İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Destan-ı Zaman


Tanıtmak gerektir gelecek nesle

Kimlerdir bu günkü erkan-ı devlet

Bu destanı yazdık bir tek hevesle

Maksad ü gayemiz millete hizmet.

Erkanın başında reisi gelir

Her emri bir nass-ı kati’ gibidir

Haşa sümme haşa Allah mı nedir

Ne şerik tanır ne başka bir kudret.

Memlekette o dur hâkim-i mutlak

Sıfatı bî-şerik, vasfı ene’l-hak

Düsturu değişmez yıkılsa afak

Nefsinde müctemi’ sıfat-ı vahdet.

Etvarı pür-gurur, revşi pür-eda

Kendini görür hep dev aynasında

Anutdur, misal-i har-ı bed-sada

Baba hindi gibi satar azamet.

Kayalar içine tuzağı kurdu

Muhalif olana saldırdı durdu

Hırs-ı mevki ile yakıp kavurdu

Milletin başına kesildi afet.

Toplayıp ahıra birçok koyunu

Oynatır bunlara orta oyunu

Cumhuriyet diye başka mazmunu

Yutturur millete bî-ar ü haşyet.

Erkanın ağzına takmış yular

Hepsinin gemini elinde tutar

O sürer bu itler koşar ve salar

Şahsıdır devlete yegâne mesnet.

Saik olma sakın hiç kiddetine

Düşmeye gör çah-ı pür-nikbetine

Maruz kalma sakın husumetine

Yakanı bırakmaz dest-i felaket.

Bak, görülmez oldu Ata’nın resmi

Bir yerde anılmaz mübarek ismi

Nerede yatacak bilinmez cismi

Bozmağa çalışır bu nuru zulmet.

Önünde eğilir bütün dik başlar

Şu bildiğin mahut eski yoldaşlar

Onu takdis eder Ata’yı taşlar

Bat yerin dibine ey nesl-i zillet.

Birkaç şahsı rana münezzeh bundan

Onlara cah olmuş kuşe-i nisyan

Ahval-i milleti görüp perişan

Bab-ı Zülcelalden dilerler rahmet.

Sahha-i kelamdan atıldı erler

Meydan-ı sühanda kaldı bî-şerler

Buna ey Matuhum bok yeme derler

Vuruldu dillere tavk-ı esaret.


Bize gülzar lazım, değil in önü

İsmini çaldılar şanlı “İnönü”

Heyulaya benzer İsmet İnönü

Onu başbuğ yapan ayana lanet.

Keşti-i devlette idi bir zaman

Refik-i şefiki sarsak bir kaptan

Verince uğruna canını kurban

Bir Saraçzadeye giydirdi hilkat.

Bu da bir esnafın tıfl-ı ferzendi

Mizacı âliyi bilenlerdendi

Boynuna takıldı vezirlik kemendi

Nâehlini buldu taht-ı vezaret.

Ödemiş dağları onun yatağı

Zeybekler yurdunda sürtmüş ayağı

Efeler koynunda sönmüş çerağı

Kucaktan kucağa etmiş dehalet.

Mizaçgirlikte bir üstad-ı bülend

Ağyara, gösterir ruy-i dilpesend

Yüze gülüp vurur arkadan kemend

Onu gören sanır bir melekhaslet.

Halbuki hiç uymaz dışına içi

Girer her kalıba ödemiş piçi

Başbuğun elinde şeytan çekici

Şahsı bîdirayet, zatı bîhaslet.

Tavşana der kaç, tazıya der tut

Haricen efendi, batınan haydut

Hem Rüstem-i Zal hem esir Nemrut

Eşi görülmemiş bir rükn-ü devlet.

Ne ilm ü fazlı var ne irfanı var

Ne aklı fikri var ne izanı var

Ne din ü zikri var ne imanı var

Sarmış benliğini küfr ü cehalet.

Şahsını gören der bir zat-ı kerim

Şayan-ı itibar, şayan-ı tekrim

İç yüzüne bakma, hadesden sakim

Biliriz nedir o mar-ı siyaset.

Kaziptir aldanma sıt ü şöhreti

Emr-i idarede bilmez ebcedi

Çarh-ı ikbalin bu ruy-ı esvedi

Her zaman bulur bir taht-ı vekalet.

Bilinmez hikmeti itibarının

Düşmez nikbete ne bugün ne yarın

Sırtının desteği bilekten kalın

Bir taksimde kalmaz haric-i kısmet.

Birçok vekaletin oldu vekili

Anılır her yerde nam-ı zelili

Mâliyede güldü baht-ı cemili

Bir vurgun vurarak kazandı servet.

Ona bu zenginlik erişti birden

Esham-ı düyunu umumiyyeden

O kuponlar kıldı bunu müemmen

Döndü bir Karun’a pir-i zaruret.

Kalmadı bu kar da gizli kapaklı

Bizde hangi bir iş kalır ki saklı

Rakkamın hanesi alırken aklı

Bir şahs-ı “Nazif” de buldu ganimet.

Anlattı vak’ayı selef halefe

Ödemiş uşağı konuldu tefe

Varınca bu itler maksud hedefe

Ne şikâyet kaldı ne muhalefet.

Vezarete geçdi bir adam şanla

Ne zamana kaldık hale bak anla

Ödemişte göbek atıp fistanla

Vezaret sadrını kıldı bî-iffet.

Efeler çömezi olur mu vezir

Yapmadı cihanda bunu bir emir

Ona laf anlatmak bir emr-i asir

Sen yetiş imdada ey Rabbüssamed.

Erkandan bir de mahut Ağralı

Çingene suratlı, alnı karalı

Muhtekirler şahı, vurgun kıralı

Sözü bed, özü bed bir şahs-ı ebred.

Ne hak tanır ne de kanun u nizam

Ne usul bilir ne kayd u intizam

Yegâne hâkimi: Şahs-ı Muazzam

Yegâne taptığı Allah da kuvvet.

Edremit’in sarıp yüce dağını

Zeytin ağacına serdi ağını

Yem yaptı vurguna zeytinyağını

Kimin haddine ki ede şikâyet.

“Halik”-i azamla hazreti “Ömer”

Girdiler bu işe üçü beraber

Duyunca bu hali hep muhtekirler

Kaldılar egüşt ber dehan-ı hayret.


Hep düşeş kondurur attığı zarı

Karun görmemiştir yapdığı kârı

El alem duydu da bu ihtikarı

Duymadı şu Sağır Sultan ne hikmet!

Çingenelik kanı damarında var

Yahudilik huyu kanında kaynar

Bir metelik için bin takla atar

İliğine işlemiş cimrilik, hisset.

Hafız gibi okur “Allah versin”i

Baş hahamdan almış sanki dersini

Gösterir fakire elin tersini

Zengine uzadır keşkül-ü minnet.

Vergi tarhında da o mahirdir pek

Gözyaşına bakmaz, zalimdir köpek

Komadı bir evde kap, çanak, çömlek

Hepsini yutar bu mar-ı cibayet.

Kaç yıldır milleti vergiyle s*kt*

Köylü, esnaf, memur hepsi bitikti

Sağlık vergisi her g*t* tüy dikti

S*k*lecek ne er kaldı ne avrat.

Yerinde kalırsa üç dört yıl daha

Kalmaz hiçbir işte ümmid-i reha

Milli servetimiz ermez felaha

Kaldıkça başında bûm-u şeamet

Kurtar bizi ya Rab, şerrinden kurtar

Yoksa bir gün gelir, vallahi tutar

Dinini kafire bir pula satar

Elde ne Sen kalırsın ne Muhammet.

Erkanın biri de Said-i zeman

Değirmi suratlı ebleh bir insan

Yıllardır görmedi böyle bir bakan

Kurulalı beri taht-ı Ticaret.

Düzene girmedi ticari işler

Bu eski yaradır, daima işler

Kuvvetli çeneler hep onu dişler

Eyvanını sarmış acz ü meskenet.

Ticari hangi bir taşı kaldırsan

Bin bir türlü huda çıkar altından

Buna ne akıl erer ne fikr ü iz’an

Sarmış erkanını hırs-ı menfaat.

Beş senede yedi vekil değişti

Bu vekalet işi menhus bir işti

Her vekil bu işte kötülemişti

Aczini meydana vurup akıbet.

En son bu taht oldu öküze nasip

İnsan suretinde halk etmiş Habib

Ne mutsuz tahtmış bu taht-ı mesaip

Kim geçse başına yağar musibet.

Halef olamadı kimse “Bayar”a

Kalayla vurulmaz altın ayara

Onun gitmesiyle açılan yara

Bu akl-ı kıtlarla bulmaz ifakat.

Katarın önünde gelir “Kesebir”

Boyu uzun, aklı kısa bir tacir

Az zamanda oldu foyası zahir

Bir püfle söndü bu şem-i celalet.

Onu takip etti bir şahs-ı gaddar

“Hüsnü Çakır” denen şaki-i hunhar

Irz ehline düşman, fısk ehline yar

Kıldı vekaleti cah-ı adavet.

Astığı asdıkdı kestiği kestik

Çok sürmedi şükür bu vaz-ı mühlik

Yed-i “Cezmi” ile silindi bu pislik

Pek az sürdü lâkin bu devr-i satvet.

Dert verip tahtından felek ayırdı

“Topçu” eşeğini bu işe kayırdı

O bol arpa yiyip zır zır anırdı

Çekildi ahıra o da nihayet.

Tahta calis oldu bir şahs-ı “Mümtaz”

Her ipte oynayan mahir bir cambaz

Devirdi onu da tali-i nâ-saz

Ona halef oldu İzmirli “Behçet”.

Yangın yerlerini fuar yapmakla

Şöhreti olmuştu âlâ ü bâlâ

Vekil olmak fakat gelmezdi akla

Bunu da gösterdi yed-i keramet.

Kazmayla kazıdı türabı bahtı

Bulundu nihayet vekillik tahtı

Tıp ailesinin bu piş evladı

Vuslat-ı taht ile oldu cenabet.

Az zamanda çıktı aslı meydana

Kıçına tekmeyi yedi o anda

Partiye lazımdır diye bir manda

İstanbul şehrine koşuldu şirret.

Onun da yerine şu “Sait” geçti

Bu, haza öküzü bilmem kim seçti?

Kendi ebennaka, aklı gegeçti

Bu tahtın kısmeti böyle, ne hikmet.

Vekilin gafları dille sayılmaz

Erkanın cehliyse hiç anlatılmaz

Bu kös dinlemişler bir şeyden yılmaz

Ellerinde demir kalkan cehalet.

Vekilinden tut da kapıcıya dek

Elifi görseler sanırlar mertek

Bu işte hepsinin kafası kelek

Geçer akçadır bu kıllet-i fikret.

Maliyyede olur belki bir kevkep

Ticarette fakat cehl-i mürekkep

Onu bu kapıya bağlayan Merkep

Mükerrer şeddeli eşektir elbet.


Kes bu bahsi, söze nihayet gelmez

Bu muazzam işi o cahil çelmez

Bu sözler Sağırın kulağını delmez

Yıllardan beri kös dinliyor hazret.

Maariftir dedik işin düzeni

Oradan yetişir erkeği, zeni

Döndüren kim bakdık bu değirmeni

“Hasan Ali” denen şahs-ı azamet.

Girmeden evvel bu işin içine

Bir göz atalım şu irfan piçine

Sen bakma binanın taş, kerpicine

Bünyanında olsun tek ki resanet.

Gördük iç yüzünü, anladık hali

Bilmeyen pek çokmuş şarkı, şimali

Hasan’ın boynuna olsun vebali

Bu işde de kaldık yine tehidest.

Mektebe bakarsın, destek görürsün

Hocaya bakarsın, gevşek görürsün

Talibe bakarsın, kelek görürsün

Ağız açmış zevke gûl ü cehalet.

Bir devr-i terakki açıldı dedik

Başımızdan büyük bir herze yedik

Hep önler bozulmuş, hep kıçlar delik

Buna ne mertek kar eder ne mesnet.

Mekteblerin hali müzmahil, berbat

Hepsi bir menba-ı uyub ü fesat

Ne disiplin var ne rabt ü inzibat

Eyvanını sarmış fısk u rezalet.

Hepsi sakfı çökük, muhtaç-ı tamir

Sıralar kırılmış, çürümüş sedir

Ne ders âlâtı var ne şem-i tenvir

Gamhaneye dönmüş dar-ı saadet

Hocalerın hali bundan perişan

Bunu hiç görmez mi erkan-ı zişan

Yüzlerine güler sabi ü sübyan

Bu ne falsefedir, bu ne zihniyet.

Açlıkla yolsuzluk belini bükmüş

Sıklet-i sefalet omzuna çökmüş

Meğer bar-ı hayat taşınmaz yükmüş

Kadide döndürmüş onu zaruret.

Sabahtan akşama kadar didinir

Feragat imanı, sabır dinidir

Bu halete bilmem sizde ne denir

Tıp dilinde adı: illet-i cinnet.

Yıkık bir tekkedir mekân ü cahı

Muallim olmaktır bir tek günahı

Mekteb-i “Ali”yken hem de penahı

O, tekkede çeker huy u sefalet.

Bin dert doğururken leyl-i mükedder

“Gün doğmadan” diye başlayıp itler,

“Meşime-i şebden neler doğar” der,

Takarlar boynuna tavk-ı feragat.

Beşer takatinin dışında bu iş

Yoksuzluklara ne tahammül ediş

Daimi kalırsa eğer bu reviş

Ne mektep kalır ne hoca ne velet.

Tullab-ı vatana gelince söz: Pes. .

Allame olurlar okumadan ders

Namusa dik bakar, fazilete ters

Sarmış ruhlarını dûd-ı sefahet.

Çalışmak ne demek, kitap ne demek

Varken cazbandla dans, içkiyle ahenk

Er: sıvışık çamur, kız: sürtük etek

Sukut-u ahlaka misal-i dehşet.

Medeniyet nuru, ilim çerağı

Öğretmene hürmet, büyüğe saygı

Yarını düşünüp bugünden kaygı

Medlulü bi-mana, kavli bi-kıymet.

Gül, oyna, gez, eğlen, çalışma sakın

Ey talip, bu ise bu günkü hakkın

Yarın da başına gelince aklın

Sana fayda vermez ah ü nedamet.

Ağustos böceği senin misalin

Onun encamında görünür halin

Zevale erince mihr-i kemalin

Ruz-i sefid olur leyle-i haşmet.

Maarifin revş ü ruhunu tahlil

Biz dünküler için bir emr-i müşkil

Görüş başka görüş, dil başka dil

Göz açık, kapalı çeşm-i basiret.

Talebenin hali endişeaver

Hocaların hali mucib-i keder

Mekteplerin hali haraptır ekser

Mizana vurulmaz böyle dirayet.

Doğruyu söylemek lazımsa eğer

Deriz, boşmuş meğer bütün ümitler

Vekil oldu yaptıkdı iyd-i ekber

Çekilirse olsun iydimiz sermet.

İnhisarın Suat Hayri vekili

Reis-i azamın mahbub-u dili

Onu maslahata oturtan eli

Öpüp başına kor esnaf-ı millet.

Meclisi yaranda bir nevcivandır

Maslahat üstünde fi’li yamandır

Civana mültefit, pîre düşmandır

Meftun u hayranı her şab-ı emret.

Mürşit oldu çömez bu genç çağında

Olgunlaştı, erdi pir kucağında

Düzen erdi ona halk ocağında

Açtı kör bahtını taht-ı vekalet.

Vekil oldu deyin Ürgüplü o zat

Vasfını tavsife bulunmaz sıfat

“Kul hüvallahü” der de demez “Ahat”

Gocunur havfiyle Seyyidül ümmet.

Vekalete geçti, hilmi bıraktı

Gümrük semasında berk olup çaktı

İnhisar hakinde sel olup aktı

Koptu o alemde kızıl kıyamet.

Artık hayrı seven insan değildi

Bir kuvvet önünde yalnız eğildi

Mahiyyet-i kârda asla zeyildi

Nemrud-u zalime okuttu rahmet.

Onun için vicdan u mantık boştu

İdare çarhına gayzını koştu

Kuvvet-i cah ile kabardı coştu

İnhisar iline çöktü felaket.

Kalmadı hiç eser hüsn-ü siretten

Bir alçak çıkmıştı taht-ı rif’atten

Ne beklersin gafil bu bed-tıynetten

Zalimlere Rabbim vermesin fırsat.

İnhisarlar umum müdürü “Adnan”

Dalaştı bu itle bir hayli zaman

Akıbet eyledi teslim-i inan

Mağlup etti onu satvet-i devlet.

Tıfl-ı adaletin eseri bu mu?

Çok sürmesin sönsün rızk-ı maksumu

Yetmezse nefsine fi’l-i mezmumu

Kalmasın üstünden yaran-ı şehvet.

Kalblere ekdiği asar-ı hüsran

Çeşm-i nâpâkini eylesin nâlan

Ev yıkanın olur hanesi viran

Bu değişmeyen bir emr-i hakikat.

Başını döndürdü birden yükseliş

Ahlakı bozuldu, toy çıktı ibiş

Bu gidişle sanmam tuttursun dikiş

Vekalet tahtında uzunca müddet.

Dest-i “Münif” ile kurup tezgâhı

Gizliden gizliye işleten çarhı

Yine molla beyin dessas parmağı

Bir devirde sönmez bu “Necmi” şevket.

O, hakikat yapar hayal-i hamı

Nik hale kalb eder bed serencamı

Bu toy oğlanlara kurdurup damı

Attırır onlara kemend-i servet.

Sağa sola teper, bakmaz hatıra

Yüklenir mi bu iş yobaz katıra

Çekin Allah için Beylik ahıra

Atmasın kimseye dahme-i nuhvet.

Başımıza geçti elin yabanı

Vekil değil Vallah hamam oğlanı

Dellek bozuntusu, o düztabanı

Yıldız hamamına bağlasın hazret.

Adalet babının Fuad-ı teri

Hakimlik ederdi yıllardanberi

Pir, dedi, ya kulum, yürü ileri

Açıldı pişinde ufk-u mesadet.

Adliyede mühim kargüzar iken

Meclis-i hubanda hoşgüftar iken

Düşmanla dost, ağyar ile yar iken

Devletliden geldi emr ü işaret.

Aniden fırlayıp yerinden “Sirmen”

Saylav olup düştü meclise hemen

Siyaset yeline tutarak yelken

İktisat tahtına vardı nihayet.

“Kün” demiş yaratmış Hak kâinatı

Hazret de “ol” deyip vekil yarattı

Mahkemeden sonra İktisat tahtı

Bizde olur ancak böyle garabet.

