KUSURA KALMA BEĞİM BEN GİDEMEM AFYON’DAN

Tayin Durduran Şiir
Afyon’da memur olan Ali Türk Keskin’in 1957 yılında Malatya’ya tayini çıkar. Afyon’u çok seven Ali Türk Keskin bu tayine çok üzülür ve oturur bir şiir yazar ve bu şiiri tayinini çıkaran kurumuna gönderir. Önce kızarlar ama sonra bir şeyler olur ve Ali Türk Keskin’in tayini durdurulur. Buyurun şiir:

KUSURA KALMA BEĞİM BEN GİDEMEM AFYON’DAN

Aç yatar, çıplak gezer, sırtımda taş taşırım,
Başıma bela yağsa sabreder alışırım,
Canıma kasteyleyen hasımla barışırım.
Yalnız bir şey yapamam, çıkarma hiç kafandan,
Kusura kalma beğim, ben gidemem Afyon’dan.

Çok severim Afyon’u, bundandır çektiklerim,
Kalbimi kandil yapar, başucunda beklerim,
Bu şehrin nimetiyle doludur iliklerim,
Bu hususta çekinmem, kasırgadan, tufandan,
Kusura kalma beğim, ben gidemem Afyon’dan.

Sağırını, körünü, kelini, dilsizini,
Babamın her eşyada göze çarpan izini,
Kınık’daki bağını, acımsı pekmezini,
Canımdan çok severim ayrılamam onlardan,
Kusura kalma beğim, ben gidemem Afyon’dan.

Ne kadar çok sevdiğim burada yaşamada.
Kafam, kalbim sayısız hatıra taşımada.
Her şey olur da yalnız sevgi olmaz demoda,
Çok kere yemek yedik hepimiz bir kazandan,
Kusura kalma beğim, ben gidemem Afyon’dan.

Çocukluğum, gençliğim, orta yaşım burada,
Hepsi de ter ü taze, hepsi de bir arada,
Kırk yıla bir göz attım, hiç hail yok arada,
Memnunum bu şehrin olgunundan, toyundan,
Kusura kalma beğim, ben gidemem Afyon’dan.

Burada büyümüşüm, burada gelişmişim,
Burada gönül vermiş, burada sevişmişim,
Burada çok şeyleri bir pula değişmişim,
Görüyorsun bağlıyım bu şehre dört bir yandan
Kusura kalma beğim, ben gidemem Afyon’dan.

Burada öğrendim ben ağlamayı, gülmeyi,
Burada zevk edindim dosta gönül vermeyi,
Nasıl terk ederim ben dostum Hasan Emre’yi,
Mümkün müdür ayrılmak bu kadar çok ihvandan,
Kusura kalma beğim, ben gidemem Afyon’dan.

Anamı hatırlatır o canım Hacer Teyze,
Biz onlara giderdik, o da gelirdi bize,
Bana boncuk takardı, gelmesin diye göze,
Zemzem diye içerim bu diyarın suyundan,
Kusura kalma beğim, ben gidemem Afyon’dan.

İşte çocukluğumun şen İmaret avlusu,
İşte komşumuz Ahmet ve işte yavuklusu,
Şu ağacın altında kuşa kurardık pusu,
Dedemin dedesi de geçermiş bu meydandan,
Kusura kalma beğim, ben gidemem Afyon’dan.

O canım matbaalar, mürettipler, patronlar,
Ufacık gazeteler, benim olan sütunlar,
Ben onları severim, onlar da beni anlar,
Nasıl ayrı kalırım, bu ruh veren füsundan,
Kusura kalma beğim, ben gidemem Afyon’dan.

Dün hocamdı, bugün dost; çok hocalar tanırım,
Gün gelir el öperim, gün gelir nazlanırım,
Otuz yıl önce gibi onlara yaslanırım,
İsterseniz okurum, size ayet Kur’an’dan,
Kusura kalma beğim, ben gidemem Afyon’dan.

Aşık Altıniğneyi, Kemani Yamener’i,
Beraber ay çekirdeği yediğimiz günleri,
Nasıl terk ederim ben ? O rengarenk dünleri,
Kudretinden fazla şey istemeyin insandan,
Kusura kalma beğim, ben gidemem Afyon’dan.

Abbas ile Hüsen’i, meşhur helva yiyeni,
Lehimde konuşanı, aleyhimde diyeni,
Kale’yi, Devrane’yi, Şah Sultan Divani’yi,
Hepsini çok severim, inan ki hem ta candan,
Kusura kalma beğim ben gidemem Afyon’dan.

Bu şehrin kuzusunu, yılanını severim,
Sözünün doğrusunu, yalanını severim,
Bir şey dersem gülersin, hatta seni severim,
Rica ederim etme beni dinden imandan,
Kusura kalma beğim, ben gidemem Afyon’dan.

Ali Türk KESKİN
1957

Write a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla