâil birdir
Şehit Ali Paşa
§
Bir şeker handeyle bezm-i şevke câm ettin beni
Nîm sun peymâneyi sâkî tamâm ettin beni
Nedîm
§
Bir tâze sevip tâzelen ey dil kocalıktan
Fikr-i zen ü ferzende düşüp böyle kocalma
Belîğ
§
Bir tıfldır ki dâye-i hurşîdden müdâm
Gehvâre-i felekte yatıp şîr emer kamer
Meâlî
§
Bir vakt ola Nevres aramr böyle gazeller
Kaydet ko bulunsun bu da dîvân arasında
Nevres
§
Bir zaman ola ki karınca Süleymânlık ede
Gördü gülşende gülü hâr ile hemdem ne desin
§
Birbiriyle öpüşür îd olıcak halk-ı cihân
Gâlibâ bozmuş aralarını savm-ı Ramazân

§
Biricik söylemedi yâre niyâz ettim çok
Katı sengin-dil imiş hak bu kim aslâ söz yok
Âhîzâde Hilmî
§
Bî-sûd imiş temelluk-ı dil ehl-i câhtan
Hayfâ bu yolda ömrümü ben eyledim tebâh

§
Bîsütün’un gördü kim tîğıylataşı var imiş
Geldi başın eğdi Ferhâd’ın tırâşı var imiş
Hayreti
§
Biten güller değüdir hâkisârı üzre Ferhâd’ın
Açılmış cânib-i Şîrîn’e revzenler mezârmda
Rahmî
§
Biz bülbül-i muhrik-dem-i gülzâr-ı firâkız
Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden
Yavuz Sultan Selîm
§
Biz ol âşıklanz kim dâğımız merhem kabûl etmez
gülzârın ki ateştir gülü şebnem kabûl etmez
Râmî Mehmet Paşa
§
Biz sana öldür rakibi demeden maksûdumuz
İsteriz bîçâre mahrûm-ı şehâdet olmasın
Nahîfî
§
Biz sofiye iyi deriz ol bize kem desin
Mahşer gününde belki ikimiz yalan çıka
Taşlıcalı Yahyâ
§
Bize kasteylediğin lutfuna âgâz mı ki
Ney ki şîve mi ki cevr mi ki nâz mı ki
Selîmî
§
Bize mülhid diyenin kendüde îmân olsa
Dahleden dînimize bârî Müselmân olsa
Küfrî-i Bahâî
§
Bizim mezhepte düşnâmın duâdır âşıka cânâ
Senin yanında bu sevmek sevilmek bir günâh olmuş
Taşlıcalı Yahyâ
§
Bizimle bir gece haşrolmağı yâda getirmezsin
Demezsin ey meh-i tâbân bir gün de ölüm vardır
Neylî
§
Böyle dermândelerin derdine demıân et kim
Her işinde sana da eyleye Allah medet
Nefî
§
Böyle şâhâne revişle gelişin kandendir
Cânib-i bâb-ı hümâyûnda mı devlethâne
Sürûrî
§
Böyledir Râgıp mükâfât-ı amel kim fîlmesel
Sorsalar mağdûrunu gaddâr kendin gösterir
Râgıp Paşa
§
Bu âh-ı pey-ender-pey eğer böyle kalırsa
Bir gün feleğin çarhını vîrân ederim ben
Neşâtî
§
Bu cihandır güzelim hüsnüne mağrûr olma
Bülbülün kastı tazallüm idi feıyâdından
§
Bu cürm-i bîhad ile ârzû-yı cennet ederdik
Hulûs-ı kalb ile bir kez ibâdet etmiş olaydık
Râgıb
§
Bu dehr-i pür-taabda nâil-i câh olmağa lâbüd
Utanmaz yüz tükenmez söz işitmez bir kulak ister

§
Bu dünyâyı seninle sevmişim ben
Benim sensiz bu dünyâ nemdir ey dost
Kâm
§
Bu günden ahdim olsun kimseyi hicvetmeyim illâ
Vereydin ger icâzet hicvedendim baht-ı nâsâzı
Nefî
§
Bu işretgehte sâkî herkese meşrepçe lutfeyle
Cenâb-ı rinde tavşan kanı mey sun zâhide sâlep
Sâbit
§
Bu kâr-hâne-i hayrette ona hayrânız
Ne gönlümüzce günâh ne hod sevâp ettik
Şehrî
§
Bu ne sırdır sırr-ı aşkın demeden bir kimseye
Şehre düşmüş ben seni sevdim diye âvâzeler
Fuzûlî
§
Bu şehr-i Sitanbul ki bîmisl ü bahâdır
Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedâdır
Nedîm
§
Bulur encâm gerçi devr-i felek
Sabr-ı Eyyûb u ömr-i Nûh gerek
İzzet Molla
§
Buna kim âlem-i imkân derler
Bunda olmaz deme olmaz olmaz

§
Bunca kim efgânımı ey mâh işittin geceler
Demedin bir gece kimdir bunca efgân eyleyen
Fuzûlî
§
Bundan artık dahi vuslat nic’olur âlemde
Bir gök altındayız ol mâh ile dâim ikimiz
Hayreti
§
Bûsene dil kâni olmaz vuslatın şeydâsıdır
Dostum mâzûr tut dünyâ tamah dünyâsıdır
Bekâî
§
Bülbüller öter güller açar şâd gönül yok
Hiç böyleliğin görmemişiz fasl-ı bahârm
Şeyhülislâm Yahyâ
§
büt-i nâza niyâz ile mülâyim söyle
Lalin iste elin öp tatlı ye tatlı söyle
Râtib Ahmed Paşa
§
Câm-ı mey öperse lebini ger acep olmaz
Elden ele düşende hayâ ve edep olmaz
Muîdî (Maraşlı)
§
Câm-ı zerrin ü mey-i yâkût-rengi neylesin
Şol gedâlar kim şafak bâde güneş peymânedir
Necâtî
§
Cân lalin eyler arzû yâr içmek ister kanımı
Yâ Rab ne vâtîdir bu kim cân teşne cânân teşnedir
Bâkî
§
Cân tabibisin senin geldiğin uman hastalar
Hoş dirilir dert ile demıâna olmaz âşinâ
Necâtî
§
Cân ver gönül ol gamzeye kim bunca zamandır
Cân ile seni sakladığımı onun içindir
Fuzûlî
§
Cân verir yanmağa dil n’eylesin ammâ güzelim
Bulamaz dûzah-ı hicrinde de bir cây-ı nişest
Nâilî-i Kadîm
§
Cânâ cevr-i bîhesâp ettin terahhum kılmadın
Yâdına gelmez behey zâlim meğer rûz-ı hesâp
Dervîş (Boşnak)
§
Canı canan ile yek-ten edegör vuslatta
Her zaman bir yere tenhâ iki hasret düşmez
Nazım
§
Canı kim cananı için sevse cananın sever
Canı için kim ki cananın sever câmn sever
Fuzûlî
§
Canımın cism ile zevk-i ittisali kalmadı
Âh kim sensiz dirilmek ihtimâli kalmadı
Fuzûlî
§
Cedelkârâna hâmûşî kadar rengin cevâp olmaz
Sükûtu merd-i dânâ hasmım ilzâm için saklar
Râşid
§
Cefânı çekmede bana şerik ü hemdemdir
Ne denli kâfir ise acırım rakibe dahi

§
Cefâyı hayr bilir hayrı şer kıyâs eder
Ona sevâp günâh günah sevâp gelir
Zarif
§
Cemâl-i yâre ziynet vermede bir tâne olsan da
Yine dâvâ-yı ferdi eyleme ey hâl benliktir

§
Cem’-i mâl eylediğin râhat içindir ammâ
Renci artar ağır oldukça yükü hammâlm

§
Cevr odu yaktı beni yanımda durma ey gönül
Bir tutuşmuş âteşim kurb u civârımdan sakın
Fuzûlî
§
Cevr ü cefâya mühr ü vefâ firkate visâl
Her derdin ey gönül bu cihanda devâsı var
Fitnat Hanım
§
Cevr-i dehr ile olur bülbül gurâba hemnişîn
Yine şekvâyı gurâb eyler garâbet bundadır
§
Ceyş-i gam Dicle gibi etti akın hısn-ı dile
Geldi gûşişle Hülâgû yine Bağdâd’a medet
Sünbülzâde Vehbî
§
Cihânda âşık-ı mehcûr sanma râhat olur
Neler çeker bu gönül söylesem şikâyet olur
Şeyhülislâm Yahyâ
§
Cihânda bulmadım yâr-ı muvâfik
Muvâfık sandığım çıktı münâfık

§
Cihânda devlet eder aybm âdemin mestûr
Günâh ederse de farzâ sevâptır derler
Râşid
§
Cihânda her kişi hâlince kâmyâb oldu
Bu kârgâhta ancak fakır almadı kâm
Belîğ
§
Cûybâr-ı Tuna bir nemce görünmez baksan
Nemçe hûbânı hevâsıyla akan göz yaşına
Râgıb (Bursalı)
§
Cûy-ı safâ akıntısıdır âlem-i şebâb
Bir özge çağlar idi ki geçti şitâb ile
Riyâzî
§
Çâh-ı zekan üftâdesi dil-beste-i zülfüz
Zincirlikuyu onun için meskenimizdir
Sünbülzâde Vehbî
§
Çâk görüp göğsümü kılma ilâcım tabîp
Zâyi olur merhemin bende biter yâre yok
Fuzûlî
§
Çarha dayanma her ne kadar üstüvâr ise
Yerin efendi altı da var üstü var ise
Kirâmî
§
Çekemez erdiğini rif ate ehl-i hünerin
Koca kanbûr-ı sipihrin belin işte bu büker
Sünbülzâde Vehbî
§
Çeşm-i âşık sakınıp arz etmesin eşk-i niyâz
perî-rû ter-mizâç olmuş buluttan nem kapar

§
Çeşm-i insâf kadar kâmile mîzân olmaz
Kişi noksânım bümek gibi irfân olmaz
Tâlib
§
Çevri gönlümdür çeken gözdür gören ruhsârım
Allah Allah kâm alan kimdir çeken kimdir taab
Fuzûlî
§
Çıkardım hayf elimden dâmenin ol lâle ruhsârm
Serimde şimdi nakş-ı seyl-i efsûs kalmıştır

§
Çıktı şâhım çağırır aydır kamu uşşâkma
Dağılın bîçâreler çün kaldı dîvân erteye
Necâtî
§
Çok sille yer zamâne elinden o kimse kim
Bilmez hudûd-ı dâiresin cümı-i def gibi

§
Çözerken düğmesin yârin bu gice sâate baktım
Sabâh olmuş ağarmış tan yeri münhal olup gönül
Sâbit
§
Çünkü vakf eyleyemezsin cihet-i aşka tenin
Mütevelli kızı sevmek ne vazîfendi senin

§
Damgasıdır sükût nıetâ-ı maârifin
Bir gün bizim dahi olur elbet revacımız
Nevres
§
Dâr-ı dünyâ bir misâfirhânedir kim her gelen
Âh şâhım yazdı gitti safha-i dîvârına
Necâtî
§
Dâr-ı gurbette garîb andığı demde vatanı
Dil ç eker cânla teni ten pîreheni

§
Dedim hezâra ki bin söyleyen ölür derler
Dedi ne şüphe yeğer gonca gibi epsem olan
Necâtî
§
Dedim ki küllî cerâhat beden dedi seri ver
Cerâhatin gidicek başı Zâti râhat olur
Zâtî
§
Dedim sabuncuya çok mu sabunun
Dedi gâlib beş on dâne kalıptır
Meâlî
§
Dedim uşşâka cevretme dedi ol hûblar şâhı
Siyâset olmayınca aşk mülkünde nizâm olmaz
Fuzûlî
§
Dedin nedir gönül sana bir hâlet olmasın
Sad el-hazer ki sevdiğin ol âfet olmasın
Nedîm-i Kadîm
§
Defter-i uşşâka yazmışsın rakîbi tutalım
Gel sen insâf eyle andan ol bu defterden midir
Muîdî (Kalkandelenli)
§
Değüdim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil
Bana ta’ne eyleyen gâfil seni görgeç utanmaz mı
Fuzûlî
§
Dehânın ârzûsuyla gören çeşmimdeki yaşı
Dedi yok yere tutmuş bir delikanlıyı subaşı
Şîrî (Silistreli)
§
Dehen-i yâre dedim hokka-i la’l ü yâkut
Ağzının ölçüsünü aldı hemân etti sükût
Sâmî
§
Dehre mağrûr olma ey gâfil ki bunda âdeme
Tâlihi yüz döndürür gâhî sitâre nâz eder
Nefî
§
Dehre mağrûr olma ey gâfil ki bunda âdeme
Tâlii yüz döndürür gâhî sitâre nâz eder
Nefî
§
Deıyâ temevvüc eylemez olmayıcak hevâ
Kemâlpaşazâde
§
Deme zâhid ki terk et sîmber bütler temâşâsm
Beni kim kurtarır Tanrı sataştırmış belâlardan
Fuzûlî
§
Dem-i firkatte ehibbâ dedi sağlık olsun
Ben nice sağ olayım rûh-ı revânım gitti
Râşid-i Âmidî
§
Deminle geçmeyen evkâtim eyledikçe hayâl
Ezâ’at eylediğim vaktime peşîmânım
Vâhib
§
Derd-i aşkı ey dil âsândır diye çok vurma lâf
Aşk bir yüktür ki ham olmuş onun altında Kaf
Fuzûlî
§
Derd-i dil-i hicranıma dünyâda devâ yok
Ahvâlimi hiç sorma perîşânım efendim
Hayrî (Harputlu)
§
Derlerdi âşıkın çıkarır câmn ol perî
Hep geldi çıktı ey dil-i şeydâ dedikleri
Mânî
§
Ders-i aşkın müşkülün Yahyâ kime şerh eylesin
Okuyanlar kendisin bilmez bilenler söylemez
Şeyhülislâm Yahyâ
§
Derûnu âşinâ ol taşradan bîgâne sansınlar
Bu bir zîbâ reviştir âkil ol dîvâne sansınlar
Şinâsî-i Mevlevî
§
Destbûsu ârzûsuyla ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağım sunun onunla yâre su
Fuzûlî
§
Deşt-i gam peyki geçinmiş nice yıllar
Mecnun Hey dirîğâyalımz buldu deli meydânı
Özrî
§
Devlet için mücâhede cennet için duâ
Değmez bu rene ü zahmete dünyâ ve âhiret
Fâzıl
§
Devlet ricâli râhatı hiç bilmemektedir
Râhat ricâli devleti hiç bilmemektedir
Vâhid
§
Devlet-i dünyâ ile âkil olur mu şâdkâm
Âdeme vermez ferah gencîne bulmak hâbda
Râşid
§
Devr-i hüsnünde hatm zulnı ile cân u dil alır
Şol sipâhî gibi kim yılda iki hâsıl alır îshak
Çelebi
§
Dîde-i bâtın gerek dîdâr-ı Hakk’ı görmeye
Sen gerekse sofiyâ baştan ayağa dîde ol
Bağdatlı Rûhî
§
Dikkatler ile seyrederiz yâri serâpâ
Görmez mi idik biz de eğer olsa vefâsı
Bâm
§
Dil derdini gamınla dilefgâr olan bilir
Bîmâr hâlini yine bîmâr olan bilir
Bâlâ
§
Dil keştîsine barça diyen Türk’e ne dersin
Urgana takıp anda hemân onu asaydı
Câmî
§
Dil rakiple görüp sen sanemi âh dedi
Burc-ı akrepte seyr eder ol mâh dedi
Keşfi (Germiyanlı)
§
Dil sabrederdi vasim ümidiyle hicrine
Ömrüm gibi ecel dahi masta’cil olmasa
Vasfi (Sirozlu)
§
Dil tıflı gözlerimle düşüp bahr-ı eşkime
Öğrendi suda yüzmeyi iki kabak ile
Kâdirî
§
Dil uşşâk-ı yâre yâr ise ağyâra mâildir
Ne hâlettir bu kim bülbül güle gül hâra mâildir
Rahmi
§
Dilberle mâcerânı yeter sakladın Nedim
Nakleyleyip biraz da övünmez misin dahi
Nedim
§
Dilde âteş gözde nem ser kubbe çeşmim câmlar
Koynuma girsen nem eksik ey peri hammâmdan
§
Dilde ki süz ola ney gibi nefesten bilinir
Hânenin şenliği içindeki sesten bilinir

§
Dildedir mihrin ko hâk olsun yolunda cân u ten
Ben ölürsem âlem-i mânâda bâkîdir gönül
Nefî
§
Dildedir mihrin ko hâk olsun yolunda cân u ten
Ben ölürsem âlem-i mânâda bâkîdir gönül
Nefî
§
Dile bigâne liği gâyet-i ismettendir
Böyle inkâr-ı muhabbet de muhabbettendir
Âgâh
§
Diler özrün nice evzâ-ı küstâhâneden sonra
Felek mâkûs devrinden döner amma neden sonra
Nazîm
§
Dil-i âhen-sıfatı âteş-i aşka bedel et
Alagör lâzım olur eski demirle kibrit
Sâbit
§
Dil-i dildârı nerm etmiş işittim nâle ve zârın
Acep kim taşa tesir eylemiş feıyâdm ey bülbül
Şeyhülislâm Bahâyî
§
Dili dilim dilim eyledin urup zahm-ı delim
Diledin sinemi dahi delesin delemedin
Meâlî
§
Dili döndürdün eyâ Yûsuf um eski Mısr’a
N’eyleyim yaptığım ba’de harâbü’l-Basra

§
Dil-i mecruhunu gösterme hikmet-i şinâsâna
Bu Eflâtunların merhemleri merhem değü semdir
Âgâh
§
Dilrübâhk kâmrânhk nâzperverliktedir
İşvegerlik dilsitânlıktâzelik terliktedir
Hâzık
§
Dirheme kılma heves kim var onun sonunda hem
Eyleme dînâra meyli âhirinde nâr var
Zâti
§
Dirîğâ iki şâhit oldu yâre âh ile yaşım
Duyuldu aşk-ı pinhânım mecâl olmadı inkâra
Taşlıcalı Yahyâ
§
Dokunsun tek hemân lal-i nemekrîzin leb-i câma
Katarsan bâde-i nâba nemek kat kat helâl olsun
Şeyh Enis
§
Doludur yâd-ı vatan dilde ki dokunsan eğer
Çin der kâseleri memleket-i fağfurun
Beliğ
§
Doyar mı hançerine teşne gönlüm
Kişi suyu çok içer olsa sayrı
Nakşî
§
Döğülmeğe söğülmeğe koğulmağa billâh
Hep kâilim ammâ ki efendim senin olsam
Nedim
§
Dün ki fırsat düştü hâk-i dergehinden kâm alanı
N’oldu ey göz yaşı göz açmaya fırsat vermedin
Fuzûlî
§
Dünyâda nasibin sitem-i cevr ise ey dil
Ahbâbm eder onu da a’dâya ne hâcet
Şeyhülislâm Yahyâ
§
Düşman dahi acz üzre olan hasmına kıymaz
Âsûde eder âdemi teslim hatardan
Râşid
§
Düşme dü-rûze devlet için mihnete
Zîrâ iki nokta ile câh çâh olur

§
Düştüm belâ-yı aşka hıredmend-i asr iken
İl şimdi benden aldığı pendi bana verir
Fuzûlî
§
Ebnâ-yı dehr her hünere âferîn verir
Yâ Rab bu âferîn ne tükenmez hazînedir
Nâbî
§
Ebnâ-yı zanıân ne acep yavuz olurlar
Gehvâredeki gûdekinin şerrine ninni
Velî Rüşdî
§
Ebruna perestişler eden ehl-i hevâlar
Çoktan dedi mescitteki mihrâba duâlar
Seyyid Vehbî
§
Ecel derbendini gördüm ki gâyet korkulu yoldur
Hemân Ferhâd u Mecnûn’u önümce dîdebân ettim
Taşlıcalı Yahyâ
§
edâlar bu tebessüm bize dektir biliriz
Gülü târîfe ne hâcet ne çiçektir biliriz

§
Edânîye temellük âriyet bir ömr için değmez
Bu sûretle taayyüş fikrini pek nâbecâ buldum
Hersekli Ârif Hikmet Bey
§
Eden izâr-ı mehi mihr-i rûyuna teşbîh
Miyân-ı bahste vech-i şebeh bilmez nedir
Nazîf (Tırhalah)
§
Eder inşâm giriftâr elem-i kayd-ı maâş
Mürg kim dâne telâşında olur dâma düşer
Râşid
§
Edersin gerçi her derde tabîbim bir devâ ammâ
Cünûn-ı ehl-i aşk olunca mâderzâd n’eylersin
Şeyhülislâm Bahâyî
§
Eğer haşr olmaz isem ol kıyâmet-kad nigârımla
Gezem mahşerde göğsüm döverek seng-i mezârımla
Emrî
§
Eğer hükmün berâtından zamâne bir misâl alsa
Ede müstakbeli mâzî bugün emrede ferdâya
Ahmed-i Dâî
§
Eğer pâyine yârin yüz sürem dersen rikâbâsâ
Yolunda ihtiyâr eyle asılmayı basılmayı
Azmî Efendi
§
Eğer yetmiş hüner ola bir âdemde ve hem bir ayb
Hünerlerin ‘adû anmaz kılar aybı zarar derler
Has sân
§
Eğerçi köhne metâız revâcımız yoktur
Revâca da o kadar ihtiyâcımız yoktur
Nâbî
§
Eğerçi sabrederiz dâğ-ı gurbete ammâ
Zuhûr-ı lutf-ı amîm-i Hüdâ’ya muntazırız

§
Ehl-i aşkın nâlesin ney kâmetin çeng eyledin
Pâdişâhsın ettiğin şimden geri kânûn olur
Bâlâ
§
Ehl-i bihişt cennete girmezdi ol peri
Tasvîr olunsa tâk-ı der-i cennet üstüne
Yenişehirli Avni
§
Ehl-i dil ârâm eder her kanda kim rağbetlenir
Gâh olur gurbet vatan gâhî vatan gurbetlenir
Râgıb Paşa
§
Ehl-i dil kimi perî der o mehi kimi melek
Bîvefâ olduğuna biz onu âdem biliriz
Âgâh
§
Ehl-i dildir diyemem sînesi sâf olmayana
Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil
Nefî
§
El verse baht bir gece ağyâr kalmasa
Kalsak şu rüzgârda ben sana sen bana
Nevres
§
Elbette bu hâlimden o yârin haberi var
El-kalbi mine’l-kalbi ilel-kalbi sebîlâ
Sultan Murâd
§
Elemin Kays’a kıyâs etme dil-i mahzûnun
Yok idi aklı ne derdi var idi Mecnûn’un
Bâkî
§
Elif çeksînene derd-i derûnunyâre arz eyle
Dilâ ahvâlim mektûp ile hünkâra arz eyle
Kadri
§
Eline hinnâ yakınsan yine kan etmiş diye
Dostum iki elin kanda çıkarırlar senin
Meâlî
§
Emr-i bî-ücrete ibrâz olunan hizmete yûf
Şahs-ı bî-hizmete i’tâ kılınan ücrete yûf
Yenişehirli Avnî
§
Erbâb-ıye’s gerçi tehî-kîsedir velî
Ehl-i ümîdden hele râhat değil midir
Nâbî
§
Erdi bahâr sen dahi şâd olmadın gönül
Güllerle goncalarla güşâd olmadın gönül
Şeyhülislâm Yahyâ
§
Erer bir sâhil-i maksûda âhir fülk-i dil kalmaz
Olur bir gün müsâit rüzgâr ammâ zanıân ister
Rüşdî
§
Erişir bir dem ki mürg-ı câmm sayd eyleyip
Nâgehan şehbâz-ı ömr-i bîkarâr elden gider
Taşlıcalı Yahyâ
§
Erişir menzil-i maksûduna âheste giden
Tîz-reftâr olanın pâyine dâmen dolaşır
Nâbî
§
Erişti hâb-ı ecel mâcerâram ey Yahya
Bininde birini dahi hikâyet edemezin
Taşlıcalı Yahya
§
Eriyor hokka-i la’linde kelâm-ı şîrîn
Ne gezer yoksa lisânında o şûhun lüknet
Belîğ
§
Esîr-i derd-i aşk u mest-i câm-ı hüsn çok amma
Biziz meşhûr olan Leylî sana Mecnûn bana derler
Fuzûlî
§
Esîr-i kâfir-i aşk oldum îmân kurtaran yok mu
Âmân gittim müselmânlar müselman kurtaran yok mu
§
Eski ahbâplanın eyleme hâtırdan dûr
Yeni yârenlerinin başı için sultâmm

§
Eşiğinde görüben sordular ol yâre beni
Ömrü çok olsun onun dedi bize kulluk eder
MeâE
§
Eşk-i seher dökersem o şûhun yüzü güler
Şâdâb olur düşünce güle şebnem-i sabâh
Halîm Giray
§
Etmedi hergiz dil-i sengîn-i Şîrîn’e eser
Taşı başa başı taşa vurdu gerçi Kûhken
Meylî
§
Etmeyen fülk-i dili girdâb-ı hayretten halâs
Rüzgâr eksikliğidir rüzgâr eksikliği
Rızâî (Filibeli)
§
Etmeyiz terk-i edep her ne kadar mest olsak
Gerçi terk-i edep etsek dahi mâzûruz biz
Nâbî
§
Etmiş o şûhu dâvete ağyâr ittifâk
Zinhâr o nakş-ı sûret-i çîn kâil olmasın

§
Etseler de bizi pergâr gibi sergerdân
Merkez-âsâ yine vardır yerimiz dâirede
Nevres
§
Ettik o kadar ref-i taayyün ki Neşâtî
Âyîne-i pürtâb-ı mücellâda nihânız
Neşâtî
§
Evveli aşkın melâm ettir nedâmet âhiri
Sen gerek ağla gerek gül ikiden hâlî değil
Bağdatlı Rûhî
§
Evzâ-ı dostu bâzı kere düşman eylemez
Yâ Rab nedir bu düşman olur dost sandığım

§
Ey ala gözlü al ile aldı bu gönlümü
Şu al eğindirildi ala gömleğin senin
§
Ey beni gark-ı sirişk-i hasret-i cânân eden
Hâzır ol bir dem gelir devrân sana kan ağlatır
Nevres
§
Ey beni hicri ile hâk eden sana yalvarmağa
Baştan ayağa dil olmuştur giyâhım gitme gel
§
Ey dâğ-ı sîne kara giyin üstüme döğün
Ey şeni’ öldüğüm gece kan ağlayan bana
Taşlıcalı Yahyâ
§
Ey ecel çıktı mı cânın ne edersin acele
Var rakibin evine bir gece onda gecele

§
Ey Fuzûlî kalmışım hayrette bilmem n’eyleyim
Devr zâlim baht nâferman talep çok ömr az
Fuzûlî
§
Ey Fuzûlî şânı-ı gam encâmına yoktur ümîd
Bir tesellidir sana ol söz ki derler var subh
Fuzûlî
§
Ey gamze-i cellâd nedir tâ bu kadar nâz
îş görmede çün sen dahi femıâna bakarsın
Şeyhülislâm Bahâyî
§
Ey gönül bu gece çak bir yılca gelmez mi sana
Gelmeğe ahdeylese ol bîvefâ yarın gece
Taşlıcalı Yahyâ
§
Ey güzellik burcuna hurşîd olan yakma beni
Yerde kalmaz çün bilirsin dûd-ı âhı kimsenin
Necâtî
§
Ey hüsn diye âşık olan göz ile kaşa
Bu şîve kilîsâda fîrâvân yazıhptır
Necâtî
§
Ey Kelîraî ol elif kadd kametim lâm eyledi
Bir elif lâm olur ammâ nice olur lâm elif
KeBnıî
§
Ey Meâlî aşk elinden geldi bir hâce bana
Gussa ve mihnet metâını getirdi armağan
Meâlî
§
Ey Meâlî’nin nedir hâli diye soran kişi
Yâri gamgîn ise gamgîn şâddır handân ise
Meâlî
§
Ey muğbeçe minnet ile yanmaksa elinden
Erbâb-ı harâbât yıkılsın temelinden
Vâsıf
§
Ey Nedîm ey bülbül-i şeydâ niçin hâmûşsun
Sende evvel çok nevâlar güftügûlar var idi
Nedîm
§
Ey Nizâmî vasla şâd olma ve hicrâna melûl
Kâinâtm hâli çün kim inkılâb üstündedir
Nizâmî
§
Ey sabâ lütfedip esnâ-yı tekellümde ona
Ey Nedîm ağlatıcı diye hitâp eyleyesin
Nedîm
§
Ey tıfl-ı dil ümîdi ko âzâd olamazsın
Bir cum’ası yok haftadır eyyâm-ı muhabbet
La
§
Eylemem merhem zahm-ı dil kalsın tehî
Bilmiyor asrın tabîbi yara üzre bir devâ
Atâ
§
Eylemem merhem zahm-ı dil kalsın tehî
Bilmiyor asrın tabîbi yara üzre bir devâ
Atâ
§
Eylemez zikr-i Hüdâ destine almaz tesbîh
N’oldu bilmem dil-i dîvâneye sübhânallâh

§
Eylemezsen külbemiz bir dem müşürref haşre dek
Âh şâhım çağıra cânâ der ü dîvânınız
Hazâm
§
Eylesen tûtîye tâlîm-i edâ-yı kelimât
Sözü insan olur ammâ özü insan olmaz
Kemâlpaşazâde
§
Eyyâm-ı şebâb oldu telef bilmedik aslâ
Râgıb bu fenâ mülküne rüyâda mı geldik
Râgıb (Bursalı)
§
Fârisî şi’r yapar Rûm’da şâir meselâ
Revişin zâğ unutur kebgi ederken taklîd
Belîğ
§
Fark etmeyesin âşık ile bülhevesi sen
Hayfâ bu senin aklına irfânına düşmez
Şehrî
§
Fehîmâ şâirân-ı bülheveste kalmamış insâf
Kanâat eylemez mazmûna dîvânı çalar çarpar
Fehîm
§
Felek düşürdü bizi bir gurbet ellere kim
Ne var zebânımız anlar ne tercümân bulunur
Nâbî
§
Felek girerse kef-i Nâ’iK’ye dâmâmn
Seninle mahkeme-i Girdgâr’a dek gideriz
Nâilî-i Kadîm
§
Felek hallâcma kavs-i kuzah yayıyla âlemde
Demâdem penbe-i ebr atmak ey meh san’at olmuştur
§
Felekte kimseye baş eğmezim ey kaşları garrâ
Kanâat etmek olur bir dilim nâna hilâlâsâ
Misâlî
§
Fenâ dünyâda yetmiş yıl ömür sürmek saâdettir
Yılı yetmiş kulu âzâd eder Mevlâ âdettir

§
Feyz her asrda mevkuftur istîdâda
Gül tasvîr-i bahâr olsa da handân olmaz
Râşid
§
Figânî yaşım dök rûz-ı hicr-i zülfünde
Ak akçe kara gün içindürür meseldir bu
Figânî
§
Firâkınla cihandan rıhletim bir âha kalmıştır
Gel ey rûh-ı revan gel kim işim Allah’a kalmıştır
Yenişehirli Avnî
§
Fünûna dâd u sitedle olur mu hiç vâkıf
Nihâyeti kütübün ismin öğrenir sahhaf
Belîğ
§
Gâh hûrşîd gehî meh diyerek gâh melek
sehî-kaddi çok eflâke çıkardın öğerek
Sâmiî
§
Gâh olur kîsem dolar pır pır döner bâzârda
Gâh olur hâlî bana bâzân pır pır döndürür
Şâhidî
§
Gam diyânnda ecel peyki güzâr etmez bana
Yok sanır varım meğer kim îtibâr etmez bana
Fuzûlî
§
Gam u gussa elem firkat figân u matem ü hasret
Pişirdi bağrımı cânâ kebâb etti yedi zahmet

§
Gam u gussa üşüp gönlüm evin yıktıkları budur
Ki etrafa ulaşmaya derûnumda yanan âteş
Necâtî
§
Gam yeme bir gün erersin vaslıma dersin bana
Mev’id-i vasim sakın rûz-ı kıyâmet olmasın
Nahifi
§
Gam yükün çekmekteyiz ben bir zamân ol bir zamân
Fuzûlî
§
Gamım pinhan tutardım ben dediler yâre kıl rûşen
Desem ol bîvefâ bilmem inanır mı inanmaz mı
Fuzûlî
§
Gamınla ağlamak yıllarca handân olmadan yeğdir
Kul olmak dergehinde Mısr’a sultân olmadan yeğdir
Sünbülzâde Vehbî
§
Gamınla muztarip oldukça dil eder nâle
Mahall-i zelzelede âdetâ ezân okunur
Rahmi
§
Ganîdir aşk ile gönlüm ne mâlım ne menâfim var
Ne vasl-ı yâra handânım ne hicrândan melâfim var
Taşficalı Yahyâ
§
Garibindir onu hoş tut efendi işte biz gittik
Gönül derler ser-i kûyunda bir dîvânemiz kaldı
Hayâli
§
Gavvâs-ı bahr-ı aşkı geçersin rakîb sen
Uşşâk içinde olmaya bı bir derin yüzer
Makâlî
§
Gece yârân ile geh hançerin andık geh ebrusun
Biraz söyleştik ol mâhın orasından burasından
Ankâ Bey
§
Geçen aya eyledik mahsûp dünkü buseyi
Bir daha ver de bugün mahyâ-yı bayrama yaz
§
Geçmedikçe kadrim bilmez gurûr-ı hüsn ile
Saltanat dedikleri dünyâda dilberfiktedir
Hâzık
§
Geh âlem-i müşâhede geh âlem-i hayâl
Bir lahza yârsız kalamam âdetim budur
Sâlih
§
Geh bana geh ol hançer-i bürrâna bakarsın
Maksûdun eğer cân ise cânâ ne bakarsın
Şeyhülislâm Bahâyî
§
Geh yer bulundu sohbete dilber bulunmadı
Dilber bulundu sohbete geh yer bulunmadı
Nazîm
§
Gel ey bîgâne-meşrep gitme semt-i çevre insâf et
Firâkmla benim hâlim perîşân oldu gittikçe
Şeyh Gâfib
§
Gel gel beri ki savm u salâtm kazâsı var
Sensiz geçen zamân-ı hayâtın kazâsı yok
Seyyid Nesimi
§
Geldi eyyâm-ı haram gayrı günahtan geçelim
Mey-i yâkûta bedel çay içelim çay içelim

§
Geldiklerine âleme nâdim gibi bu halk
Şöyle gider ki binmiş ölüsü dirisine
Fevri
§
Gelince vakt-i hâcet geçmedim hatırlarından hiç
Onun’çin ben de şimdi hâtır-ı ahbâptan geçtim
§
Ger beni âzâd kıl ger kılma emret şehâ
Her ne hükmün olsa râmını kul senin fermân senin
İzzeti
§
Ger derse Fuzûlî ki güzellerde vefâ var
Aldanma ki şâir sözü elbette yalandır
Fuzûlî
§
Ger öykünürse görüp kadd-i bülendin şivesin
Silkin dırahtı kopann dalı koman bir meyvesin
Ubeydî
§
Ger sana efgâmmı beyhûde derse müddeî
söze tutma kulak ben çektiğim efgâna tut
Fuzûlî
§
Gerçek hadîs imiş bu ki hûbun vefâsı yok
Kim sevdi hûbu kim dedi hûbun cefâsı yok
Seyyid Nesimi
§
Gerçi cânandan dil-i şeydâ için kâm isterim
Sorsa cânan bilmezem kâm-ı dil-i şeydâ nedir
Fuzûlî
§
Gerçi derler getirir âdeme bârân uyku
Görmez ammâ ne aceb dîde-i giıyân uyku
Nâmî (İstanbullu)
§
Gerçi lâyık değüirn lutfuna ey kân-ı kerem
Hasenâtm günüdür hayr edegör cânın için
Şeyhî
§
Gerek döğsün gerek söğsün gerek dergâhtan sürsün
Visâl-iyâri bir kerre temennâ etmemiz vardır
Ni’metî
§
Germesin göğsün gam-ı Leylâ’da âh u zâr ile
Kays feıyâda gelince söyleşir kûhsâr ile
Mecdî
§
Getirdiler tabîbi kira bile derdim kıla derman
El urup nabzıma dedi gam-ı aşk-ı filândır bu
Necâtî
§
Getirdin ey dil-i âvâre sineye bir bir
Ne türlü gussa-i gam varsa âşinâ diyerek
Şeyhülislâm Yahyâ
§
Gezerken yâr ben bîmâr ile âheste âheste
Dediler kim ölümlü oldu câmn gezdiirr hasta
Muhyî Çelebi
§
Gider hâb-ı tegâfül dîdelerden dür olur bir gün
Bu meclis bole kalmaz mestler mahmûr olur bir gün
Veysî
§
Gîsûna girmeden ne çıkar şâne acep
İkide birde gönlümüze dokunur geçer

§
Gitti Mecnûn hâne-i dehri bize ısmarladı
Bir harâb evdir kalır divâneden dîvâneye

