Evlâdı kurban etmek: “Git evlâdım git; ya gazi ol ya şehit.”

Menemenli Tâhir “Osmanlı Edebiyatı” adlı eserinin 98.sayfasında şöyle bir hadise naklediyor:

“Çocuğunu kaybetmek üzere olan bir anneye teselli için Hazret-i İbrahim’in Allah’ın emriyle evladını kurban ettiğini anlatmışlar.
Kadın şöyle karşılık vermiş ki yücelikle hissi inceliğin birleştiği çok parlak bir tablodur:

“Cenâb-ı Hak böyle bir fedâkârlığı bir vâlideye emretmemiştir.”:

Anadolunun kara yüzlü, kara bahtlı anaları bunun istisnasıdır. Kınalı Kuzusunu kurbanlık bir koç gibi kınalar ve Allahına emanet eder.
Doğrudur tarihte iki pedere böyle emir verilmiştir ve bu iki kurbanlıktan muhabbet peygamberi Muhammed Mustafâ aleyhisselatü vesselâm hasıl olmuştur. Kendi ifâdeleri ile “İki kurbanlığın oğlu”dur O.

Türk genci ise Tuna’dan Süveyşe nehirlerde, kanllarda can vermiş; bu türlü renklerdeki topraklara al kan vermiş binlerce ecdadın torunudur. İki kurbanlığın oğlunun ayağının tozuna kurban olduğundan altı yüzyıl cihâna hükm etmiş ve adalet kılıcını zalimin tepesinden eksik etmemiştir.

Balkanlarda hala özlenen bir Osmanlı Barışı dönemini hiç bir vicdan sahibi reddedemez. O kadar ki kendi dindaşları geldiği halde isyan edip onlara karşı savaşan Balkan halkları ve torunları olmuştur. Fakat tarih hükmünü vermiş ve her canlı gibi Osmanlı da ihtiyarlığını tamamlamış ve tarihin kabristanında yerini almıştır.

Bu sosyo-genetik kodları tekrar yakalamadan; onun kurumlarını ihya edip yeniliklere göre yorumlamadan bir çınarın daha kıtalara kök salmasını beklemek bizden önceki bir çok nesil gibi bize de nasip olmayacaktır.

Vakıf Medeniyetini yeniden kurmadan bir Osmanlı olmak mümkün değildir. Zemheride dağdaki kurdun acıktığını düşündüğümüz ve buna yönelik bir vakıf kurduğumuz ana diriliş başlamış demektir. İki yüz yıl sonra belki yeni bir Osmanlı dünyada hüküm sürer.

Write a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla