ÇARE VER DERDİME

Eskiden bu keside meclislerde okunduğunda bayılan Kadiri dervişlerini üçer beşer cami dışına görürlermiş. En hoşuma giden kısımlarından birisi “Kendi muhtacını muhtacına muhtac etme”dir. Çünkü ünvanı ne olursa olsun insan Mevlasına muhtaçtır. Doktor, hakim, amir fark etmez.

Himmet Dede tübesinde şöyle yazdığı rivayet olunur “Kendi muhtac himmete bir dede / Nerde kaldı ki gayrıya himmet ede”

Çâre ver derdime

Çâre ver derdime Fahr-i Resulün bâşı içün,
“Hel etâ” sûresinin “Hayder-i Şâh” bâşı içün,
Fıtrat-ı Fâtıma’nın şân u şeref bâşı içün,
Kerbelâ şâhı Huseyn ile karındâşı içün,
Âşıkın aşkın ile döktüğü göz yâşı içün,

Öyle demsâz-ı hevâ u heves-i ma’siyyetim,
Hep günâhımdan ibâret görünür ma’rifetim,
Bu muâsî muhtâcındır cürmümü mu’terifim,
Bakma noksânıma terfi’ buyur menziletim,
Âşıkın aşkın ile döktüğü göz yâşı içün.

Sînemi derd ü gamın tîrine a’mâc etme,
Sabr ü sâmânımı âfât ile târâc etme,
Nâmımı defter-i uşşâktan ihrâc etme,
Kendi muhtâcını muhtâcına muhtâc etme,
Âşıkın aşkın ile döktüğü gözyâşı içün.

FELEK

“Dağlar başına felek, gözün yaşına felek
Akıbet kuş kondurur mezar taşına felek”

Kapudan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa 4 Temmuz 1546 yılında Cenabı Hakkın rahmetine erince:

“Daldı rıhlet denizine Kapudan” diye tarih düşmüş şair.

Ne hoş bir âdet imiş. Biz bu âdete uyarak diyelüm:

“Daldı gaflet denizine millet âh.”
MK

NEDİM’İN MEZARI

Şair Nedim’in evi Beşiktaş’ta Tekerlek Mustafa Çelebi Mahallesinde kabri ise Karacaahmet’te annesi Saliha Hatun’un kabri yanındaymış. Şairin kabrinin önünde bulunan mermerde:

“Ey Nedîm ey bülbül-i şeydâ niçin hâmûşsun,
Sen de evvel çok nevâlar, güft ü gûlar var idi.”

Yazılı bulunan mermer kaybolmuş. Kabrin dört burcunu süsleyen tunç laleler de hakeza…

Ah bu Bizanslılar âh!

Buradan Konstantinapolis halkına ve yöneticilerine sesleniyorum.

Şairimizin kayıp kitabesi tiz buluna!
Değilse öğle yemeklerimizi haliç kenarında yemek için Ordu-yu Hümâyun hazırlanmakta…
Böyle bilüne!

Hz. Mevlanaya göre Devlet nedir?

“Sence bu kötü hal devlettir…
Yani evveli “dev” yani ‘koş’, sonu da “let” ‘dayak ye’
Bu devletten sürüne sürüne kaçmazsan şu baharın daima güz olur gider!”
Mesnevi (5. cilt, 2740)

Acaba hazreti Mevlana “şöhret beladır”ı mı kastetmişti. Bugün dün koşanların “let”ini müşahede ediyoruz.

Eş-baş-kan Figân’a

Milletten yiyiyor beleş,
Kalem değil, elde keleş,
Başkanı hapiste, bu eş,
Eşinden çocuk bekliyor.

Dayamış sırtını piçe,
İnanmış olmaz bir hiçe,
Ona lâyıktır da nice!
Afyon’dan sucuk bekliyor.

Algı faaliyeti boşa,
Haydi biraz daha yaşa,
Asar mıyız seni hâşâ!
Daha “üç buçuk” bekliyor.

Şehit vere vere millet,
Ettiniz be artık illet!
Nereye kadar bu zillet?
Sizi bir ‘mucuk’ bekliyor.

Yiğit mermi ata ata,
Gitti ebedi hayata,
Şühedâ değmez Sırat’a,
Sizi “kuyucuk” bekliyor.

08.09.2016
MK

“İster mermi kullansın, ister oy pusulası, insan iyi nişan almalı. Kuklayı değil, kuklacıyı vurmalı.” Malcolm X

Suriye’de ateş kes yapanları görünce Rahmetli Malcolm X’in şu sözünü hatırladım:

“İster mermi kullansın, ister oy pusulası, insan iyi nişan almalı. Kuklayı değil, kuklacıyı vurmalı.”

Hamburgeri Kerry içkileri Lavrov ısmarlamış kendilerini takip eden gazetecilere. Zehri Suriye’de öldürdüğünüz babaların oğulları ısmarlayacak size. Tez zamanda inşallah.
Allahım senin için akıtılan kanlar hakkı için bu kuklacıların oyunlarını kendilerine çevir!

Yâ Kahhâr!

Yâ Cebbâr!

EN BÜYÜK BAŞKAN”IN YARDIM EDECEĞİNE İNANIYOR MUYUZ?

“Nâmımı defter-i uşşâkından ihrac etme
Kendi muhtacını muhtacına muhtac etme.”

( = Adımı âşıklarını listelediğin defterden silme;
Sana muhtaç olan şu kulunu yine sana muhtaç olan başka bir kuluna muhtaç etme.)

Fatiha Sûresinde okuduğumuz “İyyâkena’budu ve iyyakenestaîn” (=Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.) ayetinin Türkçesi.
***
Hz. Cebrâil a.s. en zor durumda kaldığı üç yerden bahsediyor.

Birisi Hz. Resûl-i Ekrem ve Nebîyi Muhterem Efendimiz sallalhu aleyhi ve sellemin mübrek dişleri kırıldığında Uhud Dağı’nda Hak Teâlâ celle celelühü

“Yetiş ey Cebrail eğer Resulümün kanı yere düşerse and olsun ki yerde ve gökte bir tek canlı bırakmam!” dediği an.

İkincisi Hz. İbrahim Halillullah a.s.’ın ateşe atılma anında Hz. Cebrail:

Hemen sür’atle indim yeryüzüne ve İbrahim’e sordum:

– Var mıdır Rabbinden istediğin bir şey?

İbrahim a.s. cevapladı:

– Çekil çekil! Rabbim’den geldiyse başım üstüne.

Bunun üzerine Yaradan emretti. “Ateşe serin ol, yere yumuşak ol” dedi.

Aracıyı reddedince emir doğrudan Hak’tan geliyor yani. “Kün feyekün”

Üçüncüyü yazmıyorum. Google Çelebi elinizin altında…

***
Ne demişti şair: “Kendi muhtacını muhtacına muhtac etme.”

Hep bir torpil, bir aracı, bir tanıdık, bir ahbap kaygısı var içimizde. Bin yıl önce de varmış bin yıl sonra da olacak gibi duruyor.

Kutadgu Bilig’de Hâcib ne diyor:

“Kişige kerek tegme yirde biliş / Biliş birle itlür kamug türlüg iş.”
( = Kişiye gerektir her yerde tanış, Tanıdıkla görülür her türlü iş.)

1069’da yazmış rahmetli bunları… Bugünkü durum “güneş altında hiçbir şey değişmemiş” dedirtiyor insana.

Şuna gerçekten bir iman etmiş olsak “ve iyyâkenestaîn” (=yalnız ve yalnız senden yardım dileriz.)

“yâ eyyühel müminü eminû…” (=Ey müminler iman edin…) Nisâ Suresi 136. ayetini şimdi daha iyi anlıyorum.

Bir sıkıntı olmasa Allah cc. zikreder mi Yüce Kitabında.

Vesselam.

18.09.2016

MASLAHATI DÜNYA

“Maslahat-ı dünyâ dört şey üzere oldu binâ
Ben yiyeyim sen yeme, ben iyiyim sen fenâ”

( = Dünya işleri dört şey üzere binâ edilmiştir:
1. Yalnız ben yiyeyim: enaniyet, bahillik, cimrilik.
2. Sen yeme: hasislik, kıskançlık.
3. Ben iyiyim: Kibir, gurur.
4. Sen fenâ: haset, çekememezlik.)

YUSUF OLMAK ZOR İMİŞ MEĞER!

Yusuf olmak, Yusuf kalmak, Yusuf ölmek zor imiş meğer,
Kulübe-yi ahzanlara sürgün olmak kor imiş meğer,

Delikanlı çağlarımda dünya sanki pembeydi,
Anladım ki hakikatte pembe değil mor imiş meğer,

Dünya beni sever sandım gülen yüzüne aldandım,
Meğer ise hoş bakmazmış nazarı hep hor imiş meğer.
MK

Araç çubuğuna atla