§
Gittin anınıâ ki kodun hasret ile câm bile
İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile
Neşâtî
§
Gökte efgân ederek sanma geçer hayl-i külenk
Çekilir kûyuna mürgân-ı dil ü cân sâf sâf
§
Gönlüme salmış hatm zevkin felek kan yutturup
Tıfl tek kim okuturlar zecr üe Kur’ân ona
Fuzûlî
§
Gönül fülkü selâmet sâhilinde vurmadan lenger
Yine bir kâfirin oldum esîri hey müselmanlar
Fedâyî
§
Gönül muhabbeti bir âdet eylemiş yoksa
Ne bende aşk ne sende cemâl kalmıştır
§
Gör zâhidi kim sâhib-i irşâd olayım der
Dün mektebe vardı bugün üstâd olayım der
Bağdatlı Rumî
§
Gör zâhidi kim sâmb-i irşâd olayım der
Dün mektebe vardı bugün üstâd olayım der
Bağdatlı Rumî
§
Gördü çün derd-i dil-i zârınıı rahm etti tabîp
Dedi ey hasta-i Mcrân sana dermân ağlar
Sultan Selîm
§
Gördüm ebr içre hilâli öyle sandım penbeye
Sara komular kesilmiş tırnağın dildârımın
Meâlî
§
Gördün mü bu âyîne-i devranda söyle
Kim verdi murâd üzre hayâlâtına s üret
Haşmet
§
Gören püskürme benler rû-yı âlinde o şuhun der
Benekli bir kumâş-ı tâzedir Bengâle’den gelmiş
Hâmî-i Âmidî
§
Gören sanır ki safâdan semâ-ı râh ederim
Döner döner bakarım kûy-ı yâre âh ederim
Esrâr Dede
§
Görenler Ahmedî yaşın edicek nevha hicrinde
Ne Nûh’u zikr eylerler daM ne mevc-i tûfânı
Ahmedî
§
Göricek la’lini âh eylese âşık demidir
Bahr-ı aşk içre esen şimdi kiraz meltemidir
Kânı
§
Göricek la’lini âh eylese âşık demidir
Bahr-ı aşk içre esen şimdi kiraz meltemidir
§
Görme ahkar kimseyi cânâ kadri meçhûldür
Hakk’ın ednâ bendesi alâ olur âlem bu ya

§
Görmedim bir yerde aslâ şendeki âsâyişi
Ey bekârlık âlemi eMen ve seMen merhabâ

§
Görmetim kimsede cânâ senin ânın gibi ân
Severim cân u gönülden seni ben ânın için
Zâti
§
Görmeyince aşkım îmâna gelmez âşıkm
Yüz peygamber cem’ olup gösterseler bin mûcizât
Fuzûlî
§
Görünen encünı değü hüsnün temâşâ kılmaya
Revzen açmıştır melekler dâr-ı dünyâdan yana
Taşlıcalı Yahyâ
§
Görünen şaşaa sanman göricek ol sanemi
Parmağın ağzına alıp dedi hurşit
Allâh Zâti
§
Gösterir rif at yüzün izzetle mânend-i şarâb
Bir vücûdu zâyî etmek isteyince rüzgâr
Tıfli
§
Göz gönül sîne tehî can dolu tasvirin senin
Gün gibi dördüncü kat göktedürür yerin senin
Rûm
§
Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâmm
Kurbânın olanı var mı benim bunda günâhım
La
§
Göz yaşlı gönül zülf-i perişanlar içinde
Kaldım karanu gecede baranlar içinde
Tâcî
§
Gözden akıtma hüsnüne karşı sirişkimi
Vermez mi hırmân-ı güle cânâ hatar matar
Dürrî
§
Gözlerim içre oynayan sensin iki gözüm müdâm
Bilsem iki gözümde sen yoksa bebek misin nesin
Fazli
§
Gözlerim seğrir kulağım çınlar u yüzüm kızar
Yâ İlâhî hayr ola bir ıztırâbım var benim
Meâl
§
Gözlerim şişelerinden güzelim bir birine
Yolunun kumu umarım aka sâat gelicek
Zâti
§
Gözüm yaşım bahr ettim fîrâkmla cüdâlıktan
Seninle hani a zâlim su sızmazdı aralıktan
Latifi
§
Gözümün nûru gönlümün sürürü ömrümün varı
Bizimle dost olmazsan adâvet eyleme bârî
Nevî
§
Güç olur gâyetle âşıka terk-i dilber
Nâsihin sözüne aldanma kolayın söyler
Ulvî
§
Gül gülse dâim ağlasa bülbül acep değil
Zîrâ kimine ağla demişler kimine gül
Zâti
§
Gül mevsiminde tevbe-i meyden benim gibi
Zannım budur ki sen de peşîmânsm ey gönül
La
§
Güle gûş ettiremez yok yere bülbmül inler
Varak-ı mihr ü vefâyı kim okur kim dinler
Kânıî
§
Gül-endâm bir al şâle bürünsün yürüsün
Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün
Vâsıf
§
Gül-i sadberge varın söyleyin yekpâre gûş olsun
Benimdir nevbet-i feıyâd bülbüller hanıûş olsun
Vecdi
§
Güllü dîbâ giydin ammâ korkarım âzâr eder
Nâzenînim sâye-i hâr-ı gül-i dîbâ seni
Nedim
§
Gülüp açıl dedikçe gülmenin de vakti var dersin
Açıl ey gonca-i bâğ-ı letâfet gül zamânıdır
Kabûlî
§
Gümüşhâne emini oldu sandım kendimi
Fâik
Edince nâil-i vuslat beni ol şûh-ı sîmîn-ter
Fâik
§
Gün yüzün görmeyeli gündüzümüz şâm oldu
Ay efendim daha gelmez misin akşam oldu
İshâk
§
Gün yüzünü günde bin kerre nazargâh eylesem
Ey gönül bir dahi görmeğe iver câmm benim
Taşlıcalı Yahyâ
§
Gün yüzünü seherde garptan yana gören der
Mahşer nişanlarından bu bir alâmet ancak
Cem Sultan
§
Güzel tasvir edersin hâl ü hatt-ı dilberi ammâ
Füsûn-ı fitneye geldikte ey Bihzâd n’eylersin
Şeyhülislâm Bahâyî
§
Güzelde murâd ân olur endâm değildir
Keyfıyyet olur meyde garaz câm değüdir
Necâtî
§
Güzellerde vefâ olmaz demek yanlıştır ey
Bâlâ
Olur vallâhi billâhi heman yalvarı görsünler
Bâkî
§
Habîp âşıka cevr etmese habîp olmaz
Tabip nicesin öldürmese tabip olmaz
Necâtî
§
Habîp eşiği rakibe şeref verirdi velî
Çemende gezmek ile zâğ andelîb olmaz
Necâtî
§
Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana
Mey süzülmüş şişeden ruhsâr-ı al olmuş sana
Nedim
§
Hak bana îmânı yoldaş eyleye ol dilrübâ
Gitse tabutum yanınca bir iki adım benim
Zâti
§
Hâk-i kûyun var iken cennet anılmak sanemâ
Şuna benzer ki teyemmüm edeler su olıcak
Necâtî
§
Hâk-i pâyine yetem der ömrlerdir muttasıl
Başım taştan taşa vurup gezer âvâre su
Fuzûlî
§
Hakikat bîvefâ nâmihrbân hûbân-ı İstanbul
Yine dil ârzû eyler ne çâre ülfet olmuştur
Fehîm
§
Hal geldi ruh-ı yâre diye eyledin ihbâr
Ey bâd-ı sabâ kara haberden dahi nen var
Nâzım
§
Hâlet-i nez’ üzre Yahya vuslatın adın anar
Bu ecel uykusudur bîçâre sayıklar medet
Taşlıcalı Yahya
§
Hâlin hayâli merdüm-i dîdemde gizlidir
Bâdâm-ı çeşmim ey gül-i rânâ ikizlidir
Belîğ
§
Halk içinde mûteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi
Muhibbi
§
Hâne-i kalbe hayâl-i leb-i cânan geliyor
Can çıksın bedenimden evde yer dar geliyor

