İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Zehir zıkkım olsun!” Bedduasının Anlamı

Zehir kelimesini TDK Sözlüğünde 1. Organizmaya girdiğinde kimyasal etkisiyle fizyolojik görevleri bozan ve miktarına göre canlıyı öldürebilen madde, ağı, sem: mecaz anlamıyla büyük üzüntü, acı, keder, sıkıntı diye tanımlamış. Zıkkım kelimesini ise zehir, ağı; mecazen sıkıntı veren kimse veya şey şeklinde açıklamış. Türkçe’de yakın anlamlı kelimelerin tekrarı hadisesi yaygındır da ecdat neden acaba zehir ve zıkkım kelimesini seçmiş? Yukarıda geçen ağı ve sem kelimelerini neden ikileme olarak kullanmamış mesela? Yada “zehir ağı olsun!” dememiş? Buna doğru cevap verebilmek için tanık gerekir. Yani kaynak göstermelisiniz. Ben şimdi yazacaklarıma bir kaynak gösteremiyorum. Sadece şununla bunu birleştirince bu çıkıyor bence diyebilecek durumdayım. Biraz uzattım sadede geleyim.

Efendim, malum zehir zıkkım olsun deyimi bir “hak yeme hadisesi” varsa söylenir. İster bir kulun hakkını, isterse ümmetin hakkı yensin hemen birisi yapıştırır “Zehir, zıkkım olsun!”. Şimdi burada anlaşılmayan bir şey yok ki diyeceksiniz. Haklısınız. Ama ben hadiseye başka bir pencereden baktım gördüğüm manzarayı size arz etmek için bu satırları kaleme aldım.

Malumdur ki zehir ya hasta eder ya da öldürür. Çok acı bir şey için de “zehir gibi” tabini kullanırız. O zaman sözlük anlamının gerçek ve mecaz anlamıyla “zehir olsun! kısmı anlaşılıyor: “Bu dünyada ağzıyın tadı maddi ve manevi olarak hiç yerinde olmasın!” manasına geliyor dersek kimsenin itirazı olmaz sanırım. Peki şu zıkkım ne menem bir şeydir? Efendim, bilenler bilir zıkkım Arapça “zakkum” kelimesinden muhaffef bir kelimedir. Muhaffefliği de Türkçe’deki “düz ünlüden sonra düz ünlü gelir” kuralını hangi şekilde yaşayarak geldi bilmeden düzü de yuvarlağı da daraltarak sağlamış. Zakkum muhtemelen zakkım sonra zıkkım olmuştur. Latince ade “nerium oleander” olan bu akdeniz bitkisi albenisi ile cezbedici bir görünüme sahip. Taş gülünü andıran nefis renkte çiçekleri olan bu bitikinin kökü zehirli imiş. “Zıkkımın kökünü ye!” de buradan geliyor zaten… Bu zakkum bitkisinin ilginç bir özelliği de ateşe dayanıklı olmasıymış. Ama “zehir zıkkım olsun!” bedduasındaki zıkkım bu zıkkım değil… Zira Kuran ve hadislerde geçen “zakkum” bitkisi bir cehennem bitkisidir. Yedikçe susatan bu bitkinin dünyadaki ile ilgisinin olup olmaması mühim değil bu bedduada. Bedduayı yapan aslında şöyle diyor: “Bu dünyada yediğin, içtiğinden zevk alma! Büyük üzüntülere gark ol! Dert ve sıktıntı dünyada yoldaşın olsun! Buraya kadarı zehir ile igili olan kısmıydı. Zıkkım ile olan kısmı da: Öbür dünyada da zakkum ye! Dolayısı ile “cehenneme git!” diyor. Sadece bunu demiyor, bundan emin…
Bir Allah dostu şöyle bir tavsiyede bulunurmuş etrafındakilere “Allah Rahman’dır, Rahim’dir, Gaffar’dır. Kendisine karşı işlediğiniz şirk haricindeki günahları affedebilir. Sakın kullarına borçlu gitmeyin! Onlar sizi affetmedikçe Allah sizi affetmez!”
Ne demiştik başta? “Zehir zıkkım olsun!” bedduası bir haksızlık karşısında yapılır. Yani kul hakkı yiyen birine karşı söylenir bu söz. E kul hakkı yiyen de cehennemde cezasını çekmeden cennet yüzü göremeyeceğine göre beddua “bu dünyada da öbür dünyada da bedbat ol!” manası almıyor mu? Budduada kelimeyi seçen halk denen büyük usta zehri de zakkumu da boşuna kullanmamış yani…
Allah kul hakkı yemekten, haksızlığa uğramaktan, bilmeden edilen haksızlıklar sebebi ile helalleşmeden bu dünyadan göç etmekten bizleri muhafaza eylesin.

Selam ve dua ile…

Mustafa KAYIHAN
25.08.2022
ANKARA