Adliyenin adil hâkimi sendin

Zulm ü şekaveti kanunla yendin

Bilmediğin işi ne kabullendin

Sana dar mı geldi bab-ı adalet.

Atıldı köşeye kanun-u ceza

Hükm-ü ulülemre gösterdin rıza

Yapıldı her ne ise emr-i mukteza

Buna ne der bilmem, erbab-ı hikmet?

Hangi tecrübene, hangi bilgine

Güvendin de girdin işin içine

Bu fabrika yapmaz, behey çingene

Izgarayla maşa, kürkle sepet.

Müsteit değilsin bu işe derkar

Bence kabulünün tek manası var

Bazı gizli kastın oldu aşikâr:

Hulus ü tekapu, hırs ü azamet.

Olsa sende biraz hicab u saygı

Bu iş ülkesine sermezdin yaygı

Ağyare gülünçsün, dostlara kaygı

Sardı benliğini hiss-i dalalet.

Vallah seni yapmaz bir Avrupalı

İktisat evinde kenef mandalı

Bizde çıkar yalnız şöhret hamalı

Gülüyor haline erbab-ı hiffet.

İktisat işini kolay mı sandın

Gittin hırs-ı şöhret narına yandın

Bu tevcihten yalnız bednam kazandın

Taht uğruna çöktü on yıllık şöhret

Güvenme bindiğin gönül tahtına

Ansızın uğrarsın haşm ü sahtına

Yıllarca dövünsen kara bahtına

Kafir-i nimete ermez hidayet.

Adliye tahtında oturan vekil

Bir iktisatçıymış, hukukçu değil

Yok, aslı hukukçu da meslek tebdil

Edip iktisatçı olmuş bir mürtet.

Adliyede vekil bir iktisatçı

Hukukçu başında iktisat tacı

Bu ne ters iş ya Rab, sen bize acı

Ocağına sığındık eyle merhamet.

Bizde mi olur hep böyle garaip

Kimden çıkar böyle karar-ı acip

Bizlere olmaz mı bir işte nasip

Kararda isabet, fikirde sıhhat.

İhtisas sahibi olan ezkiya

Bir fırıldak gibi tâbî havaya

Sorsan seciyyesiz o maskaraya

Bana para lazım der, değil siret.

Sen de bu zümreye nasıl katıldın

Söyle behey “Rıza” kaça satıldın

Yoksa bu boş tahta neye atıldın

Yetmez miydi sana eldeki nimet.

Şerefini satdın kesb-i şan için

Sukut ettin köhne bir mekân için

Alçaldın muvakkat bir ünvan için

Hâk-i mezellete düştü necabet.

Kıçını öperek beyin, paşanın

Sen yükseldin, fakat alçaldı şanın

Kahpedir sıfatı dönek insanın

Alçaklıkla tev’em “Rıza”-yı zillet.

Yarının ahıdır bu günkü hey hey

Bugünün kölesi dünkü küçük bey

Senin de yegâne yapmadığın şey

Fazilete biat, mesleğe hürmet.

İkbal için yıktın bu günkü şanını

Bugünün de gelir bir gün yarını

Fi’linin yapıp o gün mizanını

Ceza-yı sezanı verir adalet.

Nafiada vekil “Sırrı Day”ımız

Vekiller içinde bir tek ayımız

Tren, yol, köprüyle tramvayımız

Hepsi de edilmiş ona emanet.

Dün iktisatta, bugün nafiada

Yarın bilmem nerde verir kumanda

Öbürgün koşulur çifte, sapanda

Şahsında mündemiç esrar-ı hikmet.

O, ne bir mimardır ne bir mühendis

Fakat hem nabızgir hem de kaselis

Bu evsafa medyun tahtını iblis

İzanını sarmış dud-u gabavet.

Devletin başında derd ü beladır

Hane-i irfanda cevf ü haladır

Sema-yı ihzanda bad ü hevadır

Veçhinde nümayan cehl ü hamâkât.

Taht-ı nafiaysa şimdi mekânı

Yakında meydana çıkar noksanı

Görürsem sorarım saka “Hasan”ı

Kimin kuludur bu şahs-ı melanet.

Koşulsa layıktır bu uyuz sıpa

Çukur bostandaki dişlek dolaba

Eder mi zannettin mevki-i bala

Şahs-ı bedtıynete bahş-ı necabet.

Nâlayıkı edip selefe halef

Haysiyyet-i cahı ederiz telef

İğreti geçtiğin mesned-i şeref

Dûn olan kadrine vermez asalet.

Bahtına güvenme sakın Sırrıyâ

Tahtından düşer de kalırsın yaya

Birleşir mi sandın behey budala

Zulmetle ziya, ilm ile cehalet.

Dağları yıkarmış himmet-i rical

Bizde de yıkıldı ebyat ü cibal

Devr-i harabiye ettik intikal

Seninle mamur mu olur memleket?

Tahtında çok vekil buldu belayı

Hatta dimdik duran “Çetinkaya”yı

Yıkarak şaşırttı bir gün Mevlayı

Senin de başını yer bu vekalet.

Bu tahtı terk edip gittiğin zaman

İyd-i ekber eyler evlad-ı vatan

Yok, inat edip de yine kalırsan

Okuruz milletle ceddine lanet.

Söz münakaleye geldi dayandı

Bu işte de birçok vekiller yandı

Bir evveli asker, sonu kaptandı

Bunlarda görüldü acz-i velayet.

“İnce Dayı” denen bir kabadayı

İstihlaf etti “Çetinkaya”yı

Mazisine bakıp bu macerayı

Hayretle seyretti bütün cemaat.

Yıkılmaz sanılan bu “Çetinkaya”

Püf deyince hazret oldu berhava

Vekillik verildi “İnce Dayı”ya

Bekledik ondan çok gayret ü himmet.

Aradan geçmeden cüzi bir zaman

Deniz işlerinde göztüktü noksan

İlk Hatay’ı verdi cehline kurban

Kırk, elli cana da erdi şehadet.

Sonra da duyuldu savlet-i canan

Dedikodu seli kabardı heman

Tutulup maşayla pis yakasından

Taht-ı vekaletten atıldı “Cevdet”.


Bu sükût namussuz bir sukut oldu

Dahme-i “İsmet”le tahttan kovuldu

İffet etiğiyle manen boğuldu

Çıkmaz alnından bu şin-i redaet.

Ona halef oldu meşhur bir kaptan

Bu nasıb-ı musibi duyduğu zaman

Bayram yaptı bütün evlad-ı umman

Kalplerde uyandı ümid-i nusret.

Bu ümit de fakat çabucak söndü

Esen lodos sıkı poyraza döndü

Zeki sandığımız meğer ne böndü

Kalpleri bürüdü ye’s ü keduret.

Pek acı oldu bu sukut-u hayal

Maalesef çok kalp çıktı amiral

Kök adı değişip oldu animal

Bu nam ile ancak kazandı şöhret.

Herkes koşarken o yerinde saydı

Çıkmaza girerdik tahtında kalsaydı

Baştan geçip giden bu son tasaydı

Az zararla ondan kurtuldu devlet.

İsmi “Ali Fuat”, namı “Cebesoy”

Müheykel bir vücut, uzunca bir boy

Namlı bir general, çok temiz bir soy

Kalmıştı nikbette bir hayli müddet.

Saye-i Hazrette vazife aldı

Evvela nafia içine daldı

Orada uzunca bir zaman kaldı

Eyleyip ibrazı muvaffakiyet.

Sonra geçti bu zat münakalaya

Yetişdi ardından “Nur”ile “Ziya”

Geniş nefes aldı evlad-ı derya

Bu tayinde vardı büyük isabet.

Yalnız bir ruy-i bed olunca ayan

Bu işde olmadı yerinde “Burhan”

Şeytanın gözünden sürmeyi çalan

Bu hinoğlu hinden gelir felaket.

Kovmazsan, paşam, bu ahlak-ı düşkün

Sıçratır üstüne esmayı bir gün

Mağdur-u iftira, tali’e küskün

O gider de kalır sende bu töhmet.

Şahsında ümmidi garip milletin

Meşkur olur bişek hüsn-ü hizmetin

Yakında yükselir şan-ı devletin

Sa’yinle düzelip emr-i seyahat.

Seyr ü sefer işi, telgraf, posta

Telefon işleri, hepsi yakında

İntizam kesp edip gider yolunda

Parlak mazin eder buna şahadet.

Yüzünün akiyle, dilerim Hakkdan

Çıkarsın bu işin çaprazlığından

Çok vekiller kaldı bu işte yayan

Sana nasip olsun paşam bu satvet.

Sıra geldi sıhhat vekaletine

Girmemiş bu işler hâlâ düzene

Başındakilere söven sövene

Görülmemiş bizde böyle rezalet.

Vekilin anılmaz bir yerde ismi

Zümrüd-ü ankadır görünmez cismi

Bilinmez tahir mi yoksa necis mi

Rengi olmayan bir sahs-ı hayelet.

Erkanın eline vermiş yuları

Dolaba koşmalı böyle hımarı

Kendine olurdu olsa medarı

Ona ne hayretsin ilm-i tababet.

Müsteşar olmuş, bak, “Asım”-ı mahut

Bu tayine şaştı abid ü Mabud

Bakıp ona yalar parmağını “Mahmut”

İşi tıkırındadır ezher cihet.

Şu “Asım”dan nasıl müsteşar olur

Deme, olur hem de işgüzar olur

Elinde her formül bir şikar olur

Baç almadan vermez kimseye ruhsat.

Her tarakta mutlak bir bezi vardır

Yani hem müsteşar hem de simsardır

Her ilaç Asım’a sağmal bakardır

Müstahzerat ona birer akaret.

Yağlanmadan cepler ruhsat verilmez

Armağan koyunun postu seçilmez

Bila fülsü ıvaz himmet edilmez

Hall-i dava için bekler işaret.

Zengin olmuş Asım, ne hikmettir bu

Sanma bir eseri şekavettir bu

El uzunluğu bir marifettir bu

Arama bu işde başka keramet.

Bütün akl ü fikri cem’-i nukutta

Yoktur böyle çıfıt kavm-i Yahutta

Ona nisbet solda sıfır haydut da

Derd-i rüşvet onda bulmaz ifakat.

Kurtar biz ya Rab sen bu kalleşten

İşkenbe suratlı kokmuş keleşten

Tezgahını kurmuş, yaşar beleşten

Yetişir yaptığı saman ü servet.

Bu vekalette yok iş gören kişi

Pek sakim gidiştir onun gidişi

Hepsi de parayla görürler işi

Dört bucaktan yağar seng-i şikâyet.

Kös dinlemiş itler, şekva vız gelir

Hepsi de mazluma Nemrut kesilir

Yalnız hulus için boyun eğilir

Kitablarında yok secde-i hürmet.

Sıhhati edecek bunlar vikaye

Nerde güttüğü iş, nerde bu gaye

Onlardan görmese mikrop himaye

Bozulmaz bu kadar umum-i sihhat.

Pistir her gıdamız, pistir her bucak

Bozuk yağdan kenef kokar her ocak

Bir topal bit kurar tifüsle tuzak

Vekalet de yazar tekzibe hüccet.

Ne yenen aş temiz ne içilen su

Hepsinde mikroplar, kurmuşlar pusu

Vekaleti sarmış gaflet uykusu

Kırılır beride efrad-ı millet.

Nezafet imandandır, der dururuz

Bilmem ki kime bunu yuttururuz

Kimini kel sarmış, kimini uyuz

Başı bitli, k*çı b*klu bir ümmet.

Erkanın boynuna bunun günahı

Bir gün gelir tutar ümmetin ahı

Bugün yoksa eğer başka penahı

Yarın hesabını sorarlar elbet.

Bitir artık sözü, bu bahsi kapa

Bu gidişle sözün saracak sarpa

Eşeğe vermekle bol saman, arpa

Eyler mi mübarek tebdil-i tıynet.

Söz sırası geldi dahiliyyeye

Etraflı malumat vereyim diye

Rücu ettim birkaç sene geriye

Mebde-i tarihim: devr-i saadet.

Bu devr-i saadet, Atatürk devri

Tarihlerde yoktur eşi, benzeri

Gayb edeli beri bu peygamberi

Ne velayet kaldı ne de resalet.

Devri saadette “Cemil”den sonra

Geçti vekalete “Şükri”-i garra

Birkaç sene etti hükmünü icra

Delil oldu ona akl ü fatanet.

Yüksekti görüşü, ilm ü irfanı

Fazıl u arifti, pakti vicdanı

Olurdu görüşen her kes hayranı

Zamanla bozuldu bu da nihayet.

Seneler ettikçe vely ü teakup

Yavaş yavaş arttı nisbet-i zünup

Hevesat-ı nefsine olarak malup

Düştü iyş ü nuşa oldu bir bed-mest

İşret sofrasından kanıp kalmazdı

Hemdemi cam-ı cem, gıdası sazdı

Fireni tutmadı, azdıkça azdı

Herkesin diline düştü akıbet.

Şahsında iki ruh oldu nümayan

Biri ayyaş biri sahib-i irfan

Serhoşluk galipti ekseri zaman

İrfanı yenmişti bela-yı işret.

Fart-ı iyş öldürdü ilm ü fazlını

İşret alemleri bozdu aslını

Kadın-erkek hırsı aldı aklını

Ata’nın gaybiyle koptu kıyamet.


İstihlaf edince İsmet Ata’yı

İlk tekmede attı Şükrü Kaya’yı

Refik işgal etti taht-ı valayı

Ona da bak nasip oldu sedaret.

Boş kalan bu tahta ayak üzeri,

Oturttular hemen “Fikri Tüzer”i

”Her uzun ahmaktır.” kelam-ı zeri

Şahsına söylenmiş misl-i hakikat.

Bu tayinin mechul hikmeti nedir?

Şahsının bilmeyiz kıymeti nedir?

Sükutu, yegâne meziyyetidir

Vurulmuş ağzına sanki mihr-i mevt.