§
Hâne-i kalbi harâp etti o reftâr o reviş
Aldı dil kafesini pâdişâhım bu yürüyüş
Sabrî
§
Hâneme gel diye tuttum dâmen-i yâr hele
Ey dil-i dîvâne sa’y et tuttuğun kolay gele

§
Hangi birin diyeyim bin türlü derdim var benim
Bîvefâ dünyâ gibi bir zâlime oldum esîr
Taşlıcalı Yahyâ
§
Hangi büttür bilmezem îmânımı gâret kılan
Sende îmân yok ki sen aldın diyem îmâmmı
Fuzûlî
§
Hani selâmı hani bir peyâmı cânânın
Sabâ senin de işin hep havâ imiş hayfâ
Nahîfî
§
Harâbât ehline birdir reh-i mescitle meyhâne
Akar su gibi rind olan yürür geh doğru geh eğri
Taşlıcalı Yahyâ
§
Harâbâtı meğer biz görmeyelden çok zaman olmuş
Yetişmiş tâzeler muğbeçeler pîr-i nıugan olmuş
Atâyî
§
Harâm olur bana zevkimce olmayan işret
Şarâbı n’eyleyeyim ahbâp meşrebimce değil
Yenişehirli Avni
§
Haris olur kişi pek men olunduğu fı’le
Revâc-ı bâdeye fart-ı yasaktır bâis
Fâzıl Bey
§
Hasmına ehl-i acz edemezse mukâvemet
Tertîb-i inkisâra da kâdir değü midir
Râşid
§
Hasta oldum yârim elma ile anmadı beni
Ben onun kûyunu doldurdum bütün eyvâ ile

§
Hastanın derdine derman bulunurdu amma
Maraz-ı nâz-ı etıbbâya bulunaydı ilâç
Sâbit
§
Hatâ yok zülf-i dilberde ser-i mû kendi cürmümdür
Belâ-yı aşkı kendim aradım buldum taleplerle

§
Hat-ber-âverde olan tâze dem-i vuslatta
Başka bir zevk verir geçti zamânım diyerek
Nâbî
§
Hâtem gibi nâm ister isen semt-i sühâda
Bas mührü temessüklere esnâfı dolandır
§
Hâtem oldur ki günâhından geçe bir mücrimin
Âlemin mâl u menâhnden geçen Hâtem değül
Kaysî
§
Hatrm gelip ey mâh utanırsın bir gün
Hüsnünle gurûr etme ki dünyâdır bu
Şeyh Gâlib
§
Hattâver oldu oturdu o meh tahiyyâta
Yetiş gönül varalım biz de bir selâm alalım

§
Hattı geldiyse sakın bakma ruh-ı dildâra
Gece âyîneye bakmaya rızâ vermezler

§
Havâlanmış gider keştî-i dil deıyâ-yı aşkında
Ona âhım seren çâk-i girîbânım yelken olmuştur
Refî-i Âmidî
§
Havf eder endîşesin sarf etmeğe dahi kibâr
Sâdece eş’âr arar dikkatli mazmûn istemez
Sâmî
§
Hayâhnden gehr gam hâtıra cânâneden gelmez
Sitem hep âşinâlardan gelir bigâneden gelmez
Nâbî
§
Hayâl-i çeşm-i âhûlarla her bâr
Geyikli Baba’ya döndük behey yâr
Gazâlî
§
Haydarâârif isentövbe-i câm etme sakın
Şol işi işleme kim sonra peşîmân olasın
Haydar Baba
§
Hem âh ederim kaçtığına benden o mâhın
Hem havf ederim kim onu Yahyâ tuta ol âh
Şeyhülislâm Yahyâ
§
Hem an ağlayı geldim âleme ağlayı gittim ben
San ol nilüferim kim suda bittim suda yittim ben
Rehâî
§
Hem hâhiş-i alâka eder hem gam istemez
Gönlüm belâ-yı aşkı hem ister hem istemez
Câzim
§
Hem kadeh hem bade hem bir şûh sakidir gönül
Ehl-i aşkın hâs ıh sâhib-mezâkıdır gönül
Nefî
§
Hem yakarsın berk-ı şemşîr-i sitemle âlemi
Hem niye dersin ser-i kûyumda feıyâd olmasın
Nâbî
§
Hemîşe şem gibi sarf-ı piç ü tâb oldum
Zamâne her kimi yandırdı ben kebâb oldum
Kavsi
§
Hengâmegîr olursa sürâhî acep değil
Kim nice pehlivânı basar bir ayak ile
Kâdirî
§
Hep ettiği cefâyı unutturdu ol peri
Bir nîm hande bir nigeh-i iltifât ile

§
Hep hüsn ü aşka dâirmiş güftügû-yı halk
Dillerde dâstân imiş esrâr sandığım
Çelebizâde Âsim
§
Hep senin’çindir benim dünyâ cefâsın çektiğim
Yoksa ömrüm varı sensiz n’eyleyim dünyâyı ben
§
Her denînin dönse tan mı çarh-ı gerdûn üstüne
Cinsidir elbette döner dûn olan dûn üstüne
Askerî
§
Her denînin kaddine giydirme lütfün câmesin
Kim bu zîbâ hil’atin bozdun hemân endâzesin
Fehmi (İstanbullu)
§
Her dertsizden umma Fuzûlî devâ-yı dert
Sabreyle kim ki dert veriptir devâ verir
Fuzûlî
§
Her gece Kadr olsa Kadr’in kadri olmazdı şehâ
Her hac er gevher olaydı gevher etmezdi bahâ
Bâkî
§
Her hürde sayda bâz-ı tabiat uçumıazam
Bir turna telli gör ki benim çakırım çeker
Sâmî
§
Her hüsne cilvegeh ki dil-i saffet-nümün um uz
Âyîneci dükkânına döndü derûnumuz
Raif Molla
§
Her kimin olsa evinde dü zeni
Bozulurmuş ol kişinin düzeni
Şâkir
§
Her kimin yoktur cihânda bir münâsip hemdemi
Hem günü zâyi geçer hem rüzgârı hem demi

