Bir Okuma Bir Gözlem ve Bir Fıkrayla Darbe ile Zanna Dair

Bir Güney Amerika ülkesinde yapılan darbe üzerine CIA’nın Beyaz Saraya gönderdiği bir istihbarat raporunda şöyle yazıyormuş:

“Diktatörün oğlu darbe yaptı. İşin en iyi tarafı fikirlerini kendisinin zannediyor.”
—————–

Somali’de Eşşebab Terör Örgütünün mensupları perşembe akşamı ve cuma günü yapılan intihar saldırılarında intihar bombacısının da o bölgede öldürdükleri ecnebilerin yanında sehven ölen Müslüman halkın da cennete gideceğini zannediyormuş. Kendi halkını öldürmeyi meşrulaştırmanın daha tehlikeli bir şekli olabilir mi?

———

Balkonlarında oturan iki arkadaş yolda aksayarak yürüyen bir adam hakkında konuşmaya başlarlar:

Biri der ki:

– Zannedersem bu adam bir kaza geçirmiş ve bir ayağı sakat kalmış.

Diğeri:

– Hayır, benim zannımca bu adam doğuştan özürlü ve bir ayağında birkaç santimlik bir kısalık var.

Meraklarını gidermek için hemen aşağıya koşarlar ve adama yetişip sorarlar:

— Amcacığım rahatsız ediyoruz kusurumuza bakma fakat biz aramızda bir iddiaya girdik derler ve zanlarını anlatırlar.

Adam gülümseyerek gençlere:

— Evladım sakın ola siz siz olun zanla hareket etmeyin. Ben de az evvel yelleneceğimi zannetmiştim ama…

Ey Dost!

Bu darbeciler koyunlarında ne zanlar beslemişlerdir kim bilir?

Fakat şimdi yürüyüşleri bu adamınkine benzemiyor mu?

Mescid-i Dırar

Mescid-i Dırar yıkıldı.
Ya kaybettirdiğimiz yıllarımız?

Kaç sınava girdik çıktık…
“Hayırlısı olsun”un dahi yaraladığı delikanlı gururumuz…
Ertelediğimiz hayallerimiz…

Atılan bu insanların girdiği sınavlar tekrar değerlendirilmeli…
Devlet buna kadirdir.

İade-i itibar en tabii hakkımız…
İşi kolaylayınca o da olur inşallah…
MK

SÜRGÜN AMA NEREYE?

Malum olduğu üzere yakın dönem tarihimizde Osmanlının hafızamızda kalan bir kitlesel tehciri bir de mübadelesi vardır.

Birisi dedelerimiz savaş meydanlarında 8-10 yıl cephe cephe gezerlen arkada kalan kadın, çocuk, genç kız, sakat vb. halka zulmeden Ermeni çeteleri için çıkarılmıştır.

Diğeri ise Rum ya da Rum zannedilen Türk asıllı -İstanbul hariç- Osmanlı tebası için çıkarılmıştır.

Her iki kitlenin de halk kesiminin tamamen masum fakat çeteleşmiş ciddi bir çoğunluğunun yaşadığı topraklara, halka hain olduğu kesindir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın “tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet” dediği bu yapılanmadan çok farklı olmadığı anlaşılan bu iki kesim “dur” demedikleri bir ihanet çetesinin kurbanı oldular.

Devlet 3 kıtada kıyamet kopuyorken suçlu-suçsuz ayrımına gidecek ne enerjiye sahipti ne de insan gücüne.

Lut kavminin helakında gece namazı kılanlar nasıl ki helaktan kurtulamadı ise bunlar da aynı şekilde tehcirden kurtulamadılar.

Osmanlının son Şeyhül İslamı Mustafa Sabri Efendi’ye gelerek:

-Efendi ben de Osmanlı tebasındanım. Durumunuzu görüyorum. Ben ayakkabıcıyım. Oğlunuza bu zanaatı öğreteyim hiç olmazsa bir faydam dokunsun, minvalindeki sözleri ile dediğini yapmış ve çocuğa zanaatı öğretmiştir.

Aile biraz sebze, meyve yiyebilmişken oğlanın kolu kırılır ve bu işten de mahrum kalır. Burası takdir fakat tabanı oluşturan millet-i sadıkan mensubu görevini yapmıştır.

Mustafa Sabri Efendiyi ful yeme eziyetinden kurtaran bu Ermeni Türkiye ve Türkçe için göz yaşı döken Yunanistan’a sürülmüş Karamanlı bir Hristiyan Türkten – ki Rum zannı ile sürülmüştür- daha az Türk değildir. Mayası Osmanlıdır çünkü.

Şimdi “ihanet” kısmının itlaf edilmesi gereken bir örgütle karşı karşıyayız.

İmralıda tavukla beslenen şerefsizin yanına koyulacaklarsa bu millet bunun hesabını yapanlara sorar. Tutuklandıklarında yüzlerindeki alaycı ifadeyi gördük.

Belki de Mehdilerinin kendilerini kurtacağını sanan bu hainler yıllarca orta ve tabanı “şefkat tokadı” ile tehdit ettiler.

Bizler “selamün aleyküm”ün “Müslüman” kapılarını açacağı zannını taşırken onlar devletin kurum ve kuruluşlarına itlerini alırken abilerine ablalarına sordular.

Kapılarında bağlılığını kanıtlamış itlerini yükseltirken vatan evlatlarını yıllarca süründürdüler.

Aynı kaynaktan beslendiklerini söyledikleri diğer Nur Talebelerini afaroz ettiler. Yazıcı ve Okuyucuların onların gözünde düşmandan bir farkları yoktu. Çünkü Mehdi onlardaydı. Diğerleri sapkınlık içindeydi onlarca.

Yıllarca kullandıkları diyalog, sevgi, hoşgörü hep İsraile karşı imiş.

Müslümanın bırakın hoş görmek yaşamaya dahi hakkı yokmuş bu şerefsizlerin kitabında.

“Kişi sevdiği ile beraberdir.” düsturunu kanıtlarcasına şimdi sevdiklerinin yanındalar.

Sevdiceği kendisini ifşa edeceğini bilmese bir peçete gibi çoktan atacak ama iş içinde iş var.

Matruşka gibi bir sarmalın içindeki ilişkilerin ifşa olması işlerine gelmiyor.

Böyle olmadığını gösterecek en küçük bir hareket sergilemediler. “Siz onarın dinine dahil olmadıkça onlardan size dost olmaz.” ilahi kuralınca sözde dostluklarını güçlerine güvenerek devam ettirmeye yönelik mesajlar veriyorlar.

Sakın beni suçlama dercesine aba altında sopa göstermeyi de unutmuyorlar. Keser döner sap döner gün gelir hesap döner elbet. Bu dünya ne sömürenleri gömdü. Ne Neronlar, Cengizler, Napolyonlar, Hitlerler, Leninler, Stalinler geçti üstünden. Şimdi yerlerinde yeller esiyor.

Benim içinden çıkamadığım soru şu:

“Ermeniyi, Rumu bir şekilde tehcir/mübadele ettik de bu şerefsizlerden nasıl kurtulacağız?

İhanetin içinden olup da ibadet ve ticaretin içindeymiş gibi takiye yapanları nasıl ayırt edeceğiz?

Ekrem Hakkı Ayverdi rahmetli bir davette aslında tanıdığı ama ahlaksızlığı sebebi ile sevmediği bir namussuzla bu durumdan bihaber ev sahbinin tanıştırma girişimine:

-Beyi daha evvel tanırdım. Şimdi tanımıyorum! demiş.

Biz de öyle mi diyeceğiz?

Daha tehlikelisini söyleyeyim. Bu şerefsizler kamudan uzaklaştırılıp tarlaya doğru sürüldüklerinde çiftçiliğe, çobanlığa başlayacaklar. Tohumla ve gıda ile oynacaklar.

Tıpkı Mavi Marmara’da itaat edilmesini buyurdukları ağababalarının yaptığı gibi.

Mehdilerinin intikamını bu alanlarla gıda ile oynayarak almaya çalışırlarsa vay halimize.

Devlet bunu da düşünmeli ve tedbirini almalıdır.

Ama nasıl?

El emrü fevkal edeb

Sayın Başbakan diyor ki “Hava kuvvetleri vurun emrimi iki saat geciktirdi.”

Belli ki farklı ifadelerle aynı şeyi anlatan şu kural ihmal edilmiş:

1. Def-i mefâsid, celb-i menafiden evladır. (=Zararı yok etmek, fayda sağlamaktan önce gelir.) Mecelle.

2. El emrü fevkal edeb. (=Emre uymak edepten önce gelir.)

3. Ehemmi mühimme tercih. (=Acili normale tercih etmek)

KABİL KOMPLEKSİ

“Her dudakta aynı rezil şikayet: yaşanmaz bu memlekette!
Neden?

Efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu bu lağım kokusu mu?

Hayır, onlar Türkiye’nin insanından şikayetçi. İnsanından yani kendilerinden.

Aynaya tahammüleri yok.

Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını yaşanmazlaştıranlardır.

Türk aydını Kitab-ı Mukaddesin Serseri Yahudisi … Hangi Türk aydını?
Kaçanlar ne Türk, ne aydın. Bu firar bir Kabil kompleksi.

Cemil Meriç (Bu Ülke, s. 95)

Küçük üfürükçü terör örgütleri (KÜFTÖ) büyüyünce ne olurlar?

Adam Arapça koyun anlamına gelen “ganem” kelimesinden başka bir şey bilmediği halde Arapça biliyorum diye geçiniyormuş.

Bir mecliste biri sormuş

– Kuzuya ne der Araplar?

Adam önce afallamış sonra toparlayarak cevap vermiş:

– Ona bir şey demezler. Beklerler büyüyünce ganem derler.

Dini kullanarak dine zarar veren Üfürükçülerin FETÖ gibi büyümesini beklememeli devlet. Değilse bir otuz yıl sonra ÜFTÖ diyeceğiz bugün adını koyamaz isek.
Vesselam.
MK

MÜCAHİD ERDOĞAN! MÜCAHİD MECLİS!

Cehd ‘içe yönelik, nefse, savunmaya yönelik bir davranıştır.’ gazv ‘dışa yönelik bir davranıştır.”

O zaman Cihâd içe yönelik bir tehdidi bertaraf etmeye; gazâ ise dışa yönelik ilây-ı kelimetullah için hücum etmeye denir diye kısaca tanımlayabiliriz bu iki kavramı.

Türk akıncıları yani “gazileri” Balkanlara “gazaya” çıkarlardı.

Afganistanlı, Bosnalı mücahitler ‘direnişçiler’ vatanlarını savundular.
Mücahid Erbakan rahmetli içeride bir soğuk savaşın muhatabı olarak 28 Şubattan sonra bu unvanı fiili olarak da hak etmişti. Şimdi 15 Temmuz kalkışmasından sonra “Mücahid Erdoğan” sözü kullanılmalıdır. Çünkü cihadı doğrudan yönetmiş ve savaş meydanında hatta hava sahasında tacize uğrayarak cihad etmiştir.

Bu yeterli mi?

Hayır aynı zamanda başkaldırıya karşı ilk andan bu yana tepkisini koyan ister fiili olarak sokağa çıkmış ister rahatsızlığı sebebi ile diliyle ve kalbiyle buğz etmiş olsun bu necip millet Mücahit sıfatını fazlası ile hak etmiştir.

Bombalanan meclise gazi meclis denilmemelidir. Meclis Mücahit Meclistir.

“Ölürsen şehit, kalırsan gazi” tabiri kurtuluş savaşında Rus, Yunan, İngiliz, Fransız, İtalyan, Avustralya ya da bilmem ne belâ devletlere karşı savaşan ecdadımız için kullanılmıştır. Özel olarak yaralananlar için “gazi” tabiri kullanılabilir fakat yaralanmayıp bu cihada katılanların tamamı Mücahid’dir.

“Mücahid Erdoğan” tabiri bize “Gazi Erdoğan” tabirinin de yakın olacağını müjdeliyor.

Batının menfur darbe girişiminin haklı savunmasını haksızmış gibi gösterme çabaları da aslında bu korkudan kaynaklanıyor.

“Türk Korkusu” sendromları depreşti.

Ölmez sağ kalırsak biz de duhul edip ecdadımızı bu şenlikte yad etmek isteriz.

MK
05.08.2016

Ne ez-tû rükû ne ez-men kıyâm

“Ne ez-tû rükû ne ez-men kıyâm
Selamünaleyküm aleykümselam.”

Tam Türkçesiyle:

“Ne senden rükû ne benden kıyâm
Selamünaleyküm aleykümselam.”

Kısaca;

“İblis görsün yüzünü!”

Sağ elle verirken dikkat!

Az önce metroda bir babanın telefon konuşmasında kanserli çocuğu için feryadını, paraya olan ihtiyacının aciletini dinledim. Maske takmış on yaşlarında çocuk da yanındaydı.

480 liralık parayı bulamazsa çocuğunu hastaneye almıyorlarmış. 18 yaş altı malumumuz ama öyleymiş.

İstanbul’da aynı taktikle yediğim iki otobüs bir su parası 5 liralık kazık aklıma geldi. Onu peşin vermiştim. Safmışım.

Adama “ben de Gazi Hastanesine gidiyorum beraber gidelim” dedim. Gerçekten dediği gibi ise doğrudan parayı hastaneye yatıracak ve emin olacaktım.
İndik, yürürken adama bir kaç uzmanlık sorusu sordum: çaktı.
Gazi hastanesine yaklaşınca sözde bir ablası var onunla telefonda konuşuyor.
Ablası 200 tl Yenimahalle onkolojiye yatırılmış ve alması için geri dönmeliymiş. Üstünü tamamlayabilirse Gazi’ye geri dönecekmiş.
Gerek yok ben tamamını yatıracağım dedim. Israrıma kızdı.

Bunların ikinci taktiği tamamı olmasa da bir miktarını peşin koparmaktır. Onu da yutmayınca o ihtiyacı olan ve çocuğu için çırpınan adam gitti nasıl bunu atlatırım derdine düşmüş adam geldi.

Ayrıldık.

Bu modelleri o kadar çok görüyoruz ki bu utanmaz yüze aşinayız artık.

Vicdan ve zaman hırsızı bunlar.

En az kazandığın kadar nereye sarf ettiğine de bakmalı insan.

Sağ elin verdiğini bazen alan kişinin eli dahi görmemeli. Bu örnekte olduğu gibi.

Vesselam.
MK
17.08.2016

Araç çubuğuna atla