Mevta gibi durur samit ü sakin

Neden böyle bifer, ne böyle miskin

Ruz u şeb k*ç*nı meğer “Refik”in

Yalayıp d*z*rmiş, işte bu hikmet.

Kudret-i cismini böyle eritti

Bu yolda geberip cahime gitti

Toprağın içinde eriyip bitti

Böyle kapandı bu perde-i zillet.

Geberip gidince o Fikri Tüzer

Meclis-i milliden doğdu bir peyker

Bidinle değil mi? Bu “Recep Peker”

Şahsiyyet-i mümtaz bir rükn-ü devlet.

Elemli kalplere emniyyet geldi

İşi tedvir eden bir demir eldi

Dahili revşimiz birden düzeldi

Yüzleri kapladı hand-i beşaret.

Ne emir dinledi ne amir bildi

Kanunsuz, nizamsız emre dikildi

Hakim-i mutlaktı esir değildi

Benliğine sahip mert bir sahsiyyet.

Amirane tavrı gitmedi hoşa

Ne ağa tanıdı ne bey ne paşa

Bela kesildi her zulm eden başa

Kalplerden yükseldi avaz-ı minnet.

İnkıyat etmedi hiçbir kudrete

Başını eğmedi zalim kuvvete

Bezl-i hak ederek mazlum millete

Tecelli eyledi hakk u adalet.

Recep ismi oldu dillere destan

Hem “pek”di hem “er”di bu zat-ı zişan

Ürktü kudretinden Sultan-ı Zaman

Endişeye düştü kalb-i riyaset.

Nihayet namerdin kahpe elleri

İzzet-i nefsine vurdu hançeri

İstifaya mecbur etti Peker’i

Münşerih kalpleri sardı keduret.

Recep bir tekmede tahtı devirdi

Bu devir, onunçün kahpe devirdi

Ne vekil vekil ne emir emirdi

Kuşe-i nisyane çekildi iffet.

Çöken tahta “Hilmi” serdi döşeği

Hak düldüle halef kıldı eşeği

Güneşe benzer mi ateş böceği

O ruz-u enverdi, bu leyl-i zulmet.

Hilminin ruhunda tekâpû ruhu

Her emre eyvallah deyip çeker hû

Kendine Rab kıldı pir-i matuhu

Bir taht için idi bunca hacalet.

Hulusu tebasbus ettikçe devam

Kaldı miskin herif tahtında müdam

Mizac-ı hazrete muvafık bu tam

Uydu zillet şin, şine de zillet.

Harici içlere bakınca insan

Başlamak gerektir “Rüştü Aras”tan

Nevi şahsına has yaratmış Yezdan

Tasvire değer bu şahs-ı garabet.

Camekane benzer büyük bir gözlük

Altında gözleri mahmur ve sönük

Kasları mukavves, dudaklar güdük

Burnu iri, sırtı kanburca bir fert.

O bir seyyaredir yerinde durmaz

Gece gündüz gezmekten hiç yorulmaz

Gittiği yerde bir gün de oturmaz

Çanta elde eder daim seyahat

Bir gün Londra’da içer bolunu

Bir gün Romalı’ya takar kolunu

Bir gün de Paris’in gezer holunu

Her gittiği yerde kalır ariyet.

Ona göre hayat formülü bir tek

İçmek, sevmek, gezmek, hayat bu demek

Geri kalan her şey beyhude emek

Sakattır eden bir yerde ikamet.

Dünyayı dolaşır bir hacıyatmaz

Küçük bir fırsatı bile atlatmaz

Arak-ı helale, haram su katmaz

Refik-i hemdemi sehba-yı işret

Nihayet dünyanın bir maskarası

Oldu Türkiye’nin Rüştü Aras’ı

Açıldı İsmet’le sonra arası

Mekân oldu ona kuşe-i izlet

Geçmişti yerine hazret-i Saraç

Herifin kendisi yardıma muhtaç

Menemenli oldu bu derde ilaç

Mihrakına girdi revş-i vekalet.

Dünyadan göçünce “Refik”-i şekip

Sedaret de oldu “Saraç”a nasip

Harici işlere edildi tensip

Menemenlioğlu pür-şan ü izzet.

Vekiller beyninde en değerlisi

Müşkil zamanların bir mededresi

İlmiyle verirdi dünyaya dersi

Karşısında ebkem kalır her devlet.

İntizamam girdi haric-i umur

Sayesinde doldu kalbimiz gurur

Mesaisi oldu mucib-i sürür

Rabbim kem nazardan etsin sıyanet.

Size yazdığım bu Destan-ı Zaman

Hakikati eder ayniyle beyan

Kusurum olduysa affetsin ihvan

Yaşasın Devletim, yaşasın Millet.

H.M.Y