§
Her kişi yârin temâşâ etmede bir kûşede
Ben hayâl-i yâr ile kaldım temâşâdan cüdâ
Hayâli
§
Her kişinin zulmüne sultân olanlar dâd eder
Bana kim dâd ede k’eden zulmü sultandır bana
Necâtî
§
Her sadâ kim zâhir oldu tîşe-i üstâddan
Bir eserdir taşta kalmış nâliş-i Ferhâd’dan
Kemâlpaşazâde
§
Her va’di edersin nice bin ahd ile muhkem
Ammâ yine ne ahde ne peymâna bakarsın
Şeyhülislâm Bahâyî
§
Herkes olsa n’ola sergeşte-i girdâb-ı elem
Dumam yelkeni yok keş tiye döndü âlem
Cem’î
§
Hevâ-yı vasi ile bir yerde ârâm u karârın yok
Sana ey âşık-ı mihnetzede bilmem ne hâl olmuş
Hasîbî
§
Hışm u itâba lâyık olan işi işlerim
Cânânım ile söyleşirim ben bu hâl ile
Taşlıcalı Yahyâ
§
Hicr ü visâl derler iki nesne var imiş
Bildik onun birisim ya birisi nedir
Nergiszâde Nergisi
§
Hiçbir belâ mı var ki gönül onu bilmeye
Seyyâh-ı bîkarânn olur âşinâsı çok
Şeyhülislâm Yahyâ
§
Hudûdun kimse tâyin etmemiştir hâne-i aşkın
Eğerçi âşık-ı üftâdeler girdi ona bîhad
Molla Çelebi
§
Hurûf-ı meste nazar kıl sitem bozuntusudur
Emel dedikleri ancak elem bozuntusudur
Hâzık
§
İçinde sevdiği mahbûbu olmayınca Yahyâ’nm
Benim yanımda farkı yoktur ol şehrin cehennemden
Taşlıcalı Yahyâ
§
İçtinâbına sebep ne bu kadar âşıktan
Yoksa bir söz mü sana söyledi a’dâ söyle
La
§
İçüse bâde lebinsiz harâreti yoktur
Şeker yenilse sözünsüz halâveti yoktur
Bâkî
§
îdgehten varalım dolaba dilber seyrine
Bakalım âyîne-i devrân ne sûret gösterir
Bâlâ
§
İhtimâl-i hicr teşvişine değmez zevk-ı vasi
Vasi kim var onda hicrân ihtimâli n’eylerem
Fuzûlî
§
İhtiyât eyleyenin hâline ermezdi hatar
Rehber olsaydı eğer kârına tevfik-i
Hüdâ Atâ
§
İki eşkindir meh ile mihr gökte yüğrüşür
Biri esb olmak diler sen şâh için biri yedek
Meâlî
§
İki kat oldu vücûdum kocadım kat kaldım
Melekülmevt selâmını eğüdim aldım
Taşlıcalı Yahyâ
§
İki rahmetten birine kâyiliz devr-i zamân
Ne helâk eyler beni ne derdime dermân eder
Taşlıcalı Yahyâ
§
İlâç kalmadı bir arz-ı hâlden gayrı
Hakîm-i aklım ile eyledim hesap kitap
Tâlib
§
İnanma sana ağyâr ger beni hubs ederlerse
İnanmazam bana şâhım senin için neler derler
Şeyhoğlu
§
İstikâmette kalem şulede şeni’ olsa kişi
Yine mikrâs-ı kazâdan serini kurtaramaz

§
İşbu mânâ-yı bedîhî görünen gün gibidir
Ömr bin yıl dahi olsa yine bir gün gibidir
Mîr Ârif Mütercim-i Arabi
§
İşitmez oldu bülbül-i şeydâyı güllerin
Benzer su kaçtı jâle-i terden kulağına
Kelim
§
Kâbe-i kûyunu çün vardı tavâf etti rakip
Şöyle ağardı yüzü kim sanemâ döndü kara
Meâlî
§
Kâbiliyyettir husûl-i matlabm sermâyesi
Elde istîdâd olunca kâr kendin gösterir
Âsim
§
Kabrim üstüne semendinden inip ol meh dedi
Zulrn ile ölmüştü nûr indi o miskin üstüne
Feyzi
§
Kabrim üzre ölicek dem ola şâyet gelesin
Kim bile ben yitiği bulmağa toprak dökesin
Şîrî (Silistreli)
§
Kabûl olur değil ey dil merâmımız biliriz şûhu söyletip ancak ricâdır ettiğimiz
Âgâh
§
Kaçma benden utanırsın der idim şimdi seni
Şi’r ile sayd eyledim geldin ola mı sözüme
Meâlî
§
kadar nefreti var gönlümün inşândan kim
Aksim âdem diye mir’âta nigâh eyleyemem

§
Kadd-i yâre kimisi ar’ar dedi kimi elif
Cümlenin maksûdu bir ammâ rivâyet muhtelif
Muhibbi
§
Kadrini bilmeyen ererse n’ola vuslatına
Bir zamandır ki beyim mansıbını hep câhil alır
İshak Çelebi
§
Kal derse ne gam Hilmî-yi sevdâzede bir şeb
Dîvânedir ol pâdişâhım sen ona kalma
Hilmi (İznikli)
§
Kâlâ-yı dili istedi yâr al deyivedim
Kâlâ nedir al işte bir al şal deyiverdim
Vâsıf-ı Enderûm
§
Kalb-i tabîb-i vuslata gelmezse merhamet
Allah rahmet ey ley e bîmâr-ı hasrete
Yenişehirli Avnî
§
Kalem feryâd eder ağlar mürekkeb
Bize câhil yüzü gösterme yâ Rab

§
Kalem gibi ne ki derler ise levh-i hâtıra yaz
Kimesneye deme kalbindekin kitâp gibi
Füsûnî
§
Kalır mı böyle nuhûsette kevkeb-i ikbâl
Bizimle keşmekeş-i âsumân döğünmez mi
Âgâh
§
Kâmetin seyreyle insâf et o bâlâ mısraı
Zâhidâ sen şâir olsan intihâb etmez misin
Nedim
§
Kan edip bağrım işim âh etme her dem ey felek
Hürmetim tut bir iki gün kim senin mihmâmnam
Fuzûlî
§
Kandasın ey serv-i gülzâr-ı letâfet kandasın
Cüstücû eyler gözüm yaşı seni Ceyhûn olup
Taşlıcalı Yahyâ
§
Kanı ol gül gülerek geldiği demler şimdi
Ağlarım hâtıra geldikçe gülüştüklerimiz
Mâhir Baba
§
Kapıyı dîvâr edip erbâb-ı aşka nâzdan
Kendisin bir gûşe üe gösterir açmazdan
Garâmî
§
Kârbân-x dil ü cân oldu revân sen gideli
Ne garîp olmuşum ey mûnis-i cân sen gideli
Ahmed Paşa
§
Karşımda durma git demek ey meh ne ihtiyâç
Sen serv-i serefrâzı gören kendiden gider
Bağdatlı Rûhî
§
Kasd-ı sitem edersin edip gayra iltifat
Hep sûret-i vefâda edersin cefâ bana
Fasîh
§
Kastım hemân hikâyet-i baht-ı siyâhtır
Ey dûd-ı âh sen arada bir bahânesin
Nâbî
§
Kâşkî sevdiğimi sevse bütün halk-ı cihân
Sözümüz cümle heman kıssa-i cânân olsa
Taşlıcalı Yahyâ
§
Kays’a isnâd-ı cünûn etmeğe varmaz dilimiz
bizim âkılemizdir hükemâmızdandır
Dâniş
§
Kays’a Leylâ idi mevlâ talebinde rehber
Sen de tut semt-i mecâzı deliden uslu haber
Yüsrî
§
Kazârâ bir sapan taşı bir altın kâseyi kırsa
Ne taşın kıymeti artar ne kıymetten düşer kâse
La
§
Kelim â sözlerim ayb-ı tekeliüften müberrâdır
Onun’çün ne söylersem düşer rindâne rindâne
Kelim
§
Kemâl-i hüsn ise ancak olur behey zâlim
Güzel cihânda çok ammâ sana muâdil yok
Taşlıcalı Yahyâ
§
Kendi derdim unutup ellere ağlar gezerimn
Lâlenin dâğı gülün âteşi yandırdı beni
Râgıp Paşa-yı Sânî
§
Kendi elimle yâre kesip verdiğim kalem
Fetvâ-yı hûn-ı nâhakımı yazdı ibtidâ
Nevres-i Kadîm
§
Kendisi olduğu’çin ol sanemin ehl-i edep
Vezn ile söyletir âşıklarına sözleri hep
§